Klinik Psikolog Ecem Aşık

Klinik Psikolog Ecem Aşık Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Klinik Psikolog Ecem Aşık, Medical Service, Konak Mahallesi , Karadut Sk. , Gençarslanlar İş Merkezi, Kat:4, Daire:72, Nilüfer/BURSA, Bursa.

05/01/2026

Kıskançlık yoğun bir duygudur ve çoğu kişi tarafından “öfke”, “kaygı” ya da “yetersizlik” gibi hissedilir.
Ama aslında bu duygu beyninizde çok belirgin nörobiyolojik mekanizmaları harekete geçirir.
Bu nedenle kıskançlık bazen düşüncesel değil, neredeyse fiziksel bir tepki gibi yaşanabilir.

• Kıskançlık sırasında beyinde aktifleşen başlıca sistemler:

🔹 1) Amigdala – Tehdit algısı
Kıskançlık, beynin temel alarm sistemi olan amigdalanın hızla devreye girmesine neden olur.
Partnerinizi kaybetme ihtimali, beyniniz tarafından “ilişkisel tehdit” gibi algılanır.

🔹 2) Ön singulat korteks – Sosyal ağrı
Bu bölge, sosyal dışlanma ve reddedilme hisleriyle ilişkilidir.
Bu yüzden kıskançlık bazen gerçek bir acı gibi hissedilir.

🔹 3) Prefrontal korteks – Kontrol ve değerlendirme
Bu bölge devreye girerek “durumu analiz etmeye”, “mantıklı kalmaya” çalışır ancak yoğun duyguda zorlanabilir.

🔹 4) Dopamin sistemi – Bağlılık ve ödül
Partnerle kurulan bağ “ödül sistemi” ile ilişkilidir.
Bu bağ tehdit altında hissettiğinde dopamin dalgalanması kaygıyı artırabilir.

🔹 5) Ayna nöron sistemi – Empatik yorumlar
Kıskançlık anında beyniniz karşı tarafın davranışlarını abartılı şekilde yorumlayabilir; bu da duyguyu büyütebilir.

✔ Kıskançlık yalnızca bir duygu değildir; beyninizin “kaybı önleme” mekanizmalarının doğal bir yansımasıdır.
Bu yüzden bu duygu yoğun yaşandığında, zihinsel açıklamalar tek başına yeterli gelmeyebilir.

Olumsuz düşünceler zihnin doğal bir parçasıdır; ancak zamanla kontrolü ele aldıklarında hayatı karanlık bir filtreden gö...
29/12/2025

Olumsuz düşünceler zihnin doğal bir parçasıdır; ancak zamanla kontrolü ele aldıklarında hayatı karanlık bir filtreden gösterebilirler.
Bu düşünceler, yaşanan olaylardan çok, geçmiş deneyimler ve içsel korkular tarafından şekillenir.

Yeniden çerçeveleme, aynı düşünceye yeni bir açıdan bakmak demektir.
Aşağıdaki yaklaşımlar bu süreçte etkili olabilir:

🔹 1) Düşüncenin dilini fark etmek
“Her zaman”, “asla”, “kesin” gibi kelimeler zihnin abartı moduna işaret eder.
Bu kelimeleri yakalamak, düşüncenin gücünü azaltır.

🔹 2) Alternatif bir açıklama üretmek
Olayın tek açıklaması zihninizdeki olumsuz yorum olmayabilir.
Zihne “başka bir ihtimal var mı?” sorusunu sormak yeni bir pencere açabilir.

🔹 3) Düşünce–duygu–davranış bağlantısını görmek
Olumsuz düşünce hangi duyguyu tetikliyor?
O duygu hangi davranışa yol açıyor?
Bu döngüyü görmek, bilinçli bir duraklama sağlar.

🔹 4) Kendinize karşı daha şefkatli bir anlatım geliştirmek
Eleştiren değil; destekleyen, yumuşak ve gerçekçi bir iç ses olumsuz düşüncenin etkisini hafifletebilir.

🔹 5) Olaya değil, gerçeğe odaklanmak
Zihin “kötü senaryoları” hızlı üretir; ancak gerçek çoğu zaman daha dingindir.
Gerçekçi bir değerlendirme zihinsel gürültüyü azaltır.

✔ Olumsuz düşünceleri yok etmek değil; onları yeniden çerçeveleyerek zihinsel esnekliği artırmak çok daha etkili bir yaklaşımdır.

İçsel eleştirmen, en çok yorduğu anlarda bile “seni koruma” iddiasıyla konuşur.Ama çoğu zaman sizi korumaz; yalnızca kay...
22/12/2025

İçsel eleştirmen, en çok yorduğu anlarda bile “seni koruma” iddiasıyla konuşur.
Ama çoğu zaman sizi korumaz; yalnızca kaygıyı ve baskıyı artırır.
Bu sesi susturmak değil, onunla yeni bir ilişki kurmak daha işlevsel olabilir.

İçsel eleştirmenle baş etmeyi kolaylaştırmanın temel yolları vardır:

🔹 1) Düşünceyi etiketlemek
“Bu bir düşünce… gerçek değil.”
Etiketlemek, zihinsel mesafeyi artırır.

🔹 2) İçsel tonu fark etmek
Eleştirel sesin yakalayıcı sertliğini fark etmek, otomatikliği zayıflatır.
“Bu ses bana nasıl konuşuyor?” sorusu bile etkili olabilir.

🔹 3) Kanıt taraması yapmak
Eleştirmen iddia eder, ama çoğu zaman kanıt sunmaz.
“Bunu destekleyen gerçek bir veri var mı?” demek, düşünceyi zayıflatır.

🔹 4) Kendinizi bir arkadaş gibi görmek
Aynı cümleyi sevdiğiniz birine söyler miydiniz?
Cevap hayırsa, bu sizin için de geçerlidir.

🔹 5) Hatanın insaniliğini kabul etmek
İçsel eleştirmen “mükemmel ol” baskısı yaratır.
Hatanın gelişimin doğal bir parçası olduğunu hatırlamak, baskıyı azaltır.

✔ İçsel eleştirmen bir düşman değildir; yalnızca geçmişten gelen bir ses.
Onu fark etmek, etkisini yumuşatmanın temel yoludur.

• 15 Aralık 2025 | Glia Psikoloji 1 Yaşında! 🥳Biz geçen sene bugün,  ile 13 yıllık dostluğumuzu ve mesleki birikimimizi ...
16/12/2025

• 15 Aralık 2025 | Glia Psikoloji 1 Yaşında! 🥳
Biz geçen sene bugün, ile 13 yıllık dostluğumuzu ve mesleki birikimimizi daha da büyüttük ve bir ortaklık kurduk! Sizler sayesinde de kocaman bir aile olduk ve nice hayatlara dokunma fırsatımız oldu ✨ Beraber büyümeye devam edeceğimiz nice yıllara! 🎉

Değersizlik hissi, çoğu zaman gerçeklerden değil, geçmişten gelen duygusal kayıtların bugüne taşınmasından beslenir.Siz ...
15/12/2025

Değersizlik hissi, çoğu zaman gerçeklerden değil, geçmişten gelen duygusal kayıtların bugüne taşınmasından beslenir.
Siz böyle hissettiğinizde kendinizle ilgili bir “doğruyu” değil, bir yarayı deneyimliyor olabilirsiniz.

Bu hisle karşılaştığınızda fayda sağlayabilecek bazı yaklaşımlar:
🔹 1) Duyguyu bastırmak yerine tanımak
“Kendimi şu an değersiz hissediyorum” diyebilmek duygunun ağırlığını azaltabilir.

🔹 2) Bu hissin nereden geldiğine bakmak
Geçmişte kim, ne zaman, hangi davranışıyla bu hissi sizde başlatmış olabilir?
Kaynağı görmek, hisse olan inancı zayıflatır.

🔹 3) Kendinize başkalarından beklediğiniz sevgiyi vermek
Değer duygusu dışarıdan gelmez; dışarıdan gelen övgüler geçicidir.
Kalıcı olan, kendinizle kurduğunuz ilişkidir.

🔹 4) Başarıya değil, varoluşunuza odaklanmak
Değer bir performans ölçüsü değildir.
Bir şey yapmadığınızda da değerlisiniz.

🔹 5) İçsel çocuğunuzla temas kurmak
Değersizlik hissi genellikle çocuklukta görülmeyen, duyulmayan ve anlaşılmayan bir yanın bugüne seslenişidir.

✔ Değersizlik hissi, sizin kim olduğunuzun değil; geçmişte nasıl hissettirildiğinizin bir izidir.
Bu hissi fark ettiğiniz her an, değer duygunuz güçlenmeye başlar.

Reddedilme, tek başına bir olay gibi görünür: birinin seni seçmemesi, onaylamaması ya da ilişkiyi sonlandırması. Ancak r...
08/12/2025

Reddedilme, tek başına bir olay gibi görünür: birinin seni seçmemesi, onaylamaması ya da ilişkiyi sonlandırması. Ancak reddedilme zihinde ve bedende yalnızca “hayal kırıklığı” yaratmaz; çoğu zaman utanç ve değersizlik duygularını tetikler.

➤Araştırmalar, sosyal reddedilme durumunda beynin fiziksel acı bölgelerinin (anterior singulat korteks, insula) aktive olduğunu gösterir.
Beden bu sinyali tehdit olarak algılar, kalp hızlanır, mide sıkışır. Bu bedensel tepki, duygusal yoğunluğu artırır.

➤ Psikolojik Döngü:

Reddedilme: “Demek ki yeterli değilim” düşüncesini tetikler.
Utanç: Bu değersizlik, diğerlerinin gözüne “eksik” görünme korkusunu doğurur.
Değersizlik: Utanç, öz-değeri zedeler ve bu durum yeni reddedilme korkusunu besler.

➤Bu üçlü, Lacan’ın “diğerinin bakışı” kavramıyla açıklanabilir. Utanç, diğerinin bizi gördüğü hâlde değer vermemesiyle oluşur. Değersizlik hissi, diğerinin arzusuna dahil olmamaktan kaynaklanır. Böylece reddedilme yalnızca bir ilişkisel olay değil, varoluşu tehdit eden bir deneyime dönüşür.

➤ Bu zincirin tehlikeli yanı, reddedilme korkusunun yeni ilişkilerden kaçmaya, kendini ifade etmemeye veya sürekli memnun etme davranışına dönüşmesidir. Döngüyü kırmak, “diğerinin bakışının ötesinde” kendi değeriyle temasa geçmeyi gerektirir.

➤ Duygusal regülasyon, kişinin hissettiği duyguları fark etmesi, anlaması ve bu duygulara uygun şekilde tepki verebilme ...
01/12/2025

➤ Duygusal regülasyon, kişinin hissettiği duyguları fark etmesi, anlaması ve bu duygulara uygun şekilde tepki verebilme becerisidir. Basitçe, duyguların akışını kontrol edebilmek ve dengede tutabilmektir.

➤ Neden zor? Çünkü duygular, özellikle yoğun olanlar, beynin hızlı ve otomatik tepki veren bölgesinde işlenir: amigdala. Amigdala bir tehdit algıladığında, mantıklı düşünmeden önce bedeni harekete geçirir. Bu, evrimsel olarak hayatta kalmak için geliştirilmiş bir mekanizmadır.


Duygusal regülasyon için prefrontal korteksin (karar, mantık, planlama) aktif olup amigdalanın alarm sinyallerini dengelemesi gerekir. Ancak stres, travma, uykusuzluk gibi durumlarda prefrontal korteksin etkinliği düşer, amigdala üstün konuma geçer. Böylece duygular hızla yükselir, kontrol zorlaşır.

➤ Duygular, bilinçdışındaki eski deneyimlerin yankılarıdır. Örneğin çocuklukta bastırılmış öfke, benzer bir tetikleyiciyle beklenenden çok daha güçlü şekilde yüzeye çıkabilir. Bu da regülasyonu karmaşık hale getirir: yalnızca "şu an" değil, geçmişin yankıları da yönetilmek zorundadır.

➤ Neden en çok zorlandığımız anlarda regülasyon bozulur?
Çünkü o anlarda beynin enerji kaynağı “tehlikeyi yönetmeye” aktarılır, "dengeyi korumak" ikinci plana düşer. Duygusal regülasyon, bu yüzden bir beceri olarak tekrar tekrar çalışılmalı ve güçlendirilmelidir.

➤ Regülasyonun özü şudur: Duyguları bastırmak değil, onlarla birlikte dengede kalabilmektir.

“Ben yeterince iyi değilim” cümlesi, çoğu zaman kişinin bilinçli bir kararı değil; geçmişten miras kalan sessiz bir inan...
24/11/2025

“Ben yeterince iyi değilim” cümlesi, çoğu zaman kişinin bilinçli bir kararı değil; geçmişten miras kalan sessiz bir inançtır. En tehlikeli yanı, kendiliğinden doğruymuş gibi hissedilmesidir.

➤ Bu inanç genellikle erken dönemde, özellikle sevgi ve onayın koşullu verildiği aile ortamlarında oluşur. "Başarılı olursan seni severim" veya "sessiz durursan iyi çocuk olursun" gibi mesajlar, çocuğun değerini kendi varlığında değil, yaptıkları üzerinden tanımlamasına neden olur.
Eksik kalan sevgi ya da anlaşılmama duygusu, zihinde “demek ki ben yeterince iyi değilim” şeklinde formüle edilir.

➤ İnsan, hiçbir zaman tamamen tamamlanmışlık hissine ulaşamaz. “Yeterince iyi değilim” inancı, bu yapısal eksikliğin üzerine geçmiş deneyimlerin yüklediği anlamdır. Kişi kendi değerini sürekli “diğerinin gözünden” almaya çalışır.

➤ Etkileri:

Mükemmeliyetçilik: Hataları sıfırlayarak değersizlik hissini bastırma çabası
Sürekli kıyaslama: Başkalarına göre kendini ölçme davranışı
İlişkilerde aşırı uyum: Onayı kaybetmemek için kendi sınırlarını reddetme

Bu inanç, fark edilmediğinde kişinin kendi arzularını ve gerçek potansiyelini görünmez kılar. İyileşme, başkalarının ölçütleri yerine kendi ölçütünü tanımlamakla başlar.

17/11/2025

➤ Bazı insanlar, neredeyse refleks gibi, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışır. Karşısındakinin gülümsemesi, takdiri, onayı adeta bir "güvenlik kartı" gibidir. Bu davranış çoğu zaman nazik ve uyumlu olmakla karıştırılır; oysa bunun altında çok daha güçlü bir psikolojik mekanizma olabilir.

➤ Çocuklukta sevginin ve değerin koşullu olarak verildiği durumlarda — “iyi çocuk olursan severim” gibi — birey, sevgiyi kazanmak için başkalarının isteğini önceliklendirmeyi öğrenir. Böylece sevgi, kendiliğinden bir armağan olmaktan çıkar, performansa bağlı bir ödül haline gelir.

➤ Bu alışkanlık yetişkinlikte, ilişkilerin temel dinamiğine dönüşebilir. Kişi, "sevilmek için" kendi sınırlarını esnetebilir, kendi isteklerini arka plana atabilir. Memnun etme davranışı kısa vadede çatışmayı azaltır, onay getirir; ancak uzun vadede öz-değerin başkalarının eline teslim edilmesi anlamına gelir.

➤ Neden Sevgi Kazanma Stratejisine Dönüşür?
Çünkü onay ve beğeni, bilinçdışı bir şekilde “varlığımı haklı çıkaran” sinyale dönüşür. Başkaları memnun olduğunda kişi kendini "iyi" hisseder; memnun olmadıklarında ise değersizlik algısı ağır basar. Bu nedenle onaysız kalmak, sevgi kaybıyla eşdeğer hissedilir.

➤ Paradoks şudur: Bu strateji, kısa vadede sevgi getirir gibi görünse de uzun vadede kişinin kendi gerçek ihtiyaçlarını görünmez kılar. Çünkü sürekli “diğerinin arzusuna” odaklanmak, kendi arzusunu tanıma fırsatını yok eder.

Anoreksiya Nervoza… Adı tıbbi ama etkisi çok insani. Bu, kişinin bedenini ve kilo kontrolünü hayatının merkezine koyduğu...
13/10/2025

Anoreksiya Nervoza… Adı tıbbi ama etkisi çok insani. Bu, kişinin bedenini ve kilo kontrolünü hayatının merkezine koyduğu, çoğu zaman da kendi sağlığını riske attığı ciddi bir yeme bozukluğu.

💭 Anoreksiyada kişi, aynadaki görüntüyle kendi algısı arasında büyük bir uçurum yaşayabiliyor. Yani beden imajı bozuluyor. Örneğin; kişi çok zayıf olsa bile kendini hâlâ “kilolu” görebiliyor. Psikolojide buna beden algısı bozukluğu diyoruz.

🧠 Biyolojik olarak beynin ödül sistemi, aç kalmayı ve kilo vermeyi “başarı” gibi algılayabiliyor. Bu esnada dopamin devreleri yanlış biçimde pekişiyor. Yani bu davranış, psikolojik olarak da bir “kontrol” mekanizmasına dönüşüyor.

🌿 Psikodinamik yaklaşıma göre anoreksiya, yalnızca “zayıf olmak” isteği değil; bazen hayatın başka alanlarında kontrol kaybı yaşayan kişinin, “kontrol edebileceği tek şey” olarak bedenine odaklanmasıdır.

📚 DSM-5 kriterleri, anoreksiya nervozayı şöyle tarif eder:

Yaşa ve boyuna göre önemli derecede düşük vücut ağırlığı.
Kilo alma konusunda yoğun korku.
Beden algısında bozulma ya da kilonun önemini abartma.

🌙 Bazen bu durumun kökeninde toplumsal güzellik standartlarının ve sosyal medyanın baskısı yatabiliyor. “Daha ince olursam daha değerliyim” gibi yanlış inançlar, kişinin zihninde yer edebiliyor.

💬 Theodore Roosevelt’in bir sözü var: “Karşılaştırma, neşenin hırsızıdır.” — İşte, özellikle anoreksiyada bu durum çok belirgin: İnsan, başkalarıyla karşılaştırdıkça kendi bedeninden uzaklaşıyor.

✨ Tedavide çok disiplinli bir yaklaşım gerekiyor — psikiyatrist, psikolog, beslenme uzmanı birlikte çalışıyor. Bilişsel davranışçı terapi, beden algısı üzerine yapılan aynada kendini izleme çalışmaları, duygusal düzenleme becerileri tedavinin önemli kısımları.

💌 Ve bilmenizi isterim ki; anoreksiya, “irade meselesi” değil, ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Destek almak utanılacak değil, cesaretle atılacak bir adımdır.

“Ya olursa?”… İşte bu iki elime, bazen koskoca gününüzün huzurunu bozabilecek kadar güçlüdür. Küçükten büyüğe: “Ya yağmu...
06/10/2025

“Ya olursa?”… İşte bu iki elime, bazen koskoca gününüzün huzurunu bozabilecek kadar güçlüdür. Küçükten büyüğe: “Ya yağmur yağarsa?” ile başlar, “Ya işimi kaybedersem?”e kadar gider.

🧠 Psikolojide bu eğilime olasılık hatası denir. Yani, bir olasılığın gerçekleşme ihtimalini olduğundan çok daha yüksek tahmin etmek. Bu, Bilişsel Terapi’nin kurucusu Aaron Beck’in tanımladığı bilişsel çarpıtmalardan biridir.

📈 Mesela gerçekten düşük bir ihtimal bile, zihinde tehlike senaryosu olarak şişer ve o an sanki %90 ihtimalle olacakmış gibi hissedilir. Bunun nedeni beynin “negatif olaylara karşı seçici dikkat” göstermesi.

🌪 “Ya olursa?” zihni genellikle kontrol ihtiyacımız ile bağlantılıdır. İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Psikodinamik yaklaşımlar der ki: “Belirsizlik, bilinçdışındaki güvensizlik ihtiyaçlarını tetikler.”

🎭 Edebiyatta da bu meseleye değinen çok yazar var. Mesela Dostoyevski, “İnsan çoğu zaman hayali tehlikelerle kendi cezasını verir.” der. Gerçekten de bazen başımıza gelmeyen şeyin acısını şimdiden çekiyoruz.

🌿 Çözümün bir kısmı da “olasılıklar yerine etkiler üzerine düşünmek”te. Yani “Ya olursa?” dediğinizde, o olasılığın gerçekleşme ihtimalini objektif olarak değerlendirmek. Gerçekçi mi, yoksa zihnimin abartısı mı?

🧘‍♀️ Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) burada devreye girer: “Evet, böyle bir ihtimal var. Ama bu ihtimale rağmen değerlerime uygun yaşamaya devam edeceğim.” demek, kaygılı beyni yatıştırır.

💬 Sizin “ya olursa?” dediğiniz durumların çoğu gerçekleşmez. Hatta psikoloji literatüründe “katastrofik beklentiler”in %85’inin hiçbir zaman yaşanmadığı tespit edilmiş.

🌈 O yüzden belki de kendinize şu karşı soruyu sorabilirsiniz: “Peki ya güzel bir şey olursa?” — Bu cümle beyinde umut hissi yaratan nörotransmitterleri devreye sokar.

📌 Hayat olasılıklar üzerine değil, yaşadığınız şu anın üzerine kuruludur. Seçiminizi o andan yana yapabilirsiniz.

Biliyor musunuz, birçok insan hayatının bir döneminde sebebini tam bilmediği bir “iç sıkıntısı” yaşar. Sanki ufukta kara...
29/09/2025

Biliyor musunuz, birçok insan hayatının bir döneminde sebebini tam bilmediği bir “iç sıkıntısı” yaşar. Sanki ufukta kara bulutlar varmış gibi… O his var ya, işte buna psikolojide “anticipatory anxiety” yani beklenti kaygısı deniyor.

🌙 Bu durum özellikle beynin tehdit algısını aşırı aktif hale getiren amigdala ile bağlantılı. Yani sizin hissettiğiniz o duygunun temelinde, beynin “ya birazdan kötü bir şey olursa?” şeklinde çalışması var.

🌿 Gestalt terapinin güzel bir yaklaşımı vardır; der ki: “Kişi, şimdiki zamanda değil, sürekli bir sonraki anda yaşadığında huzur kaybolur.” Bu hissin sebebi de biraz bu: şu an yerine “acaba sonrası nasıl olacak?”a odaklanmak.

💡 Aslında bu hissin kökeni hayatta kalma mekanizmamız. Atalarımız ormanda gezerken çalılıktan gelecek en ufak sesi bile tehlike olarak algılardı, çünkü bu durum onların yaşamını kurtarabiliyordu. Sorun şu ki, modern hayatta bu alarm sistemi bazen gereksiz yere tetikleniyor.

📚 O “kötü bir şey olacak” duygusu, çoğu zaman somut bir kanıta dayanmaz. Düşünce → Duygu → Davranış döngüsünde, yanlış yorumlanan düşünceler duyguyu besler.

🌸 Bu durumda yapılabilecek şeylerden biri, o hissin geldiği anda “Tamam, şu an beynim bana olası tehlike hikayesi anlatıyor, ama bu mutlak gerçek demek değil.” diye kendinize hatırlatmak.

✨ Mindfulness (bilinçli farkındalık) çalışmaları da burada çok etkili. O anda nefese odaklanmak, bedensel hisleri fark etmek, zihnin gelecek sahneleri kurgulamasını durdurabilir.

🎨 Bunu bir ressam gibi düşünün: Tuvali boyamaya başlamadan önce siz onun nasıl biteceğini kafada tam çiziyorsunuz ama bazen fırça, o planladığınız karanlık resmi değil bambaşka ve güzel bir resmi çıkarabiliyor. Gelecek kesin değil — siz boyamadan resim oluşmaz.

💬 Kısacası bu his, sizin korkak olmanızdan değil; beyninizin sizi korumaya çalışmasından kaynaklanıyor. Sadece bu “koruma” bazen gereksiz ya da aşırı oluyor.

Address

Konak Mahallesi , Karadut Sk. , Gençarslanlar İş Merkezi, Kat:4, Daire:72, Nilüfer/BURSA
Bursa

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog Ecem Aşık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram