Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog

Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog Psychologue / Thérapeute systémique brève
Psikolog / Aile Terapisti Bonjour les amis et bienvenue sur ma nouvelle page !

Celle-ci a pour objectif d’échanger, de partager toutes informations utiles relatives à l’humain et tout ce qui l’entoure en passant par sa complexité, ses relations, ses émotions, …

Cette page vise également à servir d’un outil de communication entre vous et moi en essayant de mettre toutes mes compétences à votre disposition afin de chercher des réponses à vos questions d’ordres psycho-sociales. En effet, licenciée en Sciences psychologiques et thérapeute systémique de formation, je pratique essentiellement la « Thérapie Systémique Brève ». Il s’agit d’un courant qui prend son origine à l’école de Palo Alto où « le problème est la solution » et qui travaille dans une optique de « changement concret » tout en restant en relation avec le « système » qui l’entoure. Notons que thérapie brève ne veut pas dire thérapeute pressé. Notre objectif est la diminution la plus rapide, la plus complète et la plus durable possible de la souffrance du patient. La brièveté est donc plus la conséquence d’une façon de penser (d’agir) qu’un but en soi. Si vous désirez me contacter également en dehors de cette page pour une aide éventuelle ou une simple question, vous pouvez me joindre par téléphone ou m’envoyer un mail ou encore me rencontrer dans mon cabinet. Voici mes coordonnées :
E-mail : tetikce7@hotmail.com

“Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir" derler...Her şey iyi olmakla başladı. Sevilmek için, kabul görmek i...
16/04/2026

“Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir" derler...

Her şey iyi olmakla başladı. Sevilmek için, kabul görmek için… Ve fark etmeden, adım adım, damla damla kendinden vazgeçtin. Sana verilen bu emaneti korumak yerine insanların beklentilerine teslim ettin.

Önce sustun. Sonra içinden geçeni inkâr ettin. Sonra da kendini. Çünkü senden beklenen belliydi: uyum sağla, kırma, üzme, sorun çıkarma. Ve sen herkesi incitmemeye çalışırken en çok kendini incittin...

İnsanların rızasını her şeyin önüne koyan en sonunda kendini kaybediyormuş. Efendimiz buyuruyor ya, “Kim Allah’ın rızasını bırakıp insanların rızasını ararsa, Allah onu insanlara havale eder.” Belki de en çok O'nu unuttuk. Kula kulluk etmekten, insanlara yaranmaya çalışmaktan, onların insafına kaldık.

Ve insan… insanlara bırakıldığında yorulur, tükenir, dağılır. İnsan kendinden uzaklaştıkça Hak’tan da uzaklaşır. Sen kendinden vazgeçtikçe içindeki denge bozuldu. İçinde biriken her şey, söylenmemiş hakikatler, yutulmuş öfkeler, ertelenmiş bir “sen”... Sessizce büyüdü.

Ta ki bir gün, içindeki o bastırılmış hakikat sana rağmen konuşana kadar. İşte o zaman herkes şaşırır: “Bu senden beklenmezdi.” Oysa bu senin en gerçek halindi. Ama geç kalınmış bir hakikat çoğu zaman yıkarak çıkar ortaya. Hem kendini hem etrafındakileri yakarsın.

Bu yüzden kendin olmak sadece bir özgürlük değil, bir emaneti korumaktır. Çünkü sen kendine ait değilsin yalnızca. Kalbin, ruhun, varlığın sana verilmiş birer emanettir. İhmal edilmek için değil hakkıyla taşınmak için.

Kendinden vazgeçerek kimseyi gerçekten mutlu edemezsin. Ne kendini ne başkalarını. Çünkü içinde olmayan bir şeyi kimseye veremezsin. Kendine tanı ve özüne sadık kal. İnsan en çok kendinden uzaklaştığında değil, kendine döndüğünde Rabbine yaklaşır.

Hiçbir sevgi, seni kendinden vazgeçirecek kadar kıymetli değildir. Sana emanet edilen en kıymetli şey… sensin.

Cemile Tetik 🦋

Bazen ertelersin... Sabah uyanırsın. Yapman gereken şeyler var. Çok da büyük şeyler değil. Bir mail atılacak. Bir randev...
13/04/2026

Bazen ertelersin... Sabah uyanırsın. Yapman gereken şeyler var. Çok da büyük şeyler değil. Bir mail atılacak. Bir randevu alınacak. Belki sadece bir telefon açılacak. Ama olmaz. Saatler geçer. Sen hâlâ düşünürsün. İşler dağ gibi birikir ve içinden çıkamazsın. “Şimdi mi yapsam? Birazdan mı? Ya yanlış yaparsam?”. Ve gün bitiyor. Hiçbir şey yapmadan. Asıl yapman gereken şeylere dokunmadan.

Sonra o tanıdık hisler: suçluluk, yetersizlik. “Bu kadar basit bir şeyi neden yapamadım? Neden bu kadar tembelim? Neden bir şeyi de beceremiyorum" diye kızıyorsun kendine.

Ama mesele çoğu zaman tembellik değil. Erteleme bir tembellik hastalığı değildir. Günümüz insanı sadece fiziksel olarak değil, karar vermekten de yoruluyor. Sürekli seçenek var. Sürekli değerlendirme ve muhasebe var. Zihnin bir süre sonra "Yine mi bir şey? Ben yokum arkadaş" deyip geri çekiliyor. Buna erteleme veya kararsızlık diyoruz.

Bir de işin görünmeyen bir kısmı var. Bazen mesele karar vermek ya da zihin doluluğu değil, o kararın getireceği duygudan kaçmaktır. Örneğin aylardır hatta yıllardır yapmak istediğin bir iş vardır. Fakat bir türlü başına geçip ilk adımı atamıyorsundur. Bu tembellik değil kaçıştır. Ya kötü giderse? Ya eleştirilirsem? Ya pişman olursam? Yani ertelemek, geçici bir rahatlık sağlar. Ama uzun vadede yıkıcıdır.

Ertelemek bazen daha sessiz bir korkunun sonucudur: “Peki ya başarılı olursam?”. Başarı; sorumluluk demektir, görünürlük ve beklenti demektir. Bu yükü taşıyabilir miyim? diye düşünür bilinçaltı. Tam burada kendini sabote etmeye başlarsın. Büyük düşünmekten geri çekilirsin. Küçük, güvenli konfor alanlarında kalırsın. Ve böylece ertelerken aslında sadece bir işi değil,
kendi potansiyelini de beklemeye alırsın.

Sana sadece iki minik tüyo vereyim :
Zihnindekileri küçült, parçala. Büyük olanı yönetilebilir hale getir.
Ve lütfen korkma. Yeni bir hayata yaklaşmaktan, belirsizlikten, ve büyümekten korkma.

Çünkü insan bazen başarısızlıktan değil,
başarabileceğini fark etmekten korkar ❤️

Cemile Tetik 🦋

Bilginize 🙃
13/04/2026

Bilginize 🙃

Tükenmişlik…Çoğu zaman iş yorgunluğu sanılıyor.Oysa beden değil, daha çok anlam yoruluyor.Sabah kalktığında sadece uykus...
07/04/2026

Tükenmişlik…

Çoğu zaman iş yorgunluğu sanılıyor.
Oysa beden değil, daha çok anlam yoruluyor.
Sabah kalktığında sadece uykusuz hissetmiyorsun.
İçinde tarif edemediğin bir ağırlık var. Miden ağrıyor, göğsün sıkışıyor. Sanki yaptığın şeylerle, olmak istediğin kişi arasında ince bir fark var.

Gün içinde iş yerinde küçük şeyler birikir:
Görmezden gelinen bir haksızlık, içine atılan bir cümle, sessiz kalmak zorunda kaldığın bir an… Bazen bir iş arkadaşının zorbalıkları, bazen bir patronun utandırması. Bazen de sevdiğin işi yapamama hissi...
Ve her seferinde içinden bir şey eksilir. Kimse fark etmez bunu. Çünkü sen işini yapmaya devam edersin.
Gülümsersin, üretirsin, sürdürürsün.

İçeride kendi değerlerine çarpa çarpa ilerleyen (aslında ilerleyemeyen) biri vardır. Kendi sesini kısmaya alıştıkça yavaş yavaş içi boşalır.

Yıllar önce Üniversite hocamız bir gün, "Burnout, profesyonel yorgunluk değil, değerler çatışmasıdır" demişti. Pek anlayamamıştık o zamanlar.

Sıradan bir iş yorgunluğu küçük bir tatil ve dinlenmeyle geçer. Tükenmişlik, çok çalışmaktan değil, inandığın şeylerden uzaklaşmaktan doğar. Ve bu yüzden dinlenmek her zaman yetmez. Tatil geçer, hafta sonu biter… ama o his kalır.

Çünkü mesele zaman değil, temas. Kendinle temasın koptuğunda başlar asıl yorgunluk. Ne yaptığını değil, neden yaptığını kaybettiğinde. Ruhunla bedenin çatıştığı için tükenmiş hissedersin.

O an geldiğinde kendine dürüstçe sor: “Ben burada neye rağmen kalıyorum? Ve şu anda hangi değerlerim savaşıyor?" Cevap kolay değildir. Ama o cevabın olduğu yerde, tükenmişliğin kökünü bulursun. Ve iyileşme başlar 🤍

Cemile Tetik 🌼

SABIRBu sabah oğlumla parkta yürüyüşe çıktık.Bir anda bu ağacı gördüm. Büyülendim. Dalları çiçeklerle dolu kucak açıyor ...
06/03/2026

SABIR

Bu sabah oğlumla parkta yürüyüşe çıktık.
Bir anda bu ağacı gördüm. Büyülendim. Dalları çiçeklerle dolu kucak açıyor geçenlere, zarif ve bir o kadar iddialı. İşte buradayım, direndim ve yeniden döndüm dercesine. Allah'ım şunun güzelliğine hayran olmamak mümkün değil. Bir süre durup baktım. Her gün geçtiğimiz yürüdüğümüz parkın kupkuru dalları bugün pembe pembe gülümsüyordu etrafa...

Ben çok sabırsız biriyim. Belirsizliği hiç sevmem. Her şey hemen netleşsin, çözülsün, sonuçlansın isterim. Beklemek bana zor gelir. Belki de acı çekmekten korkuyorum, ben de kaçıyorum herkes gibi. Sevmiyorum pek bu hâlimi.

Ama galiba Allah insanı en çok zorlandığı yerden eğitiyor...

Şu ağaç aylarca beklemiş. Soğuğa, rüzgâra, gri günlere sabretmiş. Ve zamanı gelince bir anda böyle gamze gamze güllenmiş.

Bazen düşünüyorum: Belki de hayatımdaki bekleyişler, gecikmeler, belirsizlikler… sadece kök salma zamanımdır.

Ben hâlâ sabrı öğreniyorum.
Hâlâ beklemeyi öğreniyorum.
Ama bugün bu ağaca bakınca içimden şu geçti:
Bazı güzellikler gerçekten sabırdan sonra geliyor. Gelecek inşallah... Yürekten iman ediyorum buna ❤️

Çünkü “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153) 🌸

Cemile Tetik 🌸

KIZIMA...Canım Kızım,Bir gün oyun oynamak için heyecanla bir grubun yanına koşarsan, "Beni de alın” diye can atarsan… ve...
02/03/2026

KIZIMA...

Canım Kızım,

Bir gün oyun oynamak için heyecanla bir grubun yanına koşarsan, "Beni de alın” diye can atarsan… ve beklediğin karşılığı alamazsan, kalbin kırılacak belki. Bu duyguyu biliyorum ben de...

Bil ki sevilmek için değişmek zorunda değilsin.
Kabul görmek için küçülmek zorunda değilsin.
Birinin seni seçmemesi, senin eksik olduğun anlamına gelmez.

Bazen insan çocukken şunu zanneder:
“Daha uslu olursam severler.”
“Daha komik olursam isterler.”
“Daha başarılı olursam kabul ederler.”
Ama güzel kızım, değer kazanılan bir şey değildir.
Değer, sen doğduğun gün zaten seninle birlikte vardı.

Seninle oynamak istemeyen biri, senin değerini eksiltmez.
Seni seçmeyen biri, seni azaltmaz.
Sevgi dilenilmez. Arkadaşlık zorla olmaz.

Nazik ol, saygılı ol, kalbini güzel tut.
Ama kendine de saygılı olmayı asla unutma.
Seni istemeyenin peşinden koşma.
Seni görmeyene kendini anlatmaya çalışma.

Unutma, seninle oynamaktan mutluluk duyacak,
senin gülüşünü fark edecek,
senin kalbini gerçekten sevecek insanlar mutlaka vardır. Mesela ben seninle arkadaş olmayı çok isterdim. Zekisin, esprilisin, yardımseversin, merhametlisin...

Bir grubun içinde olmak seni daha kıymetli yapmaz.
Bir davete çağrılmamak seni değersiz yapmaz.
Başkalarının davranışı senin kimliğin değildir.

Hayatta en büyük güç, kendi değerimizi başkasının davranışına bağlamamaktır.
Kim olursan ol, nerede olursan ol,
kaç kişi seni seçerse seçsin ya da seçmesin…

Sen zaten çok değerlisin...

Ve bunu bir gün unutursan,
ben sana tekrar tekrar hatırlatırım 🥰

Annen...❤️

Zor bir kıştan sonra gelen Bahar... inşallah ❤️
01/03/2026

Zor bir kıştan sonra gelen Bahar... inşallah ❤️

24 AYARNe zorlaştırıyoruz bazen hayatı… Ne çok yoruyoruz gençleri daha yolun başındayken.Yıllarca evlenemeyen danışanlar...
25/02/2026

24 AYAR

Ne zorlaştırıyoruz bazen hayatı… Ne çok yoruyoruz gençleri daha yolun başındayken.
Yıllarca evlenemeyen danışanlarım var. Seviyor, seviliyor. Ortada bir sorun yok. İki genç insan, helâl daire içinde bir yuva kurmak istiyor.

Ama önlerine konulan listeler bitmiyor:
“Önce düğün şöyle olacak…”
“Evin şu semtte olacak…”
“Altın şu kadar olacak…”
“Âdetler eksiksiz yapılacak…”
Ve o liste uzadıkça, iki gencin omuzları düşüyor.
Oysa teknik olarak bir mani yok. Hastalık yok. İşsizlik yok. Ahlâkî bir problem yok. Sadece kültürel yükler, beklentiler, gösteriş kaygıları ve “el âlem ne der” baskısı var.

Biz gençleri günahtan korumak istiyoruz değil mi? O zaman niçin nikâhı kolaylaştırmıyoruz?
“Nikahta keramet vardır” sözü boşuna mı söylenmiş? Nikâh; iki insanın elini birbirine teslim etmesidir, hayatı paylaşmaya niyet etmesidir. Keramet düğünde değil, altının gramında hiç değil… Keramet o niyette, o sadelikte, o helâl başlangıçtadır.

Sonra bakıyoruz;
“Kızla oğlan geziyor…”
“Bu devir gençleri de çok rahat…”
Peki biz ne yaptık?
Evlenmek isteyen iki gencin önünü mü açtık, yoksa aylarca, yıllarca bekleterek sabırlarını mı tükettik?

Evlenmeden yoruluyor gençler.
Daha nikâh masasına oturmadan tükeniyorlar.
Sevinçle başlaması gereken bir süreç, stresle, borç hesaplarıyla, aile baskılarıyla gölgeleniyor.
Anne babalara düşen köstek olmak değil, destek olmaktır. Kolaylaştırmaktır.

Unutmayalım:
Zorlaştırılan her helâl, kolaylaştırılmış bir harama dönüşme riski taşır. Gençlerin günaha düşmesinden korkuyorsak, evliliği erişilebilir kılmak zorundayız.

Biz bir güne yatırım yapıyoruz, ama o gençler bir ömrü taşımaya hazırlanıyor. Sevincin önüne protokol, niyetin önüne gösteriş koymayalım.

Bazen gerçekten sinirleniyorum.
Çünkü görüyorum: Evlenmek isteyen gençler değil, onları evlendirmemek için şart koyan büyükler yoruyor bu işi.

Belki de en değerli 24 ayar altın, şartları azaltmak, beklentileri sadeleştirmek ve iki gencin elini usulca birbirine bırakabilmektir.

Geç kalan nikâhın telafisi kuyumcuda satılmıyor maalesef 😌

Sevgiyle❤️

Cemile Tetik 🌺

AYRILIK“Anlamaya çalışıyorum. Neden gitti? Bir anda neden vazgeçti ? Bu kadar severken. Nerede yanlış yaptım? Oysa ne gü...
25/02/2026

AYRILIK

“Anlamaya çalışıyorum. Neden gitti? Bir anda neden vazgeçti ? Bu kadar severken. Nerede yanlış yaptım? Oysa ne güzeldi. Yarım kaldım”.

Aşk acısı yaşayanların can yakan cümleleri... Sorular bitmez. Zihin susmaz. Kalp can çekişir.
Ânî bir terk ediliş, sadece bir ilişkiyi değil, insanın algılarını da sarsar. Bağlanma travmasıdır bu. Nörobilim araştırmaları aşk acısının fiziksel acıyla eşdeğer olduğunu gösteriyor biliyor musun? Yani “canım yanıyor, kalbim acıyor” cümlesi mecaz değil, gerçek.

Bu acıya bir de anlam arayışı yüklenir. Zihin boşluk sevmez. O büyük sevgiye yakışır bir sebep arar. “Madem bu kadar değerliydi gözümde, o halde gidişinin de büyük bir nedeni olmalı” dersin.

Oysa gerçek çok daha sıradandır. Evliliğin sorumluluğunu alamamıştır. Korkup kaçmıştır. Sen seversin, o ise sevgiyi taşıyacak kapasiteye sahip değildir. Basit ve net.

Ama bu açıklama sana yetmez. Çünkü sevdiğine “konduramazsın.” Onu zihninde büyütürsün. Derinleştirirsin. Yüceltirsin. Ve en tehlikelisi, suçu kendinde ararsın. “Demek ki yeterince iyi değildim, bende bir eksik vardı” dersin.

Oysa mesele senin değersizliğin değil, karşındaki kişinin kapasitesidir. Acının sebebi, onun ne yaptığı değil; senin ona ne kadar anlam yüklediğindir.
Unutma. Verdiğimiz sevginin büyüklüğü kadar inciniriz. Onun büyüklüğü kadar değil.

Aslında insanlar sandığın kadar derin, eşsiz değil. Değerli olan çoğu zaman onun özü değil, senin duygundur. “Basit bir korku” ya da “sorumluluktan kaçış” gibi sıradan bir açıklama, bu kadar büyük bir sevgiye yakışmaz gibi gelir.

Aşk acısı çekiyorsun ya, aslında kaybettiğin kişiden çok, kaybettiğin hayalin yasını tutuyorsun. Ve hayaller, onları kuran kalbin derinliği kadar büyüktür.

Mesele, onun neden gittiği değil, senin bu kadar sevebilen bir kalbe sahip olmandır. O evliliğe hazır değildi. Sen ise sevmeye fazlasıyla hazırdın.

Onun neden gittiğini çözmeye çalışmayı bırak.
Birinin hazır olmaması, senin yetersiz olduğun anlamına gelmez. Yasını tut. Hayallerini uğurla. Değerini sorgulama.

Gerçek kıymet ve güç, gidende değil; bu kadar derin sevebilende saklıdır. Ne güzel demiş Aşık Veysel: "Güzelliğin on para etmez, bu bendeki Aşk olmasa..." ❤️

Cemile Tetik 🌺

Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah 😊Bazen içimizi bir karamsarlık kaplıyor:“Bu insanlık nereye gidiyor? Gençliğin hali ne olac...
24/02/2026

Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah 😊

Bazen içimizi bir karamsarlık kaplıyor:
“Bu insanlık nereye gidiyor? Gençliğin hali ne olacak?” diye ümitsizce soruyoruz. Tam o anda Cenabı Rabbim küçücük bir kıvılcım gönderiveriyor. Her yeri kasıp kavuruyor.

Son zamanlarda çok tuhaf şeyler oluyor. Sosyal medyada, televizyonlarda, kamusal alanda dinî dil artık “utangaç” değil. Fenomenler namaz kılıyor, dua ediyor. Dövmeli gençler abdest alıp secdeye varıyor. İlahiler viral oluyor; çocuklar sokaklarda Allah diye diye yürüyor. Eskiden “kringe” sayılan şeyler bugün Trend topic oluyor.

Mucize arıyoruz, buyrun âlâsı. İstanbul'un varoşundan çıkan Roman bir abi bir ilahi patlatıyor ve herkes zikir çekiyor... Hidayet bir anda, beklenmedik bir yerden geliyor işte. Bu da Kurban olduğum Allah’ın şakacı yanı 🙂

Allah bir kalbi, bir sözü, bir görüntüyü sebep kılar; sonra o küçük sebep büyük bir dönüşümün kapısını aralar.

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Oysa inkârcılar hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff/ 8. ayet)
ayeti, hakikatin bazen görünmez yeraltı suları gibi aktığını gösteriyor. Vakti geldiğinde yüzeye çıkar. İnsan plan yapar; Allah takdir eder. İnsan söndürmeye çalışır; Allah tamamlar.

Belki de bugün gördüğümüz şey, bir “geri dönüş” değil; fıtratın kendini hatırlamasıdır. Gençler kompleksiz şekilde İslam’a yöneliyorsa, bu bir baskının değil; arayışın sonucudur. Çünkü insan ruhu boşlukta yaşayamaz.

Umudu yitirmemek imanın bir parçasıdır. Karamsarlık şeytandandır; ümit ise Allah’tan.

Tarih boyunca İslamiyet küçümsendi, dışlandı, bastırılmaya çalışıldı. Ama her seferinde başka bir yerden ilahî bir nurla filiz verdi.

Belki bugün sosyal medyada bir ilahi viral olur. Belki bir genç ilk defa kringe görünmeden “Elhamdülillah” der. Küçük gibi görünen bu adımlar, aslında büyük bir dönüşümün habercisidir.

Bizim vazifemiz korkmak değil; sağlam durmaktır. İnancımızı kaybetmemek, umudu diri tutmak, kendi kalbimizi korumaktır. Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır...

Cemile Tetik ❤️

FRİDA İLE SAHURA DOĞRU Frida bacımla sahuru beklerken karşılıklı oturup dertleştik. Kahvemi yudumlarken kaşını kaldırdı....
22/02/2026

FRİDA İLE SAHURA DOĞRU

Frida bacımla sahuru beklerken karşılıklı oturup dertleştik. Kahvemi yudumlarken kaşını kaldırdı. Ah o kaşlar, başlı başına bir başkaldırı😊

Dedim ki: “Bacım, Ramazan geldi, içimizi bir sevinç kaplıyor. Hurmalar, pide kuyrukları, mutfakta tatlı bir telaş… Evlerimizde hilalli ışıklar, “Hoş geldin Ramazan” panoları, özel iftar sofraları. Çocuklar sevinsin, heveslensin diye süsler, hediyeler, takvimler… Ramazan işte ».

« Anladım », dedi bakışıyla, “sizde yine bir estetik sezonu açılmış...”.

Şaşırdım. « Bu neydi şimdi kız Frida ? Seni de memnun etmek ne zor be bacım. Yine neye takıldı o isyankar ruhun ? Ne güzel işte. Yılbaşına alternatifimiz olsun. »

Frida’nın bakışı sertleşti. “Alternatif mi? Ruhunuzun alternatife mi ihtiyacı var?” dedi. Sonra devam etti : « Evet niyet güzel. Gerçekten güzel. Çocuklar heveslensin, Ramazan neşeyle hatırlansın istiyorsunuz. Buna kim itiraz eder? Ama senin de içini gıcıklaştıran bir şey yok mu? Sanki ipin ucu kaçıyor. Sanki sofralar ruhu değil fotoğrafı doyuruyor, duvar süsleri arttıkça iç muhasebe azalıyor. »

« Off Frida ya, çok zorluyorsun bacım. » diye söylendim. « Hadi söyle, neymiş seni rahatsız eden his ? »

« Ramazan gerçekten bu kadar parıltılı olmak zorunda mı Cemile ? Yoksa biraz sessiz, biraz loş, biraz iç hesaplaşmalı değil miydi sizde ? Siz Ramazan’ı mı karşılıyorsunuz, yoksa dekorasyon sezonunu mu açıyorsunuz ? Çocuklar heyecanlansın, oruç bir yük gibi değil, bir hatıra gibi kalsın istiyorsunuz eyvallah. Ama tuhaf işte… » dedi ve sustu.

« Senin gibilere müşkülpesent denir Frida. Bir şeyden de memnun ol be kızım. Nedir tuhaf olan ? »

« Ramazan bir estetik akım değil. Bir sabır antrenmanı olmalı. Canın kahve isterken içmemek. Yorgunken namaza durmak, Kur’an okumak. Tam cevap verecekken öfkeyi yutmak. Kimse görmezken yardım etmek. Egonla her gün yeniden pazarlık masasına oturmak. Bu kısmın led ışığı, dekoru yok. Bu kısmın filtresi yok. Bu kısmın alkışı da yok."

« Peki sence en dogrusu ne ? »
« Ben bilmem orasını. Elbette çocuklar için neşe olsun. Ama şu soruyu sormadan da edemiyorum : İllaki bir şeye benzemek zorunda mısınız? Sizin Ramazan sofraları bizim Noel sofralarına benziyor. Kendi sevincinizi üretmek için başka kültürlerin ambalajına mı ihtiyaç var? Niyetiniz iyi ama ölçü kaçıyor. Öz yerine şekle, derinlik yerine vitrine yaslanıyorsunuz. Ve fark etmeden Ramazan’ı da tüketim çağının rafına koyuyorsunuz. Ah lanet olası Kapitalist düzen… Ah Diego… ».

« Yine efkarlandın Frida. Bilemedim ki. Ama özen göstermeyelim mi biraz ? »

« Tabi ki özen şart. Ama Ramazan’ın asıl ışığı duvarda değil; insanın içinde yanmalı bence. Ve o ışık, en çok kimse bakmazken parlar. Süsle değil, sabırla güzelleşen bir ay. Mesela evladın takvimden değil, senin ruh halinden anlamalı Ramazan’ın geldiğini. Annemin yüzünde güller açıyor, babam daha bir sakin, daha şefkatli, komşular birbirini ziyaret edip hediyeleşiyor, evde bir huzur var, sanırım Ramazan geldi » diyebiliyor mu ? Hah buna özen derim… »

Frida fincanını bıraktı. “Acı çekmeden güzellik olmaz,” der gibi baktı. Haklıydı belki de. Biz güzelliği ambalajda arıyoruz galiba. Oysa Ramazan’ın estetiği vitrinlik değil. İnsanın egosunu törpüleyen, sabrını parlatan bir estetik.

İllaki bir şeye benzemek zorunda mıyız? Azıcık daha kendimiz olsak, azıcık daha ölçülü kalsak, Ramazan eksilir mi?

Sahura doğru kahveler bitti. Frida kalkarken bana baktı. O meşhur kaşının altından hafifçe gülümsedi. Ne biz, ne de Ramazan, kimseye benzemek zorunda değildi... Belki de mesele, biz Ramazan’ı süslemeye çalışırken, Ramazan’ın bizi sadeleştirmeye çalışmasıydı…❤️

Cemile Tetik 🌺

Oruç, seni acıktırır, halsiz bırakır, bazen konuşacak tâkatin kalmaz, adımların yavaşlar. Yani beden pasif kalıp kulise ...
18/02/2026

Oruç, seni acıktırır, halsiz bırakır, bazen konuşacak tâkatin kalmaz, adımların yavaşlar. Yani beden pasif kalıp kulise geçer. Ruh için sahneye çıkma zamanıdır. Beden susar, ruh konuşur. Bir yıl boyunca davranışlarını törpülemen için, kişiliğini daha güzel şekillendirmen için sana fırsat sunar oruç... Seni günahlara sürükleyecek o yoğun enerjiyi elinden alır, vicdanının sesini susturan o Nefsin iştahını kapatır, Egonun dili damağı kurur, Kibrin benzi solar...

Böylece hissettiğin acziyet, Rahmâni tarafını harekete geçirir... Ve seni yeniden İnsan kılar oruç...

Midelerin bolca dinlendiği, ruhların bolca beslendiği, maddeden manaya yaklaşacağımız bir Ramazan diliyorum...

Dua ile 🌹

Cemile Tetik

Adres

Square Vergote 43
Schaerbeek
1030

Openingstijden

Maandag 10:00 - 15:00
Dinsdag 10:00 - 15:00
Woensdag 10:00 - 15:00
Donderdag 10:00 - 15:00
Vrijdag 10:00 - 15:00

Meldingen

Wees de eerste die het weet en laat ons u een e-mail sturen wanneer Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog nieuws en promoties plaatst. Uw e-mailadres wordt niet voor andere doeleinden gebruikt en u kunt zich op elk gewenst moment afmelden.

Contact De Praktijk

Stuur een bericht naar Cemile Tetik - Psychologue/Psikolog:

Delen

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram