26/11/2025
Güçlü görünmek, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında hayranlık uyandıran bir özellik gibi durur.
Hayatı kontrol eden, duygularını yönetebilen, herkesin sorununa çözüm bulan kişinin etrafında “kolaylık” hissi vardır.
Fakat güçlü görünmenin arkasında çoğu zaman kimsenin fark etmediği bir gerçek saklanır: yorgunluk, yalnızlık ve duygusal yükü kimseyle paylaşamama.
Güçlü olmak; ihtiyaç belirtmemeyi, yardım istememeyi ve “hallederim” demeyi gerektirir.
Güçlü görünmek ise bambaşka bir şeydir.
Bu, duyguların geri planda tutulduğu, zayıflığın bir kusur gibi algılandığı, en ufak kırılganlığın bile “yanlış anlaşılacağı” endişesiyle kaçınıldığı bir yaşam şeklidir.
Bir süre sonra kişi kendi duygularını tanımakta zorlanır.
Çünkü güçlü görünme zorunluluğu, dışarıdan gelen beklentilerle içsel ihtiyaçların arasına görünmez bir duvar örer.
Bu duvar zamanla kişiyi dış dünyaya karşı değil, kendi içinden yükselen duygulara karşı korumaya başlar.
Böylece “yardım istememek” bir tercih değil, neredeyse otomatikleşmiş bir hayatta kalma yöntemi olur.
En ilginci ise, güçlü görünen kişiler en çok ilişkilerde zorlanır.
Çünkü ilişki, iki tarafın da duygularını duyurabildiği bir alan ister.
Ama güçlü durma refleksi, yakınlığı çoğu zaman mesafeye dönüştürür.
Karşı taraf “ihtiyaç duymuyor”, “zorlanmıyor”, “kırılmıyor” zanneder.
Oysa içte yoğun bir temas ihtiyacı vardır; sadece ifade edilmez.
Güçlü görünmenin bedeli tam olarak burada ortaya çıkar:
İçerde yaşanan duygular ile dışarıya gösterilen kimlik birbirinden uzaklaştıkça kişi kendine yabancılaşır.
Bu da zaman içinde tükenmişlik, duygusal boşluk ve ilişkisel kopma yaşatır.
Aslında güçlü olmak, duyguları gizlemek değil; onları anlamlandırabilmektir.
Gerçek güç, kimseyi zorlamadan ama kendini de ihmal etmeden yaşamayı başarabilmektir.
Ve çoğu zaman en güçlü adım, “Bu konuda zorlanıyorum” diyebilme cesaretidir.
Klinik Psikolog Uzma Acar
Bodrum🌿