Bilge Psikoloji

Bilge Psikoloji Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Bilge Psikoloji, Psychologist, Beytepe Mahallesi 1670. sokak 6/1, Ankara.

Ergenlikte beden algısı, sadece aynaya bakmak değildir; kimliğe, özgüvene, ilişkilerle kurulan bağa ve toplumsal beklent...
23/02/2026

Ergenlikte beden algısı, sadece aynaya bakmak değildir; kimliğe, özgüvene, ilişkilerle kurulan bağa ve toplumsal beklentilere karşı verilen içsel bir cevap gibidir. Vücut hızla değişirken ergen çoğu zaman bu değişimlerle uyum sağlamaya çalışır. Bu uyum sürecinde beden algısı hassaslaşır.

Ergenler bu dönemde sıkça şunları hissedebilir:
👉 Kendi görünüşünü sürekli değerlendirmek
👉 “Herkes bana bakıyor” düşüncesi
👉 Sosyal medya etkisiyle ideal beden arayışı
👉 Arkadaşlarla kıyaslama
👉 Ufak bir değişimi bile felaket gibi algılama
👉 Beğenilme – kabul edilme ihtiyacının artması
👉 Kilo, boy, cilt, yüz hatları üzerinden kaygı geliştirme

Ergen beden algısı, dış dünyanın aynasıyla çok çabuk şekillenir. Ailenin yorumu, bir arkadaşın sözü, sosyal medyadaki bir görüntü bile büyük bir etkiye sahip olabilir.

Bu dönemde en çok işe yarayan şeyler:
✨ Eleştiriden çok dinlenmek
✨ “Normal” diye bir beden olmadığını hatırlatmak
✨ Bedenin değiştiği kadar duyguların da değiştiğini kabul etmek
✨ Sporun, uyku düzeninin ve doğru beslenmenin ruh halini güçlendirdiğini göstermek
✨ Ergenin bedenini tanımasına izin vermek
✨ Bedenin değer değil, bir yaşam kabı olduğunu öğretmek

Ergenlikte beden algısı bir “savaş alanı” değil; kendini tanımanın bir durağıdır.
Doğru destekle bu durağı sağlıklı biçimde geçmek mümkündür.

16/02/2026

Bir metni okurken gözün kelimeleri takip eder ama zihin başka bir yerdeyse okuduğun satırlarla bağ kurulmaz. Birçok kişi “Okuyorum ama anlamıyorum” deneyimini yaşar. Bu, zeka ile ilgili değil; zihin kapasitesinin nasıl dağıldığıyla ilgilidir.

Dikkatin dağılmasının başlıca sebepleri:
👉 Zihnin dolu olması (gizli kaygılar, bekleyen işler, geçmiş–gelecek düşünceleri)
👉 Ekran alışkanlıkları nedeniyle beyne hızlı uyaranın normal gelmesi
👉 Uykusuzluk ve bedensel yorgunluk
👉 Mükemmel yapma baskısı
👉 Okunan şeyin merak uyandırmaması

Okuma sırasında dikkat toplanamadığında genelde kişi kendini suçlar:
“Bende bir sorun var.”
“Yapamıyorum.”
Oysa çoğu zaman sorun kapasiteden değil, zihnin o anda ne kadar dolu olduğundan kaynaklanır.

Bir metne dikkat verebilmek için önce zihne mikro bir alan açmak gerekir:
• 30 saniyelik nefes
• Okumayı parçalamak
• Kendine “Şu anda benden ne bekleniyor?” demek
• Hız değil, anlam hedeflemek

Dikkat bir yetenek değil; bir anlık yönlendirme kapasitesidir.
Doğru koşullarda herkes dikkatini verebilir.

🌹14 Şubat’ı yalnızca romantik ilişkilerle sınırlı bir gün olarak değil, sevgiyle kurduğumuz tüm bağları hatırlamak için ...
13/02/2026

🌹14 Şubat’ı yalnızca romantik ilişkilerle sınırlı bir gün olarak değil, sevgiyle kurduğumuz tüm bağları hatırlamak için bir fırsat olarak görüyoruz.
❤️Birine, hayata ve en önemlisi kendimize…

🫶🏻Çünkü ruh sağlığı, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyle yakından bağlantılıdır.
Kendine iyi geleni fark edebilmek, duygularına alan açabilmek ve kendi emeğini görebilmek; psikolojik iyi oluşun önemli parçalarıdır.

💐Bilge Psikoloji olarak, sevginin her halinin iyileştirici olduğuna inanıyoruz.
Bugün, kendinle olan bağını biraz daha şefkatle hatırlaman için küçük bir hatırlatma olsun. 🌿

DEHB olan çocuklarda ekran kullanımı sıradan bir alışkanlık olmaktan çok, dikkat sistemini doğrudan etkileyen güçlü bir ...
13/02/2026

DEHB olan çocuklarda ekran kullanımı sıradan bir alışkanlık olmaktan çok, dikkat sistemini doğrudan etkileyen güçlü bir uyaran hâline gelir. Çünkü ekranlar hızlı görüntüler, parlak renkler ve sürekli değişen sahnelerle beynin ödül devresini aşırı aktive eder. Bu, kısa vadede çocuğu sakinleştiriyormuş gibi görünse de uzun vadede doğal dikkati toplama becerisini zayıflatabilir.

DEHB beyninde “anlık haz – hızlı uyaran” döngüsü zaten güçlüdür. Ekran bunu daha da pekiştirir:
👉 Normal günlük görevler sıkıcı gelmeye başlar
👉 Bekleme toleransı azalır
👉 Sabır süresi düşer
👉 Ders veya okuma gibi durağan aktiviteler daha zorlayıcı olur
👉 Öfke, huzursuzluk ve duygusal dalgalanmalar artabilir

Bu, ekranın tamamen yasaklanması gerektiği anlamına gelmez; aksine düzen, sınır ve denge gerektiğini gösterir.
• Kısa süreli kullanım
• İçerik seçimi
• Ekran yerine hareket içeren aktiviteler
• Ekrandan hemen sonra dikkat gerektiren görev koymamak

En önemlisi ise:
Ekran, DEHB’li çocuğun “kendi kendine sakinleşme” yolu olmamalıdır. Çünkü bu, gerçek hayatın daha yavaş ritmine uyum sağlamasını zorlaştırır.

09/02/2026

Ergenlik, bir gencin çocukluktan çıkıp kendi bireyliğini kurmaya çalıştığı en kritik dönemdir. “Artık beni idare etmeyin”, “Ben kendi kararımı veririm”, “Sürekli kontrol etmeyin” gibi tepkiler aslında doğal gelişimin parçalarıdır.

Bu dönemde gençler…
👉 kendi sınırlarını test eder,
👉 aileden uzaklaşıp arkadaşlara yaklaşır,
👉 kendi fikirlerini savunmak ister,
👉 bazen abartılı tepkilerle bağımsızlığını kanıtlamaya çalışır.

Bunların hiçbiri kopuş değildir; “Ben kimim?” sorusuna verilen tepkisel cevapların yansımasıdır.

Ebeveynler için en zorlayıcı kısım, genç kontrol isterken hâlâ korunmaya da ihtiyaç duymasıdır. Bu dönem; sınır, özgürlük ve rehberlik arasında ince bir denge gerektirir.

Destek olmak için:
✨ Onu dinlemek
✨ Karşı çıkmadan anlamaya çalışmak
✨ Sınırları sert değil, net koymak
✨ Kendi kararlarını deneyimlemesine izin vermek
✨ Hataların gelişimin doğal parçası olduğunu kabul etmek

Ergen bağımsızlığı, “beni yalnız bırakın” değil; “büyürken yanımda olun ama nefes almama izin verin” demektir.

Bir ilişkide duygusal destek, “seni seviyorum” demekten çok daha fazlasıdır. Aslında ilişkilerin gizli taşıyıcısıdır. Ki...
06/02/2026

Bir ilişkide duygusal destek, “seni seviyorum” demekten çok daha fazlasıdır. Aslında ilişkilerin gizli taşıyıcısıdır. Kişi, partneri tarafından duyulduğunu, anlaşıldığını ve kabul edildiğini hissettiğinde güven duygusu yerleşir.

Duygusal destek; nasihat vermek, hemen çözüm bulmak veya “bence şöyle yapmalısın” demek değildir.
Aslında destek şudur:
👉 “Seni dinliyorum…”
👉 “Bu senin için zor, fark ediyorum…”
👉 “Yanındayım…”
👉 “Önce seni anlamak istiyorum…”

Çoğu çatışmanın kökeninde, duygunun duyulmaması yatar.
Partnerlerden biri yalnız hissedince; savunma, geri çekilme, öfke veya kırgınlık devreye girer.

Duygusal destek şu alanlarda ilişkiyi güçlendirir:
✨ Güven
✨ Samimiyet
✨ Bağ kurma
✨ Birlikte çözüm üretme
✨ Krizleri atlatabilme

Bir ilişkide en iyileştirici cümle çoğu zaman şudur:
“Anlat, seni gerçekten duymak istiyorum.”

Ara tatil kısa bir mola gibi görünse de çocukların zihin ve beden ritmi için güçlü bir duraksamadır. Tatil boyunca çocuk...
02/02/2026

Ara tatil kısa bir mola gibi görünse de çocukların zihin ve beden ritmi için güçlü bir duraksamadır. Tatil boyunca çocuklar gevşer, uyku düzeni değişir, sorumluluklar azalır ve “özgür zaman” hissi artar. Bu yüzden tatil bitince birden eski tempoya dönmek zorlayıcı olabilir.

“Okula gitmek istemiyorum”, “Çok yoruluyorum”, “Daha hazır hissetmiyorum”… bu cümleler tembellik değil; çocuğun yeniden adapte olmaya çalıştığını gösteren doğal tepkilerdir.

Yeni döneme geçişi kolaylaştırmak için birkaç küçük adım büyük fark yaratabilir:
✨ Uyku saatini birden değil, kademeli düzenlemek
✨ Sabah rutinini yumuşak bir ritüelle başlatmak
✨ “Neye hazırsın, ne zor geliyor?” diye sorarak duyguları anlamak
✨ Tatili bitirmek değil, yeni bir döneme başlamak fikrini vurgulamak
✨ Kendine güveni artırmak için küçük hedefler belirlemek

Çocuklar tatil sonrası yalnızca okula değil, kendi duygusal ritimlerine de geri dönmeye çalışırlar. Bu yüzden nazik bir geçiş, baskıdan çok destek gerektirir.

Kesinlikle evet.Çocuklar sosyal beceriyi kitaplardan öğrenmez;evin içinde nasıl konuşulduğunu, duyguların nasıl ifade ed...
26/01/2026

Kesinlikle evet.
Çocuklar sosyal beceriyi kitaplardan öğrenmez;
evin içinde nasıl konuşulduğunu, duyguların nasıl ifade edildiğini ve çatışmaların nasıl çözüldüğünü izleyerek öğrenir.

Ailenin duygusal dili;
sertse, çocuk savunmacı olur;
yok sayıcıysa, çocuk duygularını saklamayı öğrenir;
destekleyiciyse, çocuk kendini ifade etmeyi rahatlıkla öğrenir.
Aile içindeki duygusal iklim, çocuğun sosyal dünyasına doğrudan yansır.

🔸 Duygular konuşulabiliyorsa:
Çocuk başkalarıyla empati kurmayı öğrenir.

🔹 Hata yapmanın normal olduğu gösteriliyorsa:
Çocuk akran ilişkilerinde daha rahat olur.

📌 Eleştiri değil, rehberlik varsa:
Çocuk fikirlerini paylaşma cesareti geliştirir.

Çocuğun sosyal özgüveni, dış dünyayla ilk deneyimlerini kurduğu evin tonuyla başlar.

Aile ne kadar duygusal farkındalık içindeyse,
çocuk da sosyal ilişkilerde o kadar esnek, iletişime açık ve güvenli bağlanan bir birey olur.

Ruh sağlığını yalnızca kişinin iç dünyası üzerinden açıklamak eksik olur.Elbette bireyin düşünceleri, duyguları, travmal...
19/01/2026

Ruh sağlığını yalnızca kişinin iç dünyası üzerinden açıklamak eksik olur.
Elbette bireyin düşünceleri, duyguları, travmaları, geçmişi önemlidir…
Ama insan tek başına bir sistemde yaşamaz.
Aile, ilişkiler, ekonomik koşullar, toplum yapısı, kültür, çevre kaynakları—hepsi ruh sağlığını etkiler.

Ruh sağlığı insanlar arasında kurulan görünmez ağların tam ortasındadır.

🔸 Aile ortamı destekleyiciyse, kişi daha dayanıklı olur.
🔹 Toplumsal baskı ve stres arttıkça, ruhsal yük artabilir.
📌 Ekonomik belirsizlik, sosyal izolasyon, çevresel krizler kaygıyı büyütür.

Yani ruh sağlığı yalnızca “kişisel bir çaba” değil;
çevresel ve sosyal koşulların da şekillendirdiği bir sonuçtur.

Bu yüzden biri zorlandığında “Güçsüzsün” değil,
“Yaşadığın koşullar zor, normal ki böyle hissediyorsun” demek daha gerçekçidir.

Ruh sağlığı bireysel olduğu kadar, ilişkilere, topluma, yaşama temas etme biçimimize bağlı bir bütündür.

Ruh sağlığı ile beden sağlığı birbirinden ayrı iki sistem değildir;aynı organizmanın iki yüzüdür.Bu nedenle fizyolojik h...
16/01/2026

Ruh sağlığı ile beden sağlığı birbirinden ayrı iki sistem değildir;
aynı organizmanın iki yüzüdür.
Bu nedenle fizyolojik hastalıklar sadece bedensel belirtilerle değil,
duygusal yüklerle birlikte gelir.

Bir hastalıkla yaşamak, kişide birçok duyguyu tetikleyebilir:

🔸 Kaygı: “Ya kötüleşirsem?”
🔹 Kontrol kaybı hissi: Sağlığın aniden değişmesi kişinin güven duygusunu sarsar.
📌 Yorgunluk ve tükenmişlik: Uzun süreli hastalıklarda beden yoruldukça zihin de yorulur.

Ağrı, yorgunluk, hormonal değişimler ve inflamasyon;
beynin duygu regülasyonu üzerinde doğrudan etkiye sahiptir.
Bu yüzden bazı insanlar fiziksel bir hastalık yaşadığında kendilerini daha huzursuz, daha kaygılı veya daha duygusal yoğunluk içinde hissedebilir.

Bu süreçte kişinin en çok ihtiyacı:

🔸 Hastalığın yönetimi kadar duygusal yükün de fark edilmesi,
🔹 Kendine karşı sert değil, şefkatli bir yaklaşım,
📌 Sosyal destek ve gerekirse profesyonel psikolojik destek.

Beden iyileşirken zihin de destek ister.
Çünkü iyilik hâli bütüncül bir dengedir:
Beden ve ruh birlikte iyileşir, birlikte yorulur.

Kış aylarında günlerin kısalması, güneş ışığının azalması ve evde geçen sürenin artması ruh hâlimizi tahmin ettiğimizden...
12/01/2026

Kış aylarında günlerin kısalması, güneş ışığının azalması ve evde geçen sürenin artması ruh hâlimizi tahmin ettiğimizden çok daha fazla etkiler.
Bu durum “kış depresyonu” olarak bilinen sezonsal duygulanıma zemin hazırlayabilir.

Kışın psikoloji üzerindeki etkilerinin nedeni:

🔸 Güneş ışığının azalması → serotonin düzeyi düşebilir, motivasyon azalır.
🔹 Daha uzun geceler → biyolojik ritim (sirkadiyen döngü) bozulur.
📌 Kapalı alanlarda kalma → sosyal etkileşim azalır, içe kapanma artabilir.

Bu dönemde kişi şunları yaşayabilir:

Daha düşük enerji
Odaklanma zorluğu
Daha fazla uyku isteği
Keyifsizlik, isteksizlik
Sosyal geri çekilme
Kış mevsimi boyunca kendine destek olabileceğin bazı küçük adımlar:

🔸 Gün ışığından mümkün olduğunca yararlanmak
🔹 Hafif tempolu düzenli hareket
📌 Kendine sıcak rutinler oluşturmak (bitki çayı, battaniye, kitap, meditasyon)

Kışın etkisi geçicidir ama ruh hâlini hafifleten rutinler büyük fark yaratır.

Ajanda kullanmayı sadece “not almak” olarak düşünürsek, onun gücünü hafife almış oluruz.Ajanda, aslında zihnin yükünü om...
09/01/2026

Ajanda kullanmayı sadece “not almak” olarak düşünürsek, onun gücünü hafife almış oluruz.
Ajanda, aslında zihnin yükünü omuzdan alıp sayfalara taşıyan bir dış hafıza gibidir.
Zihnin sürekli “unutma”, “şunu da yap”, “bunu da hatırla” diye kendini tüketmesine gerek kalmaz.

Bir ajanda düzeni neden bu kadar rahatlatır?

🔸 Zihinsel karmaşayı azaltır.
Zihin not tutar, ajanda organize eder.

🔹 Ertelemeyi azaltır.
Çünkü yazılan şey somutlaşır; yapılacaklar göz önündedir.

📌 Önceliklendirme sağlar.
“Ne acil? Ne önemli? Ne bekleyebilir?” sorularının cevabı netleşir.

Ajanda kullanmanın psikolojik tarafı da vardır:
Kişi kontrol duygusunu geri kazanır.
Bu da kaygıyı azaltır, motivasyonu artırır.

Ajanda = sadece zaman yönetimi değil;
zihni düzenlemek ve kendine alan açmak demektir.

Address

Beytepe Mahallesi 1670. Sokak 6/1
Ankara
06690

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bilge Psikoloji posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Bilge Psikoloji:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram