21/12/2025
“Diyetteyim ama pazar kahvaltısı var…”
Bu cümle çoğu zaman suçlulukla başlar, değil mi?
Fırından yeni çıkmış simitler, poğaçalar, mıhlama,tavada cızırdayan sucuklu yumurta, nutella, bal- kaymak..
Bir yanda mozzarella–domates–fesleğen uyumu, kırmızı pancar, havuç ve salatalığın ferahlığı.
Masada zeytinler, reçel, biraz pekmez, bir parça tahin helvası.. Canı tatlı isteyen için pankek, arzu edene fıstık ezmesi ya da çikolatalı küçük dokunuşlar.
İşte tam da bu sofralar, “diyetteyim” kelimesinin en çok zorlandığı anlar oluyor.
Ama şefkatli beslenme bize şunu hatırlatır:
Beslenme yalnızca ne yediğimiz değil, nasıl ve hangi duyguyla yediğimizdir.
Kalori sayarak geçirilen bir pazar kahvaltısı,
bedeni doyururken zihni yoran bir deneyime dönüşebilir. Oysa yavaşlamak, tadına varmak, doyduğun yerde durmak;
hem bedeninle hem besinle olan ilişkiyi onarır.
Bu sofrada her şey var diye hepsini bitirmek zorunda değilsin. Ama gerçekten istediğini, suçluluk eklemeden yiyebilirsin. Çünkü tek bir öğün, ne sağlığını bozar ne de seni yolundan çıkarır. Asıl önemli olan, zaman içinde kurulan dengedir.
Diyet; hayatı durdurmak değil,
hayatın içinde yer açabilmektir.
Sevdiklerinle paylaşılan bir pazar kahvaltısı da bu dengenin içindedir.
✨ Eğer sen de kalori saymadan, suçluluk duymadan beslenmeyi öğrenmek istiyorsan
bu postu kaydet, pazar kahvaltısında zorlanan bir arkadaşınla paylaş ve bedenine biraz daha şefkatli davranmayı bugün seç 🤍