Psikolog Aile Danışmanı Buğrahan Kırbaş

Psikolog Aile Danışmanı Buğrahan Kırbaş Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Psikolog Aile Danışmanı Buğrahan Kırbaş, Psychologist, Ankara.

Aşırı düşünme, çoğu kişinin kendine yüklediği bir “hata” değildir; aslında beynin duygusal yoğunluk karşısında başvurduğ...
26/01/2026

Aşırı düşünme, çoğu kişinin kendine yüklediği bir “hata” değildir; aslında beynin duygusal yoğunluk karşısında başvurduğu otomatik bir koruma mekanizmasıdır.
Beyin bir duyguyu regüle edemediğinde — yani taşıyamadığında, adlandıramadığında, anlamlandıramadığında — mantığa sığınır. Mantık, duygunun hızını yavaşlatır; bu yüzden zihin düşünmeye, hesaplamaya, analiz etmeye sarılır.

Aşırı düşünme, beynin sessiz mesajıdır:
“Bu duygu fazla yoğun… onu hissetmek yerine, onu çözmeye çalışayım.”

Bu yüzden kişi:
• Aynı konuyu defalarca düşünür,
• Olasılık hesaplamalarına girer,
• “Ya böyle olursa?” kaygısıyla zihnini meşgul eder,
• Karar veremez,
• Düşüncelerin yoğunluğu yüzünden duygusuna yaklaşamaz.

Aşırı düşünme, duygunun yaşanmasını geciktirir ama durdurmaz.
Süreci gerçekten yumuşatan şey, duyguyu çözmeye çalışmak değil; duyguya güvenli bir alan açabilmektir.

Düşünmenin arkasında çoğu zaman hissetmekten korkan bir zihin vardır.

Zihin tehdit hissettiğinde geçmişteki kayıtları açar. Bu kayıtlar bazen çocukluk deneyimleridir, bazen incinmişlik, baze...
23/01/2026

Zihin tehdit hissettiğinde geçmişteki kayıtları açar. Bu kayıtlar bazen çocukluk deneyimleridir, bazen incinmişlik, bazen reddedilmişlik, bazen de unutulmuş bir korkudur.
Yeni bir olay olduğunda zihin çoğu zaman o olaya değil, ona benzeyen en eski kayda tepki verir.

Bu yüzden bazı durumlarda tepkimiz olaydan çok daha yoğundur:
• Küçük bir eleştiride fazla kırılmak
• Birinin sessizliğini “beni istemiyor” diye yorumlamak
• Ufak bir tartışmada paniklemek
• Yakınlık artınca geri çekilmek
• Belirsiz bir durumda en kötü ihtimali düşünmek

Zihin geçmişi şimdi zanneder çünkü “öğrendiği yer” orasıdır.
Geçmişte incinen bir duygu bugün de aynı riski görür; fark etmez ki koşullar değişmiştir, kişi değişmiştir, zaman değişmiştir.

Zihnin en büyük yanılgısı, bugünkü ilişkiyi geçmişteki duyguyla eşleştirmesidir.
Bu fark edildiğinde kişi artık geçmişine değil, bugünün gerçekliğine tepki vermeye başlar.

Bugünü geçmişten ayırabilmek, insanın iç dünyasındaki en özgürleştirici adımdır.

Zihin bir duyguyu çözümleyemediğinde, “neden böyle hissediyorum?” sorusu yerine “neden böyle davranıyorum?” sorusuna oda...
19/01/2026

Zihin bir duyguyu çözümleyemediğinde, “neden böyle hissediyorum?” sorusu yerine “neden böyle davranıyorum?” sorusuna odaklanır. Çünkü davranış somuttur, görünürdür, kontrol edilebilirmiş gibi gelir; ama duygular görünmezdir, karmaşıktır, bazen de korkutucudur.
Bu nedenle çoğu insan davranışına kızar — oysa altta yatan duyguyu hiç fark etmemiştir.

Duyguyu anlamayan zihin şöyle düşünür:
• “Niye böyle tepki verdim?”
• “Neden yine aynı hatayı yaptım?”
• “Ben niye böyle bir insanım?”
• “Neden kendimi durduramıyorum?”

Oysa davranışı yöneten şey karakter değil; duygunun taşıyamadığı bir yük olabilir.
Duygu tanımlanamadığında zihin davranışı problem olarak görür. Bu yüzden kişi kendine kızar, kendini suçlar, öz-değerini yıpratır.
Asıl mesele davranışı değiştirmek değil; davranışın arkasındaki duyguyu bulmak ve onu anlamlandırmaktır.

Gerçek dönüşüm “Ben neden böyle davrandım?” sorusundan değil,
“Bu davranış bana hangi duyguyu anlatıyordu?” sorusundan başlar.

Bir ilişkide en temel yanılgı, iyi partner olmanın sadece “karşı tarafı mutlu etmek” olduğu inancıdır. Oysa iyi bir part...
12/01/2026

Bir ilişkide en temel yanılgı, iyi partner olmanın sadece “karşı tarafı mutlu etmek” olduğu inancıdır. Oysa iyi bir partner olmak, önce kendi iç dünyasını tanımayı, kendi tetikleyicilerini, sınırlarını, ihtiyaçlarını ve yaralarını anlamayı gerektirir.

✔ Kendini tanımayan kişi ilişkiye şu şekilde yansır:
• Kırılganlıklarını inkâr eder.
• Gereksiz fedakârlıklar yapar.
• Partneri üzerinden kendini tanımlamaya çalışır.
• Aşırı hassasiyet veya aşırı mesafeyle zorlanır.
• Kendi duygularını düzenleyemediği için ilişkiden düzen bekler.

Oysa ilişki, iki kişinin birleşmesi değil; iki “bütün” insanın yan yana durabilmesidir.
Kendi ihtiyaçlarını bilen, sınırlarını koruyabilen, duygularını tanıyan kişi ilişkide çok daha güvenli, kapsayıcı ve istikrarlı olur.

İyi partner olmak, kendini feda etmek değil;
kendine iyi gelen hâlde ilişkiye dahil olmaktır.
Çünkü kendini tanıyan biri, hem sevdiği kişiye alan açabilir hem de kendi alanına sahip çıkabilir.

✔ Sağlıklı ilişkilerin temeli, iki kişinin kendine karşı dürüst olabilmesidir.

✔ İyi bir partner olmanın yolu önce “Beni ben yapan ne?” sorusuna samimiyetle bakmaktan geçer.

Kıskançlık çoğu ilişkide “sevginin kanıtı” gibi görülür; oysa kıskançlık sevginin değil, ilişkiyi kaybetme korkusunun if...
09/01/2026

Kıskançlık çoğu ilişkide “sevginin kanıtı” gibi görülür; oysa kıskançlık sevginin değil, ilişkiyi kaybetme korkusunun ifadesidir. Kıskançlık, sahiplenmenin sıcak duygusuyla başlayabilir; “Benim için değerlisin, sana önem veriyorum” hissiyle ortaya çıkabilir. Ama kıskançlık derinleştiğinde artık sahiplilik değil, güvensiz bağlanma kalıpları devreye girmeye başlar.

Gerçekte kıskançlığı tetikleyen şey partneriniz değil;
partnerinizin davranışının sizde dokunduğu eski bir duygudur.
Bir bakış, bir gecikme, bir sessizlik bile “Yeterli miyim?”, “Terk edilir miyim?”, “Benim yerim tehlikede mi?” gibi derin inançları harekete geçirir.

Kıskançlığın kökeni genellikle üç kaygıdan beslenir:
• Değersizlik duygusu: “Beni bırakması için bir neden bulacak.”
• Terk edilme korkusu: “Yakınlık artarsa kaybederim.”
• Kontrol ihtiyacı: “Kontrol edersem acı çekmem.”

Bu duygular dürüstçe görüldüğünde kıskançlık, ilişkiyi bozan bir davranış olmaktan çıkar; kişinin kendi yarasını fark etmesi için önemli bir ipucu hâline gelir.

✔ Kıskançlık sevgi değil;
sevginin kaybedilme ihtimaline verilen duygusal tepkidir.
Sevgi sahiplenmez; güvensizlik sahiplenmeye çalışır.

Kendini feda etmek, ilk bakışta sevgi gibi görünür. “Onun için her şeyi yaparım”, “Yeter ki o üzülsün istemiyorum”, “Ben...
05/01/2026

Kendini feda etmek, ilk bakışta sevgi gibi görünür. “Onun için her şeyi yaparım”, “Yeter ki o üzülsün istemiyorum”, “Benim önemli değil, o mutlu olsun…” gibi cümleler çoğu zaman ilişkide iyi niyetli bir fedakârlık imajı yaratır.
Ama eğer kişi sürekli veren, karşı taraf sürekli alan konumundaysa bu durum sevgi değil, ilişkideki güç dengesizliğinin bir göstergesidir.

Kendini feda eden kişi çoğunlukla şu duygulardan birine bağlıdır:
• Değersiz hissetme
• Terk edilme korkusu
• Onaylanma ihtiyacı
• “Sevilmek için çabalamalıyım” inancı
• Çatışmadan kaçınma alışkanlığı
• Kendini geri planda tutmaya zorlayan aile dinamikleri

Bu durumda kişi, kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi “sevgi göstergesi” zanneder. Oysa sevgi, bir tarafı tüketen bir pratik olamaz.
Kendini feda etmek, kısa vadede ilişkiyi sakin tutsa da uzun vadede öfke, kırgınlık, sessiz bir iç yalnızlık ve tükenmişlik yaratır.

➤ Gerçek sevgi, kendini yok etmeyi değil;
kendine ve karşındaki kişiye eş zamanlı olarak değer verebilmeyi içerir.

✔ İlişkide fedakârlık sağlıklıdır;
feda etmek ise kimliğini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını kaybetme pahasına yapılan davranıştır.
Bu sevgi değil, korkuyla yönetilen bir bağlılıktır.

Bir ilişkide partnerini anlamak, yakınlığın en derin biçimidir; ama partneri kurtarmaya çalışmak, ilişkide sağlıksız bir...
29/12/2025

Bir ilişkide partnerini anlamak, yakınlığın en derin biçimidir; ama partneri kurtarmaya çalışmak, ilişkide sağlıksız bir yük dağılımına yol açabilir. Çünkü “anlamak” karşı tarafın duygusuna yer açmak, onu dinlemek, onun iç dünyasına şefkatle yaklaşmak demektir. Bu, iki yetişkin arasındaki dengeli bir temas hâlidir.

“Kurtarmak” ise farklı bir dinamiktir: Kişi partnerini sorumluluklarından, duygularından ve zorlanmalarından korumaya çalışır; kendi üzerine yük alır. Bu çoğu zaman sevgi gibi görünse de aslında bir kontrol ve kaygı mekanizmasıdır.
“Kurtarmalıyım, yoksa…”,
“Ben olmazsam toparlayamaz…”
gibi düşünceler kişinin kendi değerini ilişkideki “faydasına” bağlamasına neden olabilir.

Bu döngüde fark edilmeden şu hatalar yapılır:
• Partnerin duygusal yükünü sırtlamak
• Çözümü hep kendinde aramak
• Karşı tarafın gelişim alanlarını elinden almak
• Kendi sınırlarını kaybetmek
• Eşitsiz bir ilişki modeli yaratmak

🧠 Anlamak güç verir, kurtarmak tükenmişlik yaratır.
Anlamada empati vardır; kurtarmada ise korku: terk edilme korkusu, değersizlik korkusu, yalnızlık korkusu…

✔ Sevgi, partneri kurtarmak değil;
partnerin kendi yolunu yürümesine alan açmaktır.
Destek olmak güçlendirir, kurtarmak ilişkide yetişkinliği bozar.

26/12/2025

Bir ilişkinin en hassas anlarından biri partnerin geri çekildiği, sessizleştiği veya mesafe aldığı anlardır. Bazı kişiler bunu sakinlikle karşılayabilirken, bazıları için partnerin mesafesi derin bir kaygı dalgası yaratır. Bunun nedeni o anın kendisi değil; beynin geçmişte kaydedilmiş olan duygusal yaraları yeniden aktif hale getirmesidir.

✔ Partner mesafe aldığında zihinde şu sorular hızlıca belirir:
“Bir sorun mu var?”
“Galiba beni sevmiyor.”
“Beni terk edecek.”
“Ben ne yaptım?”

Bu düşünceler genellikle bugüne ait değildir; çocuklukta yaşanan tutarsız bakım, duygusal ihmal, ilişkisel güvensizlik veya önceki ilişkilerdeki hayal kırıklıkları bu anlarda tetiklenir. Yani partnerin sessizliği, aslında eski bir suskunluğu hatırlatır.

Mesafe—özellikle kaygılı bağlanan bireyler için—reddedilme, değersiz görülme ve terk edilme ihtimalini çağrıştırır. Bu nedenle küçük davranışlar büyük anlamlara dönüşür.
Partnerin yalnızca meşgul olması bile, zihinde bir anda “ilişki bitiyor” senaryosuna dönebilir.

✔ Mesafenin rahatsız edici olmasının nedeni partner değil, tetiklenen eski duygudur.
Gerçek duyguyu ayırt etmek için şu soru çok önemlidir:
“Şu an hissettiğim, bugüne mi ait yoksa geçmişin yankısı mı?”

✔ Partnerin uzaklaştığında paniğe kapılmak ilişkiyi değil; kendi bağlanma düzenini okumayı gerektirir.
Mesafe, ilişkiyi değil; eski yarayı harekete geçirir.

22/12/2025

Bir ilişkide en yorucu tartışmalar, sorunu çözmek yerine tarafların haklı çıkmaya çalıştığı tartışmalardır. Çünkü haklılık, ilişkiyi değil; egoyu besler. Haklı olduğunuzda kazanan siz gibi görünürsünüz — oysa kaybeden, ikinizin kurduğu “biz” alanıdır.

Haklılık mücadelesinde partneri anlamak yerine onu yenmeye odaklanırız.
Bu sırada üç şey olur:
1️⃣ Dinlemek kaybolur.
2️⃣ Empati kapanır.
3️⃣ İletişim çatışmaya dönüşür.

Tartışma büyüdükçe ilişki bir güç oyununa döner ve çözüm ihtimali azalır. Partneriniz sizin haklı olduğunuzu kabul etse bile, duygusal yakınlık yara alır. Çünkü kimse bir ilişkide “yanlış olan taraf” olmak istemez.

Asıl ironi şudur:
Haklı çıkmak anlıktır, ilişkiyi kaybetmek kalıcıdır.
Bu yüzden sağlıklı ilişkilerde amaç “kim haklı?” değil;
“Biz bu durumu nasıl daha iyi yönetebiliriz?” sorusudur.

🧠 Haklılık yerine merakla yaklaşmak, tartışmayı bir çatışmadan bir gelişim alanına dönüştürür.

✔ Haklılık ilişkiyi büyütmez;
anlayış büyütür, saygı büyütür, samimiyet büyütür.

➤ Bazı insanlar, çevresindekilerin duygularını çok hızlı fark eder ve onların hislerini kendi içinde yaşar.Bu güçlü empa...
15/12/2025

➤ Bazı insanlar, çevresindekilerin duygularını çok hızlı fark eder ve onların hislerini kendi içinde yaşar.
Bu güçlü empati yeteneği, ilişkilerde derin bağlar kurmaya yardımcı olur ama uzun süre boyunca başkalarının acısını, endişesini veya hikâyesini taşımak yorucu hale gelebilir.
➤ Empati yorgunluğu, özellikle sağlık çalışanlarında, danışmanlık yapanlarda, bakım verenlerde ve “hissetme kapasitesi” yüksek kişilerde yaygındır.
Gün içinde dinlediğimiz sorunlar, gördüğümüz zorlayıcı olaylar veya destek olmaya çalıştığımız yakınlarımızın sıkıntıları, iç dünyamızda sessiz bir ağırlık oluşturur.
➤ Bu durum zamanla duygusal tükenmişlik, motivasyon kaybı ve “hiçbir şeye enerjim yok” hissiyle kendini gösterebilir. Empati gücünü kaybetmek değil, onu dengede tutmak hedeflenmelidir.
🌱 Empati yorgunluğu, ilgi ve anlayış göstermekten vazgeçmek anlamına gelmez.
Kendi sınırlarını tanımak, arada mesafe koymak ve “kendi enerjisini yenileyecek alanlar” yaratmak, empatiyi sağlıklı bir güç olarak korur.

➤ Duygusal yorgunluk, yalnızca fiziksel yorgunluktan farklıdır.Bu, uzun süre boyunca yoğun stres, sürekli endişe veya ba...
12/12/2025

➤ Duygusal yorgunluk, yalnızca fiziksel yorgunluktan farklıdır.
Bu, uzun süre boyunca yoğun stres, sürekli endişe veya başkalarının duygusal yükünü taşımanın sonucu ortaya çıkar.
Kimi zaman fark edilmez; çünkü “sadece biraz yorgunum” diye düşünülebilir.

➤ Gün içinde yaşanan anlaşmazlıklar, beklentiler, sorumluluklar ve kendi duygusal mücadelelerimiz arka planda birikir.
Beyin ve beden, bu yükü taşımaya çalışırken enerji tükenmeye başlar.
Duygusal yorgunlukta genellikle motivasyon azalır, hayata karşı isteksizlik hissedilebilir.

➤ Bu durum özellikle bakım veren kişilerde, yoğun tempolu işlerde çalışanlarda veya empati düzeyi çok yüksek insanlarda sık görülür.
Kendi hislerini bastırarak başkalarına odaklanmak, zaman içinde duygusal kapasiteyi zorlar.

🌱Duygusal yorgunluk, zamanında fark edildiğinde yönetilebilir.
Kendine zaman ayırmak, güvenli konuşma alanları yaratmak ve beden–zihin dengesini destekleyen rutinler, bu yükü hafifletmeye yardım eder.

➤ Gün içinde farkında olmadan onlarca, hatta yüzlerce küçük karar veriyoruz: Ne giyeceğiz, hangi mesajı cevaplayacağız, ...
08/12/2025

➤ Gün içinde farkında olmadan onlarca, hatta yüzlerce küçük karar veriyoruz: Ne giyeceğiz, hangi mesajı cevaplayacağız, hangi işe öncelik vereceğiz… Bu küçük kararlar, günün sonunda büyük bir zihinsel yük oluşturabilir.
➤ Karar yorgunluğu, beynin karar verme mekanizmasının sürekli çalışmasından kaynaklanır. Seçenek sayısı arttıkça, karar verme süresi uzar ve zihinsel enerji daha hızlı tükenir.
Bu durumda, basit bir seçeneği bile belirlemek zor gelir ve kişi ya karar vermeyi erteler ya da alelacele seçim yapar.
➤ Özellikle stresli dönemlerde veya sürekli belirsizlik içinde yaşamak, karar yorgunluğunu daha da artırır. Bu durum, hata riskini yükseltebilir, odaklanmayı zorlaştırabilir ve motivasyonu düşürebilir.
🌱 Karar yorgunluğu, beynin doğal bir tepkisidir. Günlük yaşamda bazı kararları otomatik hale getirmek, seçenekleri sadeleştirmek ve zaman zaman zihni dinlendirmek, bu yükü hafifletebilir.

Address

Ankara

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Aile Danışmanı Buğrahan Kırbaş posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Psikolog Aile Danışmanı Buğrahan Kırbaş:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category