MEDİCAL

MEDİCAL MEDİCAL SAYFASI 2010 yılında kurulmuştur. KURUCUSU VE SAYFA DİREKTÖRÜ ;
FATMA ÖZTÜRK'tür. THIS PAGE CREATED by FATMA ÖZTÜRK DİKKAT!

BU SAYFA METABOLİZMA HASTALIKLARI ve OTİZM//Otizm genleri/ DOWN SYNDROM'u/ ZİHİNSEL hastalıklar ve ZİHİNSEL HASTALIKLARI yaratan gen ve metabolizma bozuklukları /çerçevesinde gelişen konuları işler...
diğer sağlık konuları: sayfamızın ana- konularından değildir. diğer sağlık sorunları ile ilgili mesajlarınız- sorularınız bu sayfada ele alınmayacaktır. sayfanın içerik formatı OTİZM'dir. Takipçilerin bilgilerine sunulur .
■BAĞIRSAK GEÇİRGENLİĞİ problemi olan hastaların sindirim enzimlerinde tahribat ya da işlevsel bozukluk nedeni ile protein, yağ ve şekerlerin parçalanarak küçük birimlerine indirgenmesi, yani sindirilmesi büyük ölçüde aksar.
■Başta sekretin olmak üzere sindirime yardımcı olan mide-bağırsak sıvılarının miktarı azalır.
■Bağırsakta bulunan vitamin, mineral, protein, yağ, şeker ve diğer besinlerin emilerek kana geçmesi azalır.
■Buna karşılık bağırsak geçirgenliği arttığından normalde kana geçmeyen bazı sindirilmemiş yiyecek parçaları ve toksik maddeler kana geçer.
■Bağırsaktaki faydalı mikroorganizmalar denilen probiyotiklerin (Lactobacillus, Bifidobacterium vb) sayısı azalmıştır. Buna karşılık normal bir kişinin bağırsağında az bulunan ve hastalık yapma yeteneği olan mikroorganizmaların sayısı artmıştır. Bunların başında pamukçuk mantarı (Candida) ve Clostridium isimli bakteriler gelir.
■Reflü sıktır. Yemek borusundan makata kadar bütün bağırsak iltihaplıdır (özofajit, gastrit, duodenit, enterit, kolit).

TENYA ENFEKSİYONLARI YILLARCA FARK EDİLMEYEBİLİR VE BEYNE GİDEREK NÖBETLERE NEDEN OLABİLİR.New England Journal of Medici...
15/01/2023

TENYA ENFEKSİYONLARI YILLARCA FARK EDİLMEYEBİLİR VE BEYNE GİDEREK NÖBETLERE NEDEN OLABİLİR.
New England Journal of Medicine'de geçtiğimiz hafta yayınlanan bir vaka çalışmasına göre, garip davranışlarla hastaneye kaldırılan bir hastayı tedavi eden doktorlar, adamın beyninde yıllardır yaşayan tenyaları tespit etti.New England Journal of Medicine'de geçtiğimiz hafta yayınlanan bir vaka çalışmasına göre, garip davranışlarla hastaneye kaldırılan bir hastayı tedavi eden doktorlar, adamın beyninde yıllardır yaşayan tenyaları tespit etti.
diğer bir vaka da
2020’de başka bir vaka çalışmasında, bir kadın boğaz ağrısından şikayet edip hastaneye gitti. Doktorlar bademciklerinde büyük olasılıkla beş gün önce yediği sashiminin (ince dilimlenmiş çiğ balık eti) neden olduğunu ve yaklaşık 2-3 cm uzunluğunda tenyalar buldu.5 GÜN ÖNCE YEDİĞİ ÇİĞ BALIK 2-3 CM’LİK TENYALARA NEDEN OLDU.
SONUÇ: Parazitlerin yumurtaları vücudun içinde herhangi bir bağışıklık tepkisine yol açmadan bekleyebildiğinden, semptomların ortaya çıkması da yıllar alabilir.'20-25 YIL SESSİZCE YAŞIYOR'
Tenya parazitlerinin insan bağırsağında yıllarca, bazı kaynaklara göre 20-25 yıl kadar sessizce yaşayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Özgür Kurt, içinde yaşadığı kişilerde zaman zaman karın ağrısı ve ishal gibi yakınmalara yol açsalar da bu durumun çoğunlukla kişiyi hekimin karşısına çıkaracak düzeyde ciddi olmadığını, bu nedenle de tenya enfeksiyonlarının yıllarca fark edilmeyebileceğini söylüyor.
Prof. Dr. Özgür Kurt, Suşi tüketimi konusunda da şunları söylüyor:
“Son yıllarda ülkemizde suşi tüketimi artışta. Çiğ et gibi çiğ balık da enfeksiyon etkeni mikroorganizmaların bulaşmasına neden olabiliyor. Örneğin, Anisakis adlı bir erişkini gözle görülebilecek kadar büyük bir bağırsak solucanı ile yine tenyaların bir akrabası olan Diphylobothrium latum bu yolla insanlara bulaşabilmektedir diyor.

Yedi Bitkisel İlaç, Lyme Hastalığı Bakterilerini Test Tüpünde Öldürebildi .Lyme hastalığına Borrelia burgdorferi,denilen...
05/05/2022

Yedi Bitkisel İlaç, Lyme Hastalığı Bakterilerini Test Tüpünde Öldürebildi .
Lyme hastalığına Borrelia burgdorferi,denilen bir bakteri sebep oluyor ve bu bakteri kene ,böcek,sinek vs ısırığı ile bulaşıyor.
Lyme bugüne kadar tedavisi çok zor hatta imknasız olan bir hastalıktı ama Lyme tedavisi bu bitkilerle artık çok daha kolay.
Yeni bir ortak çalışma, Lyme hastalığını tedavi edebilecek botanik ilaçlar için umut vaat ediyor.
Bu bitkiler hangileri?
1-Kriptolepis sanguinolenta Bitkisi; yani Kinin (Batı Afrika'da geleneksel olarak sıtma için kullanılır. Cryptolepis sanguinolenta'nın kökleri kriptolepin adı verilen büyük bir alkaloid içerir. )Kinin, kınakına ağacından elde edilmekte olan alkaloitlerin en önemlisi olmaktadır. Kinin eski dönemlerden beri mikroorganizmaları, mayaları, sıtma yapan mikroorganizmaları yok etme konusunda çok etkili olmaktadır.
2-Juglans nigra (siyah ceviz)
3-Polygonum cuspidatum (Japon Madımağı) JAPON MADIMAĞI Üzüm'den 30 kat Resveratrol içerir ve KANSERE karşı etkilidir.Japanese knotweed”in bilimsel adı “polygonum cuspidatum” olup Japonya, Çin ve Kore gibi Doğu Asya ülkelerinin doğal bitkisel örtüsünde yaygın olarak bulunmaktadır. Kuzukulağı giller familyasından bir bitkidir. Ülkemizde “çobandeğneği” ve “madımak” olarak bilinen bitkiler ile aynı familyadandır.Laboratuvar çalışmalarında karaciğer ve meme kanseri hücrelerini öldürmektedir. İçinde bulunan maddelerden bir diğeri olan emodin”in de kanser hücrelerini öldürdüğü gösterilmiştir. Bağışıklık sistemini düzenlemekte, kanser gelişimini engellemektedir. Bu sonuçlar “Japanese knotweed”in kanser tedavisinde tamamlayıcı olarak yararlanılabilecek bitkiler arasına alınmasına neden olmuştur.
Kullanım şekli: Fitoterapi kaynaklarında, kanserden korunma için yüzde 20 resveratrol ile standardize edilmiş japanese knotweed ekstraktlarından 30-50 mg/gün, kanser tedavisi için 300-500 mg/gün kullanılması önerilmektedir.
4-Artemisia annua (tatlı pelin) otu
5-Uncaria tomentosa (Kedi Pençesi) otu
6-Scutellaria baicalensis (Çin takkesi çiçeği)
7-Cistus incanus (Akdeniz Kaya gülü)
Araştırmacılar, B.Burgdorferi'ye en yüksek anti-bakteriyal etkiye sahip olanların Kriptolepis sanguinolenta(Ganalı Kinin) ve Polygonum cuspidatum (japon budama otu) olduğunu belirtiyorlar.
https://www.lymedisease.org/members/lyme-times/2020-summer-health-science/herbal-medicines-lyme-treatment/?fbclid=IwAR0pmvz7Nemzv8ZmuLxcfPQNOVki_zGGrekcGwo5EdWKE2Ioj58F_nI-j6w

New data finding that seven herbal medicines are highly active in test tubes against B. burgdorferi, the bacteria that causes Lyme disease

Birçok Kişinin Uzak Durduğu Gluten Tam Olarak Nedir? GÜNÜMÜZ İNSANIN'da  NİYE ZARARLIDIR ?Gluten'in  bir  “Kitle imha si...
16/05/2021

Birçok Kişinin Uzak Durduğu Gluten Tam Olarak Nedir? GÜNÜMÜZ İNSANIN'da NİYE ZARARLIDIR ?

Gluten'in bir “Kitle imha silahı kadar etkili” olduğunu iddia edenler oldukça fazladır.
Gluten nedir?
Gluten bir aile ama zararlı bir aile.Gluten buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan bir protein ailesinin ismidir. Gluten ailesi Tahıllarda bulunan bir bitkisel proteindir. Gluten 2 temel bileşeninden oluşur .Gluteni oluşturan proteinler, prolamin ve glüteninler olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılır.
1-Bunlardan birincisi GLUTENİN bileşeninde yer alan ve prolamin grubunda olan gliadin dir ve sadece tahıl tohumlarında bulunur ve Gluten teşekkülünün temel bileşenlerinden biri olan gliadin saf glutenin %30-45’ini oluşturur.
Gluten içeren tahıllar arasında buğday toplum'da en yaygın tüketilendir. Gluten'in içerisin de gliadin proteini vardır ve Gliadin bu protein grubunun sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin büyük bölümünden sorumludur.
Gluten son yılların en tartışmalı konularından birisidir. Bazı bilimsel kaynaklar glutenin çölyak hastaları dışındaki kişiler için güvenli olduğunu iddia ederken bunun tam tersini söyleyenler de az değil ve günümüz insanın da ,glutenin çoğu insan için oldukça zararlı bir protein olduğu görüşündeler.
Tartışmalar devam ede dursun son yapılan araştırmalar belirli bir sağlık bilincine sahip insanların artık glutenli gıdalar tüketmekten kaçınmaya çalıştıklarını gösteriyor. Nitekim gluten içermeyen beslenme tarzına geçen insanların kendilerini daha iyi hissettikleri, sindirim yakınması olan kişilerin glutensiz diyetten yarar görebildikleri biliniyor.Fakat sadece glüteni kısıtlamak yetmez ,günümüz insanın da vücutlar glüten taklitçileri olan yiyeceklere karşıda bir reaksiyon bir antikor oluşturuyor ve bu reaksiyon oluştuğu zaman glüteni kesseniz bile ,diğer glüten taklitçileri aynı reaksiyonu oluşturup sindirim sisteminize zarar vermeye ve bağırsaklarınızı rahatsız etmeye devam ediyor.
Niye? Çünkü, Glutenin içinde ki bir bileşen olan Gliadin, prolamin grubunda yer alan proteindir. Suda ve saf alkolde çözünmezler. Suda çözünmeyen bu protein grubunun içinde bulunan gliadin sindirilmesi zor ve tam bir baş belası alerjendir .Bağışıklık sistemimiz bu allerjene reaksiyon gösteriyor ve antikor oluşturuyor . Bin yıl öncesin de ,insanların vücutlarında gliadini tanıyan ve o kilidi açan yani ona tam uyan , anahtarlar vardı (gliadini açıp parçalayıp, imha eden anahtarlar ) ama günümüz insanlarda bu anahtarlar gliadin proteinin ,kilidine tam uymuyor ,gliadini tam tanıyıp gliadine tam bağlanamıyor ,günümüz insanında ki anahtar gliadini çok iyi tanıyan ve gliadine bağlanan bir yapıda değil..İşte bu yüzden onu açıp imha edemiyor, yani günümüz insanın da ki anahtarlar gliadin kilitine tam uymayan ve ona bağlanan bir yapıda değil..şifresi bozulmuş anahtarlar.
İşte, bu nedenle glüten (**daha doğrusu içinde ki gliadin )vücuda girdiği zaman gliadini açacak anahtar ona tam uymadığı için Bağışıklık sistemi glüteni( daha doğrusu gliadinin) nin kilitini tam oalarak açamıyor ve glüten / glüten taklitçisi tüm proteinlere karşı saldırıya geçiyor ve bolca savaşçı antikor üretiyor .Bu savaşcı antikorlar gliadine saldıracaklarına (çünkü anahtar tam uymadığı için) gidip bağırsak kanalının içini döşeyen tabakaya saldırıyor, bağırsağa karşı hücuma geçiyor.
Bu tepkinin sonucunda bağırsak duvarı hasar görüyor glütene karşı oluşan antikorlar bağırsak duvarındaki villüs adı verilen çıkıntıları buldozer gibi kesiyor,buduyor,bozuyor ,budanan yerlerden bağırsak yüzeyin de delikler ve yaralar açılıyor ve bu açılan deliklerin etrafında toksinler, mikroplar ve sindirilmemiş yiyecek artıkları parçacıkları birikmeye başlıyor ve bağırsağa hasar veriyor .Bağırsaklardaki hücreler arasındaki bu sıkı bağlar bozulup delikler açılınca , kan dolaşımına geçmemesi gerek zararlı maddeler ve toksinler geçebiliyor.Bu deliklerden sızan zararlı patojenler ya da iyi sindirilmemiş besinler kan dolaşımına hızla karışıyor, bağışıklık sistemi ise tanımadığı bu maddelere karşı savaşçı antikorlar üreterek saldırıya geçiyor,
Fakat ;
Antikorların o kapıyı açan anahtarının şifreleri günümüz insanında bozulmuş, değişmiş bu yüzden glüten veya ,gliadini tam tanıyıp gliadine tam bağlanamıyor ve bağışıklık sistemi gluten veya gliadin proteinini vücutta nerde yakalarsa oradaki dokulara yani kendi dokularına saldırıyor ve gluten yemeye devam ettikçe ,bir süre sonra bağırsak duvarı elek gibi oluyor .
Bu bağırsak duvarından açılan deliklerden ,kana geçmemesi gereken glüten ve glüten taklitçileri ve daha bunun gibi birçok zararlı maddeler kana geçtiği için , etkilenen kişide beslenme noksanlıkları ve emilim bozuklukları , kansızlık, şiddetli sindirim problemleri –allerjiler-egzama ve otoimmün hastalıklar başlıyor ve daha birçok hastalığın görülme riski de artıyor.
Not;** Vilus nedir? ( villus adı verilen yapılar bağırsak duvarındaki bir çeşit ince kılçıklı tüylerdir ve ileri geri sallanma yaparak besinlerin emilim ile kana geçmesini sağlarlar).
not : ANTİKOR NEDİR? Vücuda giren antijenleri zararsız duruma getirmek için organizmanın çıkardığı savaşçı bir maddedir.
GLUTEN TAKLİTÇİLERİ ÜRÜNLER NELERDİR?
-Süt Ürünleri( sütün içerisindeki birden fazla protein glüteni taklit ediyor.Sütü evde mayalasanızda kefirin mayası dedenizden kalmış olsada, sütü laktozsuz içseniz de bunun hiçbir önemi yok sütün içinde casein bir sürü glüten taklitçisi protein kalıyor
- Hazır kahveler( bu kahvelerinde aynı glüten gibi bir reaksiyon profili var)
-Tüm çikolatalar ( bitter olsalar dahi içinde glüteni taklit eden süt proteinleri var)
-Maya ( glüteni taklit ediyor ve aynı reaksiyonu oluşturuyor ekmek mayası ve bira mayası siz ekmek veya bira tüketmesiniz bile herhangi bir paketli ürün içerisinde bu mayalar var.)
-Gluteni taklit eden tahıllar (mısır –pirinç ve yulaf içerisindeki meloküller gluten ve gliadine çok benziyor) mısırda zein proteini var ve bu protein meloküler olarak glütene çok benzer.)
**yulaf....hazır kahveler..ekmek mayası ..bira mayası ..süt..sütlü çikolata..mısır ve pirinç vucutta gluten olarak algılanır
-***Glutensiz diye satılan tüm un ve paket ürünlerin hepsinde mısır-pirinç ve soya ürünleri var ve bunların hepsi glüten taklitçisi proteinlerdir ve bunların hiç biri glütensiz beslenmeye uygun değildir.
**Eğer glütene benzeyen diğer glüten taklitçileirni de diyetimizden çıkarmazsak aynı hasara maruz kalırız.
Proteinler, bütün canlı organizmalarda doğal olarak bulunan polimerlerdir. Bitkisel proteinler çözünürlükleri bakımından ,prolaminler, glutelinler, albuminler, globulinler ve arta kalan diğer proteinler (başlıca proteozlar) olmak üzere 5 gruba ayrılırlar.
2- Gluteni oluşturan diğer bileşen PROLAMİNLER dir.
Prolamin proteini farklı tahıl cinslerinde moleküler yapısındaki farklılıklar nedeniyle ayrı isimlerle adlandırılmaktadır. Prolamin, sadece tahıl tohumlarında bulunan ve kimyasal olarak basit proteinler sınıfına giren bir proteindir.
Buğday prolaminine “gliadin”,
çavdar prolaminine “sekalin”,
mısır prolaminine “zein”,
arpa prolaminine “hordein”,
yulaf prolaminine “avenin”,
sorgum prolaminine “kafirin”
Pirinç ve tritikalede ise bu proteine “prolamin”denilir.Bu yukarıda sayılan tüm prolaminie'ler Gluten ve Gluten taklitçisidir.

LENFATİK SİSTEM – VÜCUDUN ARITMA TESİSİDİR.Tıbbi kimyasal Dünyası , lenfatik sistemi görmezden geliyor ya da insan vücud...
05/04/2021

LENFATİK SİSTEM – VÜCUDUN ARITMA TESİSİDİR.
Tıbbi kimyasal Dünyası , lenfatik sistemi görmezden geliyor ya da insan vücudundaki rolünün ne olduğu hakkında çok az bilgiye sahip görünüyor.
Basit bir anlayışla, Kan sistemi mutfak gibidir. Kan, vücutta hücreleri besleyen besin taşıyıcı sistemdir ve kan sistemi ,vücutta olmaması gereken atık ürünleri ( hücrelerin yediğinden çıkan kakasını,cürufları,zehirleri ,katı yağları,bakterileri,parazitleri,dejenere olmuş ve hasarlanmış hücreleri ,ağır metalleri,kimyasalları ,virüsleri,mantarları ve daha birçok zararlı maddeleri, lenfatik sistem)e yani banyoya gönderir. Kan dolaşım sistemi kalp tarafından harekete geçirilirken, Lenfatik sistemin herhangi bir pompası yoktur. Bunun yerine vücut, kas,BÖBREK ve solunum hareketleri vâsıtasıyla lenf akışı gerçekleşir.
Lenfatik sistem de sâdece süzme işlemi gerçekleşmez, aynı zamanda zehirlerden arındırma ve imha etme işlemleri de yapılır.
Lenfatik sistem düzgün çalışamıyorsa lenf nodları ve içlerindeki savunma hücreleri ve fagositlerin de çalışması azalır veya durgunlaşır. Lenf sıvısı da çok yavaş akmaya başlar , vücutta ASİT olan atıkları kanalizasyon sistemi yani (lenfatik sistem) ortadan kaldıramazsa hücrelerin etrafındaki kavşaklar lenfler (asit) ile durgunlaşır zayıflar ve hücreler zarar görür, çünkü asitler bu alanlarda kaldığında, Vücuttan deri ve böbreklerden sifonu çekilmiyor demektir , hücrelere zarar veriyorsunuz demektir ve çok yüklenilmiş veya yalnızca kısmen çalışıyor olan lenfatik sistem, tam olarak temizlenmemiş lenf sıvısını kana veriyor ve bütün vücûdu sessizce zehirliyor ve ′′ kanser ′′ oluyorsunuz demektir.
ve ′ Kanser ′′ iseniz veya değilseniz de diyetinizden asit oluşturan besinleri çıkarmalısınız .Böbrek/Karaciğer filtresi yapmanız şarttır.
Bunu anlamak için, Kavanoza işeyin ve idrarınızda mukus, bulutlu kalıntı, tortu, k*m gibi parçacıklar görmüyorsanız başınız belada demektir, bunun anlamı vücuttan asitler çıkmıyor ve lenf kavşaklarında tıkanmış duruyor demektir, çünkü asitleri çıkarmadıkça hasarlı hücreleri yenileyemezsiniz. Tümör şeklinde Sertleşmiş lenfleri eritemeyeceğiniz herhangi bir şey (asit sıvısı) tümör lenf durgunluğunun ana sebebidir ve Lenf sistemi, deriden ve böbreklerden atıkları idrar yoluyla dışarı atmayı çıkarmayı başaramıyor demektir.
Bu demektir ki gerçekten kötü durumdasınız ve öyleyse tüm ölü hayvan dokularını ve sıvılarını, tahılları, fasulyeleri, nişastalı sebzeleri,şekerli ürünleri ,paketlenmiş ürünleri, asitli gıdaları ve içecekleri ve pişirilmiş yiyecekleri yemeyi ,kendinizi iyileştirene kadar bırakmalısınız demektir, çünkü bunlar asit’dir ve asit üretir. Lenf sistemini etkileyici bir şekilde temizledikten sonra en iyi sağlıklı yaşam tarzı için mukussuz beslenmeyi ve hasar gören hücre dokularını yenileyecek asitsiz beslenmeyi uygulamalısınız demektir.
Peki! İnsanlar da neden hasarlı hücreler oluyor? Çünkü meyve ve sebzeyi özellikle çiğ canlı haliyle nadiren yiyorlar genelde yüksek ateşte pişmiş yemek,kızartma , ızgara etler ,paketli hazır gıdalar ve bol şekerli ürünler yiyorlar .
Vücuttaki asitleri atmalısınız. Bu asitleri hidrasyon sürecinde ve alkalin canlı gıdalar diyetiyle detoksifize etmelisiniz. Meyveler, otlar ,marullar ve açlık diyetleri ve hatta sadece mevsimlik meyveler, otlar ve tamamen meyve diyetiyle beslenmelisiniz çünkü meyveler temizleyiciler olduğu anlamına gelir. Sebzeler ve yeşillikler ise hücreleri inşa edenlerdir. Tıkanmış hasarlı böbrekleri temizlemek istiyorsanız, kanalizasyon sisteminizi boşaltacak narenciye, mango, üzüm ve dutlara odaklanmak ve bazı otları yemek ve bol su içmek lenfleri harekete geçirir, adrenal bezi fonksiyonunu geliştirir ve böbreklerin filtresine yardımcı olur.
Ayrıca, bağırsaklar, karaciğer ve böbrekler ne kadar temiz ve sağlıklıysa lenfatik sistem de o kadar iyi çalışır, ve Bu organlar ne kadar hastaysa lenfatik sistem de o kadar yük altında kalır. Bu sayılan organların da temizliğine de çok dikkat etmek gerekir.Çünkü hasta, cüruflu veya iltihaplanmış bir bağırsak, lenfatik sistem için aşırı kirlenme ve yük demektir. Böyle bağırsaklar lenflerin temizlenmesini imkansız hale getirir.

Gece uykusuzluk çekenlerin Uyumasına  Yardımcı Olacak En İyi 6 Uyku Çayı1. PapatyaYıllardır papatya çayı , iltihaplanmay...
30/03/2021

Gece uykusuzluk çekenlerin Uyumasına Yardımcı Olacak En İyi 6 Uyku Çayı
1. Papatya
Yıllardır papatya çayı , iltihaplanmayı ve kaygıyı azaltmak ve uykusuzluğu tedavi etmek için doğal bir çare olarak kullanılmıştır.
Aslında, papatya genellikle hafif bir sakinleştirici veya uyku indükleyici olarak kabul edilir. Sakinleştirici etkileri, papatya çayında bol miktarda bulunan apigenin adlı bir antioksidana bağlanabilir. Apigenin, beyninizdeki kaygıyı azaltabilecek ve uykuyu başlatabilecek belirli reseptörlere bağlanır.
2- Kediotu kökü
Kediotu, uykusuzluk, sinirlilik ve baş ağrısı gibi sorunları tedavi etmek için yüzyıllardır kullanılan bir bitkidir. Kedi otu beyin de gama-aminobütirik asit (GABA) adı verilen bir nörotransmiterin seviyelerini arttırararak , olumsuz yan etkiler olmadan uyku kalitesini iyileştirmeye yardımcı olabilir ve sabah uyuşukluğu gibi olumsuz yan etkiler gözlenmez.
3-Limon otu
Bu narenciye kokulu, aromatik bitki, Orta Çağ'dan beri stresi azaltmak ve uykuyu iyileştirmek için kullanılmıştır.Kronik olarak uyku problemleri yaşıyorsanız, yatmadan önce limon otu çayı yudumlamak yardımcı olabilir.
4-Çarkıfelek
Geleneksel olarak, kaygıyı hafifletmek ve uykuyu iyileştirmek için kullanılmıştır.Bilimsel bir çalışmada, çarkıfelek ve kediotu kökü ve şerbetçiotu kombinasyonunu, uykusuzluğu tedavi etmek için yaygın olarak reçete edilen bir ilaç olan Ambien ile karşılaştırdı.
Sonuçlar, çarkıfelek kombinasyonunun uyku kalitesini iyileştirmede Ambien kadar etkili olduğunu gösterdi. Çarkıfelek çayı içmek genel uyku kalitesini artırabilir. Ayrıca,kediotu kökü ve şerbetçiotu ile birlikte çarkıfelek uykusuzluk semptomlarını azaltabilir .
5-Manolya kabuğu
Sakinleştirici etkisi, manolya bitkisinin saplarında, çiçeklerinde ve kabuğunda bol miktarda bulunan bileşik honokiol'den gelir.
Honokiol'ün beyninizdeki GABA reseptörlerini değiştirerek çalıştığı ve uykusuzluğa iyi geleceği söyleniyor.
6- Lavanta
Lavantanın uyku kalitesini artırdığına dair sınırlı kanıt olmasına rağmen, rahatlatıcı aroması gevşemenize yardımcı olarak uykuya dalmanızı kolaylaştırabilir.

Herbal teas are popular beverage choices when it comes time to relax and unwind. Here are the 6 best teas that help you sleep.

LYME Sinsi Tehdit. Şimdi de geldik denklemin en çetrefilli kısmına: Lyme hastalığının yaklaşık 350 hastalığı taklit etti...
26/03/2021

LYME Sinsi Tehdit.
Şimdi de geldik denklemin en çetrefilli kısmına: Lyme hastalığının yaklaşık 350 hastalığı taklit ettiği biliniyor! Senelerce romatizma, otizm, MS, Parkinson ya da Alzheimer hastası olduğu düşünülen ya da depresyon tedavisi gören bir hastanın aslında Lyme hastalığından muzdarip olduğu ortaya çıkabiliyor.
Hastalığı kaptığınızı anlamanın en kolay yolu kenenin ısırdığı yerde oluşan halka şeklindeki kızarıklık. İlk evrede yakalanırsa antibiyotik tedavisi ile tam şifa mümkün oluyor. Ancak, hastaların sadece yarısında kenenin ısırdığı yerde kızarıklık oluşması, ısırılan kişinin durumu fark etmemesi olayı daha da içinden çıkılmaz bir yola doğru sokuyor.
İşte Lyme hastalığının taklit ettiği yaklaşık 350 hastalıktan bazıları:
Romatoid artrit
Tüberküloz
Alerji
Bronşit
Kronik kalp yetmezliği
Parkinson
Lösemi
Tip 2 Diyabet
Multipl Skleroz
HIV ve AIDS
Hipertiroidi
Alzheimer
Menenjit
Astım
Akciğer kanseri
Otizm
Demans
Ülseratif kolit
Lenfoma

Lyme hastasını -eğer başka bir hastalığı andıran bir semptom geliştirmemiş ve yanlış bir tedaviye başlanmamışsa- başka bir sorun daha bekliyor: Tüm şikayetlerinin psikolojik olduğu söyleniyor.
Çünkü sızılar, ağrılar, spazmlar, bitkinlik gibi sorunlara rağmen hastalar tahlillerde gayet sağlıklı görünüyorlar. Lyme hastalığına, ‘görünmez hastalık’ da denmesi işte bu yüzden. Yapılan tetkiklerde kan değerleri de normal çıkınca hasta bir psikiyatra gönderiliyor.
İlginç bir şey daha var; Borrelia burgdorferi enfeksiyonu (lyme) ne kadar ilerlemişse testlerle teşhis edilme olasılığa da o kadar düşük oluyor. Lyme testinin işe yaraması için önce tedaviyle hastalığın gerilemesi gerekiyor. Çünkü antikorlar ancak, bağışıklık sistemi enfeksiyona karşı tepki vermeye başladığında oluşuyor.
Hastalık yakalanmaz ve tedavi edilmezse ilerleyen zamanlarda bakterinin vücudun farklı yerlerine yayılma riski de artıyor. Aylar, hatta yıllar sonra hastalar beyin, sinir sistemi, kaslar, eklemler ve dolaşım sistemiyle ilgili sorunlar yaşamaya başlayabiliyor.
Ülkemizde de farklı semptomlarla doktora giden hastalarda, bu semptomların arkasında Lyme hastalığı olup olmadığını araştırmak kimsenin aklına gelmiyor.

HEM ,KENDİ SAĞLIĞINIZ HEM, ÇOCUKLARINIZIN SAĞLIĞI İÇİN BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN /OKUTUN ÇOCUKLARINIZIN DA MUHAKKAK OKUMA...
13/03/2021

HEM ,KENDİ SAĞLIĞINIZ HEM, ÇOCUKLARINIZIN SAĞLIĞI İÇİN BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN /OKUTUN ÇOCUKLARINIZIN DA MUHAKKAK OKUMASINI SAĞLAYIN.
Amerikan kardiyoloji uzman Dr. Davis 2000’den fazla hastasına buğday içermeyen diyetler uyguladıktan sonra, ABD’deki obezitenin yağ, şeker ya da yaşam tarzından değil, buğdaydan kaynaklandığı sonucuna vardı.
Buğday Göbeği kitabında Davis günümüz koşullarında elde edilen buğdayın insan sağlığına zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Geleneksel yöntemlerle yetiştirilen buğday, günümüzde, maliyeti en aza indirme peşinde olan üreticilerin elinde hibrit değişime uğramıştır. Artık buğday kan şekerini, şekerden çok daha fazla yükselten ve istenmeyen bir alışkanlık oluşturarak daha fazla açlık, aşırı yeme arzusu ve yorgunluğa yol açan bir besin haline gelmiştir. Dr. Davis buğdayın kilo almaya, yağın yanlış bölgelerde birikimine, diyabetten kalp rahatsızlıklarına ve çölyak, romatizmal eklem iltihabı ve erken bunama gibi vücuttaki bağışıklık ve sinir sisteminin bozulması sonucu ortaya çıkan hastalıklara kadar birçok etkisi olduğunu laboratuvar çalışmalarıyla ortaya koyuyor.

BİLİM ADAMLARI, İNSAN GENİYLE DAHA BÜYÜK MAYMUN BEYİNLERİ GELİŞTİRDİLER.Bilim adamları, maymun fetüslerine bir insan gen...
22/11/2020

BİLİM ADAMLARI, İNSAN GENİYLE DAHA BÜYÜK MAYMUN BEYİNLERİ GELİŞTİRDİLER.
Bilim adamları, maymun fetüslerine bir insan geni olan ARHGAP11B'yi yerleştirdi ve İnsan Beynini İrileştiren bu Gen, Maymunlara Aktarıldı! ve maymunların beyni irileşti.
İnsanlarda bulunan ancak insan olmayan primatlarda veya diğer memelilerde bulunmayan ARHGAP11B geni, yerleştirildiğinde kök hücrelerini daha fazla kök hücre oluşturmaları için tetikleyerek beyni büyüttü.
Gen , insan beynininkine benzer katlanma dahil maymun beyinlerinin boyutunda bir artışa neden oldu .
Çalışma, genetik mühendisliği üzerine bazı ciddi etik sorular ortaya koyuyor .
18 Haziran'da Science'da yayınlanan deney, Almanya'daki Max Planck Moleküler Hücre Biyolojisi ve Genetiği Enstitüsü'nden ve Japonya'daki Merkezi Deney Hayvanları Enstitüsü'nden araştırmacılar tarafından gerçekleştirildi .
Deneyler, genetiği değiştirilmiş primatların insanlığa savaş açtığı son Maymunlar Gezegeni filmlerini çağrıştırıyor.
kaynaklar:
https://www.thesun.co.uk/.../scientists-human-monkey.../
https://www.inverse.com/.../human-gene-triggers-bigger...
https://www.popularmechanics.com/.../scientists-splice.../
https://www.technologyreview.com/.../chinese-scientists.../
https://www.sciencedaily.com/rel.../2020/06/200618150301.htm
https://www.bionews.org.uk/page_142492
https://nationalpost.com/.../chinese-scientists-give...
https://www.intelligentliving.co/bigger-monkey-brains.../
https://www.popularmechanics.com/science/animals/a34690565/scientists-splice-human-genes-into-monkey-brains/

That can't be good.

USTA TAKLİTÇİ  "LYME " HASTALIĞIKarşımızda çağımızın en zor hastalıklarından biri.Kene ısırığı ile insana geçen Lyme has...
12/11/2020

USTA TAKLİTÇİ "LYME " HASTALIĞI

Karşımızda çağımızın en zor hastalıklarından biri.
Kene ısırığı ile insana geçen Lyme hastalığı. Yüzlerce farklı hastalığı andıran semptomlarla kendini gösterdiği için teşhis etmesi çok zor bir hastalık ve kendisini çok iyi gizliyor.
Birçokları Lyme hastalığının kaynağının keneler olduğunu düşünse de, bu tam olarak doğru değil.
Lyme hastalığına Borrelia burgdorferi diye bir bakteri neden oluyor ve bu bakteri kene dışında sivrisinek, bit gibi kan emen böceklerden de bulaşabiliyor.
Enfeksiyonlu kene ya da kan emici bir böcek ısırığı ile insana geçen bakterinin en önemli özelliği ise kendini gizleme konusundaki akıl almaz yeteneği.
Amerika’da sadece 2013 yılında 300 bin kişiye Lyme hastalığı teşhisi konmuş, sanırım bu rakam nasıl ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu anlatmaya yeterli. Bu hastalık, henüz ülkemiz tıp camiasının ilgili alanına girmediğinden teşhis konulan hasta sayısı da son derece sınırlı. Dolayısıyla yine Amerika’dan bir rakam veriyorum: 1982 yılında Lyme hastalığı teşhisi konan hasta sayısı 12 bin. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu gizemli hastalık 31 yılda tam 25 kat artmış! Sorun şu ki, büyük ihtimalle bu sadece buzdağının görünen kısmı ve Amerika’da yaklaşık 4 milyon tanı konmamış Lyme hastası olduğu düşünülüyor.
Usta taklitçi: Lyme hastalığı
Mümkünse, senelerce doktor doktor dolaştığı📷 halde hastalığı anlaşılamamış ya da yanlış teşhisler konmuş veya tüm sorunların kafasında olduğu söylenerek evine gönderilmiş hastaların hikâyelerinin anlatıldığı “Under Our Skin” (Derimizin Altında) adlı belgeseli seyretmenizi öneriyorum. Bu sinsi hastalığın boyutları, yaşayanların çektikleri hakkında çarpıcı bilgiler veriyor.
Lyme hastalığı ilk olarak 1977 yılında Amerika’nın Connecticut eyaletindeki, Lyme kasabasında görülmüş. Zaten adını da bu kasabadan alıyor. Bu hastalığı gizemli kılan faktör, hastalığa neden olan bakterinin inanılmaz bir taklitçi olması. Vücutta yerleşmek istediği yere göre şekil alabilmesi 📷sayesinde saklanarak hayatta kalıyor. Spiral şeklindeki sivri formuyla vücut dokularının içine girerek gizlenmesi de ona ayrı bir avantaj sağlıyor.
Başka hastalıklarla karıştırıldığından teşhis edilmesi son derece zor. Seneler boyunca sinsice devam edebilen, teşhis konsa bile -özellikle ileri dönemlerinde antibiyotik tedavisine dirençli- bir hastalıkla karşı karşıyayız. Karşı karşıyayız diyorum, çünkü dünyada 80 ülkede bu hastalığın olduğu biliniyor. Türkiye’de rapor edilmiş az sayıda vaka var, ama bu tehlike olmadığı anlamına gelmiyor.
Hastalığı kaptığınızı anlamanın en kolay yolu kenenin ısırdığı yerde oluşan halka şeklindeki kızarıklık.📷 İlk evrede yakalanırsa antibiyotik tedavisi ile tam şifa mümkün oluyor. Ancak, hastaların sadece yarısında kenenin ısırdığı yerde kızarıklık oluşması📷, ısırılan kişinin durumu fark etmemesi📷 olayı daha içinden çıkılmaz bir yola doğru sokuyor.
Lyme hastalığının erken dönem belirtileri arasında geçmeyen bir halsizlik📷, tekrarlayan ateş📷, baş ağrısı,📷 eklem ve kas ağrıları📷 sayılabilir. Sonraki dönemdeyse hastalık, kas spazmları,📷 motor becerilerde sorunlar📷, geçici felç,📷 menenjit📷 ve kalp problemleri📷 ile ilerleyebiliyor. Hatta ilk semptomları sekiz ile yirmi yıl sonra bile ortaya çıkabiliyor.
Lyme hastasını eğer başka bir hastalığı andıran bir semptom geliştirmemiş ve yanlış bir tedaviye başlanmamışsa- başka bir sorun daha bekliyor:
Tüm şikayetlerinin psikolojik olduğu söyleniyor. Çünkü sızılar, 📷ağrılar, 📷spazmlar📷, bitkinlik gibi sorunlara rağmen hastalar tahlillerde gayet sağlıklı görünüyorlar.
Lyme hastalığına ‘görünmez hastalık’ da📷📷 denmesi işte bu yüzden. Yapılan tetkiklerde kan değerleri de normal çıkınca hasta bir psikiyatra gönderiliyor.
İlginç bir şey daha var: Borrelia burgdorferi enfeksiyonu ne kadar ilerlemişse testlerle teşhis edilme olasılığa da o kadar düşük oluyor. Lyme testinin işe yaraması için önce tedaviyle hastalığın gerilemesi gerekiyor. Çünkü antikorlar ancak, bağışıklık sistemi enfeksiyona karşı tepki vermeye başladığında oluşuyor. Hastalık yakalanmaz ve tedavi edilmezse, ilerleyen zamanlarda bakterinin vücudun farklı yerlerine yayılma riski de artıyor. Aylar, hatta yıllar sonra hastalar beyin, 📷sinir sistemi,📷 kaslar, 📷eklemler 📷ve dolaşım sistemiyle ilgili sorunlar yaşamaya başlayabiliyor.
Sinsi tehdit
Şimdi de geldik denklemin en çetrefilli kısmına: Lyme hastalığının yaklaşık
350 📷📷📷hastalığı taklit ettiği biliniyor! Senelerce romatizma📷, otizm📷, MS,📷 Parkinson📷 ya da Alzheimer hastası 📷olduğu düşünülen ya da depresyon📷 tedavisi gören bir hastanın aslında Lyme hastalığından muzdarip olduğu ortaya çıkabiliyor.
Bu hastalıkların hepsini listelemek sayfalar sürer, ancak yine de sorunun ciddiyetini bir kez daha hatırlatmak için bazılarına yer vermek istiyorum. İşte Lyme hastalığının taklit ettiği yaklaşık 350 hastalıktan bazıları:
📷 Romatoid artrit
📷Tüberküloz
📷Alerji
📷Bronşit
📷Kronik kalp yetmezliği
📷Parkinson
📷Lösemi
📷Multipl Skleroz
📷HIV ve AIDS
📷Hipertiroidi
📷Alzheimer
📷Menenjit
📷Astım
📷Akciğer kanseri
📷Otizm
📷Demans
📷Ülseratif kolit
📷Lenfoma

Dr.Ümit Aktaş

01/11/2020
SU SUSAYINCA İÇİLMEZ.SUSUZLUK HİSSETMESEK TE İÇİLMELİ.Susuzluk mekanizmaları yaşlılıkta arızalanmaya başlar.Yaş ilerledi...
04/09/2020

SU SUSAYINCA İÇİLMEZ.SUSUZLUK HİSSETMESEK TE İÇİLMELİ.

Susuzluk mekanizmaları yaşlılıkta arızalanmaya başlar.

Yaş ilerledikçe gerçekten su ihtiyacımız olup olmadığını BİLİNÇLİ olarak izlememiz gerekir. 20 yaş altında bu işlem otomatik olarak yapılır.

Yeterli ve BOL su içmeyen insan ve bedenini kuru bırakan insan ..maalesef kendini dik bir uçurumdan aşağıya bırakan birisi gibidir.

Address


Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when MEDİCAL posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

  • Want your practice to be the top-listed Clinic?

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram