05/03/2026
Bu Hissettiğim Huzursuzluk Neden?
Bazen her şey yolundadır. Hayat akıyordur. İş, ilişkiler, sorumluluklar… Dışarıdan bakıldığında eksik yoktur hatta belki de her şey yerinde ve iyi görünüyordur..
Ama insanın içinde tarif edemediği bir huzursuzluk dolaşır.
Sanki adı konmamış bir eksiklik,
yerini bulamamış bir parça,
tam oturmayan bir hayat hissi…
Bugün neredeyse herkesin “nasıl yaşanmalı”ya dair bir öğretisi var.
Nasıl mutlu olunur, nasıl başarılı olunur, nasıl bir ilişki yaşanır, nasıl bir beden ideal kabul edilir…
Sosyal medya bu öğretilerin vitrini gibi çalışıyor.
Sürekli daha üretken, daha dengeli, daha huzurlu, daha güçlü bir versiyon gösteriliyor.
Ve insan, o gösterilen hayatı yaşamıyorsa
ya da yaşayacak enerjiyi, imkânı, isteği bulamıyorsa
kendini eksik, yetersiz, geri kalmış hissedebiliyor.
Oysa bu duygu her zaman bireysel bir başarısızlığa işaret etmez.
Bazen mesele, kişinin yetersizliği değil;
maruz kaldığı yaşam idealleriyle kendi gerçekliği arasındaki mesafedir.
Bu durum, bireysel bir kusurdan ziyade
genel bir uyum probleminden kaynaklanıyor olabilir.
Kendi değerlerinle örtüşmeyen bir hızda yaşamak,
sana ait olmayan hedefleri içselleştirmek,
başkasının “doğru”suna göre konumlanmak…
Theodor W. Adorno’nun söylediği gibi:
“Yanlış yaşam doğru yaşanmaz.”
Belki de huzursuzluğun kaynağı,
tek bir olay değil;
içeride yabancı gelen bir yaşam formuna uyum sağlamaya çalışmaktır.
İç sıkıntısı bazen bastırılmış duyguların,
bazen ertelenmiş bir yasın,
bazen de uzun zamandır ihmal edilmiş kendiliğin sesidir.
Her şey yolundayken bile iyi hissetmemek bir arıza değildir.
Bu his, daha sahici, daha öznel, daha sana ait bir yaşam arzusunun işareti olabilir.
Belki soru şu:
Gerçekten başarısız mıyım,
yoksa bana uymayan bir denklemin içinde mi çabalıyorum?
Bazen huzursuzluk, çözülmesi gereken bir problem değil; yeniden hizalanma çağrısıdır.