17/12/2025
Tarih: 1932. Yer: Cenevre.
Dünya siyasetinin o dönemki patronu Milletler Cemiyeti (Bugünkü Birleşmiş Milletler), Türkiye’nin stratejik önemini kavramış ve üye olmasını istiyordu.
Ancak Cemiyet’in katı bir kuralı vardı:
“Üye olmak isteyen devlet, bir dilekçe ile başvurur, uygun görülürse lütfedilip içeri alınır.”
Batılı diplomatlar Ankara’ya haber uçurdu:
“Prosedür gereği bir dilekçe verin, sizi hemen kabul edelim.”
Herkes Türkiye’nin bu teklife atlayacağını sandı.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk, devletin itibarını her şeyin üstünde tutarak o resti çekti:
“Türkiye Cumhuriyeti, kapıda bekleyip kabul edilmeyi umacak bir devlet değildir!
Bize ihtiyacınız varsa, siz bizi davet edeceksiniz!”
Diplomasiler şoktaydı. “Kurallar değişmez” dendi.
Ama söz konusu Atatürk Türkiyesi olunca, o kurallar yerle bir oldu.
Milletler Cemiyeti, kuruluşundan beri ilk kez bir “istisna” yaptı.
İspanya Temsilcisi Madariaga ve Yunan Temsilcisi Politis’in öncülüğünde, 28 ülke birleşerek Türkiye’ye “resmi davet mektubu” hazırladı.
Türkiye, bir dilekçe vererek değil; ayağına gelinmiş davetle, başı dik ve onurlu bir şekilde cemiyete giren ilk ve tek ülke oldu. (18 Temmuz 1932)
İşte “Dünya Lideri” olmak; sadece cephede değil, masada da devletine “Lütfen gelin” dedirtebilmektir.