26/01/2025
Eylül 1930. Şimdilerde soyadını taşıyan apartmanın bulunduğu yerde, Ankara Bülbülderesi Caddesi’nde caddenin henüz dere olduğu dönemde bahçeli bir evde doğmuş anneannem. Dört kardeşin en büyüğü, güzeller güzeli, akıllı ve tutkulu bir çocukmuş. Babası devlet memuru, güngörmüş bir adam olan Hacı Bayram Bey, onu ve bir küçüğü olan kızkardeşini enstitüye göndermiş, her ikisi de hiç meslek olarak kullanmasalar da harika terziler olmuşlar. 18’inde dedem ile evlenip, 19’unda annemi, 2 yıl sonra da dayımı doğurmuş. İkisi de dünya güzeli, birbirlerine ve annelerine çok düşkün, uslu ve uyumlu çocuklarmış.
80’li yıllarda, Ankara Küçükesat’ta onunla geçen yaz tatillerimde benim her nazıma dönerdi. Hemen her gün üşenmeden Kuğulu Park’a götürür, her gece uyuyana dek sırtımı kaşır, kesintisiz olarak sevgi ve şefkatiyle sarıp sarmalardı. Güzelliğine, zekâsına ve mizah anlayışına hayrandım. Hep biraz hüzünlü bakan gözleri vardı, ama komikti de.
Yaklaşık 10 yıl önce, 85 yaş civarında, ufak ufak unutkanlıkları başladı. Pamdemi döneminde o kapanmalar ona hiç iyi gelmedi ve son birkaç yılda demansı çok ilerledi. Öyle ki, sadece ben dahil 3-4 kişiyi hatırlar hale geldi. Ama bilinci bundan 1,5 ay önce tamamen kapanmadanki son görüşmemizde beni tanıyıp hala neşeleniyor olması içimdeki en büyük tesellilerden biri.
Anneanneler zaten genellikle çok sevilir. Ama ben, nasıl anlatsam bilemiyorum, bir başka seviyordum onu. O ortak hatıralarımızı yavaş yavaş kaybederken, ben de yıllara yayılan bir vedanın yasını yaşıyordum. Ama en azından kokusu, sesi, kahkahası hep aynıydı.
Birkaç saat önce onu yıkayıp, paklayıp toprağa bırakırken sanki kendimden de bir parçayı bıraktım gibi. Tarifi çok zor. Seni çok özleyeceğim bandik. Ama sana dair tek bir keşkem dahi yok, sayısız iyi ki’m var, içim çok rahat. Yüce Rabbim seni rahmetiyle sarsın, geçişin kolay olsun, nur içinde yatasın. Canım benim ♥️