ÖZTAN Medikal Antalya

ÖZTAN Medikal Antalya Uzun yıllardır beri Akdeniz Bölgesi’nde faaliyette bulunan şirketimiz, ilerleyen zamanda sizlerle çalışmaktan onur duyacaktır.

Uzun yıllardır beri Akdeniz Bölgesi’nde faaliyette bulunan şirketimiz, ilerleyen zamanda sizlerle çalışmaktan onur duyacaktır. Şirketimizin kuruluş amacı, insan sağlığının korunması için gerekli olan teşhis ve araştırma amaçlı ürünleri Akdeniz bölgesi pazarına sunmaktır.

Şirketimiz , bölgesel ve ulusal kongrelerde, teşhis ve araştırma alanlarındaki her türlü yeniliği takip etmekte, Türkiye’nin önde gelen üretici ve ithalatçı firmaları ile her yıl yeni anlaşmalar yaparak ürün yelpazesini sürekli genişletmektedir. Şirketimizin bütün çalışanları insan sağlığına en yüksek kalitede hizmet verebilmek için el ele vermiştir. Herbiri kendi alanında uzmanlaşmış, gerekli tıbbi eğitimi almış olan elemanlarımız, şirket içi eğitim ve seminer programları ile bilgilerini güncel tutmaktadır. Düzenli olarak yapılan aktiviteler ile ekip ruhu geliştirilmekte, çalışanlar birbirlerini daha iyi tanıma imkanı bulmaktadır. Türkiye pazarında ürünlerini pazarlamak isteyen ve pazarlama kanallarımıza uygun mal üreten yeni yabancı üreticilerin iş önerilerine açık bir kuruluş olarak Öztan Medikal müşterilerine daha yaygın çeşitte hizmet sunma arayışındadır.

1. Geniş bir ürün yelpazesi ile hastanelere ve hastalarımıza tek merkezden etkin ve ekonomik hizmetler sunuyoruz.

2. Kalite standardlarına ve sertifikalarına sahip üreticilerin ürünlerini pazarlıyoruz.

3. Tüketici haklarına saygılıyız. Çalışmalarımızda müşteri memnuniyetini temel alıyoruz. Read more at http://www.oztanmedikal.com/ .99

22/11/2017

Ne zamanki ön yargılarımızdan kurtuluruz. O zaman insan oluruz. Engeller bedende değil zihindedir.

Haftasonu da mesai devam.. herkese sağlıklı günler.
11/11/2017

Haftasonu da mesai devam.. herkese sağlıklı günler.

Yeni doğum yapmış bir anneyi ziyarete lütfen en azından kırkı çıkmadan gitmeyiniz, emin olun size asla küsmez.Yakın aile...
08/11/2017

Yeni doğum yapmış bir anneyi ziyarete lütfen en azından kırkı çıkmadan gitmeyiniz, emin olun size asla küsmez.

Yakın aile bireyleri hariç annenin misafire ihtiyacı yoktur.

Ama diyelim ki merakınıza yenik düştünüz ve dayanamayıp gittiniz…

Lütfen ellerinizi yıkamadan bebeğe dokunmayınız!

Bebeği öpmeye çalışmayınız!

Parfüm ve sigara kokusundan arınmış olarak gidiniz!

Lütfen saatlerce oturmayınız!

Lütfen ikram beklemeyiniz!

Sadece anneye yardımcı olup olamayacağınızı sorup, istediğinde yardım ediniz.

“Sütün var mı? Bebek kaç kilo? Artık uykusuz gecelerin başladı. İlk aylar çok zorlanırsın. Bebek uyuduğunda sen de uyu. İşe geri dönecek misin? Seste uyumaya alıştır. Onu ye,bunu iç, sakın mama verme, lohusanın mezarı 40 gün açık olur” gibi anlamsız moral bozucu yorum ve telkinlerde bulunmayınız.

Eğer anneye yakın bir yerde oturuyor ve yardımcı olmak istiyorsanız yemek yapıp götürebilirsiniz.

Ziyarete gidip de “Sen işlerini hallet ben bebeğe bakarım” demek gibi bir gaflette bulunmayınız.

Zira bebeğin annesine, onun da bebeğiyle ilgilenmeye ihtiyacı vardır.

Sadece anne uyumak istiyorsa bebeğe bir süre bakmayı teklif edebilirsiniz.

Ne zaman giderseniz gidin bebek belli bir aya gelinceye kadar ziyaretlerinizi mümkün olduğunca kısa tutunuz ve lütfen küçük çocuklarınızı götürmeyiniz.

Tabi bir de 9-10 kişi toplanarak kabile halinde gitmeyiniz.

Bebeğin fotoğraflarını çekmeye çalışmayınız.

Sevgili hemcinslerim, sizler de anne oldunuz veya olacaksınız…

Lütfen lohusaların ne kadar hassas ve alıngan bir dönemde olduklarını unutmayınız.

Anneliğe ve bebekli bir hayata, uykusuz gecelere alışmaya çalışan kadını sinirlendirecek davranışlarda bulunmayınız.

Anne ve bebeğin en son ihtiyaç duyacakları şey kalabalık ve gürültüdür.

Dünyaya henüz gözlerini açmış yavrucağı bir cümbüşün içine sürüklemeyiniz…

Anne ve bebek sağlığı ile ilgili malzeme ihtiyacınız olursa :

TEL & FAKS : +902422381989

06/11/2017
Herkese sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum.  Kemal Tanbulut: Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşun...
06/11/2017

Herkese sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum.

Kemal Tanbulut: Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir.

>1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.
>Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel Ödülü kazandırmıştır.

>Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz - anaerobik-
>hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

>Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser,normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.

>Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

>Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.

>.Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.

>Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
>Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan
>kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan
>ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..
>
>Proteinlerden şeker

>Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir. Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) "glükoneogenez" (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle,şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler.

>Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.

>Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?

>Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur(işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

>Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
>Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan
parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!

>Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaşeksialı hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

>.Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba"üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan,kanserli bölgedir.

>Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.

>Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser,çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

>Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil

>Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.

>Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
>Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine " Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu.
>Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).

>Kaynak: International Wellness Directory

>Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?

>İngiltere'de 1815'de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970'de 50 kg 'ın üzerine çıkmıştır. 1970-2000 yılları arasında AB vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir.
>Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
>Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını gözönüne açıkça sermektedir.

>Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

>* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
>* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
>* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
>* Bol taze sebze ve meyve yiyin.
>* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal
>hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
>* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi
>probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
>* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
>* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.
>Mümkünse marda (?) sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt,peynir)tercih edin.
>* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
>* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
>* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
>* Stresten uzak durun.
>* İyi uyuyun.
>* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
>* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
>* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
>* Aşırı alkol kullanmayın.
>* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
>* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
>* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
>* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
>* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
>
>Prof. Dr. Ahmet AYDIN
>İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
>Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
>
>Bu bilgiyi bildiğiniz herkese gönderin, belki bir hayat kurtarırsınız

Günaydın herkese hayırlı işler.. sağlıklı günler
01/11/2017

Günaydın herkese hayırlı işler.. sağlıklı günler

Meslektaşımız Süleyman beyi  Raifoğlu Medikal  mekanında ziyaret edip bir kahvesini içtik  Herkese hayırlı işler.
30/10/2017

Meslektaşımız Süleyman beyi Raifoğlu Medikal mekanında ziyaret edip bir kahvesini içtik
Herkese hayırlı işler.

24/10/2017

Geçiş mevsiminde soğuk algınlığına yakalananlar için çözüm önerilerimiz. Sağlıcakla kalın ..

20/10/2017

Muhteşem bir uygulama.. darısı Antalya'nın başına.. Herkese mutlu günler..

Hangi Ayda Hangi Balık Yenmeli?Sağlıklı beslenme menülerinin vazgeçilmezi olan balık; folik asit, fosfor, kalsiyum, iyot...
13/10/2017

Hangi Ayda Hangi Balık Yenmeli?

Sağlıklı beslenme menülerinin vazgeçilmezi olan balık; folik asit, fosfor, kalsiyum, iyot ve selenyum gibi mineraller içeriğiyle de çok zengin bir besin.

Sağlıklı beslenme menülerinin vazgeçilmezi olan balık; folik asit, fosfor, kalsiyum, iyot ve selenyum gibi mineraller içeriğiyle de çok zengin bir besin. Balığın mevsiminde tüketildiğinde daha sağlıklı ve doğru tercih olduğunu belirten İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi Uzman Diyetisyeni Olcay Barış, hangi ay hangi balığın lezzetli olduğunu anlatarak taze balığı seçme ve pişirme yöntemlerinden bahsetti.

İçinde bulunduğumuz Ekim ayı, balık sezonunun en canlı aylarından biri olarak kabul ediliyor. Palamutun en lezzetli ayı olarak bilinen Ekim’de ayrıca barbunya, çipura, kılıç, levrek, lüfer, tekir, sardalya, palamut, orfoz, traça da en lezzetli halleriyle sofralara geliyor.

Kırmızı et ve tavuk etine göre daha az düzeyde yağ ve doymuş yağ içeren balık, Omega 3’ün yanısıra kaliteli proteinler, vitaminler ve mineraller yönünden çok zengin bir besin. İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi Uzman Diyetisyeni Olcay Barış, balığın folik asit, fosfor, kalsiyum, iyot ve selenyum gibi mineraller içeriğiyle de çok zengin bir besin ve iyi bir protein kaynağı olduğunu belirterek, “B grubu vitaminlerden tiamin (B1), niasin (B3), pridoksin (B6), B12 ve yağda eriyen vitaminlerden A ve D’nin iyi kaynakları olarak kabul edilen balığın 100 gramı, özellikle A vitamini gereksiniminin yüzde 10-15’ini karşılıyor” dedi. Barış, taze balık tercihinin nasıl yapılması gerektiği ve pişirme yöntemleriyle ilgili şunları söyledi;

HER BALIK MEVSİMİNDE SAĞLIKLI

Balık, vitamin, mineral bakımından oldukça zengin bir gıda olmakla birlikte beynin kullandığı omega yağ asitlerince de çok zengindir ve en önemlisi mevsiminde balık tüketmektir. Örnek vermek gerekirse, kış mevsiminin dışında tüketilen hamsi ve palamut, yaz aylarında tüketilen lüfer ve kefalden çok da bir şifa beklemek doğru değildir. Bunun yerine, kış bitimine doğru yiyebileceğimiz bir kalkan, ilkbahar mevsiminde yenecek levrek ve mezgit, yaz mevsimi sonuna doğru yiyebileceğimiz çipura bizim için çok daha sağlıklı ve doğru bir tercih olacaktır.

Ocak:Bu ayın en lezzetli balıkları uskumru, lüfer, palamut ve istavrittir. Çinekop, tekir, kefal, kırlangıç ocak ayında en bol dönemini yaşayan balıklardır.

Şubat: Kalkan mevsiminin başlangıcıdır. Tekir, gümüş, hamsi, izmarit, kalkan, mersin, torik, kefal, levrek şubat ayında lezzetlidir.

Mart:Gümüş, izmarit, mezgit, kalkan, kaya balığı, mezgit, kefal, levrek, yayın balıkları mart ayının lezzetli ve bol bulunan balıklarındandır.

Nisan:Gümüş, izmarit, kalkan, mersin, barbun, levrek, kefal, kaya balığı lezzetlidir. Nisan ayında en fazla avlanan balıklar kalkan, levrek, mercandır.

Mayıs:Gümüş, izmarit, mercan, mersin, mezgit, levrek, kaya balığı en lezzetli balıklardır. Mayıs ayı deniz canlıları ve balıklar açısından çok zengin çeşitlilik gösteren bir aydır. Barbun, istakoz, levrek, tekir, dil balığı, pavurya, kılıç, kırlangıç, karides, iskorpit mayıs ayında lezzetle tüketilebilir.

Haziran:Mercan, akya, kaya balığı, mersin, orkinos, orfoz, sardalya, bu ayda tüketilebilen gereken balıklardandır.

Temmuz:Sardalya, çinekop, sarıağız, akya, orkinos, kaya balığı, trança, sinarit bu ayın en lezzetli balıklarıdır. İstavrit çok lezzetlidir.

Ağustos:Çinekop, sarıağız, sinarit, kaya balığı, orkinos, sarıkanat lezzetlidir. İstavrit yine en lezzetli balıktır.

Eylül:Kılıç ve sardalya balıkları hala lezzetlıdır. Lüfer, kolyoz, izmarit, barbun, çinekop, çipura, uskumru, kılıç ve kırlangıç eylül ayında da çok bol avlanır.

Ekim: Balık sezonunun en canlı aylarından biridir. Barbunya, çipura, kılıç, levrek, lüfer, tekir, sardalya, palamut, orfoz, traça çok lezzetlidir. Palamutun en lezzetli zamanıdır.

Kasım:Lüfer, palamut, orfoz, sarıağız, tekir, torik, uskumru, kefal, sazan, yayın lezzetlidir. Kasım ve Aralık, lüferin en lezzetli zamanıdır. Kasım ayı torik akışının en yoğun olduğu zamandır.

Aralık:Uskumru, lüfer, palamut, torik lezzetlidir. Tekir, bolca avlanır ve hamsinin de tam lezzetli olduğu zamandır.

GÖZÜNE BAK TAZESİNİ SEÇ

Balık avlandıktan kısa bir süre sonra tazeliğini kaybeder, bu yüzden balık alınırken tazeliğine çok dikkat edilmelidir. Taze balığın göz bebekleri dışa doğru bombelidir, bayat balığın göz bebekleri ise çökmüş donuk ve mattır. Balığın tazeliğini koruyan soğuk hava depoları olsa da bu özelliklere dikkat etmek gerekir. Ayrıca taze balığın üzerine elinizi bastırıp çektiğinizde bir iz oluşmaz fakat bayat balığın üzerine elinizi bastırıp çektiğinizde iz kalır, balık eski şekline dönemez.

PİŞİRME YÖNTEMİNE DİKKAT!

İçeriğindeki sağlıklı yağların bozulmaması ve fazla yağ tüketiminden kaçınmak için balığı yağda kızartmak yerine, haftada en az iki kez fırında, ızgara veya buğulama olarak tüketmeyi ihmal etmeyin. Çok üzücü ama yılda kişi başında sadece 8 kg balık tükettiğimizi biliyor muydunuz? Haftada en az 2 gün mevsiminde balık tüketmeye dikkat edelim.

11/10/2017

Darısı bizim ülkemizin başına.. Engelli.. engelsiz her çocuğun oynanabileceği guzel.bir park.

Uyurken yanı başınıza limonu bölüp içine tuz koyun!Dilimlediğiniz limonları, komodin üzerine koyarak, uykuya dalabilirsi...
10/10/2017

Uyurken yanı başınıza limonu bölüp içine tuz koyun!

Dilimlediğiniz limonları, komodin üzerine koyarak, uykuya dalabilirsiniz. Peki, uyurken yanınıza limon koymanın ne gibi faydaları olabilir? İşte cevaplar...

1- Gerginliğinizi alır
Stres birçok insanın genel sorunu... Yatakta dönüp durmanıza yol açan stres ve anksiyete gibi durumlar uyumanızı güçleştirir. Komodin üzerindeki limon ise sizi sakinleştirir. Araştırmaya göre; narenciye kokusu kişinin beyin dalgalarını ve duygularını rahatlatıyor.

2- Odaklanmanızı artırır
Yatmadan önce neden odaklanmanız gerektiğini soruyor olabilirsiniz.
Ama eğer beyni sürekli meşgul olan ve uykusuzluk sorunu olan bir kişiyseniz psikologlar olumlu şeylere odaklanmanız gerektiğini söylüyor. Odaklanmak için ise limon kokusu birebir...

3- Daha iyi nefes alırsınız
Uyumaya çalıştığınızda bir de burnunuz tıkanıyorsa Antioksidan ve antibakteriyel olan limonun burun deliklerinizden içeri girmesine izin verin.

4- Böcekleri uzaklaştırır
Sivrisineğin kulağınızın etrafında dolaşmasından veya gece boyu sinekler tarafından ısırılmaktan bıktıysanız bu haber tam da size göre...
Limon, sivrisineklerin sevmediği bir şey. Ayrıca limon her tür böceği öldürür. Bu dilimler onları diğer odanın gerisinde tutar.

5- Sabahleyin enerjinizin artmasını ve pozitif olmanızı sağlar
Sabahleyin erkenden uyanmak, birçok insanın çok zorlandığı bir şey. Ancak komodin üzerindeki bu dilimler uyanma sürecinizi daha az acılı bir hale getirecek.Limon kokusu beyninizin serotonin seviyelerini artırır.

6- Havanın kalitesini artırır
Limon sadece etrafın güzel kokmasını sağlamıyor aynı zamanda havayı arındırıyor. Çok güçlüdür, hatta bir odadan boya kokusunu çabucak çıkarmak için limon kullanabilirsiniz.

7- Kan basıncını düşürür
Limon aroması kan basıncını düşürür. Pek çok insanın kan basıncının yüksek olduğunu düşünecek olursak, limonun insanlar için kullanışlı bir meyve olduğunu anlamak zor olmaz.

Address

YILDIZ MAH. YILDIZ Caddesi 63/B
Antalya
07100

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 09:00 - 19:00

Telephone

+902422381989

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ÖZTAN Medikal Antalya posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to ÖZTAN Medikal Antalya:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram