27/02/2026
Doğan Cüceloğlu hocamızın dediği gibi; insan yok sayıldığı zaman öfkelenir.🩵
Duygunuzu yok sayarlar… Üzüntünüzü küçümserler, kaygınızı abartı bulurlar, kırgınlığınızı “hassasiyet” diye geçiştirirler. O an sadece bir duygu değil, varlığınız da görünmez olur. Çünkü duygu, insanın “buradayım” deme biçimidir.
Sorumluluklarınızı yok sayarlar… Taşıdığınız yükü, verdiğiniz emeği, sustuğunuz yerleri kimse fark etmez. Siz ayakta tutmaya çalışırken, biri rahatça eleştirir. İşte o zaman yorgunluk öfkeye dönüşür.
Emeklerinizi yok sayarlar… Yaptıklarınız sıradanlaşır, fedakârlıklarınız görev sayılır. Teşekkür edilmez, takdir edilmez. Değer görmeyen emek, zamanla içte bir kırgınlığa yer açar.
Ve en acısı… Karşınızdaki insan sizi değil, kendi konforunu merkeze alır. Sizi anlamaya çalışmak yerine, sizi susturmaya çalışır. O an öfke yükselir; çünkü insan ruhu saygısızlığı tanır.
Öfke çoğu zaman bir saldırı değil,
“Beni gör.” çağrısıdır.
“Beni duy.” isteğidir.
“Ben de buradayım.” hatırlatmasıdır.
Bastırılan öfke ya içe çöker ya da bir gün taşar.
Bu yüzden mesele öfkeden kurtulmak değil;
onu anlamak, altında yatan ihtiyacı fark etmek ve sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Unutmayın…
Sürekli yok sayılan bir kalp ya susmayı öğrenir,
ya da bir gün artık susmaz.
Öfke bazen karakter zayıflığı değil, kendi değerinin alarmıdır.