Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog

Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog Psychologue / Thérapeute systémique brève
Psikolog / Aile Terapisti Bonjour les amis et bienvenue sur ma nouvelle page !

Celle-ci a pour objectif d’échanger, de partager toutes informations utiles relatives à l’humain et tout ce qui l’entoure en passant par sa complexité, ses relations, ses émotions, …

Cette page vise également à servir d’un outil de communication entre vous et moi en essayant de mettre toutes mes compétences à votre disposition afin de chercher des réponses à vos questions d’ordres psycho-sociales. En effet, licenciée en Sciences psychologiques et thérapeute systémique de formation, je pratique essentiellement la « Thérapie Systémique Brève ». Il s’agit d’un courant qui prend son origine à l’école de Palo Alto où « le problème est la solution » et qui travaille dans une optique de « changement concret » tout en restant en relation avec le « système » qui l’entoure. Notons que thérapie brève ne veut pas dire thérapeute pressé. Notre objectif est la diminution la plus rapide, la plus complète et la plus durable possible de la souffrance du patient. La brièveté est donc plus la conséquence d’une façon de penser (d’agir) qu’un but en soi. Si vous désirez me contacter également en dehors de cette page pour une aide éventuelle ou une simple question, vous pouvez me joindre par téléphone ou m’envoyer un mail ou encore me rencontrer dans mon cabinet. Voici mes coordonnées :
E-mail : tetikce7@hotmail.com

AYRILIK“Anlamaya çalışıyorum. Neden gitti? Bir anda neden vazgeçti ? Bu kadar severken. Nerede yanlış yaptım? Oysa ne gü...
25/02/2026

AYRILIK

“Anlamaya çalışıyorum. Neden gitti? Bir anda neden vazgeçti ? Bu kadar severken. Nerede yanlış yaptım? Oysa ne güzeldi. Yarım kaldım”.

Aşk acısı yaşayanların can yakan cümleleri... Sorular bitmez. Zihin susmaz. Kalp can çekişir.
Ânî bir terk ediliş, sadece bir ilişkiyi değil, insanın algılarını da sarsar. Bağlanma travmasıdır bu. Nörobilim araştırmaları aşk acısının fiziksel acıyla eşdeğer olduğunu gösteriyor biliyor musun? Yani “canım yanıyor, kalbim acıyor” cümlesi mecaz değil, gerçek.

Bu acıya bir de anlam arayışı yüklenir. Zihin boşluk sevmez. O büyük sevgiye yakışır bir sebep arar. “Madem bu kadar değerliydi gözümde, o halde gidişinin de büyük bir nedeni olmalı” dersin.

Oysa gerçek çok daha sıradandır. Evliliğin sorumluluğunu alamamıştır. Korkup kaçmıştır. Sen seversin, o ise sevgiyi taşıyacak kapasiteye sahip değildir. Basit ve net.

Ama bu açıklama sana yetmez. Çünkü sevdiğine “konduramazsın.” Onu zihninde büyütürsün. Derinleştirirsin. Yüceltirsin. Ve en tehlikelisi, suçu kendinde ararsın. “Demek ki yeterince iyi değildim, bende bir eksik vardı” dersin.

Oysa mesele senin değersizliğin değil, karşındaki kişinin kapasitesidir. Acının sebebi, onun ne yaptığı değil; senin ona ne kadar anlam yüklediğindir.
Unutma. Verdiğimiz sevginin büyüklüğü kadar inciniriz. Onun büyüklüğü kadar değil.

Aslında insanlar sandığın kadar derin, eşsiz değil. Değerli olan çoğu zaman onun özü değil, senin duygundur. “Basit bir korku” ya da “sorumluluktan kaçış” gibi sıradan bir açıklama, bu kadar büyük bir sevgiye yakışmaz gibi gelir.

Aşk acısı çekiyorsun ya, aslında kaybettiğin kişiden çok, kaybettiğin hayalin yasını tutuyorsun. Ve hayaller, onları kuran kalbin derinliği kadar büyüktür.

Mesele, onun neden gittiği değil, senin bu kadar sevebilen bir kalbe sahip olmandır. O evliliğe hazır değildi. Sen ise sevmeye fazlasıyla hazırdın.

Onun neden gittiğini çözmeye çalışmayı bırak.
Birinin hazır olmaması, senin yetersiz olduğun anlamına gelmez. Yasını tut. Hayallerini uğurla. Değerini sorgulama.

Gerçek kıymet ve güç, gidende değil; bu kadar derin sevebilende saklıdır. Ne güzel demiş Aşık Veysel: "Güzelliğin on para etmez, bu bendeki Aşk olmasa..." ❤️

Cemile Tetik 🌺

Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah 😊Bazen içimizi bir karamsarlık kaplıyor:“Bu insanlık nereye gidiyor? Gençliğin hali ne olac...
24/02/2026

Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah 😊

Bazen içimizi bir karamsarlık kaplıyor:
“Bu insanlık nereye gidiyor? Gençliğin hali ne olacak?” diye ümitsizce soruyoruz. Tam o anda Cenabı Rabbim küçücük bir kıvılcım gönderiveriyor. Her yeri kasıp kavuruyor.

Son zamanlarda çok tuhaf şeyler oluyor. Sosyal medyada, televizyonlarda, kamusal alanda dinî dil artık “utangaç” değil. Fenomenler namaz kılıyor, dua ediyor. Dövmeli gençler abdest alıp secdeye varıyor. İlahiler viral oluyor; çocuklar sokaklarda Allah diye diye yürüyor. Eskiden “kringe” sayılan şeyler bugün Trend topic oluyor.

Mucize arıyoruz, buyrun âlâsı. İstanbul'un varoşundan çıkan Roman bir abi bir ilahi patlatıyor ve herkes zikir çekiyor... Hidayet bir anda, beklenmedik bir yerden geliyor işte. Bu da Kurban olduğum Allah’ın şakacı yanı 🙂

Allah bir kalbi, bir sözü, bir görüntüyü sebep kılar; sonra o küçük sebep büyük bir dönüşümün kapısını aralar.

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Oysa inkârcılar hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff/ 8. ayet)
ayeti, hakikatin bazen görünmez yeraltı suları gibi aktığını gösteriyor. Vakti geldiğinde yüzeye çıkar. İnsan plan yapar; Allah takdir eder. İnsan söndürmeye çalışır; Allah tamamlar.

Belki de bugün gördüğümüz şey, bir “geri dönüş” değil; fıtratın kendini hatırlamasıdır. Gençler kompleksiz şekilde İslam’a yöneliyorsa, bu bir baskının değil; arayışın sonucudur. Çünkü insan ruhu boşlukta yaşayamaz.

Umudu yitirmemek imanın bir parçasıdır. Karamsarlık şeytandandır; ümit ise Allah’tan.

Tarih boyunca İslamiyet küçümsendi, dışlandı, bastırılmaya çalışıldı. Ama her seferinde başka bir yerden ilahî bir nurla filiz verdi.

Belki bugün sosyal medyada bir ilahi viral olur. Belki bir genç ilk defa kringe görünmeden “Elhamdülillah” der. Küçük gibi görünen bu adımlar, aslında büyük bir dönüşümün habercisidir.

Bizim vazifemiz korkmak değil; sağlam durmaktır. İnancımızı kaybetmemek, umudu diri tutmak, kendi kalbimizi korumaktır. Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır...

Cemile Tetik ❤️

FRİDA İLE SAHURA DOĞRU Frida bacımla sahuru beklerken karşılıklı oturup dertleştik. Kahvemi yudumlarken kaşını kaldırdı....
22/02/2026

FRİDA İLE SAHURA DOĞRU

Frida bacımla sahuru beklerken karşılıklı oturup dertleştik. Kahvemi yudumlarken kaşını kaldırdı. Ah o kaşlar, başlı başına bir başkaldırı😊

Dedim ki: “Bacım, Ramazan geldi, içimizi bir sevinç kaplıyor. Hurmalar, pide kuyrukları, mutfakta tatlı bir telaş… Evlerimizde hilalli ışıklar, “Hoş geldin Ramazan” panoları, özel iftar sofraları. Çocuklar sevinsin, heveslensin diye süsler, hediyeler, takvimler… Ramazan işte ».

« Anladım », dedi bakışıyla, “sizde yine bir estetik sezonu açılmış...”.

Şaşırdım. « Bu neydi şimdi kız Frida ? Seni de memnun etmek ne zor be bacım. Yine neye takıldı o isyankar ruhun ? Ne güzel işte. Yılbaşına alternatifimiz olsun. »

Frida’nın bakışı sertleşti. “Alternatif mi? Ruhunuzun alternatife mi ihtiyacı var?” dedi. Sonra devam etti : « Evet niyet güzel. Gerçekten güzel. Çocuklar heveslensin, Ramazan neşeyle hatırlansın istiyorsunuz. Buna kim itiraz eder? Ama senin de içini gıcıklaştıran bir şey yok mu? Sanki ipin ucu kaçıyor. Sanki sofralar ruhu değil fotoğrafı doyuruyor, duvar süsleri arttıkça iç muhasebe azalıyor. »

« Off Frida ya, çok zorluyorsun bacım. » diye söylendim. « Hadi söyle, neymiş seni rahatsız eden his ? »

« Ramazan gerçekten bu kadar parıltılı olmak zorunda mı Cemile ? Yoksa biraz sessiz, biraz loş, biraz iç hesaplaşmalı değil miydi sizde ? Siz Ramazan’ı mı karşılıyorsunuz, yoksa dekorasyon sezonunu mu açıyorsunuz ? Çocuklar heyecanlansın, oruç bir yük gibi değil, bir hatıra gibi kalsın istiyorsunuz eyvallah. Ama tuhaf işte… » dedi ve sustu.

« Senin gibilere müşkülpesent denir Frida. Bir şeyden de memnun ol be kızım. Nedir tuhaf olan ? »

« Ramazan bir estetik akım değil. Bir sabır antrenmanı olmalı. Canın kahve isterken içmemek. Yorgunken namaza durmak, Kur’an okumak. Tam cevap verecekken öfkeyi yutmak. Kimse görmezken yardım etmek. Egonla her gün yeniden pazarlık masasına oturmak. Bu kısmın led ışığı, dekoru yok. Bu kısmın filtresi yok. Bu kısmın alkışı da yok."

« Peki sence en dogrusu ne ? »
« Ben bilmem orasını. Elbette çocuklar için neşe olsun. Ama şu soruyu sormadan da edemiyorum : İllaki bir şeye benzemek zorunda mısınız? Sizin Ramazan sofraları bizim Noel sofralarına benziyor. Kendi sevincinizi üretmek için başka kültürlerin ambalajına mı ihtiyaç var? Niyetiniz iyi ama ölçü kaçıyor. Öz yerine şekle, derinlik yerine vitrine yaslanıyorsunuz. Ve fark etmeden Ramazan’ı da tüketim çağının rafına koyuyorsunuz. Ah lanet olası Kapitalist düzen… Ah Diego… ».

« Yine efkarlandın Frida. Bilemedim ki. Ama özen göstermeyelim mi biraz ? »

« Tabi ki özen şart. Ama Ramazan’ın asıl ışığı duvarda değil; insanın içinde yanmalı bence. Ve o ışık, en çok kimse bakmazken parlar. Süsle değil, sabırla güzelleşen bir ay. Mesela evladın takvimden değil, senin ruh halinden anlamalı Ramazan’ın geldiğini. Annemin yüzünde güller açıyor, babam daha bir sakin, daha şefkatli, komşular birbirini ziyaret edip hediyeleşiyor, evde bir huzur var, sanırım Ramazan geldi » diyebiliyor mu ? Hah buna özen derim… »

Frida fincanını bıraktı. “Acı çekmeden güzellik olmaz,” der gibi baktı. Haklıydı belki de. Biz güzelliği ambalajda arıyoruz galiba. Oysa Ramazan’ın estetiği vitrinlik değil. İnsanın egosunu törpüleyen, sabrını parlatan bir estetik.

İllaki bir şeye benzemek zorunda mıyız? Azıcık daha kendimiz olsak, azıcık daha ölçülü kalsak, Ramazan eksilir mi?

Sahura doğru kahveler bitti. Frida kalkarken bana baktı. O meşhur kaşının altından hafifçe gülümsedi. Ne biz, ne de Ramazan, kimseye benzemek zorunda değildi... Belki de mesele, biz Ramazan’ı süslemeye çalışırken, Ramazan’ın bizi sadeleştirmeye çalışmasıydı…❤️

Cemile Tetik 🌺

Oruç, seni acıktırır, halsiz bırakır, bazen konuşacak tâkatin kalmaz, adımların yavaşlar. Yani beden pasif kalıp kulise ...
18/02/2026

Oruç, seni acıktırır, halsiz bırakır, bazen konuşacak tâkatin kalmaz, adımların yavaşlar. Yani beden pasif kalıp kulise geçer. Ruh için sahneye çıkma zamanıdır. Beden susar, ruh konuşur. Bir yıl boyunca davranışlarını törpülemen için, kişiliğini daha güzel şekillendirmen için sana fırsat sunar oruç... Seni günahlara sürükleyecek o yoğun enerjiyi elinden alır, vicdanının sesini susturan o Nefsin iştahını kapatır, Egonun dili damağı kurur, Kibrin benzi solar...

Böylece hissettiğin acziyet, Rahmâni tarafını harekete geçirir... Ve seni yeniden İnsan kılar oruç...

Midelerin bolca dinlendiği, ruhların bolca beslendiği, maddeden manaya yaklaşacağımız bir Ramazan diliyorum...

Dua ile 🌹

Cemile Tetik

Sosyal medya, yazılı ve görsel medya, sinema,…Hepsi bize aynı şeyi fısıldıyor: “Özgür ol. Kimseye bağlı olma. İstediğini...
15/02/2026

Sosyal medya, yazılı ve görsel medya, sinema,…
Hepsi bize aynı şeyi fısıldıyor: “Özgür ol. Kimseye bağlı olma. İstediğini yap. İstediğin gibi yaşa. Ancak tamamen özgür olursan mutlu olursun.”

Özgürlüğü parlatıp paketliyorlar. Sanki sınırsızlık eşittir huzur, bağsızlık eşittir güç, kimseye ihtiyaç duymamak eşittir başarıymış gibi sunuyorlar.

Oysa psikoloji bize tersini söyler: İnsan bağ kurmadan iyi olamaz. Ait olmadan güvende hissedemez. Sosyal psikolojinin ilk kuralı nedir? : insan sosyal bir varlıktır. Bağlanmadan insan olunmaz.

Özgürlük bir ütopyadır.
%100 özgür olamazsın.

Bağ kurarsın, sorumluluk alırsın, seversin, beklersin…

Her seçim başka bir ihtimalden vazgeçmektir.

Bağlandıkça özgürlüğün azalır,
Özgürleştikçe yalnızlığın artar.

Çünkü özgürlüğün bedeli yalnızlıktır.
Eğer hiç yalnız değilsen, muhtemelen hiç özgür de değilsindir. Ya da özgürüm diyorsan, muhtemelen bu işte bir yalnızlık vardır 😉

Özgürlük anıtı da olsan, sıkılırsın anam. Bağ kurmak iyidir 🥰

Cemile Tetik 🌺

14/02/2026
“KIZIMI SEVMİYOR MUYUM ?”“Kızıma karşı öfkemi tutamıyorum. Sonra odama geçip ağlıyorum. Acaba kızımı sevmiyor muyum Cemi...
14/02/2026

“KIZIMI SEVMİYOR MUYUM ?”

“Kızıma karşı öfkemi tutamıyorum. Sonra odama geçip ağlıyorum. Acaba kızımı sevmiyor muyum Cemile hanım ?”

Seans odasında bu cümleyi kuran anne aslında kızına değil, kendi geçmişine ağlıyordu...

İnsan kendi evladını sevmez mi? İtiraf etmesi zor belki ama evet… bazen olur. Ama bu, buzdağının görünen kısmıdır. Yüzeyde bir sevgi sorgulaması gibi görünse de çoğu zaman derin bir anlaşılmamışlığın ifadesidir.

Terapilerde anne–kız çatışmalarını sıklıkla görüyorum. Çok küçük yaşta başlıyor ve genellikle ergenlikte tırmanışa geçiyor. Bu sadece bir “disiplin sorunu”, “ergenlik dönemi” ya da “karakter çatışması” değil. İyi bir psikolog bilir ki bu çatışmalar yalnızca bugüne ait değildir; kuşaklar boyunca taşınan çözülmemiş bağlanma yaralarına ve aile sistemindeki dinamiklere dayanır.

Meşhur amcamız Bowlby’nin bağlanma kuramını bilirsiniz. Bize şunu söyler: Küçükken sana bakım veren kişiyle kurduğun ilişki, yetişkinlikteki yakın ilişkilerini ve ebeveynlik tutumlarını derinden etkiler. Sorunlu her bağlanma, kendi evladınla ilişkini sen farkında olmadan şekillendirebilir diyor yani.

Eğer sen annen tarafından yeterince duyulmamış, sık eleştirilmiş ya da duygusal olarak yalnız bırakılmış bir kadınsan; kendi kızının bazı davranışları karşısında aşırı tepkiler verebilirsin. Çünkü tetiklenen yalnızca çocuğunun bugünkü davranışı değil, geçmişte aldığın yaralardır.

Ne tuhaf değil mi şu psikoloji? Anne, kızında kendi çocukluğunu görür. Kızının itirazı, onun geçmişte edemediği itirazı; kızının özgürlüğü, onun bastırılmış yanını temsil eder. İşte buna nur topu gibi bir “aktarım” diyoruz. Anne, bilinçdışında kendi annesiyle yaşadığı çatışmayı kızına yönlendirebilir. Çocuk, annesinin hayal kırıklığının taşıyıcısı oluveriyor. Yani mesele sevgi eksikliği değilmiş...

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. Bu annenin geçmiş travmaları yetmezmiş gibi, üstüne aile içinde yalnızlaşmaya başlar. “Triangulation” yani üçgen bir ilişki oluşur. Genelde baba daha rahat, daha esnek bir figürdür. Anne sınır koyar, düzen sağlar, katı ve disiplinlidir. Çocuk doğal olarak kendisini daha az zorlayan ebeveyne, yani babaya yönelir.

Baba–kız yakınlaştıkça anne yalnızlaşır. “Şu çocuğu bir sevemedin gitti”, “Hayret, nasıl öpebildin?”, “Gitme şu kızın üstüne” diye diye anne hepten kontrolü kaybeder. Anne eleştirildikçe, şaka yollu küçümsendikçe savunmaya geçer.

Bu da iki yoldan biriyle olur: Ya daha fazla öfke ve kontrol doğar, ya da duygusal geri çekilme başlar. Ya daha çok bağırır, “polis” anne olur, ya da küserek cezalandırır.
Bir süre sonra anne şunu hisseder: “Bu evde herkes birbirini anlıyor, bir tek ben yanlışım. Ben kötü bir anneyim, çocuk bile babasını tercih ediyor”. Ve işte tam burada değersizlik duygusu konuşur.

Seansın bir yerinde anne şöyle demişti: “Bazen ona sarılmak istemiyorum. İçimden gelmiyor. Sonra kendimden utanıyorum”.
Aslında o an sevgi kaybolmamıştır. Kaybolan şey güvenli bağ kurabilme kapasitesidir. Çocuğuna sarılabilmesi için annenin önce “regülasyon” yapması lazım. Sürekli tetiklenen, destek görmeyen, eleştirilen bir anne bir noktadan sonra tükenir. Peki regülasyon nedir ? Duyguyu dengelemektir. Duyguyu susturmak değil, duygunun içinde kaybolmamaktır.

Peki nasıl regüle edecegiz bu duyguyu ? Önce bedeni sakinleştir, nefes al. Sonra çocuğundan uzaklaş, dur ve bir mola ver. Duyguna isim ver : “Şu an öfkeliyim, kırgınım” de. Geçmiş ve bugün ayrımı yap : “Şu an sinirliyim ama bu şimdinin duygusu değil, eski bir yara”. Ve Kendine şefkat göster : “Şu anda zorlanıyorum ve bu insanî bir durum”.

Bu yüzden öfkeli bir anne gördüğünüzde, çözüm ne çocuğu düzeltmek, ne de anneyi eleştirmek. Önce annenin elinden tutmak gerekir. Onun yüreğine temas etmek. Anne kendi çocukluğunu anlamaya başladığında, kendine şefkat göstermeyi öğrendiğinde, içindeki küçük kız yavaş yavaş sakinleşir.
Ve içindeki çocuk sakinleştikçe, kendi kızına olan yaklaşımı da yumuşar.

Çocuğunu daha çok sevmeye çalışmadan önce, kendi çocukluğunu sevmekle işe başlayabilirsin. Kendini ödüllendirerek, kendi hikâyeni onurlandırarak…

İnsan evladı her bir Anne kötü değildir. Tetiklenmiştir. Kızı ise düşman değildir. Aile sisteminin yükünü taşımaktadır.

Eğer “Kızımı sevmiyor muyum?” diye ağlıyorsan, aslında sevginin hâlâ orada olduğunu kanıtlamışsındır. Çünkü sevgi yoksa suçluluk da olmaz.

Kuşaklar boyunca taşınan yükler vardır. Ama bir kuşakta fark edilirse, zincir orada kırılır.

Zeyneb’ime baktığımda bazen nazarım değecek diye korkuyorum. Öyle seviyorum ki, Allah’ım bir insan daha fazla nasıl sevebilir diye sevgimden ağlıyorum. Güldüğünde içim dolup taşıyor, ağladığında ciğerim sökülüyor. Onun inadını bile seviyorum, hırçınlığına bayılıyorum. Aferin ne istediğini biliyor, inatla istiyor kerata diye gururlanıyorum. Aslında çok iyi biliyorum. Onunla birlikte, geçmişte bir yerlerde gizlenmiş, herkese şirin görünmeye çalışan, sevilmek isteyen o beyaz önlüklü küçük kızı da seviyorum...

Belki de annelik, kızını büyütürken içindeki küçük kızı da iyileştirebilmektir. Ve belki de en büyük cesaret, “Annem elinden geleni yaptı, onun da yaraları vardı. Ve ben ondan kalan yarayı burada bitireceğim” diyebilmektir.

Cemile Tetik ❤️

KIYIDA BİR VEDA...Bugün denize gitmek istedim. Yanımda sen vardın. Her zamanki gibi etrafı kolluyordun. Senden ayrılmak ...
10/02/2026

KIYIDA BİR VEDA...

Bugün denize gitmek istedim. Yanımda sen vardın. Her zamanki gibi etrafı kolluyordun. Senden ayrılmak için en iyi yerin burası olduğunu söylediler. Ben de geldim.

“Bu kadar rahat olma,” dedin. "İnsan her an hazırlıklı olmalı. Bak, kalbin hızlı atıyor. Fark etmiyorsun ama ben ediyorum.”

Elim istemsizce göğsüme gitti. Sen haklı çıkmayı severdin. “Geçmişte de böyle olmuştu,” dedin. “Hatırlasana. O zaman da ‘iyiyim’ demiştin. Sonra ne oldu?”

Deniz sakindi. Bu sakinlik seni rahatsız ediyordu. “Tamam. Artık eve dönmeliyiz,” dedin. “Neden buraya geldik? Ya burada başına bir şey gelirse? Yoksa kötü bir şey mi söyleyeceksin?”

Seni dinledim. Sesin tanıdıktı. Uzun zamandır hayatımdaydın çünkü.
“Beni yorduğunu fark etmiyor musun?” dedim. “Her şeyi tehlike gibi anlatıyorsun. Bir an bile durmamı istemiyorsun".

"Ben senin iyiliğin için konuşuyorum,” dedin.
“Ben olmazsam savunmasız kalırsın. Kontrol bende olmalı.”
Deniz ayaklarımıza kadar yanaştı. Soğuktu ama iyi geldi.
“Kontrol dediğin şey beni nefessiz bırakıyor. Kalbim sen konuşurken hızlanıyor. Göğsüm daralıyor.”
“Çünkü dikkatli olmalısın,” dedin. “Çünkü dünya güvenli bir yer değil. Çünkü senin için her ihtimali düşünmek zorundayım.”

Sana baktım. Yüzünde yorgun bir ciddiyet. Hep tetikte yaşayanların yüzü.
“Biliyorum,” dedim. “Beni korumaya çalıştın. En kötüsüne hazırlamak istedin. Bunun için teşekkür ederim.”

Deniz biraz daha yaklaştı. Sanki konuşmamızı dinliyordu.
“Ama artık ben bakabilirim,” dedim. “Ne zaman duracağımı, ne zaman dikkatli olacağımı. Her sessizlik tehlike değil. Her çarpıntı da felaket değil. Lütfen. Artık veda edebiliriz..."

Bir şey söyleyecek gibi oldun ama sustun. Adım adım geri çekildin. Deniz seni kendine doğru çekti. Mavinin içinde yumuşadın. Sesin dağıldı. Ufuktaki gün batımında kayboldun...

Sahi adın neydi ? Adın: Kaygıydı.

Cemile Tetik 🥰

EVLİLİK VE DOMATES İnsan domates diyince akla orta boylu yeşil saplı kırmızı bi şeyler geliyor. Oysa bir domatesin bile ...
09/02/2026

EVLİLİK VE DOMATES

İnsan domates diyince akla orta boylu yeşil saplı kırmızı bi şeyler geliyor. Oysa bir domatesin bile binbir çeşidi varmış.

İnsan evlendiğinde aklında tek tip bir resim geliyor. Mutlu çocuklu bir aile. Ah yavrum o kadar kolay olsa keşke. Her evlilik farklıdır, eşi benzeri yoktur ve kendine has bir dinamiği vardır. O dengeyi bulup yürüten üç aşağı beş yukarı mutlu olabiliyor işte.

Evliliğinde sorunlar varsa karınca kararınca bir kaç madde sunayım sana :

- Sürekli boşan boşan diyen veya sürekli ayrılma ayrılma diyen insanlardan uzaklaş. Önce yalnızlaş. Etraftaki gürültülerden zihnini arındır.

- Öfke en büyük düşmanın. Sana gerçekleri göstermez. Adaletle ve dürüstçe düşünmene engel olur. Hakikati saptırır. Evliliğinle ilgili karar vermeden önce, öfkeni yönetmek için sakinleştirici ne gerekiyorsa yap. Profesyonel destek, manevi destek, doğa ile, su ile terapi, hatta gerekirse sakinleştirici ilaçlar.

- Sonra durumunu değerlendir. Kendinle yüzleş. Eşinin hatalarını gördüğün kadar kendi hatalarını veya eksiklerini düşün. İlişkinizin genel portresini, dönüm noktalarını, analizini yap. Kendinle dürüst ol. Egona yenik düşme.

- Evlilikle ilgili niyetini ve duygularını sorgula. İyileşmeye ve iyileştirmeye niyetin yoksa, bahaneler bulmak çok kolay olur. Sevgini yokla.

- Evde mümkün olduğunca sessizlik hakim olsun. Desibelini düşür. Konuşurken ses tonuna dikkat et.

- Merhaba/Selamün aleyküm ve iyi akşamlar/ iyi geceler demeyi ihmal etme. Bunu söylemek için illa ki mutlu olmamız gerekmiyor. İnsan olmak yeter.

- Eğer konuşmaya çalışırsan, dinlemeye de çalış. Karşındaki insanın ağzından çıkan her sözü dikkatle dinle ve duy. Empatiyle duygularını anlamaya çalış. Olmuyorsa zorlama. Konuşmaya ara ver.

- Çocuklarına odaklanmaya devam et. Evlilik sekteye uğrasa bile anne babalığımız ölmedi ya. Onlarla güzel vakit geçirmeye özen göster.

- Kendine de odaklan. İhtiyaçlarına kulak ver. Sana iyi gelen meşguliyetlerin olsun. Sürekli eşinin davranışlarına takılı kalma. Kendi içine bak.

- Her gece yatmadan önce hayırlısı için Allah'tan iste, yürekten dua et. Ümidini yitirmek müslümana yakışmaz.

- Herkese derdini anlatıp durma. Milleti de darlama. Evliliğini başkası değil sen kurtarabilirsin. Hatta ailenin gürültüsünden de uzaklaş. Mahrem konuları ifşa etme, yine eşinin yüzüne bakacaksın. Arada sohbet ettiğin, güvendiğin biricik dostun olsa yeter.

- Ve sabırla beklemeyi öğren. Oruç tutar gibi, asker yolu gözler gibi, sabahı bekleyen hasta gibi sabırla bekle. Boş boş oturma. Faydalı ve üretken işler yapmaya devam et.

Evet boşanmak haktır. Bazen de şarttır. Hele hele faydadan çok zarar gördüysen, zulüm rahmeti geçtiyse, boşanma kaçınılmaz olur bazen.

Ama kendini onarmak diye bir şey de var. İyileşmek mümkündür. Yaralar kapanır, izi kalır belki ama en azından kanamaz...

Evliliğin için mücadele et... Evlilik güzeldir... Domatese benzemez.

Başka sözüm yok. Hadi hayırlı Ramazanlar 🙂

Cemile Tetik 💐

Doğru mu Hakikat mı?Bazen doğrular iyi insan olmaya yetmiyor... Mantıklı cevapların kalbi tatmin etmeye yetmediği gibi.....
08/02/2026

Doğru mu Hakikat mı?

Bazen doğrular iyi insan olmaya yetmiyor... Mantıklı cevapların kalbi tatmin etmeye yetmediği gibi...

Hz. Adem ile İblis'in kıssasını bilirsiniz. İblis Adem'e secde etmedi. Sebebini de söyledi.

“Allah buyurdu ki: ‘Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?’
İblis dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın'.” (A‘râf, 12)

Teknik olarak baktığımızda söyledikleri tamamen doğruydu. Ateş daha hareketliydi, daha güçlüydü. Toprak ağırdı, sessizdi. İblis'in Bilgisi, geçmişi, tecrübesi, ibadeti vardı.

Ama hakikatte büyük bir yanılgıya düştü. Çünkü mesele kim daha üstün meselesi değildi. Mesele, Allah’ın istediği eylemi yapıp yapmamaktı. Ve o eylem secdeydi. İblis doğruyu savundu, ama hakikati ıskaladı.

İnsan da hatalarını anlatırken çoğu zaman böyle yapar. Sebep bulur. Travmasını anlatır. Geçmişini, anne-babasını, yaşadıklarını sıralar. Ve anlatılanların çoğu gerçekten doğrudur.

Terapide bunu sıkça görüyorum. Danışanlarımın hikâyelerine kulak verdiğimde ne kadar doğru bir yerden acı çektiklerini ve o acıların onları ne kadar yanlış yollara götürdüğüne şahit oluyorum.

Zor bir çocukluk. İhmal edilmişlik. Haksızlığa ve zulme uğramışlıklar. Ve derin yaralar...
Ama bütün bu doğrular, yapılan hatayı hakikat olmaktan çıkarmıyor maalesef.
Çünkü hakikat şudur: Bir şey yanlışsa, sebepleri ne kadar anlaşılır olursa olsun, yanlış yine yanlıştır.

Aslında iyileşme de tam burada başlar. Kendini anlayıp savunmayı bıraktığın yerde. “Bunun nedenleri vardı” dedikten sonra “Evet, bunu yaptım ve telafi etmeyi seçiyorum” diyebildiğin yerde.

İblis’in hatası kibirdi ama asıl düşüşü şuydu: Emri tartışmaya açtı. Secde etmesi gereken yerde, gerekçe sundu. İnsanın en büyük sınavı doğrularına sığınıp hakikatten kaçmamaktır...

Hakikat, ne kadar acı olursa olsun, insanı ayağa kaldırır. Kalbe dokunur. Ruha şifa olur. Kendimize karşı dürüst ve samimi olmaktan, doğrularımıza rağmen hakikate tutunmaktan korkmayalım. Gerçek olgunluk tam da bu noktada başlar.

Doğru olup da hakikate dokunmayan her savunma, secdesizliğin başka adıdır...

Sevgiyle 🤍

Cemile Tetik 🌼

Çift terapilerine dair. Faydalı olacağını zannediyorum. Keyifli okumalar 🙂
04/02/2026

Çift terapilerine dair. Faydalı olacağını zannediyorum. Keyifli okumalar 🙂

SONUNCU GÜN - Ayrılık. Yaz boyunca sizinle tatil yazıları paylaştım. Hepsini ilgiyle okudunuz. Varolun🥲❤️Bu son. Ayrılık...
28/08/2025

SONUNCU GÜN - Ayrılık.

Yaz boyunca sizinle tatil yazıları paylaştım. Hepsini ilgiyle okudunuz. Varolun🥲❤️

Bu son. Ayrılık vakti geldi... Yutkunma, boğazda düğümlenen sözler, helalleşme, sımsıkı sarılma ve birkaç damla gözyaşı... İnsan böyle anlarda neden ağlar? Ayrılık neden ağlatır?

“Hiçbir insan aynı nehirde iki kez yıkanamaz.” diyor Herakleitos. Yani hayatın özü sürekli veda ve ayrılıktır.

Doğduğun anda annenden ayrılırsın. Büyüdükçe oyuncaklarından, okul bahçenden, çocukluk evinden. Gençliğinde hayallerinden, dostlarından, şehirlerinden. Ve zamanla, sevdiklerinden, ailenden, hatta kendi eski benliğinden bile ayrılırsın.

İnsan, farkında olmadan sürekli vedalaşır: Bir gün aynaya baktığında, seninle yıllar önceki senin göz göze gelemeyeceğini görürsün. Çünkü insan, kendiyle bile ayrılır zamanla.

Üniversite'de hocamız bir gün, "Ayrılık, sadece psikolojik değil, fiziksel bir acıdır" demişti. Bedeninde bir yara veya yanık oluştuğunda hissedilen acı gibi, ayrılık da beyinde gerçek bir acı gibi işlenir. Bu yüzden yalnızca ruhunda değil, derinin altında, göğüs kafesinde, midende, kalbinde, damarlarında hissedersin. Eğer acı duyuyorsan, bağ kurmuşsun demektir. Senden bir parça kopmuştur. Ve en derin sevginin kanıtıdır bu...

Yolculuklar bana hep bunu hatırlatır: Hiçbir şey bana ait değil. Mekânlar, eşyalar, zamanlar… Hepsi emanet, hepsi geçici. Kalıcı olan, paylaşılan güzel duygular ve geride bıraktığın izler 🌿

Valizlere yalnızca birkaç eşya sığar, seni oyalar işte. Onlar da zamanla tükenir. Şimdilerde daha iyi anlıyorum. Gerçekte insan ayrılığa değil, geride bıraktığı kendi parçasına ağlar. Çünkü kalıcı olan yanımıza aldıklarımız değil; orada kendimizden bıraktıklarımızdır 🧳✈️

Her bir parçama. Hoşça kalın...❤️

Cemile Tetik

(28 Ağustos 2025)

Adres

Square Vergote 43
Schaerbeek
1030

Openingstijden

Maandag 10:00 - 15:00
Dinsdag 10:00 - 15:00
Woensdag 10:00 - 15:00
Donderdag 10:00 - 15:00
Vrijdag 10:00 - 15:00

Meldingen

Wees de eerste die het weet en laat ons u een e-mail sturen wanneer Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog nieuws en promoties plaatst. Uw e-mailadres wordt niet voor andere doeleinden gebruikt en u kunt zich op elk gewenst moment afmelden.

Contact De Praktijk

Stuur een bericht naar Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog:

Delen

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram