10/11/2025
with .repost
・・・
Büyük Atamızı her yıl olduğu gibi büyük bir özlem ve minnetle anıyoruz.
Hastalığının son günlerinde ısrarla Ankaraya gitmek istemiş, doktorları yolculuğa müsaade etmemiş,kararda o tarihlerde tren yolculuğunda siroz nedeniyle vefat eden Romanya kraliçesinin haberi de etkili olmuştu. Son günlerini Dolmabahçe sarayında geçirmek zorunda kalan Atamızın çok etkileyici anlarla dolu son günlerinden:
18 Eylül 1938 ‘Umumî harp gelecek yıl’
Celal Bayar Dolmabahçe Sarayı’na 4 yıllık yeni ekonomik planı
Atatürk’e sunmak için gelir. Doktorlar ziyaret istemiyorlardı, endişelendiler fakat Atatürk sunumu dinlemek için sabırsızlanıyordu.Zile basıp, hizmetlisini çağırdı ve yüzü Bayar’ın karşısına gelecek şekilde yerinin değiştirilmesini emretti.
Hiçbir ziyaretin 10 dakikayı geçmemesi konusunda doktorlardan talimat almış olan Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak,kapıda görünüp, yalvaran gözlerle bakınca onu da çağırdı,’Otur, dinle. Mühim şeyler konuşacağız’ dedi.
Denizbank’a 28 vapur alınması için sipariş verilmişti,Kütahya’da bir elektrik santralı inşa edilecek, elektriğin kilovat saati Anadolukavağı’na 35 paraya mal olacaktı.Kütahya’da 25.000 ton sentetik benzin üretecek bir fabrika planlanıyordu.Sakarya Nehri üzerinde sulama tesisleri yapılacak ve kömür üretimi senede 5 milyon tona çıkacaktı.
Atatürk,Bayar’ı memnuniyet ifadesiyle dinleyip konuşmanın sonunda
‘Elinizi çabuk tutun çocuk,umumî harp gelecek yıl.Anlattıklarını yapmaya zamanımız olmayabilir’ dedi.
Atatürk ölümünden 1 yıl sonra 1939 yılında başlayacak olan 2. Dünya Savaşı’nı işaret ediyordu.
28 Eylül 1938
Komayla geçen gecenin ardından gözlerini açtı.Başucunda Afet İnan vardı:
‘Bana ne oldu? Bana bir şey oldu’ dedi.Sonra da Afet İnan’ın kulağına fısıldadı:
‘Ölüm, demek böyle olacak kızım...’
Odasında yatağının karşısındaki duvarda Moskova büyükelçimiz Zekai Apaydın’ın Rusya’dan gönderdiği Dört Mevsim isimli tablo asılıydı.Tabloda kır çiçekleriyle bezeli yemyeşil bir yamaç,bu yamaçta çiçek açmış meyve ağaçları,arka planda ise heybetli karlı dağlar uzanıyordu. Atatürk,sıkıntılı,ateşli koma gecelerinin sabahında gözlerini açtığında bu tabloyla karşılaşır,bu tabloda memleketin dört köşesini görebildiğini söylerdi.
Zorlu yılların ve hastalığının ardından,engin bir ormanın sonsuzluğunda huzur bulma hayali vardı.
‘Gidelim Afet,bir orman kenarına gidelim. Her şeyi bırakalım. Şöyle basit bir ev, ocaklı bir oda... Evet,evet,hemen çekip gidelim ormanlara... Hele ben bir iyi olayım da.’
Atatürk’ün 10.yıl nutkuna yazdığı fakat bir veda gibi anlaşılır diyen eleştiriler olunca üzerini çizdiği cümlesi ise hep zihinlerimizde; ‘BENİ HATIRLAYINIZ…’
Ruhu şad olsun.