Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri

Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri Uzm. Dr. Hasan Basri İZGİ/Psikiyatri

Doktor Bilgileri
Adı - Soyadı :
Hasan Basri İzgi
Mezun Olduğu Okul / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. / 1997
Uzman Olduğu Klinik / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD / 2005
Yabancı Dil :
İngilizce

Deneyimi 2014-Halen Muayenehane, Psikiyatri uzmanı

Tıbbi İlgi Alanları
Biyolojik psikiyatri, Affektif bozukluklar, Psikofarmakoloji, Kronik yorgunluk sendromu

Mesleki Üyelikler
- Türk Psikiyatri Derneği
- İstanbul Tabipler Birliği

Hasılı işten emekli olabilirsin lakin yaşamdan asla! Hekimden sihirli değnek etkisi yapacak bir söz veya bir tavsiye bek...
10/04/2026

Hasılı işten emekli olabilirsin lakin yaşamdan asla! Hekimden sihirli değnek etkisi yapacak bir söz veya bir tavsiye bekler hastalar ki sihirli değnek mucizesi var mı? Bilmem ama hastalıktan kurtuluşta önemli bir kelime var: meşguliyet. Hiçbir organımızı ölmeden ölüme terketmeyelim ve boş bırakmayalım. Gıpta ettiğim bir hastam vardı; seksen dört yaşına rağmen zihni çok berraktı ve halen briç oynuyordu. Entelektüel seviyesi yüksekti ve güncel haberleri takip ediyordu. Karşımda ete kemiğe bürünmüş canlı bir kütüphane vardı. Geçmiş dönemlerde milletvekilliği yapmış bir babanın kızı olması hasebiyle gençliği ülkenin ileri gelen şahsiyetleri ile geçmişti ve yaşanmış hatıralardan çok zengindi. Evinde bisiklete binmeye ve sahilde yürüyüş yapmaya gayret ediyordu. En büyük şikâyeti yaşıtlarının vefat ederek kendisini terk etmiş olmasıydı! İlk muayenemde kendisine hayran kaldım ve sonrasında da hayranlığım devam etti. Mesleğimin gereği pek çok üretken beynin ileri yaş gençliğini müşahede ettim ki kişi gençliğinde var olan üretken beynini yeni bilgilerle güncellemeye devam ederse ileri yaşlarda harika bir beyin olarak karşımıza çıkıyor. Lakin kişi var olan üretken beynini atıl bırakırsa ve güncellemezse maalesef beyni bunamaya namzet olarak muayeneye geliyor. Dolayısıyla altmış beş yaş öncesi beyne ne yatırım yapılırsa bunamadan o kadar korunmak mümkün oluyor. Ayrıca üretken beynin hakkını veren ile vermeyenin bunaması da aynı olmuyor.

Ne kadar zihinsel işlevlerini kullanırsan o kadar bunamayı geciktirebilirsin. Hesap makinası kullanımının revaçta olduğu...
06/04/2026

Ne kadar zihinsel işlevlerini kullanırsan o kadar bunamayı geciktirebilirsin. Hesap makinası kullanımının revaçta olduğu günümüzde gençlerimiz zihninden hesap yapma yeteneği ile vedalaştılar ki önemli bir kayıptır. Olgun yaştaki bir tanıdığım “akıllı telefon aldığıma pişmanım zira zihnimden yapabildiğim hesaplarımı artık yapamaz hale geldim” dediğinde ne kadar doğru bir tespitte bulunmuştu. Düşüncelerinin hakkını verip yaşamazsan var olan düşüncelerinin hükmü kalmaz. İnandığın gibi yaşamaz ve yaşadığın gibi inanır hale gelirsin ki hayati bir kayıp olarak hanene yazılır. Duygularını bastırır da gereklerini yapmazsan duygusal hastalıklara namzet olarak bedeller ödersin. Daha kötüsü ise duygularını kaybedersin. Çocuğunun başını okşamayan, sevgisini dillendirmeyen ve duygusal olarak sığ kalan ebeveyn ne kadar sağlıklı olabilir? Hem kayıpta hem de hüsranda olmak onlar için elzemdir. Davranış boyutunda gereken aktivitelerini yapmazsan sağlıkta, sosyal yaşamda ve birey olmada kayıplar yaşarsın. Dizlerin tutmaz ve bedenin S.O.S. verir. Sosyal projelerde söz sahibi olamazsın. Özgüven kaybın p*k yapar. Uyarılmış hücrenin tekrar uyarılamadığı döneme refrakter periyot denilir. En temel yapı hücrede durum böyle iken hücrelerden müteşekkil bedende farklı olabilir mi? Yoğun stres etkisi altında kalan kişide de benzer bir durum ortaya çıkar ki yeni uyaranlara tepkisiz kalır. Bu durum geçici ise fizyolojik yani insani bir cevap olarak kabul edilebilir. Peki kişi uzamış stres cevabı sonrası pes ederse ve tüm uyaranlara kendini kapatırsa ve yaşama boş verirse ne olur? Fıtrata aykırı bir süreç başlar ki hareket yani devinim yerini boş durmaya ve atıl hale bırakır da hem bedensel hem de ruhsal çöküş başlar ve depresyon mukadderat olur. Uzun yıllar iş hayatının stresiyle başa çıkan bireyin dört gözle beklediği emekliliği sonrası geçici süre evde kalıp refrakter periyot yaşaması ve sonra yeniden yaşam döngüsüne katılması sağlıklı bir tercihtir. Aksine evde geçen pijamalı yaşam tarzı uzarsa ve kişi uyaransız kalırsa bir sonun başlangıcı ortaya çıkar ki ilk yıllar depresif sonraki yıllar demansif bir sürecin eşlik ettiği bir son.

“Ayrıca İsmail beni uyardı” dedi Necdet: “yaşayan insanda en zor aktivite nedir bilir misin?”. Yerin metrelerce altındak...
03/04/2026

“Ayrıca İsmail beni uyardı” dedi Necdet: “yaşayan insanda en zor aktivite nedir bilir misin?”. Yerin metrelerce altındaki madende işçi olmak? Kavurucu güneşin altında ve uçsuz bucaksız tarlalarda çiftçilik yapmak? Memnuniyetsiz insanlara hitap eden hizmet sektörlerinden birinde çalışmak? Askerlik döneminde memleketin dört bir yanından gelen ve farklı kültürel özelliklere sahip genç erkekleri disipline etmek? Saatler süren ve oldukça riskli mikro cerrahi ameliyatlarında ter dökerek girişimde bulunmak? Tüm vatandaşlarının mesuliyetini üstlenerek yöneticilik koltuğunun hakkını vermek? Hiçbiri değil. Zira her birinde hayatiyet var ki amaç, hedef, ideal, gayret ve başarı söz konusu. En zor aktivite ise boş oturmak ve vakti heba etmek olsa gerek. Çünkü toprak altında iken mecburen yapılan bir aktiviteyi insanoğlu yaşarken yapar da hem gereksiz yorulur hem de mutsuzluk kaderi olur. Tevekkeli değil elinde bulunan bir çomakla toprağı eşeleme miktarı kadar eylem yapmayana ve boş durana selam dahi verilmez ve yaşayan insan muamelesi yapılmaz. Aklında bulunsun! Kullanılmayan her neyin varsa hepsi seni terk eder. Sen de “vah vah” çekerek kayıp olanın ardından üzülürsün. Kimi kayıp var ki geri dönüşü yoktur. Örneğin bunama hastalıklarında hafıza, anlama ve algılama gibi beynin zihinsel işlevleri kaybolur da kişi kaybının farkına varamaz bile. Unuttuğunu unutur haldedir. Bunama gençlikte hakkıyla kullanılmayan ve bilgi ile doyurulmayan beynin yaşlılıkta kişiden aldığı intikam gibidir.

“Öyleyse sendeki hal nedir?” diye sordu Melike. “Çok mutsuzum, beynim durmuş gibi, söylenenleri anlayamıyorum, dün yaşad...
30/03/2026

“Öyleyse sendeki hal nedir?” diye sordu Melike. “Çok mutsuzum, beynim durmuş gibi, söylenenleri anlayamıyorum, dün yaşadıklarımı hatırlayamıyorum ve çok çabuk unutuyorum. Boş boş bakıyorum eşime ve söylediklerimi hatırlamıyorum bile. Çevremle yeterince ilgilenmiyorum. Hayat durmuş gibi davranıyorum. İçime kapandım ve yemekten içmekten kesildim. Dikkatim ve hafızam berbat. Gazete okumuyorum veya televizyon seyretmiyorum. Bana ne oldu peki?” diye sorunca dedi ki “bu ifadeler bunamanın çok iyi bir taklitçisi olan ve yalancı bunama olarak da adlandırılan depresyon hastalığını akla getirmelidir. Dikkat eksikliği ve unutkanlık gibi zihinsel fonksiyonlarda bozulma olması depresyonun temel belirtilerinden biridir ve bunama olarak yanlış değerlendirmeye neden olabilir. Depresyonda gerçek bellek yitimi olmaz, zihinsel ve fiziksel yavaşlama ve bunaltıya bağlı geçici dalgınlıklar ve unutkanlıklar olur. Bunamadan farklı olarak depresyonda unutkanlık tedavi ile düzelebilir. Diğer taraftan hastada bunamayla birlikte depresyonun olması yani aynı anda her iki hastalığın birlikte olması veya bunamanın başlangıç döneminde hastanın depresyona girmesi ki demansın ilk dönemi depresyon kliniğine benzeyebilir ihtimalleri de vardır. Bu nedenle hekimin uyanık olması gerekir ki depresyon ön tanısı koyarak bunamayı gözden kaçırmamalıdır. Bilhassa ileri yaş depresif hastalarda zihinsel fonksiyon bozuklukları ön planda ise mutlaka bunama araştırılmalıdır. Hastanın beyin MR (manyetik rezonans)’ı, EEG (elektroensefalografi) ve NPT (nöropsikolojik test bataryası) ile tetkik edilmesi uygundur. Senin de tetkiklerini isteyip bir bakalım”. “Aman ihmal etmeyelim de yaptıralım her ne lazımsa” dedi Melike ne de olsa yıllardır sağlık konusunda oldukça hassastı.

Yeni bilgiler öğrenilemediği için yer değişimleri hastayı olumsuz etkiler. Bizim kültürümüzde hastaya evlatları arasında...
27/03/2026

Yeni bilgiler öğrenilemediği için yer değişimleri hastayı olumsuz etkiler. Bizim kültürümüzde hastaya evlatları arasında dönüşümlü olarak bakılır. Bu hastaya zarar verir. Her ev ve bakım veren kişiler değiştirildiğinde hasta yeniden doğmuş gibi olur ve uyum sağlayamaz. Makbul olan yaklaşım ise beyninde bilgileri korunan, yıllardır yaşadığı kendi evinde bakımın verilmesidir. Bu yaklaşım hastanın huzursuzluğunu azaltabilir. Dikkat dağınıktır, yanlış anlama ve algılamalar olabilir. İleri dönem hastalarda hayal ile gerçek karışabilir ki hezeyanlar ve halüsinasyonlar görülebilir. Ağır hafıza yitimi olur ve unutur. Kaydetme, depolama ve yeniden belleğe çağırma fonksiyonları bozulur. Yeni bilgiler öğrenilemez ve çok basit hesaplar yapılamaz. En son öğrenilen bilgiler ilk unutulurken geçmiş bilgiler daha sonra unutulur. “Dün konuştuğumuzu hatırlamıyor ama elli yıl önce olmuş olayı hatırlıyor, aslında unutkanlığı yok” gibi hatalı değerlendirmeler hasta yakınları tarafından yapılabilir. Yeni kayıtlar olamadığı için konuşmasında hep geçmişteki hikâyeleri anlatır da konuşmasındaki boşlukları bu hikâyeler ile doldurur ki konfabulasyon yani hikâye uydurma ortaya çıkar. Hatırlamadığı için aynı soruları tekrarlayabilir ve yemeğini biraz önce yediği halde “ne zaman yemek yiyeceğiz?” diye sorabilir. Soyut düşünme zayıflar da somut değerlendirmeler yapar. Atasözü, şaka, espri ve fıkrayı yorumlayamaz. Düşünce, davranış ve dürtülerini muhasebe edemez ve denetleyemez. Uygunsuz konuşma ve davranışlar sergileyebilir. Düşünce içeriği fakirleşir. Hastalık öncesi yaşantısına ve kişilik özelliklerine bağlı olarak kıskançlık, cimrilik, endişe ve saplantılar aşikâr ve yoğun olabilir. Çok veya az uyuma, iştah azalması veya artması ve kabızlık görülebilir. Titiz iken pasaklı olma gibi kişilik değişimi veya cimri iken daha cimri olma veya aksi iken daha hoşgörüsüz olma gibi kişilik özelliklerinin abartılı olması görülebilir. Hasılı dostum sen de bu belirtiler yok ki bunadığını söyleyemem diyerek takıldı bana”.

Hafıza, soyut düşünme ve yargılama gibi zihinsel faaliyetlerdeki ağırlaşan ve devamlılık arz eden yetersizlik durumuna b...
23/03/2026

Hafıza, soyut düşünme ve yargılama gibi zihinsel faaliyetlerdeki ağırlaşan ve devamlılık arz eden yetersizlik durumuna bunama denir. Çok çeşitli etkenlere bağlı olabilen ve beynin işlevlerini geniş bir alanda etkileyebilen bunama hem bireye ve ailesine hem de topluma ağır yükler getirir. Çağımızda insan ömrünün uzamasına bağlı olarak bunama vakalarının görülme sıklığı artmaktadır. Ülkemizde kafa travmaları, beyin damar hastalıkları ve Alzheimer hastalığına bağlı bunamalar oldukça sık görülmektedir. Bunamadan dolayı bakıma muhtaç olan hasta kadar hasta yakını olmak da zordur. Uzun bakım süreçlerinde hasta yakınları tükenebilirler. Maraton koşmak gibi zor ve uzun olan bakım sürecini iyi yönetmek ve gerektiğinde yardımlaşmak uygun olur. “Tükendim, artık sabredemiyorum, çocuk gibi davranıyor, bazen bile bile eziyet ediyor”, “canıma tak etti, inadına yapıyor” gibi hatalı düşüncelere kapılmadan önce bunama hakkında bilgi sahibi olmak, araştırmak ve gerekli eğitimler için yardım almak daha doğru bir yaklaşımdır. Bunamada belirtiler ve bulgular şunlardır: hasta genel görünümüne karşı aldırmaz da ilgisiz ve savruk olabilir. Yaz günü kazak giyme gibi uygunsuz kıyafetler giyme, hijyen yetersizliğine bağlı p*s kokma ve düğmelerin düzgün düğmelenmemesi gibi belirtileri gözlemlenebilir. Durgun ve ilgisiz olabileceği gibi taşkınlık yapan neşeli bir halde de olabilir. Bunaltı ve çökkünlük eşlik edebilir. Duraklayarak konuşabilir veya konuşmada bozulma olabilir. Aynı konuları veya sözcükleri tekrarlayabilir. Bazen hiç iletişim kurulamayabilir ve boş gözlerle bakabilir. Yalnız kalma, terkedilme, düşme ve ölme korkularına alınganlık ve şüphecilik eşlik edebilir. “Eşyalarının çalındığını, yabancıların eve girdiğini, yardımcı kadının kendisini dövdüğünü, zehirlendiğini, öldürüleceğini” söyleyerek huzursuz ve saldırgan olabilir. Genelde bilinç açıktır. İleri dönemde olan hastalarda bilinç sislenmesi ve bulanması ortaya çıkabilir. Kişileri, yerleri ve zamanı bilemeyebilir.

Melike’yi süzdü ve eşine hitaben konuştu: “o an geldi de yakan ateşim oldun ve seninle bir yola girdim ki sonu hikmet id...
20/03/2026

Melike’yi süzdü ve eşine hitaben konuştu: “o an geldi de yakan ateşim oldun ve seninle bir yola girdim ki sonu hikmet idi. Nereden bilirdim iç içeymiş rahmet ve zahmet. Öğrendim ki huzura kavuşmada acı çekmek mecburiyet. Toydum ve kaosum oldun ki sevincimde eziyet, yasımda rehavet ve öfkemde nedamet yaşadım. Gün geldi de farkındalığım oldun ki azamet acizliğime galip geldi, meziyet hiçliğimi yok etti ve variyet muhtaçlığımı bitirdi. Olgunlaştım ve kurtuluşum oldun ki sayende sonlandı benliğimdeki esaret ve sana sabretmem gerçek keramet ki közünde yanmam Sevgiliye vuslatıma sebebiyet”. “Övdün mü? Yerdin mi? anlamadım ya, neyse” diyerek karşılık verdi Melike.
Dostu doktor İsmail’den unutkanlık ile ilgili öğrendiklerini Melike’ye anlattı: “bugünlerde çok unutkanım. Eskiden daha çabuk hatırlardım lakin şimdi zorlanıyorum. Bana bir hâl oldu da telefon numaralarını ve okuduklarımı hatırlayamıyorum. Zihnim karışık ki eşimin söylediklerini unutuyorum ama geç de olsa sonra hatırlıyorum. Söylenenleri hatırlamamam normal mi? Bunamaktan korkuyorum. Ben bunuyor muyum?” diye sordum. Beni bilgilendirdi: “genelde bu sorunun sorulması doktoru ayırıcı tanıda bunamayı düşünmekten alıkoyar zira bu soruyu bunaması olan bir kişiden duyma şansı yok gibidir. Bunama başlangıcı olan kişi bunamadığını göstermeye çalışır gibi her soruya cevap vermek için uğraşır ve unutkanlığını inkâr eder. Unuttuğunu unutur.

Ben evladım ki anamın ve babamın medarı iftiharıyım hem yüzlerine kara çalamam hem de hüzünlerinin acısıyla yanarım. Ben...
17/03/2026

Ben evladım ki anamın ve babamın medarı iftiharıyım hem yüzlerine kara çalamam hem de hüzünlerinin acısıyla yanarım. Ben babayım ki evladımın aslanıyım hem kötü rol model olamam hem de dertlerinin acısıyla yanarım. Ben kocayım ki eşimin dayanağıyım hem vurdumduymazlık yapamam hem de kaybetmenin acısıyla yanarım. Ben halkım ki vatanıma haktır canım hem haine sessiz kalamam hem de esaretin acısıyla yanarken yakarım. Ben dindarım ki dinim varsa ben varım hem saldırana sakin duramam hem de rezaletin acısıyla yanarken yakarım. Ben sevdalıyım ki sevdamdır dinim ve vatanım hem bana neci davranamam hem de yokluklarının acısıyla helaldir varlığım. Ben Habil’in soyundanım ki her daim mazlumun yanındayım hem zalime hürmet duyamam hem de aslımı yitirmenin acısıyla yanarım. Ben insanım ki acım oldukça insanım hem batıl üzere yaşayamam hem de Kabil olmaktan Allah’a sığınırım. İyi biri miyim? Bilmem ama kötü bir insan olmamak için kendimi bildikçe ve aklım başımda oldukça gayret ettim. Dürüst ve güvenilir miyim? Bilmem ama yalana ve aldatmaya sıcak bakmadım ve doğruluğu amaç eyledim. Sorumluluk sahibi miyim? Bilmem ama vazifelerime özendim ve elimden geleni ardıma koymadım. Cömert ve iyiliksever miyim? Bilmem ama paylaşmayı hep sevdim ve cimrilikten nefret ettim. İyi niyetli miyim? Bilmem ama art niyet, su-i zan ve gıybetten uzak durmayı yeğledim. Dindar ve vatansever miyim? Bilmem ama dinimi önemsedim ve vatanımı sevdim. Yarın her ne kadar adet üzere olsa da musallada yatarken arkamdan “iyi bilirdik” deseler de bilmem ama iyi miydim? Elbette isterim ki “rahmetli iyi biriydi, dürüst ve güvenilirdi, sorumluluk sahibiydi, cömert ve iyilik severdi, iyi niyetliydi, dindar ve vatanseverdi” denilerek anılayım. Mutlaka bir gün “bildim ama” diyeceğim ki mizanda hesaba çekileceğim ve hem dünyada hem de musallada öğrenemediğim gerçekliğe vasıl olacağım. İşte o an elbette isterim ki “bildim ama şükürler olsun ki Rabbim benden razı” diyebilenlerden olayım”.

Melike burun kıvırarak: “hayırdır, Zincirlikuyu’ya gitme vaktin mi geldi?” diye sordu. “Neden olmasın? Sevgiliye ulaşmad...
13/03/2026

Melike burun kıvırarak: “hayırdır, Zincirlikuyu’ya gitme vaktin mi geldi?” diye sordu. “Neden olmasın? Sevgiliye ulaşmada bir saniye bir ömür gelir de Sevgiliye ulaşınca bir ömür bir saniye gelir. Sevgiliye ulaşamayana her yaşanan saniye boşa ve Sevgiliye ulaşıp kıymet bilmeyene her alınan nefes boşa”. Kısa bir duraksamadan sonra: “ölümden korkmak neyime gerek? Azraille dost oldum ahirimde ve her demde hasretle yolunu beklemekteyim. Sevgiliye yol veren sonsuzluk kadehi ki onun elinde ve ölüme kavuşma ümidiyle yaşamaktayım. Gençliğimde dünyanın kahrıyla kahroldum da tövbeler olsun bir daha mı faniyi sevme, filhakika ben ebede aşkla bağlandım” diyerek gülümsedi Necdet. “Ulu çınar senin hazanın sararan yaprağın ise benimki Sevgiliye döktüğüm gözyaşım. Sana önce ölüm sonra diriliş varsa bana ölmeden ölmek var. Arşa varan endamına kısadır hazan oysa acizliğe duçardır bedenime sonsuz olan. Her çöküşün yükselişini verir sana halbuki tükenişim ulaştırır beni kara toprağa. Sen mi Ulusun? Yoksa ben mi? Kuruyan dal ve düşen yaprak mı? Giden ömür ve solan gençliğim mi? Hakikati kabulüm var ki yaşım yetmiş iki ve heyhat hem acizim hem de artık aklım da noksan. Yaşadığım her güne yabancıyım ve nihayetinde bakıma muhtaç olmaya adayım. Vakit gelmekte ki gidiyorum dünyadan da öze dönüş için topraktan davet var, ne çare! Ellerimde derman kalmadı ki hayatın bir ucundan elbette tutamam. Nefsim için imtihanım bitmektedir ki şükürler olsun inancım var: Yaradan bağışlayıcıdır. İsyanım olmaz ve her an ümitvarım ki yaşayarak öğrendim bu dünya yalan.

Eşine bakarak gülümsedi ve sessizliğini sonlandırdı: “İstanbul’da trafik çilesi katlanılır gibi değil. Meselenin tadı ka...
09/03/2026

Eşine bakarak gülümsedi ve sessizliğini sonlandırdı: “İstanbul’da trafik çilesi katlanılır gibi değil. Meselenin tadı kaçtı da sabır bırakmadı. Yolda müşahede ettiğim resmi veya özel makam arabalarının sahiplerine özenmiyor değilim. Makam veya maddiyat sahibi olan kişinin arka koltukta gazetesini okurken yaşadığı hazzı tatmak güzel olurdu herhalde. Yollarda envai çeşit makam arabasına rast geliyorum. Lakin son zamanlarda favorilerim arasında liste başı olan araç biraz farklı. Bir kere diğerleri gibi siyah değil de Mevlâna türbesi gibi yeşil. Makam şoförünün yanında bir de farklı kıyafetli; sarıklı ve cübbeli bir koruma var. Arka koltuk limuzin misali oldukça geniş ve yatarak yolculuk yapabiliyorsun. Üstü kapalı olmakla beraber havadar olacak şekilde yanları açık. Gösterişten uzak ama diğer sürücüler tarafından hürmet görüyor ve yeri geldiğinde yol veriliyor. Ayrıca arkasında birkaç araç eskortluk yapıyor. En önemlisi de bu makam arabasına binmek için zengin veya makam sahibi olmak gerekmiyor ki fakir veya vasıfsız her âdemoğlu da binebiliyor. Hem de ücretsiz. Tek sorun ise bir defaya mahsus tahsis ediliyor. Seni musalla taşından alıyor ve ebedi istirahatgâhına transfer ediyor. Tek kullanımlık hakkın baki kalıyor da “hakkını kaybettin” diyen de yok”.

Melike’nin kendine baktığını görünce seslendi: “Edirnekapı mezarlığını ziyaret ettim bir cenaze merasimi vesilesiyle. Am...
05/03/2026

Melike’nin kendine baktığını görünce seslendi: “Edirnekapı mezarlığını ziyaret ettim bir cenaze merasimi vesilesiyle. Aman Allah’ım! Cennet bahçesi gibi. Oldukça bakımlı mezarlar ki granit, mermer ve mozaik yapılarında lahit, kafes veya klasik tarzlarda ve enva-i çeşit çiçeklerle bezenmiş saraylara benziyorlar. İnsanın bu muhteşem lahitlere kıvrılıp yatası geliyor. Görsel olarak harika olan bu güzelliğin olumsuz tarafı ise mezarlığın insan üzerinde oluşturduğu ölümü hatırlatma vasfını olumsuz yönde etkilemesi. Hristiyan kültüründen farklı olarak İslami gelenekte mezarlıklar çok gösterişli olmaktan ziyade mütevazılığın tercih edildiği mekânlar. Doğal yapının korunduğu ki ulu çınarın altında gölgelenip dua edebildiğiniz, her birinin anlamı olan sade mezar taşları ve mezar taşı yazıları ile karakterize olan mezarlıklar yaşayan şehrin göbeğinde korunan ve böylece insanlara ölümü ve hesap gününü anımsatan özel alanlar. Var olan mezarlar ki gösterişli lahitler ve aile mezarlıkları rahmetli olmuşlar için çok da önemli değil de gerçekte yaşayanlara hitap etmesi gereken uyarıcılar. Dönüş yolunda İstanbul’u seyir eyledim; ulu gökdelenler, gösterişli rezidanslar ve heybetli alışveriş merkezleri. Önce doğal yapısı bozulan ve yeşili katledilen alanlara dikilen muhteşem yapılar ve daha sonra gayri tabii yeşil alanlar oluşturularak süsleniyorlar ki aynı saray yavrusu lahittin çiçeklerle sevimli hale getirilmesi gibi. Neticede her biri yaşayan insanlar için dizayn edilmiş mezarlıklar gibiler ve sanki capcanlı olan bireylere pazarlanan lahitler. Zavallı mukimlerinin deprem gibi bir afet anında sığınacağı, kaçacağı veya nefes alacağı bir doğal boş alanı dahi yok. Sen bana bakma! Kafan da sakın karışmasın! Çalışıp çabala ve bu dünya için bir rezidans dairesi ve ölüm sonrası için de bir lahit sahibi olmaya bak”.

Hüzünlendikçe sessizce tefekkür etmeye devam etti: “kulağımda içli bir sala, camdan bakınca puslu bir hava, boş sokaklar...
01/03/2026

Hüzünlendikçe sessizce tefekkür etmeye devam etti: “kulağımda içli bir sala, camdan bakınca puslu bir hava, boş sokaklarda yalnızlık kasveti ki can yok, güneş yok ve hayat yok. Gidiyorum uzaklara ve kaçıyorum ben benden. Hasretliğim var beklenen ana ki öz yok, beklenti yok ve heves yok. Yokluklar içinde oldum ümitvâr ki vaat edilen bir son var. Varsın çok olsun yokluk zira benim bir Halikım var”. Camdan bakarken etrafa hafifçe iç geçirdi: “kaçmak mümkün değil! Bir gün hepimiz musalla taşına konulacağız. İmam soracak: “merhumu nasıl bilirdiniz?” ve cemaat âdet üzerine bağıracak: “iyi bilirdik”. İşte o gün kimse “şucu, bucu” diye bizi yaftalamayacak ve “neci olduğumuz” kimseyi ilgilendirmeyecek. Sadece ve sadece müslüman bir insan olduğumuz için musalla taşına konulma ve bu seremoniyi yaşama hakkına sahip olacağız. İnsan olmam nedeniyle bu hürmeti göreceğiz. Yıllarca şucu, bucu olmadan yaşamak istedim. Her kesimden insana yakın ve bir o kadar da uzak olmak için uğraştım. Başarılı olmaya çalıştım. Ancak kimi zaman yine de ya yaftalandığımı ya da bana şüpheyle bakıldığını gözledim. Ne de olsa “taraf olmayan bertaraf olurdu” ve her iki taraftan bir tarafa müntesip olmak gerekirdi. İntisap edemedim. Ne acıdır ki bir insanın doğuştan itibaren elinde olmadan içinde bulunduğu şartlar yani cinsiyeti, anası, babası, ırkı, ten rengi, dili, dini ve mezhebi nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulması. Bir insan evladı olduğunun unutulması! Yine ne acıdır ki kişinin bireysel tercihleri yani inancı, siyasi, dini ve ideolojik görüşleri nedeniyle insani güzellikleri ve liyakati gözetilmeksizin şucu bucu olmasına göre el üstünde tutulması veya itilip kakılması. Yazık ki ne yazık! Kaybeden memleketimiz ve toplumumuz oluyor da insani değerlerimiz hızla yozlaşıyor. Allaha şükür ki musalla taşı var ve o gün “necisin?” diye soran, yaftalayan ve şüpheyle yaklaşan olmayacak da ben de kendimi savunmak zorunda kalmayacağım”.

Address

Bağdat Caddesi No: 465 Seda Apt. D: 8 Suadiye/Kadıköy/
Ataşehir Istanbul

Opening Hours

Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+902163737733

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share