05/01/2026
Bir kaç kelam edesim var dostlar,
Sene 2005.
4. Sınıf öğrencisiyim o zamanlar. Son senemiz neredeyse tamamen stajlar ile geçiyor. Heyecanlıyım . Diyetisyen olarak hastalıklarda beslenmenin nasıl olacağının kitabını okumuş, soru olarak çözmüştüm ancak gerçek vakalarda bu iş nasıl somutlaşır onu yeni görecektim. Hacettepe hastanelerinin ve Ankara' daki bir çok kamu hastanesinin her bir noktasında ne yapıyor onu deneyimleyecektim. Şifanın parçası olmak hep çok kıymetli gelmişti.
Umarım uzak hastane çıkmaz diye dilerken, stajın başlangıcını Hastanesi'nde yapacağımı bilseydim ne istediğime daha çok dikkat ederdim.
Neyse işte., başladı staj. Bizden sorumluydu. Hasta dosyalarını okumamız, tanı ve kan bulgularına bakmamız, bütün bunların rehberliğinde yazılan diyetleri incelememiz ve en nihayetinde yemek servisini takip edip verilen menünün diyete uygun olup olmadığını, porsiyonunu takip etmemiz bekleniyordu.
Dosyaların taşarcasına tetkikler ile dolu olabileceğini, olmadık şikayetlerden çok ciddi tanılar çıkabildiğini görmüştük epikrizlerde. Okuduğumuz her dosyada kendimize başka bir kanser tanısı koyuyorduk. Bu bende de var, bu sende var derken her gün eve başka bir dosya sahibinin tanısı ile dönüyorduk. Zor geliyordu o hayatlar. İyileşip taburcu olanlar ile sevinçten havalara uçuyor, taburcu olamayacak durumda olanların yatağını boş gördüğümüzde ise kalbimiz acıyordu. Duygusal olarak zor gelmişti onkoloji stajı o zamanlar.
Şimdi üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bu kapıdan hasta kimliği ile girdim. Yaklaşık 1 ay önce yapıldı. Şimdi devamı için yol haritasını belirlemeye ve o yolu ne şekilde yürüyeceğim diye öğrenmeye geldim buraya. Boşuna dememişler öğrenmenin yaşı da sonu da yoktur diye. Çok garip bir duygu. Üzüntü değil, korku değil, heyecan değil ... Tanıdığın bildiğin limanda olma hali gibi bir güven duygusuna benziyor en çok. Ama garip bir duygu işte. Ve sorular, sorular, sorular.
Yorucu olacak biliyorum, ama yorulmadan başarılan iş de çok az değil mi bu hayatta?