02/02/2022
Ruhun kaynağı beyin sinirsel ağları ve ağlar arasındaki nörokimyasal maddelerdir. Ruh nedir? Ruh dediğimizde zihnimize ne gelmeli? Duygular, düşünceler, davranışlar, yetenekler, akıl, zeka, algılarımız ve hafıza ruhun parçalarıdır. Beyin ruh dışında uyku, iştah ve enerjinin düzenlenmesinde birinci dereceden sorumlu organdır. Yukarıda saydığımız ruhun parçalarında, uyku, iştah ve enerjide sorunlar yaşıyorsak öncelikle diğer organlar gibi beynin hastalandığını ve görevlerini yapamadığını düşünmek zorundayız. Beyin ve onun kaynaklık edip düzenlediği ruh tıbbın konusudur. Ve bu nedenle öncelik tıp doktoru olan psikiyatristlerin olmak zorundadır. Psikologların, çocuk gelişim uzmanları (pedagog) ya da koçların değildir. Çocuk, ergen ve erişkinler davranış, duygu ve zihinsel sorunlar yaşadıklarında (öfke, sinirlilik, tahammülsüzlük, üşengeçlik, kaygı, korku, isteksizlik, durgunluk, sorumlulukları yerine getirememe, duygusallaşma, alınganlık, sık ağlama nöbetleri, intihar düşüncesi ve girişimi, ani kararlar verme, yersiz ve gereksiz para harcama, bir işi bitirmeden başka işe atlama, bir konu düşünürken başka bir konuya atlama, istenilen ya da arzu edilen şeylerde ısrarcı ve inatçı davranma, iç sıkıntısı, huzursuzluk, başaramayacağından korkma, sosyal topluluklardan çekinme, kapalı yerden kalabalıktan ve açık alanlara çıkmaktan korkma, şiddete eğilim, eşyaya karşıdaki kişiye ya da kendine zarar verme hisleri, alkol ve madde kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanma ya da sık sık kullanma, sık ya da aralıklı ruh hali değişiklikleri, zihninden konuları uzaklaştırma güçlüğü, sabahları uykusunu alamamış gibi hissetme, geç ayılma, sabahları toparlanma güçlüğü, gün içinde uyuma isteği ya da uyuma, uykuya geçme güçlüğü, iştah fazlalığı ya da iştahsızlık ,sık küfür etme, tikler, bacaklardaki huzursuzluk hissi, kekemelik, dikkat sorunları, odaklanma güçlükleri, yaşa uygun olmayacak şekilde çiş ya da kaka kaçırma, bir iş yaparken o işi bitirmeden başka işe geçme, iş okul ve ilişkilerde istikrarsızlık, okula gitme isteğinin olmaması, sık iş partner ve okul değiştirme isteği, okulda işte ve ilişkilerde başarısızlık, boşluk ve anlamsızlık duyguları, hayata karşı bunalmışlık ve isteksizliğin nedeni olarak eşi ilişkiyi ortamı ya da işi sorunun kaynağı olarak görme, anlık cinsel içerikli ilişkiler, yoğun cinsel arzu dürtüsü hissetme, kumar oynama isteğinin önüne geçme güçlüğü, riskli davranışlar ve kararlar… söz konusu olduğunda ruhsal bir hastalık yani beynin görevlerini yerine getirmede güçlük yaşadığını düşünmeliyiz. Yukarıda saymaya çalıştığım sorunlar sizde yoksa bu sizin başarınız olmadığı gibi iradesi güçlü biri olduğunuzuda göstermez. Yalnızca beyninizin görevlerini yapabildiğini yani beynin sinirsel ağlarında ve sinirler arasında iletişimi sağlayan kimyasallarda bir sorununuz olmadığını gösterir. Yakını ya da uzağı görebilmek ya da görememek gibi. Her iki durumda da başarı ya da başarısızlık, iradesizlik ya da irade yoktur. Görevini yapabilen ya da yapamayan beyin vardır. Beynin görevleri arasında ruhsal hayata kaynaklık etmek ve onu düzenlemek olduğu kadar aynı zamanda vücudumuzdaki diğer organların beyinle karşılıklı etkileşerek çalışmalarının düzenlenmeside beynin görevleri arasındadır. Tamda bu nedenle yapılan muayene ve tıbbi tetkiklerden sonra tıbbi hastalık belirtileri nedeni olduğu düşünülecek bedensel şikayetlerimizin kaynağı vücudumuzdaki organ ve organ sistemleri değilse hastalık belirtileri yani bedensel şikayetlerimiz beyin kaynaklı demektir. Doktorlar size şikayetlerinizin nedeni ‘stres’ ya da ‘psikolojik’ diyorsa gerçekte anlatmak istedikleri beyninizin ruhsal hayattan sorumlu sinirsel ağları ve sinirler arası iletimi sağlayan kimyasal maddelerde sorun yani hastalık olduğudur. Peki, nasıl oluyor da ruhdan sorumlu beyin alanları ve sinirsel ağlar bedensel şikayetlere neden oluyor? Cevap basit. Beynin ruhsal hayattan sorumlu sistemleri ile vücudumuzdaki organların karşılıklı etkileşerek çalışmasını sağlayan sistemler bir biri ile etkileşim içindeler. Diğer bir deyişle entegre bir sistem gibi çalışıyorlar. O nedenledir ki, yapılan bir çok muayene ve tetkike rağmen bedensel şikayetlerimiz örneğin; dengesizlik, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, nefesin yetmediği hissi, yorgunluk, bayılma, baş ve kas ağrıları, tansiyonda oynamalar, ishal, kabızlık, iştahsızlık, uyku sorunları, aşırı iştah, mide bulantısı, kusma, üşüme ve yanma hissi, bacaklardaki huzursuzluk hissi, geçici görme ve konuşma kayıpları, kaşıntı, hissizlik… beyin hastalığı dışındaki ruhsal hastalıklara bağlanmıyorsa işte o zaman ruha kaynaklık eden beyin sinirsel ağları ve sinir hücreleri arası iletişimi sağlayan kimyasal maddelerde sorun-hastalık var demektir. Beynin kaynaklık ettiği iyi ya da kötü duygular denetlenebilir sınırlarda ise yani -1 ile+1 arasında gidip geliyorsa irade , akıl ve sözler duygularımızı denetleme olanağına sahiptir demektir. Duygularımız bu sınırları aşacak oranlarda beynimizce bize yaşatılıyorsa o duygular artık denetim dışıdır ve irade, söz, akıl devre dışı yani etkisizdir. Tamda bu nedenlerde ruha ait her sorun ya da hastalık tıp doktoru olan psikiyatristler tarafından değerlendirilmeli ve tedavi edilmeli ya da tedavi stratejisi belirlenmelidir. Davranışsal, duygusal ve zihinsel sorunlarda ilk ulaşacağınız kişi psikiyatristler olmalı tıbbi bir branş olmayan psikolog ve pedagoglar değil. Psikolog, pedagog, koç ya da nefesçilerin iyi niyetli olduklarını farz etsekte sonuç değişmiyor. Acılar uzuyor zaman kaybı söz konusu oluyor.
Tıp doktoru olan psikiyatristlerin değerlendirmesinden geçmeden ve yine onların kontrolünde olacak şekilde psikolog pedagog nefesçi ve koçlarla iletişime geçmeyin.
Niçin böyle düşündüğümüzü anlamanıza yardımcı olmak için kaleme aldığımız kitabın içindeki bazı konu metinlerini okumak için ‘daha fazla bilgi al’ ı ve sonrasında içindekileri tıklayın. Sayfayı aşağı kaydırdığınızda kırmızı rakamları tıklayınca bazı konu metinlerini okuma fırsatınız olacak.
İyi okumalar.