Uzm Klnk Psk Bengü Çelebi

Uzm Klnk Psk Bengü Çelebi Özenli Psikoloji Ψ
Online Psikoterapi
Randevu için bağlantıya tıklayınız
https://doktortakvimi.com/bengu-celebi

20/01/2026

Evet. Yardım istemek hem insan olmanın doğal bir parçası hem de psikolojik bir ihtiyaçtır.
Ancak birçok kişi yardım istemeyi “zayıflık”, “yetersizlik” veya “başaramamak” gibi yorumlar.
Oysa gerçek tam tersidir.

• Yardım istemek kırılganlığını kabul edebilmektir.
Bu, olgunluğun bir göstergesidir; çünkü herkes ihtiyaç duyduğunu fark edecek cesarete sahip değildir.

• İnsan sosyal bir varlıktır.
Zorlandığımızda destek almak biyolojik olarak güvenlik hissini artırır. Beyin, yalnız olmadığını gördüğünde stres hormonlarını azaltır.

• Destek istememek yükü ağırlaştırır.
Kişi herkesin yükünü taşır ama kendi yükünü kimseye vermezse kaçınılmaz olarak tükenir.

• Yardım istemek ilişkileri güçlendirir.
Gerçek bağ, tek taraflı güç gösterilerinde değil; ihtiyaçların ve desteğin paylaşıldığı alanlarda kurulur.

• Destek almak güçlü olmanın bir parçasıdır.
Kişi sınırlarını görür, kapasitesini kabul eder ve kendi iyiliğini ciddiye alır.

Yardım istemek bir zayıflık değil; yaşamın ağırlığını tek başına taşımak zorunda olmadığımızı hatırlatan bir haktır.

Herkesi memnun etmeye çalışmak genellikle naziklik veya empati gibi görünür;aslında çoğu zaman çok daha derin bir duygus...
17/01/2026

Herkesi memnun etmeye çalışmak genellikle naziklik veya empati gibi görünür;
aslında çoğu zaman çok daha derin bir duygusal ihtiyacın maskesidir:
görülme, kabul edilme ve terk edilmekten kaçınma ihtiyacı.

• Çocuklukta koşullu sevgi gören kişiler sınır koymakta zorlanır.
Sevilmek için uyum sağlamak gerektiği öğrenildiyse, yetişkinde “hayır” demek tehdit gibi gelir.

• Eleştirilmekten korkan kişi memnun etmeye yönelir.
Onaylanmak, saldırıya uğramamak için bir savunma yöntemi olur.

• Memnun etmeye çalışmak çatışmadan kaçınma stratejisidir.
Kişi “başım ağrımasın” diye kendi ihtiyacını geri plana atar.

• Kişi kendi duygusunu gizler, karşı tarafın duygusunu taşır.
Bu durum uzun vadede tükenmişlik ve kırgınlık yaratır.

• Sürekli memnun eden kişi, kendi benliğini görünmez kılar.
Zamanla kim olduğunu değil, kim olması gerektiğini yaşamaya başlar.

Herkesi memnun etmek bir erdem değil; görünme ihtiyacını bastıran derin bir savunmadır.

Bir işe başlamak isteyip bir türlü başlayamamak çoğu kişinin yaşadığı yaygın bir deneyimdir. Bu durum “irade zayıflığı” ...
13/01/2026

Bir işe başlamak isteyip bir türlü başlayamamak çoğu kişinin yaşadığı yaygın bir deneyimdir. Bu durum “irade zayıflığı” gibi görünse de aslında zihnin korunma mekanizmalarıyla ilgilidir.

• Beyin belirsizlikten hoşlanmaz.
Nereden başlayacağını bilmediği durumlarda görevi tehdit gibi algılar. Bu yüzden erteleme, zihnin “şimdilik kaç” komutudur.

• Mükemmeliyetçilik başlamayı zorlaştırır.
“Kusursuz başlamalıyım” düşüncesi kişiyi ilk adımdan bile uzaklaştırır.
Başlamak istemek değil; hatalı başlama ihtimali korkutur.

• Başarı kadar başarısızlık da korkutabilir.
Başlamak demek sorumluluk almak, devam ettirmek ve sonuçla yüzleşmek demektir. Bu yüzden zihin bazen “başlama, risk alma” der.

• Yorgun zihin yeni bir işe enerji ayıramaz.
Bazen başlamamak, kapasitenin dolu olduğunun göstergesidir.

• Duygusal yükler motivasyonu baskılar.
Kişi duygusal olarak tükenmişse, zihni hedefe değil, korunmaya odaklanır.

Başlayamamak tembellik değil;
zihnin kendini korumaya çalıştığının bir işaretidir.

Kendini sabote etmek dışarıdan “tembellik” gibi görünse de aslında çok daha karmaşık, tamamen psikolojik bir savunma mek...
10/01/2026

Kendini sabote etmek dışarıdan “tembellik” gibi görünse de aslında çok daha karmaşık, tamamen psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.
Kişi başarısız olmak istemediği için değil; başarıya yüklediği anlamdan korktuğu için kendini sabote eder.

• Başarının getireceği sorumluluk korkutabilir.
“Ya devamını getiremezsem?”,
“Ya beklentiler artarsa?”
Bu düşünceler kişiyi geri çeker.

• Yetersizlik inancı sabotajı tetikler.
“Zaten yapamam” cümlesi davranışa dönüşür.
Kişi başlamayarak aslında “başarısız olma riskinden” kaçınır.

• Mükemmeliyetçilik sabote etmenin görünmez biçimidir.
“Kusursuz başlamalıyım” inancı, çoğu kişinin hiç başlamamasına neden olur.

• Değersizlik hissi başarıya engel olur.
Kişi bilinçdışı olarak “başarı benim hakkım değil” diyerek kendini geri çeker.

• Duygusal yükler motivasyonu düşürür.
Zihinsel yorgunluk arttıkça, hedefe değil; kaçmaya odaklanırız.

Kendini sabote etmek tembellik değildir;
korku, güvensizlik ve eski inançların görünmez bir karışımıdır.
Fark etmek, bu döngüyü kırmanın ilk adımıdır.

Sürekli yorgun hissetmek sadece fiziksel bir durum değildir.Beden, zihnin taşıyamadığını ifade etmek için çok sık “yorgu...
06/01/2026

Sürekli yorgun hissetmek sadece fiziksel bir durum değildir.
Beden, zihnin taşıyamadığını ifade etmek için çok sık “yorgunluk” sinyalini kullanır.
Bu nedenle geçmeyen yorgunluk çoğu zaman bir uyarı işaretidir.

• Zihinsel yük fiziksel enerjiye dönüşür.
Gün içinde “çözülmemiş” stres, sürekli tetikte olma hâli, bastırılmış duygular bedenin enerjisini emer.

• Uzun süreli stres kortizolü yükseltir.
Kortizol yüksekliği; uyku kalitesini düşürür, iştahı değiştirir, bağışıklığı zayıflatır ve enerji seviyesini aşağı çeker.

• Duygusal yorgunluk, fiziksel yorgunluğun en büyük nedenidir.
İlişkilerde rol üstlenmek, herkesi idare etmek, kendini sürekli güçlü göstermeye çalışmak yorucudur.

• Uykusuzluk sadece uyumamak değildir.
Düşüncelerin durmaması, uykuya dalmada zorluk veya dinlenmeden uyanmak da uykusuzluktur.

• Beden “yavaşla” demek için yorgunluğu kullanır.
Hiçbir hastalık yokken bile yoğun yorgunluk, sinir sisteminin kapasitesini aştığını gösterir.

Sürekli yorgunluk,
bedenin değil; zihnin “böyle devam edemem” diyen alarmıdır.

22/12/2025

• Çoğu tartışma yüzeyde bir konu üzerinden başlasa da altında çok daha derin duygusal ihtiyaçlar bulunur. Bazen “beni dinlemiyorsun” gibi görünen bir çıkış aslında anlaşılma, görülme ya da değer verilme ihtiyacının yansımasıdır.
• Tartışmaların çoğu, bireylerin kendi sınırlarını koruma çabasıyla da ilişkilidir. • Geri çekilme, öfke, yüksek sesle konuşma veya suçlama gibi davranışların arkasında genellikle güvenlik, saygı ve kontrol hissi arayışı vardır.
• Bir kişinin sözünü kesmek, geç cevap vermek veya ciddiye alınmadığını hissetmek gibi küçük detaylar bile dipteki “önemsenmek istiyorum” ihtiyacını tetikleyebilir.
• Hangi ihtiyacın harekete geçtiğini fark edebilmek, tartışmanın yönünü değiştirebilir. Çünkü insanlar genellikle duyulduklarını hissettiklerinde gerginlik yavaşça çözülmeye başlar.
• Bu nedenle tartışmanın görünen kısmına değil, altta yatan ihtiyaçlara odaklanmak ilişkilerde daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir iletişim zemini oluşturur.

19/12/2025

• Performans kaygısı çoğu zaman mükemmel olma isteği, eleştirilme korkusu ya da başarısızlıkla ilgili geçmiş deneyimlerden beslenir. Kişi kendini sürekli değerlendirilir, izlenir veya yargılanır gibi hissettiğinde kaygı doğal olarak yükselir.
• Bu kaygı yalnızca akademik ya da iş hayatında değil, romantik ilişkilerde ve sosyal etkileşimlerde de görülebilir. • “Yeterince iyi miyim?”, “Beni beğenecek mi?” ya da “Hata yaparsam ne olur?” gibi düşünceler performans kaygısını besleyen yaygın iç seslerdir.
• İlişkide performans kaygısı olduğunda kişi kendini doğal şekilde ifade etmekte zorlanabilir. Duygularını, ihtiyaçlarını ya da sınırlarını söylemek yerine geri çekilme davranışı ortaya çıkabilir.
• Bu durum zamanla iletişimde kopukluk yaratabilir çünkü ilişki içinde spontane davranışların yerini kontrol etme çabası alır. Partner ise bu geri çekilmeyi ilgisizlik ya da soğukluk olarak yorumlayabilir.
• Kaygının azaltılmasında destekleyici bir iletişim tarzı, karşılıklı güven inşası ve kendi iç beklentilerini gerçekçi düzeye çekmek önemli rol oynar. İlişki, rekabet edilen bir alan değil, ortak bir güven zemini haline geldiğinde performans baskısı da yumuşamaya başlar.

• Fedakârlık ilişkilerin doğal bir parçasıdır; sevdiğimiz insanlar için emek vermek bağları güçlendirir. Ancak fedakârlı...
15/12/2025

• Fedakârlık ilişkilerin doğal bir parçasıdır; sevdiğimiz insanlar için emek vermek bağları güçlendirir. Ancak fedakârlık “aşırıya” geçtiğinde altında başka duygusal ihtiyaçlar bulunabilir.
• Bazı kişiler için fedakârlık, çocukluktan gelen onay arayışının bir yansıması olabilir. • “Ne kadar çok verirsem o kadar değer görürüm” düşüncesi, kişinin kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmasına yol açabilir.
• İçten sevgiyle yapılan fedakârlıkta karşılık bekleme baskısı daha düşüktür. Kişi emeğini özgürlükle sunar ve ilişki dengesi genellikle daha sağlıklıdır.
• Değer görülme arayışıyla yapılan fedakârlıkta ise kişi çoğu zaman yorulur, incinir ve karşı tarafın aynı oranda karşılık vermemesine duyarlı hale gelir. Bu durum uzun vadede kırgınlık ve tükenmişlik yaratabilir.
• Fedakârlığın kaynağını anlamak önemlidir. Eğer çaba sevgiyle akıyorsa ilişkiyi besler; ancak onay ya da kabul edilme ihtiyacından doğuyorsa kişinin kendi sınırlarını yeniden gözden geçirmesi gerekebilir.

• İnsanlar bazen farkında olmadan aynı tür ilişkileri seçer, benzer tartışmaları yaşar ya da hep aynı duygusal sonuçlara...
12/12/2025

• İnsanlar bazen farkında olmadan aynı tür ilişkileri seçer, benzer tartışmaları yaşar ya da hep aynı duygusal sonuçlara ulaşır. Bu durum çoğunlukla bilinçdışı alışkanlıkların, eski deneyimlerin ve öğrenilmiş davranış kalıplarının etkisiyle ortaya çıkar.
• Beyin tanıdık olana yönelmeye eğilimlidir. • Bu nedenle kişi için sağlıklı olmasa bile “tanıdık” olan bir ilişki dinamiği, davranış ya da duygu hali yeniden tekrarlandığında güvenli gibi hissedilebilir.
• Çocuklukta öğrenilen iletişim biçimleri, onay alma yolları veya başa çıkma stratejileri yetişkinlikte otomatikleşir. Böylece kişi aynı döngüyü fark etmeden yeniden oluşturabilir.
• Bu tekrarlar, kişinin aslında çözülmemiş ihtiyaçlarının işaretidir. Görülmek, değer verilmek, kontrol hissetmek ya da bağ kurmak gibi duygusal ihtiyaçlar karşılanmadığında döngüler kendini yeniden üretir.
• Döngüyü fark etmek ilk adımdır. Davranışın kökenini anlamak ve yerine daha sağlıklı bir seçenek koymak, ilişkilerde ve günlük yaşamda daha özgür bir hareket alanı yaratır.

• Hayatta karşılaştığımız birçok durum, bir yandan kabullenmeyi bir yandan da değişim isteğini beraberinde getirir. Bu i...
08/12/2025

• Hayatta karşılaştığımız birçok durum, bir yandan kabullenmeyi bir yandan da değişim isteğini beraberinde getirir. Bu iki ihtiyacı aynı anda taşımak kimi zaman içsel bir karmaşa yaratabilir.
• Kabul etmek, pes etmek anlamına gelmez. • Aksine, değiştirilemeyen koşulların farkına varmak ve bunlarla mücadele etmek yerine enerjiyi daha gerçekçi alanlara yönlendirmek anlamına gelir.
• Değişim isteği ise kişinin gelişme, iyileşme ve kendine uygun bir yaşam biçimi kurma arzusunu yansıtır. Ancak değişim baskısı çok yüksek olduğunda kişi kendini yetersiz ya da sürekli eksik hissedebilir.
• Denge, hem kendine şefkat gösterebilmekte hem de gelişime alan açabilmektedir. Bir sorunla karşılaşıldığında “Bunu şu anda olduğu haliyle kabul edebilir miyim?” ve “Neyi küçük adımlarla değiştirebilirim?” soruları yardımcı olabilir.
• Bu denge sağlandığında kişi hem daha esnek hem de daha dayanıklı hale gelir. Böylece hayatın getirdiği değişimlere uyum sağlamak daha kolay olur.

• Bir ilişkide sürekli çabalayan taraf olduğunu hissetmek, kişinin hem duygusal enerjisini tüketir hem de kendilik algıs...
04/12/2025

• Bir ilişkide sürekli çabalayan taraf olduğunu hissetmek, kişinin hem duygusal enerjisini tüketir hem de kendilik algısını zedeler. Bu his genellikle dengesiz sorumluluk paylaşımının uzun süre devam etmesiyle ortaya çıkar.
• Kimi zaman bu his, karşı tarafın gerçekten daha az çaba göstermesinden kaynaklanır; kimi zaman ise kişinin fazla sorumluluk alma eğiliminden. • “Ben hallederim” alışkanlığı, zamanla ilişki içinde tek yönlü bir düzen oluşturabilir.
• Bu duygu, görülme ve takdir edilme ihtiyacının karşılanmamasıyla daha da yoğunlaşır. Çaba gösteren kişi zamanla kendini yalnız, yük altında ve anlaşılmamış hissedebilir.
• Hissettiği yükün kaynağını fark etmek önemli bir adımdır. Bazen sınır koymak, görev paylaşımında açık konuşmak ya da gerçekçi beklentiler belirlemek duygusal dengeyi yeniden kurar.
• Emeğin tek tarafta toplandığı ilişkiler uzun vadede çatışma ve yorgunluk yaratabilir. Bu nedenle karşılıklı çabanın görünür olduğu, sorumlulukların paylaşıldığı bir iletişim zemini daha sağlıklı bir ilişki dinamiği sunar.

17/11/2025

Beden algınız, cinsel özgüveninizin temel taşlarından biridir.
Kendi bedeninizi beğenmediğiniz, eleştirdiğiniz veya “başkalarınınki gibi değil” diye düşündüğünüz anlarda, bu durum cinsel yakınlığı ve rahatlığı doğrudan etkileyebilir.

🏷️ Neden önemli?
Cinsellik sadece fiziksel bir deneyim değildir; bedeninizi nasıl hissettiğiniz, partnerinizle ne kadar rahat olduğunuzu belirler.
Olumsuz beden algısı, haz almadan çok “nasıl görünüyorum?”, “acaba kusurumu fark eder mi?” gibi endişelere odaklanmanıza yol açar.

🔍 Psikolojik kaynaklar:

Kültürel ve sosyal güzellik standartları
Çocuklukta veya ergenlikte bedenle ilgili yapılan alaylar veya eleştiriler
Medyanın idealize ettiği beden imajları
Geçmişte yaşanan olumsuz cinsel deneyimler

🌱 Cinsel özgüven, kusursuz olmakla değil, kendi bedeninizi tanıyıp ona değer vermekle başlar. Partnerinizin bakışından önce kendi gözünüzde nasıl göründüğünüz önemlidir.

Address

Izmir

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm Klnk Psk Bengü Çelebi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Uzm Klnk Psk Bengü Çelebi:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram