Bir Atımlık Akıl

  • Home
  • Bir Atımlık Akıl

Bir Atımlık Akıl Bir Atımlık Akıl - iletişim ve tanışma sayfasıdır. Psikiyatr Fahri Karson
Psikiyatr Ahmet Kocabıyık Akıl, zihinsel süreçlerin ve enstrümanların bir parçası.

Ön Söz
İnsan davranışını anlama ve nedeni olduğu düşünülen sorunlara çözüm üretme çabası, duyguların hüküm sürdüğü beyin coğrafyasına ‘aklın’ düşmesi ile başladı. Tek başına var olabilme şansı yok. Aklın varlığı hafızanın varlığına bağlı ve aklın gücü zekânın ve hafızanın gücü ile sınırlı. Akıl, olup bitenler ya da nesneler arasındaki neden sonuç ilişkilerini kurgulayabilme yeteneği olarak biliniyor. Çoğunluk, azınlığın ‘aklı’ ile soluk alıyor ve çoğun-luğumuzun aklı ‘çevrimdışı’ bir karaktere sahip. Aklın çevrim dışılığı duygu selinde sürükleniyor ve savruluyor oluşu ile ilgilidir. Çoğunluğun realite ile uyumsuz ‘kabarmış’ ve ‘çökmüş’ duygu halleri, yine aynı çoğunluğu duyu organları aracılığı ile sızdırılan ve kodlanan ‘akıl’ karşısında korunaksız bırakıyor. Duygular realite ile uyumlu bir noktaya çekildiğinde yani stabilize edildiğin de ‘akıl’ soluk almaya, kulaç atmaya ve yön tayin etmeye başlıyor. Aklın davranış üzerindeki hâkimiyeti görünür oluyor. Aklı, duyguların perdelemesinden ve sisinden çıkarabilecek diğer bir deyişle stabilize edecek en güvenilir ve etkili yaklaşım, şu an için tıbbi bir branş olan psikiyatridir.
İnsanlar ruhsal hastalıklarla boğuşmaya başladıklarında, var olan kapasiteleri ile tezat oluşturacak şekilde başarı, uyum, hayat ve duygu kalitesinde sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldıklarında dikkatler, zihinsel süreçler kadar aklı ‘çevrimdışı’ kalmaya zorlayan duyguların yoğunlu-
ğuna (yükselip, alçalma) çevrilmelidir. Bugüne değin yaptığımız gözlemler ve edindiğimiz bilgiler, çalışma arkadaşım psikiyatr Ahmet Kocabıyık ve beni sorunların (iş, eğitim, meslek, ilişkiler…) kaynağının, beyinde ruhsal yaşantılar için özelleşmiş ‘yarı iletken’ sinirsel alan ve ağların kaynaklık ettiği realite ile uyumsuz derinlikteki (yukarı ve aşağı yönde kabarma ve çökme) duygular olduğu sonucuna götürdü. Varsayımımız o ki yeryüzündeki insanların çoğunluğu, yaşadıkları hayatın zorluklarından ve travmalarından bağımsız bir şekilde, genetik kaynaklı, gelgit karakterde yükselip (sevinç, mutluluk, heyecan, gerginlik, öfke…) alçalan (mutsuzluk, kaygı, hüzün, keder, öfke, gerginlik, boşluk ve anlamsızlık hissi) duyguların hükümranlığı al-tında bir hayat sürdürüyor. Yaşantılarındaki ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diye adlandırdıkları olup biten şeyler de inip çıkan duygularına yalnızca ivme kazandırabiliyor. Diğer bir deyişle değişken ve gelgit karakterdeki yükselip alçalan duyguları arttırıcı ya da azaltıcı bir etken olarak işlev görüyor. Hepsi ama hepsi bu kadar. Psikiyatr Ahmet Kocabıyık ile deneyim, gözlem ve bilgilerimiz insanları mizaç açısından iki farklı kategoriye ve alt kişilik tiplerine ayırabileceğimizi gösterdi. Metcezir mizaç ve alt kişilik tipleri ile Yaprak dökmeyen mizaç ve alt kişilik tipleri. İnsanlığın çoğunluğunu medcezir mizaç oluşturuyor. Metcezir mizaç, gelgit karakterde, değişken, inişli çıkışlı duygu hallerine paralel iki farklı algı, iki farklı düşünce şablonu ve iki farklı davranış paterni üreten, dış etkilere açık (Güneş, mevsimler…) yarı iletken beyin sinisel ağ ve programlarından oluşmuş açık devre sistemleri gibidirler. Yaprak dökmeyen mizaçlar ise dünya yüzeyindeki insanların azınlığını oluşturup duygusal açıdan görece daha stabil, olabildiğince tek algı ve tek düşünce şablonu ile hareket eden, davranış açısından görece daha
istikrarlı dış etkilere görece daha (Güneş, mevsimler…) kapalı yarı iletken, kapalı devre sistemlerini andırırlar. Bu kitap, bugüne değin insanı anlama konusunda, üretilmiş ve geliştirilmiş paradigmalara (bakış açısı) katkıda bulunacaktır. Her paradigma nasıl kendi dilini ve kavramlarını üretiyorsa geliştirilmesine katkıda bulunduğumuz paradigmada, doğal olarak yeni kavramlar üretti. Kitabı yazma konusunda temel motivasyon kaynağı-mız; hayatı etkileyecek davranış sorunlarının çözümü ve ruhsal acıların dindirilmesi konusundaki kafa karışıklığının azaltılmasına katkıda bulunmaktır. Kitabı yazarken herkesin anlayabileceği bir dil kul-lanmaya çalıştık. Ve sanırım bunda da belli ölçülerde başarılı olduk. Kitabı yazma noktasında sorumluluk bana, yazıların gözden geçirilme ve ifadelerin revize edilme sorumluluğu çalışma arkadaşım psikiyatr Ahmet Kocabıyık’a düştü. Umarız ki kapasitelerinin altında uyum ve başarı so-runları ile zorluklar yaşayanlar kadar ‘bir şeyleri fark etti-rerek’ sorunlara çözüm üretme çabasında olan, iyi niyetle emek sarf eden, ruh sağlığı alanında çalışanlara bir nebze olsun katkımız olur.

12/04/2023
Zenginlik ve Fakirliğin Biyolojik Nedenleri? (Sayfayı paylaşki acıyı ve çaresizliği azaltacak dil değişsin)Ben beni bild...
04/02/2022

Zenginlik ve Fakirliğin Biyolojik Nedenleri?

(Sayfayı paylaşki acıyı ve çaresizliği azaltacak dil değişsin)

Ben beni bildiğimden ve sanırım duygu coğrafyasına aklın düştüğü ilk insandan beri, hep aynı teranene,bu satırları yazdığım an ve bu anın sonrasında da sürüp gidecek. Sözünü ettiğimiz bu boş lakırdı ne peki? İnsanın zengin ve başarılı olması için çok çalışması, şanslı olması, kendini sürekli geliştirmesi, yaradanın ‘yürü ya kulum’ demesi, aklını kullanması, atılgan ve girişken olması…gerektiğine dair bir sürü saçma sapan sözler işitiriz. İşitmekle kalmaz her şeyi bilen abi ve ablalar gibi bizde bu ahkam kesenler korosuna ‘ezberimiz’ yettiğince katılırız. Bu türden laflar etmemize neden olan en temel yanılgı insanların akıl, zeka, motivasyon, fiziksel enerji, duygu ve davranış sürekliliği, yetenekler, hafıza, dikkat.. gibi zihinsel, duygusal ve fiziksel donanımlar açısından dünyaya eşit geldiğimize ilişkin yanlış inanç ve bilgilerdir. Oysa gerçek olan zekanın, aklın, hafıza kapasitesinin, yeteneklerin, duygusal, zihinsel ve fiziksel enerjideki süreklilik durumunun ( verimlilik, performans ve istikrar için olmazsa olmaz olan) insanlarda genetik nedenlerle farklı olduğudur. Ve sanıldığı gibi bu özellikler sonradan kazanılamaz. Var olanlar uygun ortam ve koşullarda doğuştan belirlenmiş limitlerine kadar kullanılabilir yalnızca. Tekrar ediyorum yalnızca kullanılabilir. Geliştirilemezler. ‘Bu konuda kendimi geliştirdim’ ne kadar da altı boş ve ezber bir cümle. Yazdıklarım umutsuzluk ve karamsarlık hissettirebilir mi? Evet. Ama boşa ve akıntıya kürek çekmektense sınırlarımızı bilmek yersiz enerji ve zaman israfını önleyecektir. Terapi kuramları ve dinler insanların doğduklarında beyinlerinin, boş beyaz bir sayfayı andırdığını farz ediyorlar. Ne istersek onu olabileceğimiz boş bir sayfa. Yeter ki iste ya da yeterki inan. Tüm sorun istemekte ve inanmaktaymış gibi. Doğuştan getirdiğimiz zihinsel, duygusal ve fiziksel farklılıklarımız yok ya da hiç bir önemi yokmuş gibi. İnsan dünyaya zengin ve başarılı olarak gelir. Çünkü onları gerçekleştirebilecek yazılım ve donanıma sahiptir. Genetik farklıları kabul etmekle yola çıkmak insanları acıları ve çaresizlikleri baş başa bırakmamanın en doğru ve kestirme yoludur. Genlerimizin belirlediği yazılım ve donanım farklılığımız aynı zamanda kaderimiz oluyor. Hayvanları ve bitkileri varlıklarının sınırları ile kabul ederken aynı duyarlılığı ve esnekliği insanlara göstermiyor olmak ne ahmakça bir çelişki. İnsana insanca bir hayat sunabilmek için, insana dair
bildiğimiz ve ezberletilmiş ne varsa terketmeye başlamak ilk adım olabilir. İnsanların çoğunluğu metcezir mizaçla dünyaya gelirler. Metcezir mizaç, duygusal( kaygı, öfke, istek, isteksizlik, arzu, heyecan, boşluk ve anlamsızlık hissi, huzursuzluk…) ve zihinsel süreçler (düşünce, zeka, hafıza, dikkat, yetenekler, algı…) ile fiziksel enerji durumunun sürekli ve ritmik ya da düzensiz bir şekilde belirli ya da belirsiz aralıklarla, iniş ve çıkışlarla sürekli yer değiştirmesidir. Olaylara ve nesnelere karşı hislerimiz ve tepkilerimiz olaylar ve nesneler aynı kalmasına karşı bir pozitif bir negatif olur. Duyguların şiddeti ve süresi ya ilk andan başlayarak ya da kurulmuş bir saat gibi sonradan başlayarak iyi ya da kötü yönde arttıkça, başarısızlık ve fakirlik bir kol mesafesindedir. Zihinsel süreçlerden dikkat ve hafıza bazen bu gelgitlere eşlik etmese de algılarımız ve düşünce şemalarımız kesinlikle iyi ve kötü yöndeki duygusal gelgitlere eşlik eder. Bu durum motivasyon ve verimlilik üzerine olumsuz etki eder. Zeka ve yeteneklerin kullanımı dikkat ve hafızadaki bozulmanın eklenmesi ile iyice kötüleşir. İşte tamda bu nedenle ya hayatımıza bir şey katamayabilir ya da var olanları yitirebiliriz. Fakir doğup fakir ölür ya da zengin doğup fakir ölebiliriz. Fakir doğup zengin olabilmek doğuştan getireceğimiz ve yazgımız olan beyin donanım ve programlarına bağlıdır. Zengin doğup zengin ölmekte öyle. Zengin doğmuş fakat gen kaynaklı zihinsel ve duygusal süreçlerimiz, işlevselliği ve performansı yetersiz kılacak ya da olumsuz etkileyecek özelliklerde ise fakir öleceğiz demektir.

Kitabı okumak için ‘daha fazla bilgi al’ı sonra sa içindekiler başlığını tıklayıp sayfayı aşağı kaydırın. Kırmızı rakamları tıkladığınızda kitapta okumaya açılmış metinleri okuyabileceksiniz.
İyi okumalar diliyoruz.

Düşüncenin duygular üzerine bir etkisi yoktur. O nedenledir ki, ne düşünürsen öyle hissedersin bir yalandan ibaret. Duyg...
02/02/2022

Düşüncenin duygular üzerine bir etkisi yoktur. O nedenledir ki, ne düşünürsen öyle hissedersin bir yalandan ibaret. Duygular efendi ‘akıl’ köledir. Duygular medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilirler. Psikoterapi ile değil. Düşünce, akıl ve irade duyguları dizginleyemez. Kontrol edemez yönlendiremez. İrade, akıl ve düşüncenin duygu üzerindeki hakimiyeti duygular düşük tonajlı ve şiddette yaşandığında olasıdır. O da bir başarı değildir ki, denetlenebilir ve yönlendirilebilir duygulara kaynaklık eden bir beyin doğasına sahibiz demektir. Kontrol edilebilir ve denetlenebilir duygulara kaynaklık eden beyin sinirsel ağları genetik yatkınlık nedeni ile bu özelliğini yitirebilir. Ve duygular irade akıl ve düşüncenin etkinlik alanından yani denetlenebilir olmaktan çıkar. Dün köle olan duygular efendiye dönüşür. Çoğunluğumuz dünyaya beyin doğalarımızın işleyiş şeklinden kaynaklanan nedenlerle duyguların efendi olduğu bir mizaçla geliyoruz. Metcezir mizaç. Hangi akıldan, kimin iradesinden neyi nasıl düşünmekten söz ediyorsunuz. Düşünmenin gücü diye bir şey yoktur ki, düşündüğümüz şey o şey her neyse duygularımızın arkasından sürüklenir. Motivasyon kaynağı duygulardır. Ve duyguların kaynağı hayat ya da düşünceler değildir. Çoğunlukla düşünce ve duygular aynı anda yeşerip aynı anda solarlar. Entegre bir sistem gibi yani. Biri diğerine kayaklık etmez. Ama illada harekete geçiren şeyi arıyorsak o hiç şüphesiz beyin sinirsel ağlarının kaynaklık ettiği duygularımızdır.

Kitabı okumak için ’daha fazla bilgi al’ ı tıklayınız. http://biratimlikakil.com sayfası açıldığında, içindekiler başlığını tıklayınız. Ekranı aşağı kaydırdığınızda kırmızı ile yazılmış rakamları tıkladığınızda (sayfa 47 terapilerle ilgili) kitaptaki metinleri okuyabileceksiniz.

Kafan güzelse hayatta güzeldir. Hayatı güzelleştiren ya da onu yaşanılır ve arzu edilir kılan ( En berbat koşullarda ve ...
02/02/2022

Kafan güzelse hayatta güzeldir. Hayatı güzelleştiren ya da onu yaşanılır ve arzu edilir kılan ( En berbat koşullarda ve anlarda dahi-bıçak kemiğe dayanmadığı sürece, ve hatta bezen bıçak kemiğe dayandığında bile- beynimizin iki fazlı, değişken, gelgitli-siyahla beyaz arasında gidip gelen-bir bedende iki ruh halinin birbirini peşi sıra izlediği ruh haline sahip olmamızdır. Ardışık bir şekilde bazen ritmik bazen düzensiz yükselen ve alçalan duygulara ve düşüncelere sahibiz. Tüm bu yükselip alçalmalar sırasında aklımızda, hafızamızda irademizde gidip gelmekte. Duygularımız yükseldiğinde hayata ve kendimize bakışımız yapıcı ve olumlu olurken, duygularımız alçaldığında hayata ve kendimize bakışımız yıkıcı ve olumsuz olmaktadır. Duygularımızın iyi ya da kötü yönde gelgit şeklinde bu denli yoğun ve şiddetli yaşanması bizi gerçeklik algısından koparır. Beynimizin kaynaklık ettiği düşünce, duygu ve algıları gerçek gibi hisseder, düşünür ve algılarız. Duygularımız düşünce ve algılarımızın yukarı faza kilitlendiği anlar, saatler, günler, haftalar ya da aylar kafamızın güzel olduğu ve beynimizden geçen her şeyi gerçek gibi algıladığımız için hayatında güzel olduğu yanılsamasını/yalanını yaşadığımız zamanlardır.
Kafayı güzelleştiren yani yukarı faza sabitleyen her şey hayatada geçici bir güzellik katıyor. Faturası ayrı bir değerlendirme konusu. Yani ne pahasına olduğu konusu.

Metni okumak için http://biratimlikakil.com sayfasını tıklayınız.İçindekiler başlığını tıkladığınızda sayfayı aşağıya doğru kaydırınız. Kırmızı renkli sayfa rakamları göreceksiniz. 108 .ci sayfayı tıkladığınızda kafan güzelse hayat güzeldir başlıklı konu sizin onu okumanız için bekliyor olacaktır. Hepinize iyi okumalar.

İntihar; pimi çekilmiş duygu ayarlı bir bomba….İNTİHAR; beynin sinirsel ağlarının kaynaklık ettiği duygusal acı ve boşlu...
02/02/2022

İntihar; pimi çekilmiş duygu ayarlı bir bomba….
İNTİHAR; beynin sinirsel ağlarının kaynaklık ettiği duygusal acı ve boşluk hislerinin hakimiyeti ele geçirdiği aşamadır.
İntiharı ‘seçme’ davranışının nedeni nedir?
Köşeye sıkışmışlığa bir tepki mi? Terk edilmişliğe ve yalnızlığa karşı bir isyan mı? Bir çözümsüzlük mesajı mı? Bir iletişim biçimi mi? Baskıya ve yaşanmamışlıklara bir yanıt mı? Yok sayılmaya karşı bir öfke mi? Bir tükenmişlik işareti mi? Kendini ya da diğerlerini cezalandırma şekli mi? ‘Ölüm içgüdüsü’ ile ‘yaşama içgüdüsü’ arasındaki savaşta ‘ölüm içgüdüsünün’ zaferi mi? Boşluk ve anlamsızlık duygularının girdabından çıkış bileti mi? Yaşam esaretinden kurtuluş yolu mu? Hayatı terk edebilme cesareti mi? Bedensel acılara son verme yöntemi mi? Dünya nimetlerine sırt çevirebilme gücü mü? Yaşayacak bir amacın kalmaması mı? Özgüven eksikliği mi? Zoru görüp sıvışmak mı? Dayanıksızlığa ilişkin bir sinyal mi?...
İntiharların asıl nedeni realiteden kopuk duygulardır. Yıkıcı ve kontrol edilemez özellikteki boşluk, anlamsızlık, sıkıntı, huzursuzluk, bunaltı ve acı hissi, intihar davranışına yönelten ana duygulardır. İntiharın kaynağındaki ana duygulara eşlik eden ve değiştirilemeyen algı, o anki duyguların içinden çıkılamaz ve hiç bitmeyecek olduğu biçimindedir. Zaman da duygular gibi sabitlenmiştir ve donmuştur. Duyguların gelip geçiciliğine ya da zamanın aktığına ilişkin algı sabotaja uğramıştır. Duygusal azabın bitmeyeceğine ilişkin algı, ‘aklın devre dışılığının’ sürece eklenmesi ile intiharın, tek çıkış yolu olduğuna ilişkin algıya evrilir.
İntihar duygu kaynaklı bir eylemdir. İntiharın düşünceye ilişkin bir eylem olmadığının bir başka kanıtı da hayvanlarda intihar davranışının bulunmasıdır. Beyin kabuğunun varlığının ve gelişmişlik düzeyinin ‘düşünme eylemi’ ile olan bağlantısı biliniyor. ‘Düşünme eylemi’; gerçekte aklın merkezde yer aldığı dinamik bir eylem iken, aklın gelip geçici, ‘ezber’ ve duygusal yoğunlukla perdelenmiş olduğu durumda pasif ve ezber bir karakterdedir. Çoğunluk için aklın ‘düşünme eyleminin’ duygu ile sislenmesi nedeniyle, intihar aklın bir meyvesi değildir. İntihar davranışında düşünme eylemimin kendisinin değil de duyguların etkin rol alıyor oluşu, hayvanla insanı intihar nedeninde ortaklaştırıyor; yıkıcı ve tahrip edici duygularda ortaklık!
Çoğunlumuz, duyguların realite ile uyumsuz ve orantısız oluşundan dolayı irade dışı ve iradeyi aşan bir etkinlik alanında yaşarız. İradenin işlevsizliğine, aklın perdelenişi eklendiğinde duygusal esaret başlıyor. İntihar, intihar davranışına götüren duyguların hükümranlık alanında varlık bulabilir.
Çoğunlumuz, ölümü ‘yok oluş’ ve intiharı da ‘canlılığın bitimi’ olarak algılıyoruz. ‘Ölüm algısı’ gibi ‘yaşam algısı’ da ‘ezber aklın’ projeksiyonundan perdeye yansır. İntihar girişimi içinde yer alanlar ya da intiharı düşünenler, genellikle intiharı ‘yok olma’ değil, ‘acı’ ya da ‘boşluk’ hissinden kurtulma olarak algılıyorlar. İntihar edince ‘duygusal ağrının’ biteceğine ilişkin algı, diş ağrısından yakınan bir kişinin, dişini çektirdiğinde ağrısının biteceğini bilmesi gibi bir şeydir. Bu açıdan bakıldığında intihara yönelenler, teknik ve yöntemsel bir yaklaşım farklılığı içindedirler.
İntihar davranışına yönelenler, realite ile uyumsuz ve orantısız ‘acı’ ve boşluk’ duygularının, yaşamda bir karşılığı olduğu ve gerçek olduğuna inanıyorlarsa, algılarının da yaşamda bir karşılığı olduğu ve gerçek olduğuna inanıyorlar demektir. Çoğunluğumuzun bu konudaki inancı, bir ‘takıntı’ düzeyinde ve aklın süzgecinden geçmemiş hamlıkta. İntihar bu açıdan ‘takıntılı’ bir davranış özelliği sergiler.
Kaygıları yersiz ve realite ile bağdaşmayan insanlar gibidir beyinlerinde, intihar düşüncesi filizlenenler. Kaygıya kaynaklık eden şeyler ne kadar gerçekse, intihara kaynaklık ettiği düşünülen şeyler de o kadar gerçektir. Kaygının neden olduğu davranış ile intihar duygusunun neden olduğu davranışlar, sonuçları açısından farklılıklar içerir. Kaygı yaşatan, intihar yok eden bir davranış!
İntiharın ‘bilinçli’ bir davranış olduğunu söylemek gerçekçi değildir. Bir davranışın “bilinçli” olabilmesi için, o davranışı gerçekleştirenlerce, sonuçlarının da öngörülebilmesi gerekmektedir. Davranışın sonuçları kadar, o davranışın dayandığı realite ile uyumluluğu ve orantılılığı da ‘farkındalık’ gerektirir. Bilinç akıldır. Çoğunlumuz, intihar konusunda ‘ezber duygu yorumlarıyla’ realite açısından kapsam dışıyız. İntihar genlerinin araştırıldığı bir dönemde, intiharı ‘bilinçli bir davranış’ olarak görmek, gerçekle bağdaşmaz. Bu açıdan bakıldığında insanla hayvan arasın-da sanıldığı kadar bir uçurum yok. Bana sorarsanız ‘kapı komşusu’ gibiler.
İntihar düşünce ve davranışı, metcezir mizaca özgü bir davranış biçimidir. Yaprak dökmeyen mizaçlar intihara kaynaklık eden duygu yoğunluğu ve derinliğine yabancıdırlar. Duygularının realite ile uyumlu ve orantılı oluşunun yanı sıra ‘ölüm’ ve ‘yaşam’ algısının realilte ile uyumlu ve orantılı oluşu, yaprak dökmeyen mizaçlar için intiharı bir seçenek ve yönelim olmaktan çıkarır.
Metcezir mizacın iniş ve çıkış fazlarından oluşan gelgit doğası, intihara sürükleyen duygulara kaynaklık eder. Acı, boşluk, huzursuzluk, anlamsızlık, yalnızlık, bunaltı, sıkıntı… Hisleri metcezir mizacın çoğunlukla iniş fazına özgüdür. İniş fazının duyguları olarak bilinen intihar duyguları, az oranda da olsa çıkış fazına eşlik edebilir. İntihar düşüncesinin ve davranışının yaşamın bir anında gündeme girmesi, iniş ve çıkış fazları arasındaki aralığın/derinliğin artışı ile ilgilidir. Fazlar arası derinlik arttıkça, duygusuzluk ya da duygular, tahripkâr bir karakter kazanır. Tahripkâr duygu kişinin kendi ile sınırlı kalırsa ‘intihar’, ötekini de içine alırsa ‘intihar saldırısı’ gerçekleşir.
Kitabın içeriğindeki diğer konular ve metinlere erişmek için ‘daha fazla bilgi al’ ı , sonrasında da içindekiler başlığını tıklayın. Sayfayı aşağı doğru kaydırdığınız da kırmızı renkli rakamlarla karşılaşacaksınız. Her bir rakamı tıkladığınızda kitaptaki içindekiler kısmında belirtilerin bazı seçilmiş konuların tam metinleri ile karşılaşacaksınız. İyi okumalar diliyoruz.

Ruhun kaynağı beyin sinirsel ağları ve ağlar arasındaki nörokimyasal maddelerdir. Ruh nedir? Ruh dediğimizde zihnimize n...
02/02/2022

Ruhun kaynağı beyin sinirsel ağları ve ağlar arasındaki nörokimyasal maddelerdir. Ruh nedir? Ruh dediğimizde zihnimize ne gelmeli? Duygular, düşünceler, davranışlar, yetenekler, akıl, zeka, algılarımız ve hafıza ruhun parçalarıdır. Beyin ruh dışında uyku, iştah ve enerjinin düzenlenmesinde birinci dereceden sorumlu organdır. Yukarıda saydığımız ruhun parçalarında, uyku, iştah ve enerjide sorunlar yaşıyorsak öncelikle diğer organlar gibi beynin hastalandığını ve görevlerini yapamadığını düşünmek zorundayız. Beyin ve onun kaynaklık edip düzenlediği ruh tıbbın konusudur. Ve bu nedenle öncelik tıp doktoru olan psikiyatristlerin olmak zorundadır. Psikologların, çocuk gelişim uzmanları (pedagog) ya da koçların değildir. Çocuk, ergen ve erişkinler davranış, duygu ve zihinsel sorunlar yaşadıklarında (öfke, sinirlilik, tahammülsüzlük, üşengeçlik, kaygı, korku, isteksizlik, durgunluk, sorumlulukları yerine getirememe, duygusallaşma, alınganlık, sık ağlama nöbetleri, intihar düşüncesi ve girişimi, ani kararlar verme, yersiz ve gereksiz para harcama, bir işi bitirmeden başka işe atlama, bir konu düşünürken başka bir konuya atlama, istenilen ya da arzu edilen şeylerde ısrarcı ve inatçı davranma, iç sıkıntısı, huzursuzluk, başaramayacağından korkma, sosyal topluluklardan çekinme, kapalı yerden kalabalıktan ve açık alanlara çıkmaktan korkma, şiddete eğilim, eşyaya karşıdaki kişiye ya da kendine zarar verme hisleri, alkol ve madde kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanma ya da sık sık kullanma, sık ya da aralıklı ruh hali değişiklikleri, zihninden konuları uzaklaştırma güçlüğü, sabahları uykusunu alamamış gibi hissetme, geç ayılma, sabahları toparlanma güçlüğü, gün içinde uyuma isteği ya da uyuma, uykuya geçme güçlüğü, iştah fazlalığı ya da iştahsızlık ,sık küfür etme, tikler, bacaklardaki huzursuzluk hissi, kekemelik, dikkat sorunları, odaklanma güçlükleri, yaşa uygun olmayacak şekilde çiş ya da kaka kaçırma, bir iş yaparken o işi bitirmeden başka işe geçme, iş okul ve ilişkilerde istikrarsızlık, okula gitme isteğinin olmaması, sık iş partner ve okul değiştirme isteği, okulda işte ve ilişkilerde başarısızlık, boşluk ve anlamsızlık duyguları, hayata karşı bunalmışlık ve isteksizliğin nedeni olarak eşi ilişkiyi ortamı ya da işi sorunun kaynağı olarak görme, anlık cinsel içerikli ilişkiler, yoğun cinsel arzu dürtüsü hissetme, kumar oynama isteğinin önüne geçme güçlüğü, riskli davranışlar ve kararlar… söz konusu olduğunda ruhsal bir hastalık yani beynin görevlerini yerine getirmede güçlük yaşadığını düşünmeliyiz. Yukarıda saymaya çalıştığım sorunlar sizde yoksa bu sizin başarınız olmadığı gibi iradesi güçlü biri olduğunuzuda göstermez. Yalnızca beyninizin görevlerini yapabildiğini yani beynin sinirsel ağlarında ve sinirler arasında iletişimi sağlayan kimyasallarda bir sorununuz olmadığını gösterir. Yakını ya da uzağı görebilmek ya da görememek gibi. Her iki durumda da başarı ya da başarısızlık, iradesizlik ya da irade yoktur. Görevini yapabilen ya da yapamayan beyin vardır. Beynin görevleri arasında ruhsal hayata kaynaklık etmek ve onu düzenlemek olduğu kadar aynı zamanda vücudumuzdaki diğer organların beyinle karşılıklı etkileşerek çalışmalarının düzenlenmeside beynin görevleri arasındadır. Tamda bu nedenle yapılan muayene ve tıbbi tetkiklerden sonra tıbbi hastalık belirtileri nedeni olduğu düşünülecek bedensel şikayetlerimizin kaynağı vücudumuzdaki organ ve organ sistemleri değilse hastalık belirtileri yani bedensel şikayetlerimiz beyin kaynaklı demektir. Doktorlar size şikayetlerinizin nedeni ‘stres’ ya da ‘psikolojik’ diyorsa gerçekte anlatmak istedikleri beyninizin ruhsal hayattan sorumlu sinirsel ağları ve sinirler arası iletimi sağlayan kimyasal maddelerde sorun yani hastalık olduğudur. Peki, nasıl oluyor da ruhdan sorumlu beyin alanları ve sinirsel ağlar bedensel şikayetlere neden oluyor? Cevap basit. Beynin ruhsal hayattan sorumlu sistemleri ile vücudumuzdaki organların karşılıklı etkileşerek çalışmasını sağlayan sistemler bir biri ile etkileşim içindeler. Diğer bir deyişle entegre bir sistem gibi çalışıyorlar. O nedenledir ki, yapılan bir çok muayene ve tetkike rağmen bedensel şikayetlerimiz örneğin; dengesizlik, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, nefesin yetmediği hissi, yorgunluk, bayılma, baş ve kas ağrıları, tansiyonda oynamalar, ishal, kabızlık, iştahsızlık, uyku sorunları, aşırı iştah, mide bulantısı, kusma, üşüme ve yanma hissi, bacaklardaki huzursuzluk hissi, geçici görme ve konuşma kayıpları, kaşıntı, hissizlik… beyin hastalığı dışındaki ruhsal hastalıklara bağlanmıyorsa işte o zaman ruha kaynaklık eden beyin sinirsel ağları ve sinir hücreleri arası iletişimi sağlayan kimyasal maddelerde sorun-hastalık var demektir. Beynin kaynaklık ettiği iyi ya da kötü duygular denetlenebilir sınırlarda ise yani -1 ile+1 arasında gidip geliyorsa irade , akıl ve sözler duygularımızı denetleme olanağına sahiptir demektir. Duygularımız bu sınırları aşacak oranlarda beynimizce bize yaşatılıyorsa o duygular artık denetim dışıdır ve irade, söz, akıl devre dışı yani etkisizdir. Tamda bu nedenlerde ruha ait her sorun ya da hastalık tıp doktoru olan psikiyatristler tarafından değerlendirilmeli ve tedavi edilmeli ya da tedavi stratejisi belirlenmelidir. Davranışsal, duygusal ve zihinsel sorunlarda ilk ulaşacağınız kişi psikiyatristler olmalı tıbbi bir branş olmayan psikolog ve pedagoglar değil. Psikolog, pedagog, koç ya da nefesçilerin iyi niyetli olduklarını farz etsekte sonuç değişmiyor. Acılar uzuyor zaman kaybı söz konusu oluyor.
Tıp doktoru olan psikiyatristlerin değerlendirmesinden geçmeden ve yine onların kontrolünde olacak şekilde psikolog pedagog nefesçi ve koçlarla iletişime geçmeyin.
Niçin böyle düşündüğümüzü anlamanıza yardımcı olmak için kaleme aldığımız kitabın içindeki bazı konu metinlerini okumak için ‘daha fazla bilgi al’ ı ve sonrasında içindekileri tıklayın. Sayfayı aşağı kaydırdığınızda kırmızı rakamları tıklayınca bazı konu metinlerini okuma fırsatınız olacak.
İyi okumalar.

Psikoterapi Yalanı!Psikoterapilerin duygu, davranış ve düşüncelerimiz üzerine etkili olduğu yanılgısı (yalanı), ruhumuzu...
02/02/2022

Psikoterapi Yalanı!
Psikoterapilerin duygu, davranış ve düşüncelerimiz üzerine etkili olduğu yanılgısı (yalanı), ruhumuzun (duygu, düşünce, davranış, algı, dikkat, zeka, yetenek ve hafıza) mevsimlerle ve güneş dalga boyları ile ilişkisini yeterli ölçüde bilmememizden kaynaklanıyor. Ruhsal durumumuz ile mevsim ya da güneş dalga boyları arasındaki ilişkinin yalnızca ruhsal hastalıklarla ilişkisi olduğuna dair eksik ve yanlış bir bilgiye sahibiz. Gerçekte doğadaki tüm canlılar mevsimlerden ve güneş dalga boylarından etkilenirler. Mevsimlerin insanın ruhsal yaşantısı üzerine iyi ya da kötü yönde etkisi olur. Ruhsal hastalık tedavisi görsün ya da görmesin kime sorarsanız sorun şu ya da bu mevsimden olumlu ya da olumsuz etkilendiğini söyler. Net bir yanıt almak istiyorsanız ; “Hangi mevsimde ya da mevsimlerde kendinizi daha zinde ve dinç hissedersiniz?” diye sormanız yeterlidir. Sonbaharda daha zinde ve dinç hissedenler kadar ilkbaharda kendini daha zinde dinç hissedenler nerde ise eşit oranlardadır. Aynı yanıt yaz ve kış içinde geçerlidir. Ya da tam tersinden bir soruda benzer yanıtlarla karşılaşmamıza neden olabilir. Dinçlik ve zindeliğe duygusal açıdan iyi hissetme de eşlik eder. Mevsimler yalnızca enerji ve duygu üzerine iyi ya da kötü yönde etki etmezler aynı zamanda zihinsel ( zeka, akıl, algı, hafıza, düşünce) süreçler üzerinede iyi ya da kötü yönde etkide bulunurlar. Psikoterapinin sorunların ve ruhsal hastalıkların üzerine etkili olduğuna dair yanlış inançta mevsim ve güneş dalga boyu arasındaki ilişkinin bilinmemesinden kaynaklanır. Örnekler vererek açıklamaya çalışalım. Diyelim ki, siz öğrencisiniz ve sonbahar ile kış aylarından olumsuz yani kötü yönde etkileniyorsunuz. Bu iki mevsimde duygusal ve zihinsel açıdan iyi hissetmeleriniz ( istek, enerji, olumlu düşünme, özgüven, odaklanma, hafıza, düşünce ) süre ve şiddet açısından azalacak, zihinsel ve duygusal açıdan kötü hissetmeleriniz artacaktır. İlkbahar ayında ise Şubat sonu Mart başı duygusal ve zihinsel açıdan iyi hissetmeleriniz süre ve şiddet açısından artacağı için birinci yarıyıldaki başarı ve uyum ile hayat kalitesi düşüklüğü yerini başarı ve uyum ile hayat kalitesinde artışa bırakacaktır. Tam terside mümkün. Sonbahar ve kışda iyi yöndeki artış ilkbahar ve yaz ile kötü yönde bir gidişe neden olabilir. İş yaşamı ve ilişkilerimiz açısından da benzer süreçler ve deneyimler yaşarız. Sonbahar ve kışta eli sıkı biri (cimri) ilkbahar ve yazda eli açık birine dönüşebilir. Sonbahardan pozitif yönde etkilenen biri ani ve coşku dolu bir ilişki içinde kendini bulurken ilkbaharda aynı kişiye karşı ani bir ilgi ve istek kaybı yaşamaya başlayabilir. Farz edelim ki siz ilkbahardan ve yazdan duygusal ve zihinsel açıdan negatif etkilenen birisiniz. Ve Mart başı ya da ortalarında kendinizi gergin, mutsuz, kaygılı, alıngan, kararısız, negatif düşünmeye eğilimli, yorgun, unutkan, dalgın… biri olmaya başladınız. İlişkilerinizde, işte ya da okulda ve doğal bir sonuç olarak hayat ve duygu kalitesinde günün, haftanın ya da ayın büyük bölümlerinde zorluklar ve sorunlar yaşamaya başladınız. Ve baktınız ki bu böyle gitmiyor bir psikoterapiste başvurmaya karar verdiniz ya da yönlendirildiniz. Başvurduğunuz ayda Haziran olsun. Haftalık bir kez psikoterapi seansı almaya başladınız. Ağustosun ikinci haftasından sonra ya da Eylül ayının ilk iki haftası içinde yaşadığınız sorunların ve zorlukların çözülmeye başladığımı fark ettiniz. Bu durumda siz terapinin size iyi geldiğini ve terapistin verdiği yönergeleri başarı ile uyguladığınız için iyi olduğunuzu düşünecek, terapistinizde uyguladığı terapi yönteminin hastasınında katkısı işe başarılı olduğunu düşünecektir. Oysa olup biten şey yalnızca zorluğu ve sorunları olan kişinin mevsim ve güneş dalga boyu değişikliği nedeni ile zihinsel ve duygusal açıdan iyi hissetmelerinin süresi ve şiddeti açısından arttığı mevsime girmiş olmasıdır. Ortada bir başarı yoktur. Yalnızca mevsime ve güneş dalga boyutuna duyarlı beynin sinirsel ağlarının pozitif yöndeki işleyişinde bir değişiklik olmuştur. Her şey bu kadar basittir. Ortada kaybedilmiş zaman ve gereksiz uzayan sıkıntı ve acılar dışında bir şey yoktur aslında.
Duygu ve hayat kalitesindeki düşüşler ile iş eğitim ve ilişkilerdeki sorunların kaynağı negatif işleyen duygusal ve zihinsel süreçlerdir. Nedeni de mevsimlerden ve güneş dalga boyundan etkilenen beyin sinirsel ağlar ile sinir hücreleri arasındaki iletimi sağlayan kimyasal ileticilerdeki hastalık boyutuna varan akşama ve bozukluklardır. Yani siz bir terapist ile görüşmeye başlamasaydınız da, terapi seanslarına girmeseydiniz de Ağustos’un ikinci haftasından ya da Eylül’ün ilk iki haftası içinde iyi hissetmeye ve sorunlarınızı çözebilecek duygusal ve zihinsel gücü kendiniz de bulmaya başlayacaktınız. Zorluklarımızın, sorunlarımızın ve ruhsal hastalıklarımızın kaynağı beyin ise ve beyinde tıbbın konusu ise çözümde tıpta ve tıp doktoru olan psikiyatristlerde aranmalıdır. Tedavide tıbbi olmak zorundadır.
Daha detaylı bilgi edinmek için ‘daha fazla bilgi al’ ı sonrasında ise içindekiler i tıklayıp sayfayı kırmızı rakamların göründüğü noktaya kadar kaydırınız. Sayfa 47 i tıkladığınızda psikoterapinin etkili olduğuna dair yanlış bilgilerden arınmış olacaksınız.
İyi okumalar diliyoruz.

Psikiyatr-Fahri Karson• 2000 yılından 2009 yılına kadar Özel Nokta Erişkin Çocuk Ruh Sağlığı Hastalıkları Danışma ve Ted...
16/01/2022

Psikiyatr-Fahri Karson

• 2000 yılından 2009 yılına kadar Özel Nokta Erişkin Çocuk Ruh Sağlığı Hastalıkları Danışma ve Tedavi Eğitim Merkezi’nde psikiyatri uzmanı ve idareci olarak görev yaptı.
• 2000 yılından beri ve halen devam etmekte olan topluma açık konferanslar ve söyleşiler planladı.
• Depresyon, aktivite ve dikkat bozukluğu ve bipolar bozukluk konularında yayınlar çıkarttı.
• Okullarda öğrencilere ve öğretmenlere yönelik organizasyonlarını yaptığı konferans ve panellere konuşmacı olarak katıldı.
• İzmit Yaşam Boyu İki Uçlu Duygudurum Derneği’nin kurucu üyeliğini yaptı.
• Derneğin, hastalığın tanıtımına yönelik yapılan çalışmalarında aktif rol aldı.
• Ruh sağlığı ile ilgili alanlarda yayınlanmış çalışmaları bulunmaktadır.
• Psikodrama , cinsel terapi ve bilişsel davranışçı terapi programlarına katılmıştır.
• 2009 yılından beri kurucusu olduğu Denge Tıp Merkezi’nde görev yapmaktadır.

Psikiyatr-Ahmet Kocabıyık 1985-1991 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimini ta...
16/01/2022

Psikiyatr-Ahmet Kocabıyık

1985-1991 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimini tamamladı.
2001 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde psikiyatri İhtisasını tamamlayarak psikiyatri uzmanı oldu.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 7 yıl psikiyatri uzmanı ve başasistan olarak görev yaptı.
Bilişsel terapiler üzerinde çalıştı. Çocuk ve ergen ruh sağlığıyla ilgilendi.
Duygudurum Bozuklukları (depresyon ve bipolar bozukluklar), anksiyete bozuklukları (panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu), aktivite dikkat bozukluğu ve birçok ruh sağlığı sorunları ile ilgili yayınlar yaptı.
Psikiyatri asistanlarının eğitimi ve gelişimi alanında aktif görev aldı.
Halen kurucusu olduğu “Özel Denge Tıp Merkezi”inde uzman psikiyatrist olarak hizmet vermektedir ve özellikle duygudurum bozuklukları alanında çalışmalar yapmaktadır.
Evli ve iki çocuk babasıdır.
Yayınlanmış çalışmaları:
• Bipolar bozuklukta duygu dışavurumunun sosyodemografik verilerle ilişkisi (Düşünen Adam) • Folie a deux (Düşünen Adam)
• Bipolar bozuklukta duygu dışavurumunun relaps üzerine etkisi (Düşünen Adam)
• Riskli sürücü var mıdır? Kazaya yatkınlık tanımı yapılabilir mi? (Düşünen Adam)
• Hungtington Korea’sı ön tanısıyla izlenenen bir organik akıl bozukluğu olgusu (Düşünen Adam)
• Corpur Callosum agenenzisi ve şizofreni (Düşünen Adam)
• Bir olgu nedeniyle tardiv diskinezi (Düşünen Adam)
• The relationship between suiside attempt and menstrual phase (APA poster bildirimi)
• Şiddetli diskinezi-bir olgu sunumu (Düşünen Adam)
• Antipsikotik tedavi uygulanan hastalarda prolaktin düzeyleri (Nöropsikiyatri Arşivi)

13/01/2022

Hayatımızda bir şeyler yolunda gitmiyorsa, hayat ve duygu kalitesinde sorunlar yaşıyorsak, uyum ve başarıda zorluklarımız varsa, istikrar sağlamada güçlükler çekiyorsak, aldatıyor ya da aldatılıyorsak, sık iş kurup batırıyorsak , ayağımızı yorganımıza göre uzatamıyorsak, zihnimizden geçen her şeyi gerçek gibi algılıyorsak, abartılı duygular yaşıyorsak, durduk yerde içimizi bir coşku ve heyecan kaplıyorsa, mutsuzluk keyifsiz isteksizlik ve enerji kaybı zamanımızın çoğuna hükmetiyorsa, kararsızsak, özgüven sorunu yaşıyorsak, amaçsızsak, hayat boş ve anlamsız geliyorsa, her zamanki performansı yakalayamıyorsak, acı boşluk ve anlamsızlık duygusundan tek çıkış yolu olarak intiharı düşünüyor ya da eyleme geçiyorsak, dikkat ve hafıza sorunları yaşıyor kapasitemizin altında bir hayat sürdürüyorsak, bir işi bitirmeden başka bir işe geçiyorsak, günübirlik ilişkiler kuruyorsak, her konuda söyleyecek bir şeyimiz varsa, bir ilişkiyi bitirmeden bir başka ilişkiye başlıyorsak, alkol ve madde kullanımı ya da uyarıcalar olmadan gündelik hayatımızı ya da işimizi sürdürmede zorluk yaşıyorsak, hobilerden hobilere zıplıyorsak, şiddete eğilimli isek, kumar belası yakamıza yapışmışsa , başkalarının sorununu kendimizin sorunu gibi algılıyor ve yaşıyor isek, yersiz ve abartılı kaygı ve korkunun pençesinde kıvranıyorsak, hastalık endişesi ile doktor doktor çare arıyor yine de ikna olmuyorsak, doktorlar şikayetlerimizin tıbbi bir hastalığa işaret etmediğini söylüyor ama yinede şikayetlerimiz devam ediyorsa, duygu ve davranış denetiminizde zorlanıyorsak biz METCEZİR MİZAÇızdır. Çözüm olası mı ? Olası. İnsan bir bedende birbirine zıt iki ruh hali yani iki kişilik taşır. Bir kaç saat ya da bir kaç gün öncesinde düşünemediğimiz ya da hissedemediğimiz şeyleri düşünür ve hissederiz. Ve bizde bu durum şöyle bir his uyandırır. Demek ki böylede düşünebiliyor ve hissedebiliyorum. Siz böyle düşünürken terapistte hissettirebiliyorum ya da düşündürebiliyorum sanır. Körler ve sağırlar diyaloğu gibi bir şey bu. Oysa olup biten birbirine zıt iki fazlı, iki kişilikli ruh halimizden birinin gidip diğerinin gelmesidir. Ruhun kaynağı olan beynin yarı iletken özelliği onun güneş dalga boylarından yani mevsimlerden etkilenmesine neden olur. İyi ya da kötü yönde. Yani siz bir terapiste gitmesenizde, mevsim değişikliği nedeni ile zaten sorunla ya da sıkıntı ile baş edebilir hale geleceksiniz. Çözüm ruhun kaynağına yani beyine medikal destek vermektir.
Sözler ve iradenin metcezir mizacın kaynaklık ettiği sorunlar üzerine bir hükmü yoktur. Yakını göremeyen birine öğüt verme saçmalığı içindeyiz. Sorun tıbbi ve organiktir. Çözümde tıbbi olmak zorundadır.

Address

Temmuz Psikiyatri/Bağdat Caddesi

Opening Hours

Monday 09:00 - 21:00
Tuesday 09:00 - 21:00
Wednesday 09:00 - 21:00
Thursday 09:00 - 21:00
Friday 09:00 - 21:00
Saturday 09:00 - 21:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bir Atımlık Akıl posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Bir Atımlık Akıl:

  • Want your practice to be the top-listed Clinic?

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram