11/05/2026
Bir ötekinin zihninde, tüm geçmişimiz ve karmaşık duygularımızla, yargılanmadan ve değiştirilmeye çalışılmadan var olabilmek... Romantik ideolojilerin ötesinde, ilişkilerin en temel iyileştirici dinamiği tam olarak budur.
“Bana inanan birini buldum” ifadesi, aslında “beni onarmaya, dönüştürmeye veya kendi beklentilerine göre şekillendirmeye çalışmadan, ruhsal varoluşumu olduğu gibi kapsayabilen birini buldum” demektir. Kendi içsel gerçekliğimizin bir başkası tarafından gönülden onaylanması, Winnicott’un kavramsal çerçevesiyle ifade edecek olursak, ‘gerçek kendiliğin’ (true self) ortaya çıkabilmesi için gereken o güvenli, kapsayıcı zemini yaratır.
Geçmişin getirdiği yükleri, kırılganlıkları ve zorlayıcı duyguları savunmaya geçmeden, “doğrusu bu” dayatması yapmadan, sadece anlamaya çalışarak ve inanarak kabul edebilmek... Uzun soluklu ve sahici bağların özünde, ötekinin aynasında kendi karanlık veya eksik yanlarımızla bile var olabileceğimizi görmek yatar. Birini sevmek, onu kendi idealizasyonumuza uydurmak değil; onun kendi gerçekliğinde kalabilmesine alan açmaktır.