Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri

Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri Uzm. Dr. Hasan Basri İZGİ/Psikiyatri

Doktor Bilgileri
Adı - Soyadı :
Hasan Basri İzgi
Mezun Olduğu Okul / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. / 1997
Uzman Olduğu Klinik / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD / 2005
Yabancı Dil :
İngilizce

Deneyimi 2014-Halen Muayenehane, Psikiyatri uzmanı

Tıbbi İlgi Alanları
Biyolojik psikiyatri, Affektif bozukluklar, Psikofarmakoloji, Kronik yorgunluk sendromu

Mesleki Üyelikler
- Türk Psikiyatri Derneği
- İstanbul Tabipler Birliği

Ticaretle uğraşan erkek hasta işine her gün geç kalıyordu. Zira sabah evden ayrıldıktan sonra neredeyse iş yerine varmak...
14/01/2026

Ticaretle uğraşan erkek hasta işine her gün geç kalıyordu. Zira sabah evden ayrıldıktan sonra neredeyse iş yerine varmak üzere iken geldiği yolu tekrar geri dönüyordu ve evin kapısını kontrol ediyordu. “Ya kapı açık kalırsa ve eve hırsız girerse” düşüncesi beynini yiyip bitiriyordu. Yetmiş yaşına merdiven dayamış ve oldukça dindar olan erkek hasta oğlunun ısrarı ile kendi isteği dışında muayeneye geldi. Namazda iken “Allaha küfrettiği” için çok ıstırap çektiğini, kendinin çok günahkâr olduğunu, artık namaz kılamaz hale geldiğini ve intihar ederek bu durumdan kurtulmak istediğini anlattı. Kendine göre Allah’ın lanetli kuluydu ve bir hastalığı yoktu. Nur yüzlü amcayı bir hastalığının olduğuna ikna etmek çok zordu. Neydi hastalığı? Obsesif kompulsif bozukluktan mustaripti aynı diğer örnek olarak bahsettiğim tüm hastalar gibi. OKB’de takıntıların şiddeti değişkendir ki günlük yaşamı kısmen aksatan seviyeden gerçekliğin test edilmesinin bozulduğu psikoz spektrumunda değerlendirilebilecek kadar şiddetli olan seviyeye farklılık görülebilir. Her takıntısı olan OKB hastası değildir. Takıntı nedeniyle sıkıntı yaşayan ve bedel ödeyen ki yorgunluk ve performans kaybı ile evlilik ve iş hayatında sorunlar yaşayan pek çok insanın ve yakınlarının inancı şudur: takıntıları kişi kendi ortaya çıkarıyordur ve kendi kendine bu takıntıları yok etmelidir. İşte bu inanç hastalığın hem şiddetini artırır hem de devamlılığını sağlar.

Çarpıntı, kalp atımlarında hızlanma, terleme, titreme, sarsıntı, ağız kuruması, nefes almada güçlük, boğulma hissi, göğü...
11/01/2026

Çarpıntı, kalp atımlarında hızlanma, terleme, titreme, sarsıntı, ağız kuruması, nefes almada güçlük, boğulma hissi, göğüste ağrı ya da baskı, bulantı veya karında rahatsızlık, sersemlik, baş dönmesi, bayılma hissi, dengesizlik, derealizasyon denilen dış dünyaya yabancılaşma, depersonalizasyon denilen kendine yabancılaşma, kontrolü yitirme, çıldırma, kendinden geçme korkusu, ölüm korkusu, sıcak ya da soğuk basması, uyuşma, karıncalanma, kas gerilimi veya ağrı ve sızılar, huzursuzluk ve gevşeyememe, zihinsel gerginlik, patlayacak gibi olma, boğazda yumruk hissi veya yutma güçlüğü, ufak şeylere büyük tepki verme veya irkilme, dikkat toplamada güçlük veya kaygı ve endişe yüzünden zihnin boşluğa düşmesi, sürekli sinirlilik ve endişe yüzünden uyuyamama görülebilir. Terapisti deneyimlerini paylaştı: “öğrencilik yıllarımda bir arkadaşımı evde annesi ve babası yokken ziyarete gittiğimde yemek hazırlamak için mutfağa geçtik. Hangi dolabı açsam yığınlar halinde plastik kaplar vardı; peynir ve yoğurt kapları gibi. Arkadaşım: “lazım olur diye annem bunları sürekli biriktiriyor ve söz geçirip de attırmak mümkün değil” diye açıklamada bulundu. O gün çok şaşırmıştım ve bir anlam da verememiştim. Sonraki yıllarımda benzer vakaları müşahede ettim. Varlıklı bir aile şirketinin üyesi olan kırk yaşındaki erkek hasta “yanlışlıkla önemli bir belgeyi çöpe atabilirim” düşüncesi ile eline geçen tüm kâğıtları saklıyordu ve evinin her köşesi kâğıt öbeklerinden geçilmiyordu ki kesekâğıdını dahi atmıyordu. Bir hemşire hanım her gün mesai bitimi evine geldiğinde hem dış kıyafetini kapı ağzında çıkartıp yıkamaya atıyordu hem de elini ve saçlarını çamaşır suyu ile yıkıyordu. Hastaneden getirdiği mikropları çocuklarına bulaştırmaması gerekiyordu. Ellerinin görüntüsü içler acısıydı ki derisi oldukça deforme olmuştu. Bir diğer vaka ise o kadar kirliydi ki evinde iken tüm vücudunu çöp poşetleri ile sarıyordu ve hatta klozetin kapağına değil içine oturuyordu. “Yazlıkta niçin denize girmediğini” sorduğumda “denize girersem kirlenir” cevabını verdi. Yüksek sosyokültürel seviyede bir insan olmasına rağmen hayattan kopuk haldeydi.

Terapi seansında ağırlıklı olarak anksiyete üzerine konuşuldu. Sevda’nın duygusal boyutunda depresif ton yatıştıkça altt...
09/01/2026

Terapi seansında ağırlıklı olarak anksiyete üzerine konuşuldu. Sevda’nın duygusal boyutunda depresif ton yatıştıkça alttan takıntıları ve evhamı gün yüzüne çıkmıştı. Buzdağının deniz yüzeyinde görünen yüzüdür depresyon kliniği ve iyileşme ile birlikte daha aşağıda bulunan anksiyete spektrumu ve en aşağıda ise kişilik özellikleri ve hatalı tutumları gibi bireysel özellikleri aşikâr hale gelir.
Kimi insanın beyni sınır karakolunda nöbet tutan asker gibidir: “ambulansın siren sesini duymaya göreyim kaskatı kesiliyorum. Yoğun bir endişe ile “çocuklarıma veya eşime bir şey mi oldu?” diye düşünüyorum. Onlara bir şey olursa yaşayamam. Bu nedenle sürekli telefonla arayıp seslerini duymaya çalışıyorum. Beynim diken üstünde oturuyor. Ya ambulanstaki onlardan biriyse!”. Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan kişiler her şeyi kendisinin yapmasının gerekliliğine inanırlar ve başkasına iş buyuramazlar. Herhangi bir şeyi yapmadan önce bilgi araştırmasını çok yaparlar. Bir karar verdikten hemen sonra onu sorgularlar. Güvence ararlar. Yaptıkları işleri tekrar tekrar yeniden kontrol ederler. Başkalarını fazlasıyla korumak ve onlar için bir şeyler yapmak isterler. Belli durumlara asla tam angaje olamazlar. Belli şeyleri yapmamak için de hayali nedenler ve bahaneler bulurlar. Ertelemeleri çoktur. En kötü olasılıklar üzerinde dururlar. Tipik olarak kaygı ve evham iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık ve sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir. En az altı aydır süren gündelik olaylar ve sorunlarla ilgili belirgin gerilim, endişe ve evham duyguları söz konusudur.

Kimi zora talip olur da mücadele eder ve stresini yönetir ki yaşadığı krize boyun eğmez ve azınlıktır; işinde seba...
07/01/2026

Kimi zora talip olur da mücadele eder ve stresini yönetir ki yaşadığı krize boyun eğmez ve azınlıktır; işinde sebat eder, alınteri döker, emek verir, yuvasına sahip çıkar ve kötülüklerle mücadele eder. Kimi de kolayı seçer de kaçar ve strese dayanamaz ki yaşadığı krize boyun eğer ve çoğunluktur; istifa eder, rüşvet yer, çalar, terkeder ve iyilikler için çabalamaz. Mesela dün sabah yolda kazaen bir çocuğa araba çarptı ve insanlar başına toplandılar. Her biri farklı profil çizdiler. Birkaç tanesi dönüp arkasını gittiler ve yaşanan olaya duyarsız kaldılar. Vurdumduymaz ve lakayt bir halleri vardı. Beyinleri olayı ne düşündü ne duygulandı ne de bir eyleme yöneltti. Ne yazık ki hiçbiri insanlıktan nasibini almamışlardı. Bir kısmı ise olay üzerine düşündüler lakin duygusuzca bakakaldılar. Ya ellerindeki çekirdeği çitlemeye devam ettiler ya da cep telefonu ile yaşananları videoya çektiler. Duygu ve eylem fakiri olarak insanlık boyutunda ehven-i şerdiler. Bazıları ise sadece olayı düşünmekte kalmadılar da duygulandılar. Çocuğun haline üzüldüler. Duyarlı oldular ama yardımcı olmada pasif kaldılar. Davranışa yansımayınca eksik kaldılar. Bir de insan-ı kâmil olanlar vardı ki hem olaya vakıf oldular ve düşündüler hem de duygusal tepki verdiler. Üstelik canla başla mağdurun yanında bulundular. Davranışlarıyla topluma örnek oldular”.

İnsanların duruşuna dikkat çekti hoca: “kimi var onuru için yaşar da gemiyi batarken terketmez. Kimileri de ilk terkeden...
05/01/2026

İnsanların duruşuna dikkat çekti hoca: “kimi var onuru için yaşar da gemiyi batarken terketmez. Kimileri de ilk terkedenlerden olur da menfaatlerinin gereğini yaparlar ve farelerden farkları yoktur. Kimi zalimin önüne dikilir de tek başına ve korkusuzdur. Gerisindeki kimileri anında onu satarlar ve ortalıktan sıvışırlar. Kimi kendine “dur” deyip zindana düşer ve kimileri de “ben” der hak yerler. Kimi tek başına tek kişilik bir topluluk olur da ateşe atılır. Kimileri de çokluk içinde bir tek adam etmezler de zelil olurlar. Kimi hakkı söyler de yurdundan sürülür ve denizi yarar. Kimileri de hakkı inkar ederler ve kendi azgınlığında boğulurlar. Tarih tekerrür eder ki ilk örnek hakikatı ortaya koyar: kimi mazlumdur ve Hak üzere canından olur. Kimi zalimdir ve isyanı ile kardeş katili olur. Kimi Habildir de Onun neslindendir ve azınlıktadır. Kimileri çoğunluktadır ama kimler oldukları önemsizdir ve nahoştur”. Doktor da psikiyatrik boyutta değerlendirme yaptı: “psikiyatri davranış bilimidir. “Nasıl bir duruş sergilendiği” konusu da ilgi alanı içindedir. Zorluklar karşısında değişik davranış paternleri ortaya çıkar. Örneğin vatan savunmasında kimi göğüs göğüse vuruşurken kimi de sırtını döner kaçar. Ya da kimi dürtüsüne uyup ötekinin hakkına girerken ve sudan sebeplerle öldürürken kimi de dürtüsünü bastırıp zora düşebilir ve mağdur olabilir. Zihnimizde davranış kalıpları oluşurken rol-modeller örnek alınırlar. Alınan örnek iyi de olabilir kötü de.

05/01/2026
Kişi iyiliksever bir insan ve o anda bir iyilik yapar da muhatabı tarafından minnet edilmeyebilir ve hatta eleştirilebil...
02/01/2026

Kişi iyiliksever bir insan ve o anda bir iyilik yapar da muhatabı tarafından minnet edilmeyebilir ve hatta eleştirilebilir. Yaptığı iyiliğin mutluluk getirmesi bir tarafa kişi pişman olabilir, kendine kızabilir ve yaşanan süreç zarar verici olabilir. Bir hardal tanesi kadar yüreği olan insan için iyilik yapmak elbette ki mutluluk kaynağıdır. Her ne kadar kişi kendisi için iyilik yapsa da ötekini mutluluğa giden yolda vesile kılar. Birileri için iyilik yapmak ötekinden beklentiyi getirir ve çoğu zaman hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Olması gereken ise “her ne kadar görünürde ben ona iyilik yapsam da bunu kendim için yaptım ve ondan bir beklentim yok ve ben medeti ancak Yaradan’ımdan umarım” demektir ki diyebilen kişi mutluluğa erer ve muhatabı nedenli hüsrana uğramaz. Şayet kişi yaptığı iyiliği kendi için yapar ve ötekini suiistimal ederse ne olur? Örneğin kendi yemediğini ikram eder ya da kendi giymediğini takdim ederse ve buradaki medeti “ben iyiliksever bir insanım ve insanlar da böyle bilsin” ise ne yaptığı hayra geçer ne kendi mutluluğa erer ne de muhatabı tarafından dua alır. Kandırdığı ne Yaradan’ıdır ne de muhatabıdır ancak ve ancak kendidir ki acınası hale düşer ve müflis birisi olur. Hasılı yakınlarda bir iyilik yaptığınıza inanmaktaysanız ve de herhangi bir haz almamakta iseniz şu soruyu kendinize sorabilirsiniz: “ben kendini kandıranlardan olabilir miyim?”. Atalarımız ne güzel tanımlar: “iyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir”.
̇lişkiler

Yaşım kemale erdikçe bu istikamete ulaşmam mümkün. Lakin benim bildiğim doğru tek ise ve diğer doğrulara tenezzül etmez ...
31/12/2025

Yaşım kemale erdikçe bu istikamete ulaşmam mümkün. Lakin benim bildiğim doğru tek ise ve diğer doğrulara tenezzül etmez isem ne yazık bana. Yaşım kemale erse de ergenlikte debelenmem ve hatalı istikamette kalıp kaybedenlerden olmam mümkün. Gün geldi de alternatiflerim tükendi. Yaşlılık kapıyı çaldı ve ölüm ensemde hissedilir oldu. Gayri vakit imtihan vakti”. Biraz durdup devam etti: “sıra gözetmeksizin iyilik yapan birisine itiraz edildiğinde o dedi ki: “imkânım varken yaparım ve olmadığında ise ses etmem”. Bu konu hakkında onu tanıyanlardan iki farklı yorum geldi. Bir kısmı: “o bir abdaldır ve iyilik üzeredir” diyerek hüsnü zanda bulundular da diğer kısmı: “o bir aptaldır ve hakkını gözetmekten acizdir” diyerek küçümsediler. Demem o ki “her iki taraf da doğru söyler zira herkes kendinde olana göre görüş bildirir. Şayet yaşanan olayı değerlendiren kişi halis niyetli ise hüsnü zanda bulunur veya art niyetli ise de yapılanı küçümser. Doğru olan ise niyet okumak değil de o birisine düşüncesini sormaktır. Kişi inancı gereği ötekini nefsine yeğledi ise o bir abdaldır. Yok, kişinin ötekinden beklentisi varsa veya derdi riyakârlıksa o bir aptaldır. Niyet okuyan kişi kendi niyetini ötekine dayatır. Niyeti sorup da öğrenen kişi ise hakikate ulaşır. O kişi güzel ahlak üzere değilse, edep ve hayâdan fakirse ve yaşantısı ile öteki insanlara güzellikte ve iyilikte örnek olamadıysa zahirinde abdal olsa ne? Aptal olsa ne? Yapılan iyilik yapanı mutlu etmezse sizce sorun nerededir? Yapılan iyilikte mi? Yapanda mı? Yapılanda mı? Beklenti içine girmekte mi? Medet umulan makamda mı?

Bir iyilik yap ve ne için yaptığını düşün! Öteki için yaptıysan pişman olma ihtimalin yüksek. Kendin için yaptıysan pişm...
29/12/2025

Bir iyilik yap ve ne için yaptığını düşün! Öteki için yaptıysan pişman olma ihtimalin yüksek. Kendin için yaptıysan pişman olma ihtimalin halen var. İnandığın değer için yaptıysan pişman olmazsın ve iç huzurun seni sarmalar. Kimi Âdem var ki insan evladıdır da zarar veremez ve şerden imtina eder. Şiarı iyiliktir ve cana hürmetkârdır. Hakikat budur ki Habil’den olmaz Kabil. Kimi de insanlıktan bihaberdir de ziyankâr fıtratıyla zulmeder ve hayrı yoktur. Varlık nedeni kötülüktür ve Hakka isyankârdır. Hakikat odur ki Kabilden olmaz Habil. İzan var, akıl var, vicdan var ve inanç var da kullanmak isteyene beyin var ve kalp var. Tercih hakkı benliğinde ve cüzi iraden var. Dünya hayatında Habil ya da Kabil olmak var. Ben meleklerin secde ettiği ve kibirli şeytanın da düşman bellediği Âdem’in oğluyum. Anne rahminde iken gözetilen ve gelişi beklenen kıymetli bir emanettim. Doğumumda masumdum. Takdir edilene razıydım ve inisiyatifim yoktu da anne ve babamı, genetik yapımı, derimin rengini, milliyetimi, dilimi ve dinimi kendim tercih etmedim. Çocukluğumda tek doğrum vardı, rol modellerimin doğruları. Ne zaman ki akil baliğ oldum ve meseleler karşısında farik-mümeyyiz hale geldim işte o zaman önümde alternatifler belirdi ve cüzi irademi kullanmam gerekti ya aslıma sadık olup yaratılmışların en şereflisi olarak kalacaktım ya da sefillerin en sefili olmama vesile olan yollara sapacaktım. Ya Habil’in neslinden olmak için zahmetlere göğüs gerecektim ya da Kabil’in baştan çıkarıcı ve aldatıcı yaşantısına özenecektim. Her daim alternatifim vardı. Bir tarafta anne ve babasının rızasını kazanan evlat olmak mı? diğer tarafta isyankâr olup zulmetmek mi? Veya vatanperver olup tankın önüne yatmak mı? Menfaat için vatana ihanet etmek mi? Ya da din adına baş kesen olmak mı? Yaşayarak dini yaşatmak ve gönül kazanmak mı? Ya da zalim olmak mı? Mazlum kalmak mı? Alternatifler arasındaki tercihlerim yolumu ve akıbetimi belirledi: imtina edilen biri mi? Gönüllerin arzuladığı mı? Veya lanetlenmek mi? rahmetle anılmak mı? Kendi doğrumun dışındaki doğruları da görebilir ve anlayışla karşılayabilirsem ve bir diğer alternatif olarak yaşayabilirsem ne mutlu bana.

Bireysel tercihtir ve saygı gösterilir ki kişi narsisist de olabilir, alesini de ön plana çıkarabilir, aşiret mensu...
26/12/2025

Bireysel tercihtir ve saygı gösterilir ki kişi narsisist de olabilir, alesini de ön plana çıkarabilir, aşiret mensubu da milliyetçi de ümmetçi de hümanist de ademiyetçi de olabilir ve düşüncesi de dertlenmesi de o ölçüde olur. Ancak tanımladığı kimlik ile davranışı örtüşmezse saygınlığını yitirir. Mesela hem “müslümanım” deyip hem de bencil olmak, yedi sülalesine mal biriktirmek, “bana ne yetimden” demek, rüşvet yemek, israf etmek, ecnebiyi kazıklamak ve farklı inanç sahibini düşman bellemek olmaz. Ya da “sadece benden olan-olmayan” diye ayrıştırıp hem de antisemitik olmak nasıl izah edilebilir? İnsanlık tarihinde her yeni dönem bir önceki dönemin ve her yeni din bir önceki dinin üstüne çıkarak hiçten hepe yolculuk yapmışken günümüzdeki bir müslümanın tüm insanlığı düşünüp derdiyle dertlenmek yerine bireyselleşme yönünde yozlaşması ve hepten hiçe yönelmesi üzerinde kafa yorulması gereken bir konudur. Herbirimiz kendimize sormalıyız: “bize ne oldu? Ve ne düşünüp ne ile dertlenmekteyiz?”.
Hoca düşünmeye sevk etti: “o gün Kabil Habil’i öldürdüğünde ilk katil oldu ve dünya üzerinde “kötülüğün” “iyiliğe” galip geldiği olayda her iki kardeş iki ucun prototipi haline geldi. Genel kaide “kötüler ölmez” ve “iyilerin bu dünyada kıymeti olmaz” şeklinde insanlık tarihine yazıldı. Atasözleri bu genel kaideyi anlattılar. İyiler yaşarken değil ölüm sonrası hak ettikleri kıymeti buldular ve hayırla yad edildiler. Kötüler dünyada söz sahibi olup zulmetseler de ölümü sonrası yok oldular ve zihinlerde hep beddua aldılar. Şimdi kendimize soralım: “yaptığımız iyiliğin bu dünyada bilinmesini istemek ve kadir kıymet görmeyi ummak ne kadar doğru?”. Her iyilik yaptığında karşılık göremediği için hayal kırıklığı yaşayıp pişman olanların bu soruya bir cevabı olmalı!
̇lişkiler

Necdet katkıda bulundu: “dur evladım! Büyüklük sende kalsın” denildiğinde “ben yaşça büyüğüm ve küçüğüme karşı şefkatli ...
24/12/2025

Necdet katkıda bulundu: “dur evladım! Büyüklük sende kalsın” denildiğinde “ben yaşça büyüğüm ve küçüğüme karşı şefkatli olmalıyım” diye anlardım çocukça aklımla. Haklı da olsam susardım ve gücüm yetse de elim havaya kalkmazdı çünkü benden beklenen büyük olmamdı. Yıllar içinde büyüklük kavramının yaşla, maddiyatla, makamla, güçle, ilim sahibi olmakla ve bilinirlikle alakalı olmadığına inandım. Nice yaşı kemale ermiş ve oldukça zengin, makam-mevki sahibi, gücü ile kök söktüren, allameyi cihan olan ve toplumda el üstünde tutulan insanlar tanıdım. Amma velakin değil büyüklüklerini, bir hiç olduklarını müşahede ettim. Kişi ne zaman ki doğruluğun yanında, Hakkın uğrunda, iyilikten tarafta, mazlumun derdinde, alan değil veren elde, edep üzere dimdik ayakta, insani değerleri yaşamakta ve yaşatmakta işte o zaman büyüklük onda. Yok iken var olabilen ve verebilen, haksızlıktan imtina eden ve haklı iken kibirlenmeyen, aslına riayet ederken riyadan korkan ve zahiren büyüklük içindeyken özündeki hiçliği bilen kişiye ne mutlu! “Büyüklük onda kalsın”. Hoca da düşünüp dertlenmenin neye göre yapılması gerektiğine dikkat çekti: “her kim sadece kendini düşünür ve sadece kendi derdiyle dertlenirse narsisisttir ve bir hiçtir. Her kim ayrıca aile üyelerini de düşünür ve dertlenirse ehveni şerdir. Her kim ilaveten akrabalarını, sülalesini ve aşiretini de düşünür ve dertlenirse kan bağına ehemmiyet veren sülaleci bir aşiret mensubudur. Her kim hem de milletini de düşünür ve dertlenirse milliyetçidir ve dinde Musevi benzeridir. Her kim ek olarak kendi gibi inananları da düşünür ve dertlenirse ümmetçidir ve dinde İsevi benzeridir. Her kim bir de diğer kitap ehlini de düşünür ve dertlenirse hümanisttir ve dinde İbrahimi benzeridir. Her kim tüm insanlığı düşünür ve dertlenirse ademiyetçidir ve dinde Muhammedi benzeridir ki heptir.
̇lişkiler

Hâlbuki sadece Sevgilimin rızası için ve ötekilerden hiçbir karşılık beklemeksizin yapmalıydım tüm iyilikleri. Sevgilide...
22/12/2025

Hâlbuki sadece Sevgilimin rızası için ve ötekilerden hiçbir karşılık beklemeksizin yapmalıydım tüm iyilikleri. Sevgiliden “almayı” istemek ve diğerlerine “vermek” idi esas olan. Zira mutlak Hâkim olan O. Medet Ondan olmalı, gördüklerimden değil. Müflisim gayri ve “yalnızlık” kesilen cezamdır benim. Kurtuluş reçetem belli ki şah damarımdan yakın Sevgilim ile bendeki benliğin birlikteliği”. İsmail ilave etti: “karşılıklı ilişkide gelene gitmezseniz bu bir hıyanettir ki ilişkide vefasızsınız ve uzanan dost ele sırt dönmektesiniz. Gelene giderseniz bu bir icabettir ki ilişkide eşitlik üzeresiniz ve sadece uzanan dost ele el vermektesiniz. Gelmeyene gitmezseniz bu bir acizliktir ki ilişkide kolaya kaçmaktasınız ve kaybolan dost ele veda etmektesiniz. Gelmeyene giderseniz bu bir azamettir ki ilişkide büyüklük göstermektesiniz ve ölen dost ele can vermektesiniz. Bir taraftan nefsin der ki “o bana düşmanca davrandı ve beni yok saydı. Ne mutlu günümü ne de acımı yaşamama saygı gösterdi ve bencilliği ile üzdü. Şimdi muhtaç oldu diye kendini ihmal mi edersin? Aslında yardım elini hak etmeyen birisi, sana ne?”. Diğer taraftan vicdanın bastırır ki “ne düşünürsün? Bugüne kadar öğrendiklerin, bildiklerin ve inandığın değerler doğrultusunda hareket etmelisin. O muhtaç iken yanında olmalısın!”. İmtihanın olur bu süreç! Ölçün “ben” ise nefsini dinlersin de dönüp yüzüne bakmazsın ve sen de yok sayarsın. Lakin büyük bir ihtimalle vicdanın ile savaşırsın ve kendi kendini yer bitirirsin. Ya da ölçün sevdiğinin hatırı ise günü kurtarırsın. Ta ki tükenene kadar rolünü oynarsın ama zorlanırsın ve ipin koptuğu yerde muhatabınla çatışırsın. Yahut ölçün inançların olursa vicdanının sesine kulak verirsin de medeti Sahibinden beklersin. Muhatabın Odur artık. Geçmiş geçmişte kalır ve nefsin bağrınsa da duymaz olursun. Hangi ölçü ile karar vermek de imtihanını kazanmak veya kaybetmek de senin inisiyatifinde”.
̇lişkiler

Address

Bağdat Caddesi No: 465 Seda Apt. D: 8 Suadiye/Kadıköy/
Ataşehir Istanbul

Opening Hours

Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+902163737733

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram