Klinik Psikolog ECEM AKGÜL

Klinik Psikolog ECEM AKGÜL ÇOCUK & ERGEN & YETİŞKİN PSİKOLOĞU
KLİNİK PSİKOLOG

24/03/2026

Bir çocuk duygusal olarak görülmez, anlaşılmaz ve aynalanmazsa;
yetişkin olduğunda başkasının gözünde kendini bulmaya çalışır.

Görülmeden büyüyen kişiler:
• Değersizlik hissiyle mücadele eder
• Onay arayışına daha açıktır
• İlişkilerde “fazla veren” rolüne girer
• Terk edilme korkusu yüksektir
• Duygularını bastırır
• Partnerinin memnuniyetiyle kendi değerini ölçer
• “Benim hislerim önemli değil” şeması gelişir

Bu yüzden en basit yakınlık bile tetikleyici olabilir.
Kişi hem sevgi ister hem de sevgi gelince huzursuz olur.

Görülmeden büyümek,
yetişkinlikte kendini hep kanıtlama mücadelesi olarak geri döner.

İyileşme, birinin seni görmesiyle değil;
senin kendini görmenle başlar.

17/03/2026

Evet — uyku bozuklukları çoğu zaman ruh sağlığının ilk ve en sessiz sinyallerinden biridir.

Uykuyla ruh sağlığı arasında güçlü bir çift yönlü ilişki vardır:

🔹 Kaygı artınca uyku kaçar
Zihin sürekli tetikte olur; beden gevşeyemez.

🔹 Depresyonda uyku düzeni bozulur
Ya aşırı uyuma ya da hiç uyuyamama döngüsü görülür.

🔹 Travma sonrası uykuda kabuslar
Beyin yaşadığı duygusal yükü gece işlemeye çalışır.

🔹 Stres hormonları uykuyu engeller
Kortizol yüksek olduğunda uykuya dalmak zorlaşır.

🔹 Düzensiz uyku zihni daha kırılgan yapar
Duygu düzenleme yetisi azalır; kişi daha tahammülsüz olur.

Uyku sorunları sadece “yorgunluk” değildir; zihnin ve bedenin yardım çağrısıdır.

Uyku düzenlemek = ruh sağlığını düzenlemek.

Birçok insan için sınır koymak “ben kötü biriyim” hissi uyandırır.Bu suçluluk, çoğu zaman çocukluk deneyimlerinde başlar...
13/03/2026

Birçok insan için sınır koymak “ben kötü biriyim” hissi uyandırır.
Bu suçluluk, çoğu zaman çocukluk deneyimlerinde başlar.

Neden suçluluk olur?
• Çocukken “hayır” deme hakkı verilmemiştir.
• Kendi ihtiyaçlarını ifade ettiğinde eleştirilmiştir.
• Ebeveynin duygusal yükünü taşımak zorunda kalmıştır.
• Sevgi koşullu verilmiştir: “Uslu olursan seni severim.”
• Kendi alanını koruduğunda cezalandırılmıştır.

Yetişkinlikte bu şöyle görünür:
• Sınır koymak = karşı tarafı incitmek gibi algılanır
• “Kırılmasınlar” diye kişi kendini feda eder
• Fazla verme eğilimi oluşur
• Kendini koruduğunda suçlu hisseder
• “Ben bencil miyim?” sorusu sıkça belirir

Oysa sınır koymak bencillik değil,
ilişkide hem kendini hem karşı tarafı koruma biçimidir.

Hayır, aynı şey değil.Her empati eksikliği narsisizm değildir ve her narsisist empatisiz değildir.Empati eksikliği, kişi...
10/03/2026

Hayır, aynı şey değil.
Her empati eksikliği narsisizm değildir ve her narsisist empatisiz değildir.

Empati eksikliği, kişinin karşısındakinin duygusunu anlamakta zorlanmasıdır.
Narsisizm ise kişinin kendi ihtiyaçlarını aşırı merkeze alması, karşı tarafın duygusunu görmek istememesidir.

Aradaki fark:

🔸 Empati eksikliği → kapasite sorunudur.
Bazı kişiler duygusal sinyalleri okuyamaz.

🔸 Narsisizm → koruyucu bir kişilik örgütlenmesidir.
Kişi kırılgan benliğini korumak için savunma geliştirir.
Empati yapabilir ama “işine gelmediğinde” yapmayabilir.

🔸 Empati eksikliğinde niyet nötrdür;
Narsisizmde ise “kendi ihtiyacını öne koyma” eğilimi vardır.

Empati eksikliği eğitimle, farkındalıkla gelişebilir.
Narsisizm ise daha derin bir kişilik yapısıdır ve profesyonel destek gerektirir.

Bazı insanlar durmayı bilmez; boş kaldığında huzursuz olur, sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister.Bu durum çoğu zaman ...
06/03/2026

Bazı insanlar durmayı bilmez; boş kaldığında huzursuz olur, sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister.
Bu durum çoğu zaman “çalışkanlık” olarak görünse de, aslında içsel bir sessizlikten kaçınma olabilir.

Sürekli meşgul olma ihtiyacı şunları örter:
• Düşünmek istemediğin duygular
• Yüzleşmek istemediğin kırılganlıklar
• Çözülmemiş acılar
• Yetersizlik hissi
• “Durunca çökebilirim” korkusu
• Kendinle kalınca beliren boşluk duygusu

Meşguliyet, zihnin “susturma mekanizmasıdır”.
Kişi aktif oldukça acı duyguların sesi kısılır.
Ama durduğunda içsel gerçekliği yükselmeye başlar.

Gerçek huzur, sürekli meşgul olmakta değil;
durabildiğinde dağılmamayı öğrenmekte saklıdır.

Ekran, modern çocukların hayatında artık büyük bir yer kaplıyor.Ancak fazla ekran süresi, çocuğun gelişiminde bazı alanl...
03/03/2026

Ekran, modern çocukların hayatında artık büyük bir yer kaplıyor.
Ancak fazla ekran süresi, çocuğun gelişiminde bazı alanları gölgede bırakabilir.

Çocuklar ne kaybediyor?
• Gerçek oyun becerisi – hayal gücü, problem çözme ve yaratıcılık gelişimi durur.
• Sosyal etkileşim – yüz ifadelerini okuma, sıra bekleme, empati kurma zorlaşır.
• Duyusal deneyimler – dokunma, koşma, keşfetme gibi doğal uyarıcılar azalır.
• Dikkat süresi – hızlı içerikler odaklanmayı zorlaştırır.
• Duygu düzenleme – ekran anında haz sağladığı için çocuk beklemeyi öğrenmez.
• Akademik hazırbulunuşluk – dil gelişimi ve kelime hazinesi olumsuz etkilenir.

Ekran tamamen yasaklanmalı mı? Hayır.
Ama yaşa uygun süre, doğru içerik ve ebeveyn eşliği kritik öneme sahiptir.

Dijital dünya gerçek dünyanın yerini tutmaz;
çocuk, gelişimini gerçek temasla kurar.

Bir duruma “alışmak”, her zaman iyileştiğimiz anlamına gelmez.Bazen alışmak, sadece bedenin ve zihnin kendini korumak iç...
16/02/2026

Bir duruma “alışmak”, her zaman iyileştiğimiz anlamına gelmez.
Bazen alışmak, sadece bedenin ve zihnin kendini korumak için geliştirdiği bir uyuşma hâlidir.

Alışmak iyileşmek değildir çünkü:

• Duygusal tepki kaybolabilir ama duygu çözülmemiş olabilir
Kişi artık ağlamaz, tepki vermez ama içsel acı hâlâ oradadır.

• Zihin tehdidi görmezden gelmeye çalışır
Bunu “normalleşme” gibi algılarız; oysa zihin kendini kapatmış olabilir.

• Sinir sistemi sürekli stres altında "donma" moduna geçebilir
Bu durum içsel uyuşma, motivasyon düşüklüğü ve hayattan kopma hissi yaratır.

• Kişi kendini ifade etmeyi bırakır
“Alıştım” dediğinde çoğu zaman kastettiği şey, “Artık savaşacak gücüm yok”tur.

Gerçek iyileşme ile uyuşma arasındaki fark nettir:
İyileşmede duygu işlenir; uyuşmada duygu sessizce içerde kalır.

Kendimize “Alıştım mı, yoksa hissetmeyi mi bıraktım?” sorusunu sormak bu nedenle çok önemli bir farkındalıktır.

Bir toplumda öfkenin normalleşmesi, bireylerin daha çok “kızgın” olduğu anlamına gelmez;çoğu zaman yüksek stres, güvensi...
09/02/2026

Bir toplumda öfkenin normalleşmesi, bireylerin daha çok “kızgın” olduğu anlamına gelmez;
çoğu zaman yüksek stres, güvensizlik, belirsizlik ve duygusal yorgunluk biriktiğinde öfke en kolay dışavurum hâline gelir.

Öfkenin normalleşmesinin altında yatan nedenler:

• Kronik stres ve ekonomik baskı
İnsanlar temel ihtiyaçlarına odaklandığında duygusal kapasite daralır.
Öfke, zihnin en hızlı verdiği savunma tepkisidir.

• Duygusal ifade becerilerinin zayıflaması
Toplumda hâlâ öfke dışında birçok duygu “zayıflık” olarak görülüyor.
Bu yüzden üzüntü, kırgınlık, korku veya kaygı yerine öfke seçiliyor.

• Sosyal ve dijital ortamda eleştirel kültürün artması
Sürekli kıyaslama, yargılanma ve eleştiriye maruz kalmak öfkeyi tetikler.

• Güvensizlik hissi
Toplumsal güven azaldıkça, insanlar kendini korumak için daha saldırgan bir tutum takınabiliyor.

• Sesini duyuramama duygusu
Kişi kendini çaresiz hissettiğinde öfke, “kendini var etmenin” yollarından biri hâline gelebiliyor.

Aslında sürekli öfke, toplumun güçlendiğini değil; yorulduğunu ve tükenmeye başladığını gösteren bir işarettir.

Dayanıklılık (resilience), çocuğun güçlü bağlara sahip olmasıyla gelişir.Şiddet görmeden, güvenli ve destekleyici bir or...
06/02/2026

Dayanıklılık (resilience), çocuğun güçlü bağlara sahip olmasıyla gelişir.
Şiddet görmeden, güvenli ve destekleyici bir ortamda büyüyen çocuklar;
hem duygularını düzenlemeyi hem de stresle baş etmeyi erken yaşta öğrenir.
Bu nedenle dayanıklılıkları daha güçlü olur.

Şiddetsiz bir çocukluk neden dayanıklılık yaratır?

• Güvenli bağlanma sistemi gelişir
Sevildiğini ve güvende olduğunu bilen çocuk, risk aldığında arkasında bir destek olduğunu hisseder.

• Duygularını serbestçe ifade etmeyi öğrenir
Duygular bastırılmadığında çocuk kendi iç dünyasını daha iyi tanır.

• Zorlayıcı duygularla başa çıkma becerisi gelişir
Şiddet olmayan evlerde yetişen çocuklar, duygusal düzenleme becerilerini doğal yollarla öğrenir.

• Özdeğer duygusu zedelenmez
Sürekli eleştiri, korku ve tehdit olmadığında çocuk kendini değerli hisseder.

• Problem çözme kapasitesi artar
Korku altında büyüyen çocuk “hayatta kalma” modundadır.
Güvenli ortamda büyüyen çocuk ise öğrenme ve keşfetme modundadır.

• Beyin gelişimi daha sağlıklı ilerler
Sürekli stres altında büyüyen çocukların sinir sistemi hassaslaşır;
güvenli ortamda büyüyenlerin duygusal beyin ağları daha dengeli oluşur.

Dayanıklılık, “acı çekerek güçlenmek” değildir.
Gerçek dayanıklılık, güvenle büyümenin, kabul görmenin, duygusal olarak desteklenmenin doğal sonucudur.

Umut, zihnin geleceğe açılan penceresidir.Umut edilmediğinde pencere kapanmaz; zihin yalnızca karanlığa alışmaya başlar....
02/02/2026

Umut, zihnin geleceğe açılan penceresidir.
Umut edilmediğinde pencere kapanmaz; zihin yalnızca karanlığa alışmaya başlar.
Bu durum bir “pes etme” hâli değil, beynin kendini korumak için geliştirdiği bir hayatta kalma stratejisidir.

Umut etmeyi bırakmış bir zihin:

• Beklentileri azaltarak acıyı minimize etmeye çalışır
“Beklemezsem hayal kırıklığı yaşamam” düşüncesi güvenli görünür.

• Duygusal enerjiyi korumaya yönelir
Yeterince yaralanmış bir zihin artık yatırım yapmak istemez.
Bu, çaresizlik değil; yorgunluktur.

• Kendini tehditten koruyan bir kabuk geliştirir
Fakat bu kabuk koruma sağlarken aynı zamanda insanı dünyadan izole eder.

• Gelecek değil, sadece “bugün” odaklı yaşar
Plan yapmamak, risk almamak, yenilikten kaçmak…
Hepsi umudun zayıflamasıyla birlikte gelişebilir.

• Motivasyon eksikliği bir savunma mekanizması hâline gelir
Zihin, hayal kırıklığını engellemek için hareket etmez.

Umut eksikliği bir karakter özelliği değildir;
genellikle tükenmişlik, yorgunluk, hayal kırıklığı ve değersizlik hislerinin bir sonucudur.
Umut yeniden doğabilir; çünkü umut, zihnin değil, insanın içsel iyileşme kapasitesinin bir parçasıdır.

30/01/2026

Bazı insanlar tehlikeli, yoğun ve adrenalin dolu deneyimlere yönelir.
Bu davranış çoğu zaman “cesaret”, “macera ruhu” gibi görünse de bazen risk arayışı aslında içsel bir kaçışın sinyali olabilir.

Risk arayışının ardındaki olası psikolojik dinamikler:

• Duygulardan kaçma isteği
Kişi, hissettiği boşluk, sıkışmışlık veya acıyı bastırmak için yüksek adrenalin peşinde koşabilir.

• Kendini hissetme çabası
Bazı bireyler yalnızca aşırı uyarılma hâlinde “yaşıyormuş” gibi hisseder.

• Kontrol duygusunu geri kazanma isteği
Hayatın diğer alanlarında kontrol kaybı yaşayan biri riskli davranışlarda kendini güçlü hissedebilir.

• Duygusal uyuşukluk
Travma sonrası bazı kişiler duygusal olarak hissizleşebilir ve bu hissizliği kırmak için tehlikeye yönelir.

• Onay ve görünürlük arayışı
Riskli davranışlar bazen “fark edilme ihtiyacının” dolaylı bir yoludur.

Her risk alma davranışı problem değildir.
Ancak risk arayışı düzenli bir kaçış stratejisine dönüştüyse, bu durum kişinin iç dünyasında çözülmemiş duygular olduğunun bir göstergesi olabilir.

26/01/2026

Ekonomik kaygı yalnızca bir “para problemi” değildir;
zihnin en temel güvenlik mekanizmasını etkileyen bir stres türüdür.
İnsan beyni temel ihtiyaçları tehdit altında hissettiğinde alarm sistemi durmaksızın çalışır.

Ekonomik kaygı zihni sürekli alarmda tutar çünkü:

• Gelecek belirsizleşir
Beyin belirsizliğe tahammül edemez.
“Yarın ne olacak?” sorusu zihni durmadan çalıştırır.

• Kontrol kaybı hissi oluşur
Ekonomik durum genellikle kişinin tek başına düzenleyemeyeceği büyük faktörlere bağlıdır.
Bu kontrolsüzlük hissi kaygıyı artırır.

• Tehdit sistemi aktifleşir
Para; barınma, beslenme ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların kaynağıdır. Bu nedenle ekonomik baskı, beyni fiziksel tehlike varmış gibi uyarır.

• Sürekli hesap yapmak zihni tüketir
Günlük kararlar bile zihinsel yükü artırır: Harcama, geçim, borç planı, tasarruf…

• Uyku bozulur ve stres hormonları yükselir
Kortizol yüksekliği zihni alarm modunda tutar ve döngü devam eder.

Ekonomik kaygı, sadece cüzdanı değil;
zihni, bedeni, duyguları ve ilişkileri etkileyen çok katmanlı bir strestir.
Bu yüzden kişisel sınırlar, dengeli rutinler ve psikolojik dayanıklılık bu dönemde her zamankinden daha değerlidir.

Address

İhsaniye Mahallesi Çilek Sok. Eser İş Merkezi
Bursa

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Wednesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00

Telephone

+905397838471

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog ECEM AKGÜL posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Klinik Psikolog ECEM AKGÜL:

Share

Category