Psikolojik Danışman Ülkü Ören

Psikolojik Danışman Ülkü Ören Büyük hayaller, çoğu kez erişebileceğinizden o kadar uzaktadır ki ümitsizliğe kapılabilirsiniz.

Ama gerçekleştireceğiniz her küçük hedef, size bir sonrakini deneme güvenini verir.

💞Bugün Kalbimden Geçenler:💞🩷 Anneler Günü’nün Binbir Rengi💜Bugün takvimler Anneler Günü’nü gösteriyor. Ancak bir psikolo...
10/05/2026

💞Bugün Kalbimden Geçenler:💞
🩷 Anneler Günü’nün Binbir Rengi💜

Bugün takvimler Anneler Günü’nü gösteriyor. Ancak bir psikolojik danışman olarak biliyorum ki, bu gün herkes için sadece çiçekler ve kutlamalardan ibaret değil. Bugünün her kalpte yankılanan sesi bambaşka...

🌷 Evlatlarını kucağına almış annelerimize: Sabrınız, bitmek bilmeyen şefkatiniz ve bir canı büyütürken verdiğiniz o eşsiz emek için minnettarız. Sevginiz şifadır.

🌸 Anne olma özlemiyle bekleyen ve bu yolda sabırla yürüyen anne adaylarımıza: İçinizde büyüttüğünüz o kocaman sevgi, henüz kucağınız dolmasa da sizi şimdiden "anne ruhlu" kılıyor. Umudunuzun kırıldığı anlarda kalbinize sarılmayı ihmal etmeyin.

🤍 Evladını sonsuzluğa uğurlamış, yüreği eksik kalan annelerimize: Sizin özleminiz, bu dünyadaki en ağır ve en asil sessizliktir. Sönmeyen o sevginiz karşısında saygıyla eğiliyorum. Acınızın da sevginiz kadar kutsal olduğunu biliyoruz.

🥀 Annelerini kaybeden ve bugün içinde bir çocuk sessizliğiyle uyananlara: Annenizin sesi kulağınızda, öğrettikleri ellerinizde yaşıyor. Onu özlemle anarken, aslında onun en güzel parçası olduğunuzu unutmayın.

✨ Ve anne olmayı tercih etmeyen ya da bu bağı biyolojik değil, kalpten kuran tüm kadınlara: Bir canlıya hayat veren, bir ruhu besleyen, birine "yuva" olan her kadın, bu dünyanın şefkat mimarıdır.

Annelik sadece bir statü değil; iyileştiren, koruyan ve büyüten bir merhamet yolculuğudur. Bugün kalbi kırık olan, hüzünlü olan veya büyük bir coşku duyan her kadına dokunmak istiyorum: Hepiniz çok kıymetlisiniz.💐

10/05/2026

Seni senden önce çözen 15 psikolog:

1. Sigmund Freud — bilinçaltın gösteriyi yönetiyor, sen değil
2. Carl Jung — sakladığın parçaların sonunda seni kontrol etmesi
3. Abraham Maslow — güvenlik bulmadan amaç bulamazsın
4. Viktor Frankl — acı, anlam kazandığı anda katlanılabilir hale gelir
5. B.F. Skinner — davranışın, onu tetikleyene değil, onu takip edene göre şekillenir
6. Albert Bandura — tutarlı olarak izlediğin ve tekrar ettiğin şey olursun
7. William James — alışkanlıkların her gün beynini yeniden kabloluyor
8. Ivan Pavlov — tetikleyicilerin farkına varmandan çok önce sana öğretildi
9. Erik Erikson — hayatının her aşaması cevap vermeni bekleyen bir soru taşır
10. Alfred Adler — seni süren şeyin çoğu, önemli hissetme ihtiyacından kaynaklanır
11. Karen Horney — kaygı zayıflık değil, güvensiz çocuklukların ürünüdür
12. Leon Festinger — inançların ve eylemlerin çeliştiğinde, zihnin bunu düzeltmek için yalan söyler
13. Daniel Kahneman — iki zihnin var, hızlı olanı hatalarının çoğunu yapar
14. Martin Seligman — mutluluk acının yokluğu değil, anlamın varlığıdır
15. Erich Fromm — en büyük insan korkusu ölüm değil, kendi hayatını seçme özgürlüğüdür

26/04/2026

Sen Kendini özleyenlerdensin…

O kadar her şeyi hissediyorsun ki kendini hissetmeyi unutuyorsun.
Bu duygular bana mı ait yoksa kolektife mi…
İçindeki yaşattığın ruhları çıkaramadan yaşamanın bedelini ödüyorsun.
İnsanların özünü görmen onların karanlık yanlarını ortaya çıkarman ve günün sonunda senden kaçıp gitmeleri…
Aslında senden değil kendilerinden kaçışı…
Gerçeklerden….
Kendisi ile olan kavgalarını biriktirip içinde yaşayıp, her şeyi bir kenara atıp hissetmemeye başladıkça kaybolan hisleri….
Onların karanlığını nazikçe elinden tutup gün yüzüne çıkardığında, aslında onlara en büyük hediyeyi sunuyorsun;
Kendi gerçekliklerini…

Ruhunun izini bulmak için, yansıttığın tüm suretleri bir kenara bırakmayı öğrenmelisin…

Başkalarının karanlığını biriktirdiğin o odaları boşaltma vakti geldi. Onların korkularını, bitmemiş kavgalarını ve senin üzerinde bıraktıkları o ağır tortuları evrenin genişliğine iade etmen gerekiyor…

Perdeleri yak ki, güneş içeri girsin. Sen güneşin ta kendisisin, neden başkalarının gölgeleriyle avunuyorsun

Bazı günler bu niyeti söyle aklına geldikçe;

Ruhumda ağırladığım bana ait olmayan tüm yükleri, başkalarının kederlerini ve yansıttığım tüm suretleri şu an serbest bırakıyorum. Başkalarının karanlığını iyileştirme yükümlülüğünden vazgeçiyor, sadece kendi özümün saf ışığına dönüyorum. Dağılan parçalarımı topluyor, kendi merkezimde, sadece kendim olarak kalmayı seçiyorum.
Ve öyle de oldu ✨🙏🦋

26/04/2026

Acı, hastalık ve ölüm dahil tüm insani deneyimi kabullenmek, gerçek anlamda canlı hissetmenin yoludur. Hayatı zorlamamak, değişmeyecek olanı bilebilmek.

Radikal kabulleniş.

Sorun, hayatın acı, belirsizlik, hastalık ve ölüm içermesi değil. Sorun, bunların gerçek olmamasını isteyerek verdiğimiz yorucu ve beyhude savaş. Sürekli daha iyi, daha sağlıklı, daha aydınlanmış olmaya çalışmak hem tüketici hem de uyuşturucu.

Hayatın zor anlarını çözülmesi gereken birer sorun olarak görmekten vazgeçtiğinde bir şeyler değişir. Sıkıntılı anlar bile bir canlılık taşır, iç sıkıntısı bazen de güzel şeylere gebedir. Yeter ki onu dönüştürmeyi bilelim.

Verimlilik kültürü ve kendinin en iyisi olma baskısıyla dolu bir çağda tam tersini önerelim: İnsan olmanın dışına çıkmaya çalışma. Değişmeyecek olanı gör ve yel değirmenleriyle savaşmayı bırak.

Ruh sağlığı, sürekli kendini düzeltmekten değil, bu savaşı bırakmaktan geliyor.

Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir, yaşanması gereken bir şeydir.

26/04/2026

İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.

‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.

Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.

Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.

Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek.

Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini vererek iyileşir.

Bugünün dünyası, insanı fark ettirmeden yoruyor. Gürültü çok ama temas az. İlişkiler var ama derinlik yok. Pek çok insan, kendi hayatının seyircisi gibi yaşıyor. Hayat yanı başımızdan geçip gidiyor.

Her şey yerli yerinde görünür, ama hiçbir şey tam olarak hissedilmez. Adeta, yaşanmamış bir hayattan ölürüz.

Çare ise büyük devrimlerde değil, küçük uyanışlarda. İnsanın yeniden bir şeye yönelmesinde, bir heves, bir tutku, bir ülkü sahibi olmasında.

Bir işe dalıp zamanın akışını unutmasında.
Bir dostun gözlerinde kendini hatırlamasında.
Kendinden büyük bir anlamın çağrısına kulak vermesinde.

Çünkü insan, ancak bağ kurduğu ölçüde vardır.
Ve hayat, ancak içine karıştığımızda, onunla alış verişe girdiğimizde, varoluşun sevincini hissettiğimizde başlar.

26/04/2026

“Ben insan sevmiyorum.”
“Ben akraba sevmiyorum.”
“Kimseyi sevmiyorum.”

Bunu söyleyen insanları af buyurun ama gerçekten anlamıyorum.

Çünkü doğada hiçbir canlı yok ki kendi türüne düşmanlık ederek varlığını sürdürsün.
Bir kuş, “ben kuş sevmiyorum” diye düşünerek uzaklaşmaz mesela
Ya da bir sürü, kendinden kaçanı içinde tutmaz.

Çünkü doğa tek bir yasayı ezbere bilir:
Ait olamayan, ayakta kalamaz.

Ama insan…
İnsan, kırıldığı yerden genelleme yapmayı marifet sayar.
Bir kişi onu incitir, o herkesi siler.
Bir yerde değersiz hisseder, bütün insanlığı yok sayar.

Sonra da buna, sanki bir karakter özelliğiymiş gibi:
“Ben böyleyim” der.

Hayır.
Sen böyle değilsin.
Sen, yüzleşmekten korktuğun aynadan kaçıyorsun.

Evet, herkes iyi değil.
Evet, yanlış insanlar var.
Ama sürekli aynı sonucu yaşıyorsa insan, durup düşünmesi gerekmez mi?

Çünkü doğada tesadüf yoktur; örüntü vardır.
Ve örüntüler, insanın kendisinden bağımsız değildir.

Bir ayna düşünelim…
Aynaya baktığımızda gördüğümiz görüntü hoşumuza gitmediğinde aynayı mı kırarız yoksa kendimizle ilgili ne yapabiliriz diye mi düşünürüz?

Aynen ayna gibi bulunduğumuz çevre, bizim ruhumuzun yansımasıdır.
Güler yüzle selam verdiğinde büyük oranda güler yüzle karşılık alırsın.

Eğer hep "anlaşılmadığını” hissediyorsan,
bu sistemin sana verdiği bir hata kodudur.

Bir ağaç düşünelim…
“Toprağın sertliğini sevmiyorum” diyerek kök salmaktan vazgeçse orman olur muydu?

Olmazdı.

Ağaç, toprağın içindeki taşı da kabul eder, sertliği de…
Çünkü bilir ki direnç yoksa, var oluş da yoktur.

Ama kişi, o dirençten kaçtıkça
kendini köksüz bırakır.

Kırgınlığı bir zırh yaparsan seni dışarıdan korur belki ama zamanla içeriden çürütür.

Ne demiştik:
Dünya senin kim olduğunu değil,
nasıl frekans yaydığına bakar.

O yüzden ilk refleks çevreyi suçlamak olmamalı.
Dönüp kendine bakmayı öğrenmeli insan.

O örüntüyü kırıp kendini dönüştürebilmeli...

Ailem, akrabalarım, komşularım beni sevmiyor olsa önce kendimi gözden geçirirdim.

26/04/2026

Bugün ona veda ettiğin için üzgün olabilirsin; ancak gelecekteki sen, kendine duyduğun saygıyı koruduğun ve sana yapılan saygısızlığı kabul etmediğin için sana minnettar olacak.

26/04/2026

Alın teriyle ve dürüst yoldan çalışarak ekmeğini kazanan, işini düzgün yapan her insan saygıyı hak eder. Asıl saygıyı hak etmeyenler, bu insanları sınıfsal bir yaklaşımla aşağılayan, onlara yaptıkları işi küçümseyerek kötü davrananlardır. Bu insanlar yüzünden, işini düzgün yapmaya çalışanlar da savunma mekanizması geliştirmek ve ters davranmak zorunda kalıyorlar. Bir tür sınıf kini kusuyorlar. Sonrasında toplumda, "Çaycıya selam verirsen çayı kendin doldurursun." gibi hastalıklı bir algı oluşuyor. Sorun çaycıya selam vermen değil, onu yaptığı iş ya da konumu nedeniyle direkt ya da dolaylı yoldan aşağılaman. Evet, herkes hayata aynı çizgide başlamıyor. Ancak bu ayrımı birbirimizi zorbalayarak derinleştirmemiz de gerekmiyor. İnsan olduğumuzu hatırlamamız yeterli.

26/04/2026

hiç şaşmıyor; ihtimam gösteriyorsun hoyratlık buluyorsun. özen ekiyorsun, hüsran biçiyorsun. bahçe oluyorsun, talan ediliyorsun. sen sakındıkça, o kırmanın yollarını daha iyi öğreniyor. nihayetinde anlıyorsun ki; birine gösterdiğin o aşırı özen, aslında ona seni görmezden gelme konforunu hediye etmekten başka bir işe yaramıyor.

26/04/2026

“ünvanlarınızı, iş hayatınızı, sertifikalarınızı o kadar büyütüyorsunuz ki, “ruhunuzu” büyütmeyi unutuyorsunuz.

öncelikleriniz karakterinizi belirler;
kendinizi, ruhunuzu büyütün,
kitaplığınızı, plaklarınızı büyütün,
network denilen sahtelikler ve maskeliler dünyanızı değil, sahici ve az sayıdaki dostluklarınızı büyütün.

kitap kokularınızı büyütün.
bir dost meclisinde anlatabileceğiniz “insan hikayenizi” büyütün.

26/04/2026

Address

Kyrenia

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolojik Danışman Ülkü Ören posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share