Uzman Klinik Psikolog Özkan Yiğit

Uzman Klinik Psikolog Özkan Yiğit Teşvikiye, Sezai Selek Sk. Nişantaşı / İSTANBUL

0 531 937 79 54

Birçok kişi ilişkilerinde benzer döngülerin tekrar ettiğini fark eder. Farklı isimler, farklı koşullar olsa bile, his ta...
21/01/2026

Birçok kişi ilişkilerinde benzer döngülerin tekrar ettiğini fark eder. Farklı isimler, farklı koşullar olsa bile, his tanıdıktır. Başlangıçta güçlü bir çekim, yoğun bir bağ hissi ve ardından benzer hayal kırıklıkları… Bu durum çoğu zaman “yanlış insanları seçiyorum” düşüncesine yol açsa da, mesele yalnızca seçimlerin kendisi olmayabilir.

İnsan, ilişkilerde her zaman kendisi için en iyi olanı değil, en tanıdık olanı seçme eğilimindedir. Tanıdık olan, her zaman huzurlu ya da güvenli anlamına gelmez; bazen yalnızca bildik bir duyguyu çağrıştırır. Bu duygu yoğunluk, mesafe, onay arayışı ya da belirsizlik olabilir. Bilinçdışı düzeyde tanıdık gelen bu his, kişiye ilişki içinde “evdeyim” duygusu verebilir.

Çocuklukta kurulan bağlar, sevgiyle temas etme biçimimizi şekillendirir. Kişi, ilişki içinde nasıl görülmeye, nasıl sevilmeye ve nasıl terk edilip edilmeye alıştıysa, yetişkinlikte de benzer dinamiklere yönelme eğilimi gösterebilir. Bu, bilinçli bir tercih değil; duygusal hafızanın yön verdiği bir süreçtir.

Bu nedenle bazı ilişkiler baştan itibaren zorlayıcı olmasına rağmen güçlü bir çekim yaratır. Yoğunluk, tutku ya da dramatik iniş çıkışlar, bağlanmayı güçlendiren unsurlar gibi hissedilebilir. Oysa zamanla bu yoğunluk yerini yorgunluğa, güvensizliğe ve kendilik kaybına bırakabilir. Kişi, ilişkide kendisi olmaktan çok, ilişkiyi sürdürmeye çalışan bir hâle geçebilir.

Benzer ilişkilerin tekrar etmesi, kişinin öğrenemediğini ya da gelişemediğini göstermez. Aksine, fark edilmemiş bir ihtiyacın hâlâ karşılık aradığını düşündürür. Değişim, bu döngüyü zorla kırmakla değil; onu anlamakla başlar. Kişi neyin tanıdık geldiğini, neyin onu çektiğini ve bu çekimin bedelini fark ettikçe, daha farklı seçimlerin kapısı aralanır.

Psikoterapi, bu ilişki örüntülerinin altında yatan duygusal ihtiyaçları ve bağlanma biçimlerini güvenli bir alanda ele alma imkânı sunar. Amaç “doğru insanı bulmak” değil; kişinin kendisiyle ve ilişkileriyle kurduğu bağı daha bilinçli ve sürdürülebilir hâle getirmektir.



✨ Psikoterapi ile İlk Adımı Atın
Bazen fark etmek yeterli olmaz; değişim, bu farkındalığın güvenli bir alanda ele alınmasıyla mümkün olur.
Tekrarlayan ilişki döngülerini anlamak ve kendinizle daha uyumlu ilişkiler kurmak için bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz.

Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
📞 0531 937 79 54ozkanyigit





Kaynakça
• Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
• Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology.
• Levy, K. N., Ellison, W. D., Scott, L. N., & Bernecker, S. L. (2011). Attachment style. Journal of Clinical Psychology.

Eş seçimi, yalnızca bireysel zevklerin ya da tesadüfi karşılaşmaların sonucu değildir; bu sürecin derinlerinde biyolojik...
16/01/2026

Eş seçimi, yalnızca bireysel zevklerin ya da tesadüfi karşılaşmaların sonucu değildir; bu sürecin derinlerinde biyolojik, psikolojik ve sosyal dinamikler birlikte işler. Tüm canlılarda olduğu gibi insanlarda da soyun devamını destekleyen özelliklere yönelme eğilimi vardır. İyi gen, burada kusursuzluk anlamına gelmez; daha çok hayatta kalma, uyum sağlama ve sağlıklı nesiller yetiştirme potansiyelini çağrıştırır. İnsanlar bu seçimi çoğu zaman bilinçli olarak değil, sezgisel yönelimlerle yapar. Bu yüzden kişi, neden tam da o kişiye çekildiğini her zaman net biçimde açıklayamayabilir.

Fiziksel ve cinsel çekicilik, eş seçiminde güçlü unsurlardandır. Simetri, canlılık, beden dili ya da ses tonu gibi faktörler, karşıdaki kişinin sağlık ve üreme potansiyeline dair bilinçdışı ipuçları taşır. Bu nedenle kültürden kültüre değişiklikler olsa da fiziksel çekiciliğin evrensel bir etkisi olduğu görülür. Ancak uzun süreli ilişkilerde bu ilk çekim tek başına yeterli değildir. İlk temas güçlüdür; fakat ilişkiyi taşıyan şey zamanla değişir.

Zamanla, eş seçiminin merkezine daha farklı özellikler yerleşir. Zekâ, yalnızca bilişsel kapasiteyi değil; problem çözme, empati kurma ve yaşamla baş etme becerilerini de içerir. Samimiyet ve güvenilirlik, bireyin kendini ilişkide emniyette hissetmesini sağlar. Sevecenlik ve duygusal sıcaklık, bağ kurmayı güçlendirirken; eğlenceli olmak, ortak yaşamın yükünü hafifleten bir denge unsuru hâline gelir. Çoğu kişi ilişki ilerledikçe, karşısındakiyle “yan yana dururken nasıl hissettiğine” daha fazla dikkat etmeye başlar.

Bakış açısı uyumu ise eş seçiminin sürdürülebilirliğini belirleyen temel faktörlerden biridir. Hayata, ilişkilere, değerlere ve geleceğe dair benzer pencerelerden bakabilmek, çatışmaların yıkıcı değil, geliştirici olmasını mümkün kılar. Bu uyum, bireylerin birbirini birebir kopyalaması anlamına gelmez; farklılıklar içinde ortak bir anlam dünyası oluşturabilmeyi ifade eder. Asıl uyum, anlaşmazlık anlarında da ilişkinin korunabilmesidir.

Eş seçimi, kişinin hem doğuştan getirdiği eğilimler hem de duygusal ihtiyaçları doğrultusunda şekillenir. İnsan, neden belirli birine yöneldiğini her zaman net biçimde açıklayamayabilir; çünkü bu seçimler çoğu zaman düşünceden çok hislerle yapılır. Bazen birine yönelmek, tanıdık bir duygunun peşinden gitmek gibidir. Bu da kişinin bağ kurabileceği, kendini güvende hissedebileceği ilişkileri seçmesine zemin hazırlar. Bu bilinçdışı seçimler fark edilmediğinde, benzer ilişki döngüleri tekrar edebilir.



✨ Psikoterapi ile İlk Adımı Atın
Bazen fark etmek yeterli olmaz; değişim, bu farkındalığın güvenli bir alanda ele alınmasıyla mümkün olur.
Tekrarlayan ilişki döngülerini anlamak ve kendinizle daha uyumlu ilişkiler kurmak için bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz.

Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
📞 0531 937 79 54ozkanyigit




Kaynakça
• Buss, D. M. (1989). S*x differences in human mate preferences: Evolutionary hypotheses tested in 37 cultures. Behavioral and Brain Sciences.
• Fletcher, G. J. O., Simpson, J. A., Thomas, G., & Giles, L. (1999). Ideals in intimate relationships. Journal of Personality and Social Psychology.
• Eastwick, P. W., & Finkel, E. J. (2008). S*x differences in mate preferences revisited. Journal of Personality and Social Psychology.
• Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.

Depresyonun en belirgin ve çoğu zaman en zorlayıcı belirtilerinden biri, istek ve haz kaybıdır. Kişi daha önce keyif ald...
10/01/2026

Depresyonun en belirgin ve çoğu zaman en zorlayıcı belirtilerinden biri, istek ve haz kaybıdır. Kişi daha önce keyif aldığı, kendisini canlı ve ilgili hissettiren etkinliklere karşı artık bir istek duymadığını fark eder. Hobiler anlamsızlaşır, sosyal ilişkiler yorucu gelir, hatta bazen günlük sorumluluklar bile aşılması güç engellere dönüşür. Bu durum, çoğu zaman kişinin eski hâline duyduğu özlemi de beraberinde getirir.

İstek, insanı hayata bağlayan temel ruhsal enerjilerden biridir. Depresyonda bu enerji azalınca kişi yalnızca keyif almakta zorlanmaz, aynı zamanda kendilik algısı da zarar görür. Kendiyle bağlantısı zayıflar, yaşamla arasında görünmez bir mesafe oluşur. Bu mesafe uzadıkça kişi, hiçbir şeyin onu gerçekten harekete geçiremeyeceğine inanabilir. Oysa bu durum kalıcı bir kişilik özelliği değil, geçici bir ruhsal durumdur. Depresyon isteği bastırır; kişinin kimliğini tanımlamaz.

Depresyonda sık yapılan hatalardan biri, isteğin kendiliğinden gelmesini bekleyerek harekete geçmeyi ertelemektir. Oysa depresyonda istek çoğu zaman eylemin ön koşulu değil, sonucu olarak ortaya çıkar. Bu nedenle iyileşme süreci, büyük motivasyonlar beklemekten çok küçük ve ulaşılabilir adımlarla başlamayı gerektirir. Kısa bir yürüyüşe çıkmak, birkaç dakikalık bir düzenleme yapmak ya da basit bir öz bakım davranışı bile hareketsizliği kırmada önemli bir işlev görür. Bu noktada amaç keyif almak değil, kişinin kendisini yeniden hareketin içine sokabilmesidir. Hareket, zamanla isteğin oluşabileceği psikolojik alanı yeniden açar.

Depresyonda “Bundan zevk alacak mıyım?” sorusu çoğu zaman kişiyi durduran bir engel hâline gelirken, bunun yerine yapılan eylemin o anki yaşam içinde ne kadar anlam taşıdığına odaklanmak daha işlevsel bir yaklaşım sunar. Aynı zamanda kişinin kendisini isteksizliği nedeniyle suçlamaması büyük önem taşır çünkü istek kaybı bir irade eksikliği değil, depresyonun doğal bir belirtisidir. Kişi kendine anlayış gösterdikçe ve içsel eleştiriyi azalttıkça iyileşme için daha güvenli bir zemin oluşur. Bu zemin, değişimin aceleye getirilmediği bir içsel alan yaratır.

İstek kaybının altında sıklıkla yorgunluk, umutsuzluk ve hayal kırıklığı gibi bastırılmış duygular yer alır. Bu duyguları yok saymak ya da hızla ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onları fark etmek ve kabul etmek, isteğin zamanla yeniden filizlenmesine alan açar. Tüm bu süreçte psikoterapi, isteksizliğin altında yatan düşünce kalıplarını ve duygusal yükleri ele alarak kalıcı ve sağlıklı bir iyileşme sürecine katkı sağlar. İyileşme çoğu zaman ani bir motivasyonla değil, küçük ama sürdürülebilir temaslarla mümkün olur.



✨ Psikoterapi ile İlk Adımı Atın
Bazen iyileşme, kendine “artık yeter” diyebildiğin anda başlar.
Kendinizi tekrarlayan ilişki döngülerinden, suçluluk ve yetersizlik hislerinden özgürleştirerek; daha farkında, daha sakin ve kendinizle uyumlu bir yaşam kurmak için bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz.

📞 Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
0531 937 79 54ozkanyigit




Kaynakça
• American Psychiatric Association. (2022). DSM-5-TR: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders.
• Treadway, M. T., & Zald, D. H. (2011). Reconsidering anhedonia in depression. Neuroscience & Biobehavioral Reviews.
• Cuijpers, P., et al. (2013). Psychological treatment of depression: A meta-analytic database. World Psychiatry.

Kendine saygı, düşündüklerimizden çok, kendimize nasıl davrandığımızla şekillenir. Bu nedenle içgörü, ancak davranışla b...
29/12/2025

Kendine saygı, düşündüklerimizden çok, kendimize nasıl davrandığımızla şekillenir. Bu nedenle içgörü, ancak davranışla buluştuğunda gerçek bir karşılık bulur. Çoğu zaman kendimize dair farkındalıklar geliştirir, neyi istemediğimizi ya da neyin değişmesi gerektiğini net bir şekilde görürüz. Ancak bu içgörülerin kendine saygıya dönüşmesi, düşüncede kalmakla değil, eylemle mümkün olur.

Kendine saygıyı geliştirmek için büyük ve köklü değişimlere gerek yoktur. Aksine, gündelik yaşamda atılan küçük adımlar, kişinin kendisine verdiği değeri adım adım güçlendirir. Ertelediğimiz bir işi tamamlamak, sınır koymak istediğimiz bir anda “hayır” diyebilmek ya da uzun süredir ihmal ettiğimiz bir ihtiyacımıza kulak vermek… Bunların her biri, “Ben kendimi önemsiyorum” mesajını kişinin bizzat kendisine vermesi anlamına gelir. Bu mesaj tekrarlandıkça, kişinin kendisine duyduğu güven de güçlenir.

Sadece düşünmek, karar vermek ya da fark etmek değişim için yeterli olmaz. Elbette bunlar sürecin çok önemli parçalarıdır; ancak eylemle desteklenmediğinde, zamanla içsel bir tutarsızlığa yol açabilir. Kişi neyi yapması gerektiğini bildiği halde harekete geçmediğinde, kendisiyle arasındaki güven zedelenir. Bu durum, kişinin kendi sözüne inanmakta zorlanmasına neden olabilir. Buna karşılık, küçük de olsa atılan her adım, alınan kararın sahiplenildiğini ve kişinin kendisine ciddiyetle yaklaştığını gösterir.

Harekete geçmek, kusursuz olmak ya da her şeyi başarmak demek değildir. Bazen yalnızca bir adım atmak, bazen “bugünlük bu kadar” diyebilmek bile kendine saygının bir ifadesidir. Çünkü kendine saygı, kendini zorlamak değil, kendine dürüst olmak ve kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmemektir. Bu dürüstlük, kişinin kendisiyle daha şefkatli ve gerçek bir ilişki kurmasını sağlar.

Ertelenen her adım, kendine saygının biraz daha ötelenmesi anlamına gelirken, harekete geçen her küçük davranış, “Ben buna değerim” duygusunu güçlendirir. Kendine saygı, tam da bu küçük ama kararlı adımların birikimiyle inşa edilir. Çoğu zaman en kalıcı değişim, sessiz ama istikrarlı adımlarla gerçekleşir.

✨ Psikoterapi ile İlk Adımı Atın

Bazen iyileşme, kendine “artık yeter” diyebildiğin anda başlar.

Tekrarlayan ilişki döngülerinden, suçluluk ve yetersizlik hislerinden özgürleşmek; daha farkında, daha sakin ve kendinle uyumlu bir yaşam kurmak için bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz.

Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
📞 0531 937 79 54ozkanyigit




Kaynakça
• Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). Self-determination theory. Psychological Inquiry.
• Neff, K. D. (2011). Self-compassion and well-being. Social and Personality Psychology Compass.
• Baumeister, R. F., et al. (2003). Self-esteem and life outcomes. Psychological Science in the Public Interest.

İlişkilerde en çok yıpratan şey, partnerin bizle aynı anda, aynı yoğunlukta ya da aynı dilden karşılık vermemesi değildi...
03/12/2025

İlişkilerde en çok yıpratan şey, partnerin bizle aynı anda, aynı yoğunlukta ya da aynı dilden karşılık vermemesi değildir. Asıl zorlayan, bu farkı “benden uzaklaşıyor” diye yorumlamamızdır.

Oysa iki insanın duyguları aynı hızda, aynı şiddette ve aynı şekilde yaşaması mümkün değildir. Herkes ilişkiye; kendi geçmişi, ihtiyaçları, yakınlık anlayışı ve duyguyu taşıma biçimiyle gelir. Bu nedenle aynı olay iki kişide bambaşka hisler yaratabilir — bu çok insani bir durumdur.



Yakınlıkla Rahatlayanlar – Alanla Sakinleşenler

Bazıları yoğun duygularda yakınlığa ihtiyaç duyar; konuşmak, temas ve yan yana durmak onları yatıştırır.
Diğerleri birkaç dakikalık sessizliğe, nefese ve alana ihtiyaç duyar.

Bu bir uzaklaşma davranışı değil; kişinin taşmamak için kendini toparlama yoludur.
Her iki ihtiyaç da kendi deneyiminin doğal bir yansımasıdır.



Hemen Konuşmak İsteyenler – Biraz Zamana İhtiyacı Olanlar

Biri belirsizlikte kalmakta zorlanır ve hemen konuşmak ister.
Diğeri duyguyu sindirerek toparlanır; zihni zamanla netleşir.

“Hadi konuşalım” baskı anlamına gelmez;
“Biraz durayım” da kaçınma değildir.
Her tepki kişinin kendi ritim ve güvenlik ihtiyacından doğar.



Duyguyu Dışa Vurarak Rahatlayanlar – İçinde Sakinleştirenler

Bazıları duyguyu ses, mimik ve ifade üzerinden yaşar; bu dramatiklik değil, boşalma ve rahatlama biçimidir.
Bazıları ise duyguyu içerde taşır ve dışarıdan daha sakin görünür; bu ilgisizlik değil, içsel dengeleme alışkanlığıdır.

Birçok durumda inciten şey davranıştan çok, o davranışın bizde tetiklediği eski duygu ve anlamlardır.



Planla Güvende Hissedenler – Akışta Rahatlayanlar

Bazıları düzen, plan ve öngörüyle sakinleşir.
Diğerleri spontan akışta, doğal olanın içinde daha rahattır.
Her iki tarz da ilişkiye farklı bir yapı ve esneklik katar.



Yoğun Temasla Yakınlaşanlar – Sakin Temasla Yakınlaşanlar

Bazıları duygusal bağlanmayı yoğun temas, açıklık ve derinlikle yaşar.
Diğerleri daha sakin, daha yumuşak ve düşük yoğunluklu temasla yakınlık hisseder.

Yakınlaşma biçimleri farklı olsa da,
temas etme ihtiyacının kökü çoğu zaman aynıdır:
Görülmek, duyulmak ve ilişki içinde güvende hissetmek.



Bu farklılıkların içinde çok insani bir gerçek saklıdır:

“Farklılıkların birlikteliği gibi mükemmel bir insanlık hâli vardır.”
İki ayrı ritmin birbirine değdiği yer…
Biri ilişkiye canlılık getirir, diğeri sakinlik.
Biri duyguyu taşır, diğeri zemini tutar.

Ve ilişki bir mücadele olmaktan çıkar,
birlikte taşınabilen bir alan hâline gelir.

Uyum, tamamen aynı olmakla değil;
birbirinin ritmine saygı göstermekle oluşur.

Farklılıklarını olgunlukla taşıyabilen çiftler hem daha sağlam hem de daha besleyici bir ilişki kurar.



📞 0531 937 79 54ozkanyigit

Bu döngüyü birlikte anlamlandırmak istersen, psikolojik destek için ulaşabilirsin.






Kaynakça:

• Attachment and Loss — John Bowlby
• The Developing Mind — Daniel J. Siegel
• Wired for Love — Stan Tatkin
• Hold Me Tight — Sue Johnson
• The Neuroscience of Human Relationships
• Polyvagal Theory — Stephen Porges

İnsan ilişkileri, özellikle de romantik ilişkiler, bireylerin yalnızca duygusal değil, aynı zamanda kültürel geçmişlerin...
18/11/2025

İnsan ilişkileri, özellikle de romantik ilişkiler, bireylerin yalnızca duygusal değil, aynı zamanda kültürel geçmişlerini de beraberinde getirdiği dinamik bir süreçtir. Aile kavramı, aile içindeki kurallar, bağlılık düzeyi ve hiyerarşik yapı gibi unsurlar, kişilerin doğup büyüdüğü kültürel ortamdan doğrudan etkilenir. Bu durum, farklı kültürel yapılarda yetişmiş bireylerin bir araya geldiği ilişkilerde zaman zaman uyum sorunlarına yol açabilirken, aynı zamanda karşılıklı anlayış ve öğrenmeyle çok daha güçlü bağların kurulmasına da olanak sağlayabilir.

Daha birliktelik odaklı aile yapısında yetişen bireyler, ilişkilerinde aile bağlarının kuvvetine, onaylanmaya ve birlikte hareket etmeye daha fazla önem verebilir.
Daha bireysellik odaklı ailelerde yetişen bireylerde ise kişisel alan ihtiyacı, bağımsız karar alma ve sınırların daha net olması daha doğal kabul edilir.

Bu iki kültür bir araya geldiğinde zaman zaman şu tür farklılıklar ortaya çıkabilir:
• Bir taraf için “birlikte hareket etmek” yakınlığın göstergesiyken, diğer taraf için bu, sınır ihlali gibi algılanabilir.
• Bir taraf kararlarını ailesiyle paylaşmayı “bağlılık” olarak görürken, diğer taraf bunu ilişkiye dış müdahale gibi algılayabilir.
• Biri duygusal yakınlığı sohbet ve paylaşım üzerinden kurarken, diğeri sakinlik, mesafe ve bireysel alanla güven hissedebilir.
• Bir taraf ilişkide sürekli iletişim hâlinde olmayı “ilgi” olarak görürken, diğer taraf için bu durum baskı veya kontrol hissi yaratabilir.
• Bir taraf çatışmaları anında konuşarak çözmeye alışkınken, diğer taraf duygularını toparlayıp sakinleştikten sonra ifade etmeyi daha sağlıklı bulabilir.
• Bir taraf için aile üyelerinin özel günlerde bir araya gelmesi doğal bir ritüelken, diğer taraf bu yoğun aile temasını yorucu veya müdahaleci hissedebilir.
(Bu farklılıklar çoğu zaman kişisel niyetlerden değil, ailede öğrenilen ilişki kalıplarından kaynaklanır.)

Bu farklılıkları tehdit olarak görmek yerine, ilişkiyi zenginleştiren bir çeşitlilik olarak ele almak, çiftlerin uyum sürecini büyük ölçüde kolaylaştırır.

İlişkilerde en önemli unsur, karşılıklı anlayış ve saygıdır. Tarafların birbirlerinin yetiştiriliş tarzlarını, aile değerlerini ve ihtiyaçlarını yargılamadan tanımaya çalışması, kültürel farklılıkların yol açabileceği yanlış anlamaları önleyebilir. Aynı zamanda iletişimde şeffaflık, beklentilerin açıkça ifade edilmesi ve sınırların sevgiyle belirlenmesi, farklı aile düzenlerinden gelen bireylerin sağlıklı bir ortak zemin oluşturmasını sağlar.

Her birey kendi aile ve kültür mirasından izler taşır; bu izler yok edilecek ya da bastırılacak şeyler değildir. Aksine doğru iletişimle birleştiğinde ilişkiye derinlik, çeşitlilik ve olgunluk kazandırabilir.
Çiftler birbirlerinin geçmişini merakla ve empatiyle anlamaya çalıştığında, çok daha sağlam ve güvenli ilişkiler inşa etmek mümkündür.



✨ Psikoterapi için bana ulaşın
0531 937 79 54ozkanyigit




Kaynakça

Bowen, M. (1978). Family Therapy in Clinical Practice.
Kagitcibasi, Ç. (2007). Family, Self, and Human Development Across Cultures.
Johnson, S. (2004). The Practice of Emotionally Focused Couple Therapy.
Minuchin, S. (1974). Families and Family Therapy.
Fonagy, P., & Target, M. (2003). Attachment and Reflective Function.
Gottman, J. (2015). The Seven Principles for Making Marriage Work.

Bazı ilişkilerde, sevgiden çok mücadele vardır. Bir taraf yakınlaşmak isterken, diğeri uzaklaşır. Özellikle biri kaygılı...
11/11/2025

Bazı ilişkilerde, sevgiden çok mücadele vardır. Bir taraf yakınlaşmak isterken, diğeri uzaklaşır. Özellikle biri kaygılı bağlanma stiline, diğeri kaçıngan bağlanma stiline sahipse bu zıtlık ilişkiyi yıpratıcı bir hale getirebilir. Bu durumda taraflar birbirini sevdikçe daha çok tetikleyebilir.

Kaygılı bağlanan kişi, terk edilme ya da yalnız kalma korkusuyla partnerine daha çok yaklaşmak ister. Kaçıngan partner ise fazla yakınlıktan rahatsız olur, duygusal mesafe koyarak kendi sınırlarını korumaya çalışır. Bu karşıt ihtiyaçlar bir süre sonra sürekli çatışmalara, kırgınlıklara ve yorgunluğa yol açabilir.

Elbette farkındalık, bu döngüyü değiştirebilmenin ilk adımıdır. Her iki taraf da kendi bağlanma stilini tanıyıp duygusal tepkilerini yönetmeyi öğrenirse, ilişki daha sağlıklı bir noktaya taşınabilir. Bazen, karşılıklı anlayış ve açık iletişimle bu döngü yavaş yavaş çözülür; taraflar birbirini suçlamadan, kendi duygusal ihtiyaçlarını ifade etmeyi öğrendikçe ilişki yeniden güven kazanabilir. Ancak bu her zaman mümkün olmaz. Çatışmalar derinleştiğinde, taraflar birbirine sevgiden çok öfke duymaya başlayabilir. Bu noktada ilişki artık sürdürülemez hale gelebilir.

Ancak ayrılık kararı almak ve uygulayabilmek sanıldığı kadar kolay değildir. İnsan, çoğu zaman bir şeylerin bittiğini kabul etmekte zorlanır. Partnerinin olumsuz davranışlarını görmezden gelip, güzel anılara tutunmayı tercih eder. Partnerinden ayrıldıktan sonra onsuz yaşayamayacağı, yalnız kalacağı yanılgısına düşebilir; çünkü zihni, ayrılığı bir kayıp değil, hayatta kalma tehdidi gibi algılar. Bu da kişiyi yeniden aynı ilişkiye dönmeye iter. Ancak bu döngü tekrarladıkça acı da derinleşir.

Oysa ayrılık bir son değil, yeni bir dönüşümün başlangıcıdır. Bu süreçte önemli olan, kişinin kendine güvenli bir destek ağı oluşturmasıdır. Yakın arkadaşlarla konuşmak, duyguları bastırmadan yaşamak, gerekirse profesyonel destek almak bu dönemi sağlıklı atlatmayı kolaylaştırır.

Zihne gelen anılar ya da düşüncelerle savaşmak yerine onları gerçekçi bir yerden değerlendirmek gerekir. Spor, yoga, meditasyon gibi rahatlatıcı aktiviteler ve tabii ki psikoterapi, zihni yeniden dengeye getirebilir. En önemlisi ise acı çekmenin bu sürecin doğal bir parçası olduğunu kabul etmektir. Zamanla o acı diner, yerini farkındalığa bırakır ve kişi çok daha huzurlu bir yolda ilerler.



✨ Psikoterapi ile İçsel Dönüşümün Kapısını Aralayın
Ayrılık, yalnızca bir ilişkiden vazgeçmek değildir; aynı zamanda kendine dönmenin, kendi iç sesini yeniden duymanın başlangıcıdır.
Her bitiş, aslında içsel bir dönüşümün habercisidir.

Psikoterapi süreci, kişinin bu dönüşümü fark etmesine, kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını yeniden tanımlamasına yardımcı olur.
Zamanla kayıp duygusunun yerini içsel bir güç ve dinginlik alır.

Artık geçmişte seni yaralayan döngüleri sürdürmek zorunda olmadığını fark edersin. Bu farkındalıkla birlikte, yaşamla daha derin ve daha gerçek bir bağ kurmak mümkün olur.

Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
📞 0531 937 79 54ozkanyigit

Kaynakça:
• Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development.
• Levine, A., & Heller, R. (2010). Attached: The New Science of Adult Attachment and How It Can Help You Find – and Keep – Love.
• Gottman, J., & Gottman, J. S. (2017). The Science of Couple Relationships.
• Perel, E. (2006). Mating in Captivity: Reconciling the Erotic and the Domestic.
• Johnson, S. M. (2008). Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love.

Depresyon, yalnızca duygusal dünyayı değil; beden, zihin ve enerjiyi de etkileyen bir süreçtir. En sık karşılaşılan duru...
07/11/2025

Depresyon, yalnızca duygusal dünyayı değil; beden, zihin ve enerjiyi de etkileyen bir süreçtir. En sık karşılaşılan durumlardan biri, kişinin hareketlerinde, ses tonunda ve içsel motivasyonunda belirgin bir yavaşlama yaşamasıdır. Günlük işler büyük bir çaba gerektirir; kişi kendini sürekli yorgun, ağırlaşmış ve hayata karşı isteksiz hisseder.

Depresyonda yalnızca mutsuzluk değil; hayata karşı “hiçbir şey yapmak istemiyorum” hâli, bedende ağırlık, düşüncelerde yavaşlama da görülür.

Ancak her depresyon sessizlikle yaşanmaz. Bazı kişilerde bunun tam tersi; içsel huzursuzluk, yerinde duramama, gerginlik ve kontrol edilemeyen hareketlilik ortaya çıkar. Bu tabloya “ajite depresyon” denir. Dışarıdan enerjik görünseler bile, içlerinde sürekli çarpan bir kaygı ve tükenmişlik taşıyabilirler.

İster durgunluk ister huzursuzluk şeklinde yaşansın, bu enerji dengesizlikleri kişinin işlevselliğini, ilişkilerini ve yaşamdan keyif alabilme kapasitesini doğrudan etkiler.

Depresyondan çıkış çoğu zaman dev adımlarla değil, küçük ama düzenli adımlarla başlar. Kısa yürüyüşler, nefes egzersizleri, bedeni hafifçe hareket ettirmek, duygularla temas kurmak; yazmak, anlatmak ya da sadece “bugün olduğum hâlimle varım” diyebilmek bile bu bağlantıyı güçlendirir.

Ve çoğu zaman, tamamen içine kapanmak yerine en az bir kişiyle temas hâlinde kalmak iyileşmenin görünmeyen ama bilimsel olarak güçlü bir adımıdır. Bu temas; bir arkadaş, aile üyesi, terapist ya da kişinin kendini güvende hissettiği herhangi biriyle kurulabilir. Hatta bazı kişiler için bir evcil hayvanla kurulan bağ bile “yalnız değilim” duygusunu hatırlatan önemli bir psikolojik destek görevi görebilir. Beynin bu teması algılaması, duygusal dayanıklılığı artırır ve depresyonun etkilerini hafifletir.

Düşük enerji, huzursuzluk, umutsuzluk, suçluluk, isteksizlik gibi belirtiler yaşam kalitesini etkilemeye başladıysa profesyonel destek almak önemlidir. Psikoterapi süreci; kişinin kendisini yargılayan düşünce kalıplarını dönüştürmesine, duygularını düzenleyebilmesine, ilişkilerinde daha sağlıklı sınırlar kurmasına ve hayata yeniden tutunabilmesine yardımcı olur.


✨ Psikoterapi ile İlk Adımı Atın
Bazen iyileşme, kendine “artık yeter” diyebildiğin anda başlar.
Kendinizi tekrarlayan ilişki döngülerinden, suçluluk ve yetersizlik hislerinden özgürleştirerek; daha farkında, daha sakin ve kendinizle uyumlu bir yaşam kurmak için bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz.

Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
📞 0531 937 79 54ozkanyigit




Kaynakça
• World Health Organization (WHO). Depression Factsheet, 2023.
• American Psychiatric Association. DSM-5-TR, 2022.
• Coan, J. A. et al. (2006). Social contact and reduced distress response.
• Cacioppo, J. T. (2009). Social isolation and depression.

Travma, insanın yaşam çizgisinde bir kırılma noktasıdır. Ancak her kırılma yıkım anlamına gelmez; kimi zaman içsel bir y...
30/10/2025

Travma, insanın yaşam çizgisinde bir kırılma noktasıdır. Ancak her kırılma yıkım anlamına gelmez; kimi zaman içsel bir yeniden yapılanmanın başlangıcıdır. Travma, kişinin hem kendisiyle hem dünyayla hem de diğer insanlarla kurduğu ilişkiyi sarsar.Bu kırılma yalnızca duygusal bir acı değil; bazen, yeniden yapılanmanın gerçekleşebilmesi için kimliğin, değerlerin ve anlam sisteminin yıkılıp yeniden inşa edilmesidir.

Travma, özünde insanın kendisiyle olan bağının kopmasıdır. Bu kopukluk, duygularla, bedensel duyumlarla ve içsel deneyimle temasın kesilmesi şeklinde ortaya çıkar. Kişi kendisiyle bağını yitirdiğinde, başkalarıyla kurduğu ilişkiler de derinliğini kaybeder. Çünkü dış dünyayla kurduğumuz bağ, önce kendi içimizle kurduğumuz bağın bir yansımasıdır.

Psikoterapi sürecinde iyileşme, bu bağı yeniden kurmakla başlar. Kendinle yeniden bağ kurduğunda, ilişkilerinde de daha derin bir temas, daha gerçek bir doyum mümkün olur. İyileşme, geçmişte kim olduğumuza değil; şimdi kim olmaya karar verdiğimize odaklandığımız bir yeniden bağlantı sürecidir. Bu yeniden yapılanma ise genellikle zaman, sabır ve güvenli bir terapötik ilişki gerektirir. Küçük adımlar, büyük bütünleşmelerin temelidir.

Travmayla yüzleşmek, acıya doğrudan maruz kalmak değil; onun varlığını fark ederek güvenli bir biçimde temas kurabilmektir. Bu süreçte amaç, bastırılmış duyguları yeniden yaşamak değil; bedensel, duygusal ve bilişsel düzeyde yeniden denge kurma kapasitesini kazanmaktır.
Travma bedende, zihinde ve ilişkilerde iz bırakır. EMDR, Somatik Deneyimleme, Gestalt ve Psikodinamik yönelimli terapi gibi yaklaşımlar, bu izlerin fark edilmesini ve güvenli biçimde bütünleştirilmesini hedefler. Kişi, bedensel olarak yeniden güven hissini deneyimlediğinde, travmatik anı artık yalnızca geçmişte kalır; bugünü belirleyen bir güç olmaktan çıkar.

Disosiyatif ve kompleks travma deneyimlerinde, yüzleşmeden önce güvenli bir içsel alan oluşturmak esastır. Terapide amaç, parçalar arasında yumuşak bir temas kurmak, kişinin kendi iç dünyasında yeniden bir “birlik” hissi inşa etmektir.

Travmanın dönüştürücü gücü ise direncimizde değil; esnekliğimizde saklıdır.Direnç acıya karşı koymayı, esneklik ise onunla birlikte yaşamayı öğretir. Travmayı “iyileştirilecek bir hastalık” olarak değil, kendinle yeniden bağ kurmanın rehberi olarak görebilmek; gerçek dönüşümün başladığı yerdir.

Travma, bizi kendimizden koparır; terapi ise bu kopukluğu onarıp bizi yeniden kendimize bağlar. Kendinle yeniden bağ kurduğunda, başkalarıyla kurduğun bağ da iyileşir, derinleşir, doyum kazanır.

✨ Psikoterapi ile İlk Adımı Atın
Bazen iyileşme, kendine “artık yeter” diyebildiğin anda başlar.
Kendinizi tekrarlayan ilişki döngülerinden, suçluluk ve yetersizlik hislerinden özgürleştirerek; daha farkında, daha sakin ve kendinizle uyumlu bir yaşam kurmak için bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz.

Psikoterapi için bana ulaşabilirsiniz.
📞 0531 937 79 54ozkanyigit



Kaynakça
• Bessel van der Kolk (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma.
• Judith L. Herman (1992). Trauma and Recovery.
• Daniel J. Siegel (2012). The Developing Mind: How Relationships and the Brain Interact to Shape Who We Are.
• Peter A. Levine (1997). Waking the Tiger: Healing Trauma.
• Richard P. Putnam (1993). Dissociation and the Dissociative Disorders: DSM and Beyond.

Address

Teşvikiye, Sezai Selek Sk. (Amerikan Hastanesi Karşısı) Nişantaşı/Istanbul
Şişli
34365

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzman Klinik Psikolog Özkan Yiğit posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram