Prof. Dr. Kutay Biberoğlu

Prof. Dr. Kutay Biberoğlu Such is life.. Kadın Sağlığı Kliniği

https://www.youtube.com/shorts/ALKyxAgUruE?feature=shareGebe kalınca değil, öncesinde muayeneNasıl ki çocuklukta değil, ...
06/05/2026

https://www.youtube.com/shorts/ALKyxAgUruE?feature=share
Gebe kalınca değil, öncesinde muayene

Nasıl ki çocuklukta değil, gebelikte, gençlikte değil, çocuklukta, yaşlılıkta değil, gençlikte sağlığımıza yatırım yapmamız gerekiyorsa aynı şekilde gebe kaldıktan sonra değil, öncesinde hekime gitmeliyiz.
Genç kadınların her 3 tanesinden birisinde gebelik sırasında olumsuzluğa neden olabilecek ve önlenebilir bir risk faktörü vardır. Önce sağlıklı yaşam tarzı, ideal kilo, sigara ve alkolün bırakılması, varsa alınmakta olan ilaç veya bitkisel gıda desteklerinin hatta vitamin veya minerallerin, bulaşıcı sarılık (Hepatit B), kızamıkçık gibi virütik hastalıklardan korunma amaçlı aşılar gözden geçirilmesi, en azından gebe kalınmadan once folik asid desteği (400 mcg’dan yüksek olmamak koşulu ile) başlanması önemlidir. Tetanoz, difteri ve boğmaca (Tdap) karma aşısının önceden ne zaman yapıldığına bakılmaksızın her gebelikte 20 haftadan itibaren tekrarlanması uygun olur. Kızamık, kabakulak, kızamıkçık (MMR) aşısı ve su çiçeği (varicella) aşısı ise canlı virus aşıları olduklarından aşıdan en az 1 ay sonra gebelik planlaması önerilir. Hepatit B aşısı gerekirse gebelikte yapılabilir. Salgın dönemlerinde COVID 19 ve nezle, grip için influenza aşısı gebelik süresince her hangi bir ayda yapılabilir ve yapılmalıdır. HPV aşısı gebelikte yapılmamalıdır.

Temel prensip gebelikten once gereksiz bir vitamin ya da mineralin boyasının bile kan dolaşımına karışmasının önlenmesidir. Gebelikte bebeği de enfekte edebilecek AIDS virüsü (HIV), Sifiliz vb. cinsel geçebilen hastalıkların taranması esastır.
Gebeliği olumsuz etkileyebilecek annenin kronik hastalıkları varsa kontrol altına alındıktan sonra gebeliğe izin verilmelidir. Plansız, kaza gebeliklerinde doğum sonrası depresyon, erken doğum, bebekte düşük doğum ağırlığı olasılığı, planlanmış gebeliklerden daha yüksektir. Kilosu fazla kadınların gebeliklerinde şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, sezaryen ile doğum olasılıkları fazladır.
Gebelik ve doğumlar arasındaki süre 6 aydan kısa ise ve anne yaşı 35 ve üzerinde ise düşük, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, anne karnında bebek ölümü ve bebeklerde doğuştan anormallik olasılıkları önemli ölçüde artar. İdeal kadın yaşı 35 öncesi, doğum aralığı ise en az 2 yıldır. Değişen yaşam koşulları şimdilerde gebeliklerin 35 yaş sonrasına ertelenmesini gerektiriyor ve tabii ki bu gebelikler sağlıklı bebek doğumları ile sonuçlanıyor ise de gebelik öncesinden daha yakın takip ve özel testler ile bir yönetim planlaması yapılması gereklidir.

Gebelik öncesi temel muayene ve sağlık testlerinin yapılmasından sonra şartlar uygunsa 35 yaşından önceki kadınlar için 1 yıl, 35 yaştan itibaren 6 ay, 40 yaştan itibaren 3 aylık bir gebelik deneme süreci yeterlidir. Bu sürelerde gebelik gerçekleşmemesi durumunda ise çiftler daha fazla gecikmeden değerlendirilmelidirler.
Gebelikte alınması durumunda bebeğe zararlı olabilecek pek çok ilaç vardır. Bu konu ayrı bir söyleşide ele alınacaktır. Sadece otizm ile ilişkisi uzun süredir tartışılan asetaminofen (Parol, Minoset, Calpol, Aferin ve Tylol vb) maddesinin rahatlıkla gebelikte kullanılabileceğini söylemekle yetiniyorum.
Anne ve babanın taşıyabilecekleri genetik hastalıkların bebeğe geçişi konusu önemle ele alınmalıdır. Özellikle akraba evliliklerinin yaygın olduğu ülkemizde gebelik öncesinde bu konuya odaklanılması şarttır.

İdeal kiloda gebe kalınması pek çok olası gebelik riskini ortadan kaldırır. Önemli olan gebe kalmak değil, sağlıklı bir süreç sonrası sağlıklı bebek doğurulmasıdır. Kilonuz fazla ise (vücut kitle indeksi 25 ve üzeri) gebe kalmakta acele etmeyiniz.

Gebelik sürecinde artan kan hacmi nedeniyle tüm organlara özellikle kalp ve damar sistemine aşırı yük biner. Bu nedenledir ki her bir gebelik ve doğum kadının sağlığı için bir risktir. Her bir doğum kadın için sağlığından fedakarlıktır. Gebelik sürecinde kan pıhtılaşması artar. Özellikle pıhtılaşmaya meyilli genetik taşıyıcılık varsa gebelik sürecinde ve doğum sonrasında damar tıkanıklığı ve pıhtı atmayla giden inme, hayati tehlike oluşturabilir. Kendimize yapabileceğimiz en değerli yatırım sağlığımıza yaptığımızdır. Yaşamın bir sonraki evresi için bir öncesinden hazırlık yapılmalıdır.

Prof. Dr. Kutay Biberoğlu
06.05.2026
Ankara

Gebe kalınca değil, öncesinde muayene şart Nasıl ki çocuklukta değil, gebelikte, gençlikte değil, çocuklukta, yaşlılıkta değil, gençlikte sağlığımıza yatırım...

06/05/2026

https://www.youtube.com/shorts/Xty7z2mg_mY?feature=share
Siesta bir yaşam sinyali mi?
Yaş alan bireylerde sabah veya öğleden sonra saatlerinde siesta yapmak, diğer tanımıyla kestirmek ya da şekerleme yapmak oldukça sık görülen bir alışkanlıktır.
Acaba siesta ile genel sağlık arasında bir bağlantı olabilir mi? Menopoz sonrası kadınlarda siesta yapmanın yaşam kalitesi ile ilişkisi var mı?
Bazıları kadınların şekerleme yapma durumlarına “she-esta” adını takmışlardır. Menopoz sonrasında kadınlar özellikle akşam üstleri şekerleme yapmaya meyillidirler. Bunun nedeni azalan estrojen ve progesteron hormonları sonucu artan yorgunluk hali olabilir. Siesta yorgunluğu giderir ama uyku düzenini bozar, gece uykusunu aksatmaya başlar.
Öte yandan sık sık ve uzun süreli siestalar ile metabolik sendrom yani şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve şişmanlık riski arasında ilişki gösterilmiştir. Özellikle siesta toplam süreleri gece uyku süresini aşarsa hipertansiyon ve kalp damar hastalığı riski ortaya çıkar.
20 Nisan 2026 günü JAMA dergisinde yayımlanan bir çalışmada 56 yaş ve üzerindeki 1338 bireyin (1018 kadın ve 320 erkek) el bileklerine taktıkları saate benzer bir sensör aracılığı ile gündüz yaptıkları şekerlemelerin zamanlaması ve süresi 19 yıl izlenmiş ve bu süredeki ölüm oranları araştırılmış. Ortalama 7-8 yıl içinde 926 kişi yaşamını kaybetmiş. Bireylerin yaşları ne kadar ileri ise şekerleme süreleri o kadar uzun ve şekerleme sayıları da günde birden fazla imiş. Genel değerlendirmede siesta yapanlarda yapmayanlara kıyasla 7 yıl içinde ölüm oranı yüzde 44 daha fazla bulunmuş. Özellikle sabah şekerleme yapanlar öğleden sonra yapanlara, bir saatten uzun uyuyanlar daha kısa şekerleme yapanlara ve günde birden fazla sayıda şekerleme yapanlar sadece bir defa yapanlara göre daha fazla ölüm riski göstermişler.
Sonuç olarak siestalar bir sağlık sorununun belirteçi yani göstergesi olabilir. Sabahları, sık ve uzun siesta yapan insanlar kronik hastalıklar açısından sağlık taramasından geçmelidirler.
Öneriler – Eğer şekerleme yapma ihtiyacı duyuyorsanız kısa uyumayı tercih edin. Gece uykularınızı düzeltmek için hatta şekerleme yapmaktan vaz geçmeyi deneyin. Sağlıklı beslenin ve ideal kilonuzu koruyun. Düzenli fizik aktivite sanılanın aksine yorgunluğu artırmadığı gibi siesta gereksinimini de azaltır. Zaten yaşla yavaşlayan metabolizma hızı, sürekli evde hareket etmeden örneğin TV başında oturan insanlarda aşırı kilo alımına, şeker, hipertansiyon ve kalp hastalığı gelişmesine zemin hazırlar. Fizik aktivite her yaşta önemlidir ama ileri yaşlarda daha da önem kazanır.
Sonuç olarak, arada sırada alınan kısa süreli siestalar, sizi mutlu eder, yaşam kalitenizi artırır ama devamlı ve artan sürelerde siestalar bir kısır döngü oluşturarak sizi giderek sedanter yani hareketsiz ve sağlıksız bir yaşama alıştırır.
Siesta tuzağına düşmeyin derim.
Prof. Dr. Kutay Biberoğlı
06.05.2026
Ankara

10/04/2026

KARDİOVASKÜLER JİNEKOLOJİ / OBSTETRİK
https://youtu.be/L7816Rr4UWE
Kırklı yaşlarda acil servise çeneye ya da sırta yayılan ağrı, bulantı, kusma, terleme, yorgunluk, hatta erkekler için tipik olan göğüs ağrısı ile başvuran bir kadında bile hala akut koroner sendrom değil de anksiyete, panik atak, hazımsızlık, asid reflüsü, adele iskelet sistemi ağrısı akla gelir. Hatta o gün servis yoğunsa
ertesi gün polikliniğe başvurması için evine gönderilir. Bu hasta bir kadın değil de hatta daha genç yaştaki bir erkek olsaydı bile ilk akla gelen enfarktüs olacakken sanki menopoz öncesi kadınlar koroner kalp hastalığına bağışıkmış gibi davranılıyor.
Oysa bu yaşlardaki enfarktüs, aynı yaştaki erkeklere kıyasla kadınlarda daha ölümcüldür. Yaşdaş erkeklerde tipik tablo kolesterol yüksekliği, damar sertliği plağı, yüksek kan basıncı iken kadında böyle olmayabilir. Kadında koroner arter spazmı, koroner arter embolisi, arterde yırtılma, fibromüsküler displazi (damar sertliğine bağlı olmayan damar duvarı kalınlaşması) olasılıkları ile atipik tablo olasılığı daha yüksek. Daha da kötüsü, koroner arterler tıkanmadığı halde kalp adelesinde enfarkt kadınarda erkeklere göre 4 kat daha sık ortaya çıkıyor. Menopoz sürecindeki estrojen hormon iniş çıkışları, koroner arterlerin duvarının yırtılmasına yol açabiliyor. Benzer durumlar çok daha genç yaşlarda gebeliğe özgü kalp damar sistemi sorunları şeklinde kendisini gösterebilir ve on yıllar sonra ciddi kalp sorunlarına yol açabilir. Kısaca kadınların sürekli değişen hormonal dengeleri özellikle gebelik, gecikmeli adet döngüleri, polikistik over sendromu, endometriosis ve menopoz (özellikle de 45 yaşından önce menopoz) gibi süreçlerde kalp ve damarlara yük bindiriyor, kalp damar sisteminde travma oluşturuyor. Her gebelik ve doğum kadın için öz sağlığından fedakarlık yapmak demektir. Hele de gebelik sürecinde hipertansiyon ve diyabet geliştiren kadınlar ileriki yaşlarında kalp damar hastalığı riskiyle karşı karşıya kalırlar. Belki de yeni bir üst uzmanlık alanı “kardio-obstetrik” “kardio-jinekoloji” “kardio-menopoz” kavramlarının gündeme getirilme zamanıdır. Sizleri bu konuyla bağlantılı “kötü kolesterol- ne kadar düşük o kadar iyi” başlıklı YouTube Vlog’umu izlemeye davet ediyorum.
Son olarak kısaca Takotsubo kardiyomyopatisi (Kırık kalp sendromu) konusunda bilgilendirme yapacağım. Özellikle hatta hemen daima kadınlarda ve sıklıkla menopoz sonrası ortaya çıkan bir antite “kırık kalp”sendromu olarak da bilinir. Hani hep duyarız ya “kocasının ölümüne çok üzüldü, kalp hastası oldu” ya da “yaşadığı sıkıntı onu kalp hastası yaptı” vb. Yoğun bir duygusal veya fiziksel stresten dakikalar ya da saatler içerisinde kalbin sol ventrikülünün geçici olarak zayıflaması durumudur ve aynen göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ile birlikte enfarktüs tablosunu çağırıştırır. Ekokardiyogramda sol ventrikülde balonlaşma, anjiografide koroner arterlerde normal kan akımı gözlenir. Çoğu zaman 1 ay içerisinde kalp adelesi kendisini düzeltir. Nedeninin adrenalin gibi bir stres hormonunun kalp adelesini zayıflatmasıdır. Neden yine kadınlarda ve neden yine menopoz sonrasında? Yine açıklama estrojen hormonundaki dalgalanmalarla ilgili…
Bu gün de bu kadar…
Prof. Dr. Kutay Biberoğlu
10.04.2026
Ankara

https://www.youtube.com/shorts/7Q0HZ5-DW3U?feature=shareKÖTÜ KOLESTEROL – NE KADAR DÜŞÜK, O KADAR İYİModern tıp bütüncül...
07/04/2026

https://www.youtube.com/shorts/7Q0HZ5-DW3U?feature=share

KÖTÜ KOLESTEROL – NE KADAR DÜŞÜK, O KADAR İYİ
Modern tıp bütüncüldür. Tıp bilimi bütüncüldür. Hastalık, bulgu, yakınma, tumor, lezyon, laboratuar ya da görüntüleme raporu tedavi edilmez, insanın kendisi, hastanın kendisi tedavi edilir. Ben Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanıyım, ilgi ve üst uzmanlık alanım ise ergenlik ve erişkin üreme hormon ve metabolizma hastalıkları, kısırlık, aile planlaması, kısaca kadın sağlığıdır. Başta kalp damar hastalıkları olmak üzere, kanser, osteoporoz, şeker hastalığı, tüm sistemlerle ilgili kronik hastalıkların en yoğun olduğu yaşlardaki menopoz sürecini izliyor, tedavi ediyorum. Menopoz ve sonrası süreçte sağlıklı olunabilmek için gençlikte başlanılması gereken sağlık taramalarını, erken tanı yöntemlerini hastalarıma uygulamak ve onları gelecekle ilgili uyarmak da benim hekim olarak sorumluluk alanıma giriyor.
Kısaca insan sağlığı çocukluktan başlayıp yaşlılığa yatırım yapmakla korunabilir. Hatta gebelik süresince anne karnındaki bebeğin sağlıklı büyümesi, o insanın yaşam boyu sağlıklı olmasının temel taşlarını oluşturuyor. Sağlıklı beslenme, spor, sigara alkol gibi zararlılardan uzak durmak çocukluktan başlanılmalı. Yaşam tarzı ile emek vermeden avuç avuç vitamin, mineral, omega 3, koenzim Q10 kullanarak sağlıklı kalınabileceğine inanmak gerçek olmayan bir kolaycılıktır, kısa yoldan köşeyi dönme hallusinasyonudur. Bir tek işe yarar, o da bunları üreten endüstriyi zengin etmek, o kadar. Media ve basın araçlarında ilaç, doktor, hastane reklamı yapmak yasaktır ama bu işe yaramaz destek ürünlerinin propagandası serbesttir. Bu ne yaman bir çelişkidir. Endüstri öyle vahşi bir satış politikası izliyor ki maliyeti sıfıra yakın ama satışı çok pahalı olan bu ürünleri önerenlere prim dağıtmaya, onları çeşitli hediyelerle ödüllendirmeye kadar uzanıyor. Çok açık ve net ifade ediyorum ki reçetesiz satılan bu gıda destek ürünlerinin yararlı olduklarına dair hiç bir “bilimsel” kanıt yoktur. Hatta insanları bunlarla sağlıklı kalınabileceğine inandırmak sağlıklı yaşam tarzına gerek olmadığı yanlış düşüncesini yerleştirir, dolayısıyla yok hükmündedir, hatta yasaklanmalıdır.
Ben kadın hastalıkları uzmanıyım, kadının kalbi, damarı, kemiği, memesi, beyni, karaciğeri beni ilgilendirmez diyemem, dememeliyim.
Modern tıp bütüncül ve koruyucu hekimliği de içerir. İşte bu nedenlerle bugünkü konumuz kan yağları ile ilgili. JAMA 27 Mart 2026 tarihinde yani 1 hafta önce yayımlanan yeni kan yağları rehberi, bu günkü konumuz. Unutmayalım ki damar sertliği kaynaklı (aterosklerotik) kalp damar hastalıkları birinci ölüm nedenidir. Erkeklerden farklı olarak sessiz ya da atipik belirtilerle ortaya çıkan kalp ve damar hastalıkları, özellikle menopoz sonrası kadınlar için çok büyük tehlikedir.
Öncelikle eski terminolojiden uzaklaşıp içine kan kolesterol düzeyine ek olarak trigliserid ve lipoprotein A’nın da eklendiği “DİSLİPİDEMİ” kavramı getiriliyor. Kan örneğinde LDL kolesterol ölçümüne 19 yaşında başlanıp (ciddi aile kalp hastalığı öyküsü varsa hatta 9-11 yaşlarda) en geç her 5 yılda bir tekrarlanması öneriliyor. Çok yüksek LDL kolesterol bulunması durumunda (160 mg/dl ve üzeri) ve aile öyküsünde erken yaşta damar sertliğine bağlı kalp damar hastalıklı kişi varsa veya internetten kolayca bulunabilecek PREVENT risk öngörme skalasında 10 / 30 yıllık risk katsayısı yüksekse 30 yaşından itibaren yağları düşürücü tedaviye başlanması önemseniyor.
Özetle, en sık ölüm nedeni olan damar sertliği (ateroskleroz) bağlantılı kalp damar hastalıklarından korunma amaçlı LDL kolesterol taraması ve tedavisinin, sağlıklı beslenme, düzenli fizik aktivite, ideal kilo, yeterli uyku, stress yönetimi ve tütün ürünleri yasağının erken yaşlardan başlanılıp yaşam boyu devam ettirilmesi hayati önem taşır.
PREVENT Risk Skalası
Her birey online PREVENT programına girip kendisinin 10 ve 30 yıllık kalp damar hastalık riskini çıkarabilir. Cinsiyet, yaş, sistolik kan basıncı (mmHg)*, total kolesterol ve HDL kolesterol düzeyleri, böbrek testi olarak kanda glomerüler filtrasyon hızı**, vücut kitle indeksi***, öz geçmişte şeker hastalığı öyküsü, sigara alışkanlığı, statin yağ düşürücü ilaç ve hipertansiyon ilacı kullanımı (eğer bakılmışsa idrarda albumin kreatinin oranı ve HbA1C) programa girilip bir kaç dakika içinde kalp damar hastalığı riskini öğrenebilir.

* Kan Basıncı tanımları (mmHg)
• Normal: < 120/80
• Yüksek: 120-129 / >80
• Evre 1 Hipertansiyon: 130-139 / 80-89
• Evre 2 Hipertansiyon: 140 / 90
**[hesaplanmış glomerül filtrasyon hızı (eGFR)
• 90 ml/dakika ve üzeri: Normal böbrek işlevi
• 60-89 ml/dakika: Hafif böbrek hasarı
• 30-59 ml/dakika: Orta seviye böbrek hasarı
• 15-29 ml/dakika: Ciddi böbrek hasarı
• 15 ml/dakika ve altı: Böbrek yetmezliği]
***[kg cinsinden kilonuzun metre cinsinden boyunuzun karesine bölünmesiyle yapılan bir sağlık ölçümü (kg-kilo / metre-boy2) Formül:Çıkan sonuç 18.5-24.9 arası "normal", 25-29.9 "fazla kilolu", 30 ve üzeri "obez" olarak sınıflandırılır.]

HİPERTANSİYON TANIMI
• Önceden 140/90 mmHg kabul edilen yüksek tansiyon tanımı yeni rehberde 130/80 mmHg olarak tanımlanmıştır.
• Tedavi sınırları : 3-6 aylık yaşam tarzı değişikliklerine karşın kan basıncı hala 130/80 mmHg ve de özellikle PREVENT 10 yıllık kalp damar hastalık riski en az 7.5% ise kan basıncını 130/80 altına, ideal olarak 120 mm Hg altına çekmek amaçlı tedavi uygulanmalıdır.
PREVENT aterosklerotik kalp damar hastalığı risk skalası
• Düşük risk : < 3% (önceden < 5% idi)
Yağ düşürücü tedavi aşağıdaki gruplarda önerilir
• Sınırda risk : 3% ile < 5% arası (önceden 5% ile < 7.5% idi)
• Orta risk : 5% ile < 10% arası (önceden 7.5% ile < 20% idi)
• Yüksek risk : 10% (önceden 20% idi)
Kan kolesterol Hedefleri
LDL-C için hedef
• Düşük, sınırda veya orta risk gruplarında 400: Yaygın plaklar. Yüksek enfarktüs riski.
Kadınlarda Kalp damar hastalıkları için risk faktörleri
İlk adetin 11/12 yaş veya öncesinde başlaması
45 yaşından once erken menopoz
Polikistik over sendromu
Gebelik hipertansiyonu
Gebelik diyabeti
Erken doğum
Ayrıca anne baba veya kardeşlerden birisinde erken yaşta kalp damar hastalığı öyküsü, kalp, böbrek ve metabolik hastalık sendromu, uzun süreli LDL kolesterol veya trigliserid yüksekliği, belirgin genetik yatkınlık, yüksek kan hassas C-reaktif protein (CRP) değeri veya kronik inflamatuar hastalık yüksek risk faktörleri arasındadır.
40 yaştan sonra şeker hastaları, kronik böbrek hastaları ve HIV olguları da LDL değerlerine bakılmaksızın yağ düşürücü statin almalıdır.
Yüksek kan trigliserid düzeyi gösterenlerde diyetisyen kontrolunda besin ve diğer yaşam tarzı düzenlemeleri ve statin yağ düşürücüler verilmelidir.
Bir kere daha gıda destek ürünleri, bitkisel preparatlar, vitamin, mineral ve benzerlerinin hiç bir etkilerinin olmadığı kanıtlanmıştır.

Prof. Dr. Kutay Biberoğlu
06.04.2026
Ankara

KÖTÜ KOLESTEROL – NE KADAR DÜŞÜK, O KADAR İYİModern tıp bütüncül ve koruyucu hekimliği de i...

Sağlıkta halkın soyulması işleri
06/04/2026

Sağlıkta halkın soyulması işleri

OHSAD Başkanı Reşat Bahat “Biz SUT fiyatları, fark alınamayan kalemler ve bir sürü yanlış yönetmelikler yüzünden, yılda 1 milyar 800 milyon suç işliyoruz!” dedi. Ardından konuşan Bakan Memişoğlu, bu suç itirafını duymamış gibi ‘müjde’ verdi: Özel sektörün sağlık...

https://www.youtube.com/shorts/ItVK3mv9EZE?feature=shareModern tıbbın alternatifi olmaz. Bilimden ayrılmayınız.Gen mühen...
27/03/2026

https://www.youtube.com/shorts/ItVK3mv9EZE?feature=share

Modern tıbbın alternatifi olmaz. Bilimden ayrılmayınız.

Gen mühendisliği hatalı genlerin düzeltilmesi veya sağlıklı olanlarla değiştirilmesi, hastalığa neden olan genlerin etkisizleştirilmesi, DNA üzerinde değişiklik yaparak hücre fonksiyonlarının düzeltilmesi, bağışıklık hücrelerini değiştirerek kanser hücrelerine daha etkili ve isabetli şekilde ulaşılması, insulin gibi hormonların ve antikor gibi ilaçların büyük miktarlarda üretimi ve tedavilerin laboratuarda değiştirilmiş hücreler yoluyla hasta dokulara ulaştırılması yani tedavinin bireye gore özelleştirilmesi gibi alanlarda gelecek vadediyor. Potansiyel uygulama alanları arasında bağışıklık üzerinden kanser tedavisi, orak hücreli kansızlık, hemofili, spinal müsküler atrofi (SMA) gibi kalıtımsal hastalıkların önlenmesi, görme kaybı, kişiye özgü kansere karşı aşı geliştirme, ilaç üretimi sayılabilir. Yumurtası ya da s***m hücresi olmayan bireyler için kök hücrelerinden eşey hücresi üretme çabaları da devam etmektedir.
Down sendromu, fazladan bir 21. kromozom kopyası (trisomi 21) ve fazladan oluşan bu üçüncü kromozomun diğer genleri de etkilemesiyle zihinsel yetilerde azalma, gelişme bozukluğu ve tipik fiziksel özelliklerle giden genetik bir klinik tabloya yol açması durumudur. Yarım asırdır tanınıyor ve bilişsel fonksiyonları olumsuz etkileyen en sık genetik bozukluk. Görülme sıklığı kabaca 700 canlı doğumda bir. Gebelikte anne yaşının çok genç ve ileri yaşta olması, akraba evlilikleri (Türkiye’nin önemli bir sorunu:Akraba evlilikleri https://www.youtube.com/shorts/Iik53YFst2Q?feature=share) önemli risk faktörleri arasında. Bu ve benzeri genetik sorunlar henüz erken gebelik aşamasında yakalanıp tablonun ağırlığına ve ailenin isteğine gore gebelik sonlandırılabilir veya devam ettirilip sorunlu bebeğin doğumuna karar verilebilir.

Down sendromlu bir hastanın deri örneklemesiyle kök hücrelerinden laboratuar şartlarında üretilip çoğaltılmış hücreler üzerinde çalışılarak gen mühendisliği CRISPR yöntemiyle Japon bilim insanları laboratuarda fazladan oluşan ve Down sendromuna yol açan üçüncü 21 nolu kromozomu çıkararak dünyada bir ilke imza atmışlardır. İşlem sonrası hücre bölünmesi süreci normalde olması gerektiği şekilde 21 nolu kromozomun 2 kopyasıyla devam etmiştir. Her ne kadar etkilenmiş canlı bir vücudda uygulanmamışsa da yine de bu işlem tıp biliminde bir devrimdir. Henüz teorik düzeyde olsa da bilimsel araştırmalar ilerledikçe trisomi 21 yanında 13 ve 18 gibi çok daha ağır ve erken ölümle sonuçlanan doğuştan genetik anormalliklerin düzeltilmesi ve sağlıklı bireylere çevrilmesi mümkün olabilecektir.

SON SÖZ: Modern Tıpdan uzaklaşmayın. Vitamin, mineral, bitkisel gıda destekleri, alternative tıp gibi temelsiz uygulamalardan uzak durun. Modern Tıbbın alternatifi safsata ve hurafedir.

Sağlıklı kalın.

Prof. Dr. Kutay Biberoğlu

27.03. 2026

Modern tıbbın alternatifi olmaz. Bilimden ayrılmayınız.Gen mühendisliği hatalı genlerin düzeltilmesi veya sağlıklı olanlarla değiştirilmesi, hastalığa neden ...

MENOPOZ TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇLARhttps://www.youtube.com/shorts/OAUxQ95F3lg?feature=shareMenopoza girmekte ya da girmiş o...
26/03/2026

MENOPOZ TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇLAR
https://www.youtube.com/shorts/OAUxQ95F3lg?feature=share

Menopoza girmekte ya da girmiş olan kadınların yüzde 80’i sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları gibi yakınmalarla hekime başvurur. Yüzde 50-70’lik bir kısmı da ağrılı cinsel ilişki, vajinal kuruluk ve tekrarlayan idrar yolu yakınmaları ifade ederler.
Genel olarak kabul edilen tıbbi görüş menopozun ilk 10 yılı içinde hastanın ihtiyacına gore uygun hormon tedavisinin verilmesidir. Erken menopoz yani 45 yaş öncesinde ve özellikle de 40 yaştan önceki adetlerin kesilmesi durumunda ise yakınma olsun ya da olmasın hem kalp ve damar sisteminin hem de kemiklerin korunması başta olmak üzere sağlıklı yaşam için olağan menopoz yaşı olan 50 yaşına kadar mutlaka hormon tedavisi verilmesi olmazsa olmaz bir gereksinimdir.
Uzun süredir Türkiye’de cilde uygulanan estrojen preparatı bulunmadığı için ağızdan hap şeklinde menopoz hormon tedavisi yapılıyordu. Çok yakın tarihte FEMİJEL ismiyle cilde sürülerek kullanılan yeni bir estrojen jeli tedavideki açığı kapatmış bulunuyor. Başlıkta sözü edilen yeni ilaçlardan bir tanesi budur. Hormon tedavisi kullanmak istemeyen ya da hormon kullanması sakıncalı menopoz sonrası kadınlar için sıcak basmaları, gece terlemeleri gibi menopoz yakınmalarının tedavisinde yeni bir alternatif ilaç bir ay içinde piyasaya sürülecek. Tüm dünya ülkeleri için de yeni bir nonhormonal tedavi alternatifi olan fezolinetant ana maddeli VEOZA ismiyle artık satışta olacak. Dünyadaki ilk ve tek hormon olmayan NK3 reseptör antagonisti ağızdan alınan hap formunda sağlık hizmetine sunuluyor. Bu ilaç beynin hipotalamus bölgesindeki vücut ısı kontrol merkezinin dengesini düzelterek ateş basmalarını ve gece terlemelerini azaltıp yaşam kalitesini artırıyor. Menopoz tedavisi ve kanser ilişkisi korkusuyla –ki bu korkunun yersiz olduğunu hem www.drkutaybiberoglu.com web sitemde hem de YouTube https://www.youtube.com/ ve diğer sosyal media sayfalarımda defalarca farklı blog ve Vlog’larla vurguladım - neredeyse 20 yıldır menopoz hastaları tedaviden kaçarak menopoz yakınmalarıyla tek başlarına savaşmak zorunda kaldılar. Hormon korkusu olanlar için bu yeni ilaç tam da doğru zamanda sağlık hizmetine sunulmuş oluyor. Menopoz sonrası yıllar kadın sağlığı açısından yaşamın üçte birlik sürecini oluşturuyor ve tam da kronik hastalıklar açısından (kalp ve damar hastalıkları, kemik erimesi ve kırıklar, şeker hastalığı, kanserler vb.) en kritik ve en çok hekim kontrolunu gerektiren bir dönemi içine alıyor. Menopoz hormon tedavisine karşı duyulan korku, milyonlarca kadını peryodik hekim sağlık kontrollarından da alıkoydu. Her halde tıp bilimi menopozdaki kadınları sağlık hizmeti almaktan soğuttu desek yanlış olmaz. Ümit ediyorum ki yeni hormon olmayan menopoz ilacı bu kadınları tıp dünyasıyla, biz hekimlerle barıştıracaktır. Artık menopozla bozulan yaşam kaliteleriyle tek başlarına savaşmak zorunda kalmayacaklar.
Prof. Dr. Kutay Biberoğlu
26.03.2026
Ankara

Kadın Sağlığı Hormon Hastalıkları Tüp Bebek Preimplantasyon Genetik Tanı Kısırlık Ergen Üreme Sağlığı Adet Kanama Bozuklukları Yumurtalık Kistleri Polikistik Over Sendromu Anormal Tüylenme Obesite Yüksek Riskli Gebelik Laparoskopik Cerrahi Endometriosis Menopoz Gebelik ve doğum...

https://www.youtube.com/shorts/T4C5otJXKCM?feature=shareKAHVE, ÇAY İÇMEK DEMANS RİSKİNİ AZALTIR MI?JAMA şubat 2026 baskı...
21/03/2026

https://www.youtube.com/shorts/T4C5otJXKCM?feature=share
KAHVE, ÇAY İÇMEK DEMANS RİSKİNİ AZALTIR MI?
JAMA şubat 2026 baskısında çay ve kahve tüketiminin bilişsel fonksiyonlara etkisi yayımlandı. Bilindiği gibi kahve kafein, polifenol, klorojenik asid ve kateşinler içerir. Çayda daha az da olsa kafein yanında epigallokateşin-3-gallat ve L-theanin mevcuttur. Teorik olarak bu biyoaktif bileşimler bağışıklığı artırarak, sinir hücrelerindeki oksidatif stresi ve inflamasyonu azaltarak, Alzheimer’den sorumlu amiloid ve Tau üzerinden sinir sisteminde koruma sağlayabilir. Ayrıca insulin hassasiyetini, şeker hastalığına yatkınlığı ve damar fonksiyonlarını düzeltip bunamadan ve kalp ve damar hastalıklarından da koruyabilir. İlk defa bu çalışmada 4,5 milyona yakın kadın ve erkek birey 43 yıl izlenmiş ve sonuçta kahve, çay ve kafein tüketiminin bunama riskini azalttığı ve bilişsel fonksiyonları düzelttiği saptanmıştır. Ortalama günde 2-3 kupa (su bardağından 40 ml daha büyük) kafeinli kahve veya 1-2 kupa çay veya 300 mg kafein tüketenlerin çay, kahve, kafein içmeyenlere kıyasla bunama riskinin yüzde 10 daha düşük olduğu gösterilmiş. Daha yüksek dozda tüketim ise yararlı etkiyi artırmadığı gibi, uyku sorunları ve anksieteye yol açmış. Dekafeine yani kafeini alınmış kahve ise aynı yararlı etkiyi göstermemiş.
Konuyla doğrudan ilişkili olmasa da hastaların sıkça sordukları sorulara cevap olarak gebelikte kahve veya çay tüketiminin günde 2 kupadan fazlasının önerilmediğini, düşük ve gelişme yavaşlamasına yol açabileceğini ve anne karnındaki bebeği sıkıntıya sokabileceğini söyleyebilirim.
Doğrudan konu başlığı ile ilgili değil ama yine JAMA 2026 mart sayısında İsveçten gelen bir çalışmada ortalama 71 yaştaki 2157 bireyde protein tüketimi ile Alzheimer riski arasındaki ilişki araştırılmış. Alzheimer için yüksek risk faktörü olan APOE43/44 genotipi taşıyanlarda bile günde 1 öğün kırmızı et protein tüketiminin hem bilişsel fonksiyonları düzelttiği hem de Alzheimer riskini azalttığı gösterilmiş. İşlenmiş et yiyenlerde aksine bunama riski daha yüksek. Biliyorsunuz ki genel kanı yüksek et tüketiminin sağlıksız yaşlanma için bir risk faktörü oluşturduğu yönündedir. Oysa buna aykırı olarak ilk defa İsveç çalışmasında Alzheimer yüksek riski taşıyanlarda bile kırmızı etin bunama için koruyucu olduğu gösterilmiş.
Çay kahve keyfiniz bol olsun. Proteini de ihmal etmeyin.
Prof. Dr. Kutay Biberoğlu
21.03.2026
Ankara

KAHVE, ÇAY İÇMEK DEMANS RİSKİNİ AZALTIR MI? JAMA şubat 2026 baskısında çay ve kahve tüketiminin bilişsel fonksiyonlara etkisi yayımlandı. Bilindiği gibi kah...

Rahim ağzı kanseri – erken tanı / ne yapılmalı https://www.youtube.com/shorts/V97z1Iog2Rg?feature=shareServiks (rahim ağ...
18/03/2026

Rahim ağzı kanseri – erken tanı / ne yapılmalı
https://www.youtube.com/shorts/V97z1Iog2Rg?feature=share

Serviks (rahim ağzı) kanseri neredeyse tamamen human papilloma virusu (HPV) ile oluşur. Belirli aralıklarla test edilen Pap Smear, HPV DNA testleri ve HPV aşısıyla çok şükür ki eskisi kadar sık görülmüyor artık. Halkı bilinçli, sağlık kurumlarına ulaşılabilen gelişmiş ülkelerde toplum taraması ve bağışıklıklandırmayla neredeyse kökü kazınmış durumda. Oysa bilinçsiz, az gelişmiş ve eğitimsiz toplumlarda hala çok sık ve öldürücü de. Sevindirici ve rahatlatıcı diğer bir özellik de rahim ağzı kanserinin 10 yıla kadar uzayabilen çok yavaş oluşması ve gelişmesidir. Erken dönemde henüz oluşmadan yakalanması mümkündür.

Erken evrelerde hiç bir yakınmaya neden olmaması aslında bir şanssızlık. İşte bu nedenle senelik periyodik jinekolojik muayeneler erken tanıda çok önemli. Yumurtalık kanserleri de erken uyarı vermez ve ancak kontrol muayenelerde tesadüfen yakalanır. Aynen meme kanserleri gibi..
Tipik belirtileri adet dışı günlerde veya cinsel ilişkiyle lekelenme, anormal kanamadır. Ağrı tipik bir yakınma değildir, olabilir de olmayabilir de.
En tipik uyarı menopoz sonrası kanamadır. Kadınların hormonlarıyla parallel şekilde artıp azalan fizyolojik sümüksü bir akıntıları olur. Bunun dışında kötü kokulu, önceden olmayan bir akıntı hekime başvuruyu gerektirir. Basit bir vajinal enfeksiyon olabileceği gibi rahim ağzı kanseri belirtisi de olabilir.
Sık idrar yapma veya kabızlık ya da idrar ya da gaitada kan gibi tamamen ilgisiz bir yakınma, uyarıcı olabilir. İleri evrelerde vücudun her hangi bir bölgesinde ağrı ve şişlik ortaya çıkabilir.
Hiç bir belirti vermeden Pap smear raporunuzda normal dışı hücreler ve veya HPV DNA testinde virus pozitifliği yakalanabilir. Üç senede bir smear veya 5 senede bir HPV testi ya da kombine şekilleri uygulanabilir.
Şimdilerde bazen zaman darlığından bazen ise bilgi eksikliğinden olsa gerek jinekologlar vajinal spekulum ve parmakla pelvik muayene yapmaktansa vajinal veya abdominal ultrason yapmakla yetinmektedirler. Bu büyük bir hatadır çünkü klinik muayene ile hastaya dokunmak, gözle incelemek hekimlik sanatının gereğidir. Ultrason ise bir görüntüleme, bir laboratuar yöntemidir. Rahim ağzı kanseri muayene ile anlaşılır, ultrason ile tanı konulamaz. Sizi vajinal muayene etmeyen sadece ultrason yapan bir hekimi uyarınız çünkü görevini doğru yapmıyor demektir. Zaman darlığı muayene yapmamanın bir gerekçesi olamaz.
Pap Smear veya HPV testi anormal ise kolposkopi altında doku büyütülerek biyopsi alınması ve patolojik inceleme tanı için esastır.
Son söz: Koruyucu hekimlik yani hastalıklar olmadan once hastalıklardan korunma ve veya hastalığın erken tanısını koymak hem sorunsuz, sağlıklı ve uzun bir ömürün garantisidir hem de kişisel ve ulusal milli gelirin korunmasında ekonomik olanıdır.
Prof. Dr. Kutay Biberoğlu
18.03.2026
Ankara

Rahim ağzı kanseri – erken tanı / ne yapılmalıServiks (rahim ağzı) kanseri neredeyse tamamen human papilloma virusu (HPV) ile oluşur. Belirli aralıklarla tes...

Address

John F. Kennedy Caddesi No: 148/9 Ankara
Ankara
06700

Opening Hours

Monday 12:00 - 18:00
Tuesday 12:00 - 18:00
Wednesday 12:00 - 18:00
Thursday 12:00 - 18:00
Friday 12:00 - 18:00
Saturday 12:00 - 18:00

Telephone

+903124277181

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Prof. Dr. Kutay Biberoğlu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Prof. Dr. Kutay Biberoğlu:

Share