28/02/2026
Bir sahnede anne “Yangın var, şımarıklığı bırak” diyor.
Çocuk ise kırgın bir sesle “Birlikte veda edecektik” diye karşılık veriyor.
Ardından annenin ağzından şu cümle dökülüyor:
“İşimi çok zorlaştırıyor.”
Dışarıda bir yangın var.
Ama o an asıl yangın, çocuğun içinde başlıyor.
Çocuk için mesele yangın değildir.
Mesele verilen sözdür.
Mesele güvende hissetmektir.
Çocuklar kriz anlarında rutinlere ve sözlere tutunur. Çünkü söz, onlar için bağ demektir. Bağ ise güven demektir. Güven sarsıldığında çocuk davranışla konuşur.
Bir çocuk “Umurumda değil” dediğinde, çoğu zaman gerçekten umursamadığı için söylemez. “Çok kırıldım” demenin başka bir yolunu bulamadığı için söyler.
“Yalancısın” dediğinde saygısızlık yapmıyordur; “Güvenim sarsıldı” demeye çalışıyordur.
Ve ebeveynin “İşimi çok zorlaştırıyor” cümlesi, çocuğun zihninde çoğu zaman şöyle yankılanır:
“Ben zor biriyim.”
“Ben annemin hayatını zorlaştırıyorum.”
“Ben yüküm.”
Oysa anne kriz modundadır. Tehlike algısı açıktır. Beyin hayatta kalma ve kontrol modunda çalışır. O an öncelik güvenliktir. Duygular ikinci plana düşer. Kontrol etmeye, düzen kurmaya, çözmeye odaklanır.
Fakat çocuğun sinir sistemi o anda alarm halindedir.
Ve çocuk kendi başına regüle olamaz.
Çocuk, ebeveynin sakinliğine tutunur.
Ses tonuna tutunur.
Temasına tutunur.
Bakışına tutunur.
Kriz anlarında yetişkinler durumu yönetmeye çalışır, çocuklar ise ilişkiyi korumaya.
Bu yüzden kriz anlarında ilk ihtiyaç disiplin değildir.
İlk ihtiyaç açıklama değildir.
İlk ihtiyaç çözüm üretmek değildir.
İlk ihtiyaç bağdır.
Çünkü bağ varsa çocuk sakinleşir.
Çocuk sakinleşirse iş birliği gelir.
İş birliği geldiğinde çözüm zaten mümkün olur.
Kriz anlarında önce güven.
Önce temas.
Önce “Ben senin yanındayım.”
Sonra düzen. 🤍