22/02/2026
Şimdi Ramazan’ın geldiğini nereden anlıyoruz?
Takvimden mi, ezandan mı, yoksa kalbimizin sessiz çağrısından mı?
Yoksa önümüze çıkan her yemek menüsünden mi?
Online platformlara baktığımda çoğu insanın bütün gün yemek paylaşımları yaptığını görüyorum. İftar sofraları, tarifler, menüler… Sanki oruç mideyi değil de sadece zamanı tutuyor gibi.
İşi olmayanlar ise gece ile gündüzü ters çevirip bir ay yaşıyor; sahurdan sonra uyku, iftara kadar bekleyiş… Ramazan bazen bir iç yolculuktan çok, günlük düzenin değişmesi gibi yaşanıyor.
Oysa Ramazan, aç kalmanın ötesinde bir hâl değil miydi?
Nefsi terbiye etmek, kalbi arındırmak ve insanın kendine dönmesi değil miydi?
Bazen düşünüyorum…
Ramazan’ı midede mi yaşıyoruz, yoksa ruhumuzda mı?
Eski Ramazanların o huzurlu, sade ve derin atmosferini özlüyorum.
Her şey değişiyor, yapaylaşıyor, ticarete dönüşüyor. Bu sistem Ramazan’ı da etkisi altına almış gibi.
Elbette hakkıyla yaşayabilenlere helal olsun; onlar müstesna.