Uzm. Kl. Psikolog Arda Uzan

Uzm. Kl. Psikolog Arda Uzan Klinik Psikolog | Bursa
• Varoluşçu Analiz | Psikodinamik Terapi
• Kaygı geçmez, anlam kazanır •
📍Bursa / Nilüfer
📩 Randevu için ulaşabilirsiniz

06/04/2026

Günlük konuşmalarda amaç çoğu zaman rahatlamak, paylaşmak ve anlaşılmış hissetmektir. Bu yüzden arkadaşlık ilişkilerinde verilen tepkiler; destek, öneri ve benzer deneyimlerin paylaşımı etrafında şekillenir.
Bu durum arkadaşlık ilişkilerinde doğal ve işlevseldir. Ancak psikoterapi, bundan niteliksel olarak farklı bir zeminde ilerler.

Psikoterapötik ilişki; yönlendirme, tavsiye verme ya da karşılıklı deneyim paylaşımından ziyade, danışanın öznel yaşantısını merkeze alan, yapılandırılmış ve etik sınırları belirli bir süreçtir. Terapist, kendi hikâyesini geri planda tutarak danışanın iç dünyasını anlamaya, tekrar eden örüntüleri görünür kılmaya ve bu örüntülerle temas kurulmasına alan açar.

Bu bağlamda terapi, “sohbet etmekten” çok, kişinin kendi sesini duyabildiği ve anlamlandırabildiği bir keşif sürecidir.
Yüzeyde benzer görünen iki konuşma biçimi aslında derinlik, amaç ve işlev açısından temelden ayrılır.

29/03/2026

İnsan çoğu zaman ne yapması gerektiğini değil, ne hissettiğini duyamadığı için tıkanır. Sorun bilgi eksikliği değil, anlaşılmama ve görülmeme kaygısıdır.

Saraband filmindeki bu sahnede ifade edilen talep tam olarak budur: Tavsiye değil, kendi sesini duyabilme ihtiyacı.

Varoluşçu analiz ve psikodinamik perspektifte terapi; yönlendirme, öğüt verme ya da “doğruyu gösterme” süreci değildir. Aksine, öznenin kendi deneyimine yaklaşabildiği, bastırılmış, bölünmüş ya da yabancılaşmış parçalarıyla temas kurabildiği bir alandır.
Bu anlamda terapist, bilen değil; birlikte düşünen ve açan konumdadır.

Carl Rogers’ın ifadesiyle:
“Birey, gerçekten dinlendiğinde ve anlaşıldığında değişmeye başlar.”

Benzer şekilde Søren Kierkegaard, hakikatin nesnel bir bilgi değil, öznel olarak yaşanan bir süreç olduğunu vurgular. Terapi de bu öznel hakikatin ortaya çıkabileceği bir zemin kurar.

Psikodinamik açıdan ise semptomlar, bastırılmış anlamların dolaylı ifadeleridir. Danışanın kendi sesini duyması; yalnızca farkındalık değil, aynı zamanda bu anlamların sahiplenilmesi sürecidir.

Terapi bu yüzden bir “tavsiye alma” yeri değil,
kendi sesini ilk kez gerçekten duyabildiğin bir alandır.

Kendinle karşılaşmaya hazır olduğunda, süreç başlar.

Terapi bir “bozulmuşluğu düzeltme” süreci değildir.Kendi olabilme cesaretini geliştirme sürecidir.Varoluşçu analiz ve ps...
25/02/2026

Terapi bir “bozulmuşluğu düzeltme” süreci değildir.
Kendi olabilme cesaretini geliştirme sürecidir.

Varoluşçu analiz ve psikanalitik kuram çerçevesinde yürütülen psikoterapi süreci, semptomların yüzeysel giderilmesinin ötesinde, bireyin öznel deneyimini ve içsel örgütlenmesini anlamayı hedefler.

İlişkilerde tekrar eden çatışmalar, süreğen boşluk hissi, kimlik karmaşası, yoğun kaygı ya da performans baskısı; çoğu zaman daha derin içsel çatışmaların ve anlamlandırılmamış deneyimlerin dışavurumudur.

Psikanalitik yaklaşım; bilinçdışı çatışmaların, erken dönem ilişkisel örüntülerin ve savunma düzeneklerinin bugünkü duygu, düşünce ve ilişki biçimlerini nasıl şekillendirdiğini ele alır.

Varoluşçu perspektif ise seçim yapmanının zorunluğuna dikkat çeker ve kaygıyı yalnızca patolojik bir belirti olarak değil, insanın özgürlük, sorumluluk ve anlam arayışıyla ilişkili temel bir deneyim olarak değerlendirir.

Kierkegaard’ın belirttiği üzere:
“Kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir.”

Amaç yalnızca işlevselliği artırmak değil; daha farkındalıklı, daha otantik ve daha entegre bir benlik gelişimine katkı sunmaktır.

Klinik Psikolog Arda Uzan
📍İhsaniye, Bursa

Zebra aslanı görür, nabzı yükselir, kaçmaya başlar… ve birkaç dakika sonra yeniden otlamaya döner.İnsan ise çoğu zaman o...
23/02/2026

Zebra aslanı görür, nabzı yükselir, kaçmaya başlar… ve birkaç dakika sonra yeniden otlamaya döner.
İnsan ise çoğu zaman ortada aslan yokken de alarm hâlinde yaşar. İşte ülser tam da burada başlar.

Robert Sapolsky’nin “Zebralar Neden Ülser Olmaz?” kitabı, stresin biyolojisini anlatırken bize şu gerçeği gösterir:
Anlık tehdit bedeni harekete geçirir; süreklileşmiş zihinsel tehdit ise bedeni yorar.

Stres, organizmanın tehdide verdiği doğal bir yanıttır.
Sorun stresin varlığı değil; onun kronikleşmesi, zihinde sürdürülmesi ve bedene yerleşmesidir.

Seans odasında en çok gördüğüm şey şu:
İnsanlar olaylardan değil, olaylara yükledikleri anlamdan yıpranıyor.
Zebra koşar ve kurtulur. İnsan düşünür ve kalır.

Stresi ortadan kaldıramayız.
Ama onunla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebiliriz.

Ve bazen bu dönüşüm, bir kitapla veya bir ilişkiyle başlar. 📖

01/02/2026

Her duygu gibi hırs ve öfke de bastırılması gereken kusurlar değil, benliğin yaşam enerjisinin farklı biçimleridir.
Yerinde, zamanında ve dozunda yaşanan her duygu anlamlı ve kıymetlidir, bize bir mesaj verir. Sorun bu enerjinin varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nereye yönlendirildiğidir.

Hırsın altında değersizlik, görülme ihtiyacı, rekabet, utanç ya da terk edilme kaygısı bulunabilir.
Öfke ise çoğu zaman sınır ihlallerinin geç kalmış bir ifadesidir.

Varoluşçu perspektifte hedef koymak ve kendini bir şeye adamak, kişinin kendi varlığını sahiplenme girişimidir.
“Ben kimim?” sorusu yerini yavaş yavaş “Nasıl yaşamak istiyorum?” sorusuna bırakır.

Terapide amaç hırsı söndürmek değil; onu kör bir zorlanmadan, bilinçli bir yönelime dönüştürebilmektir.
Çünkü mesele daha sakin olmak değil, kendi anlamına doğru hareket edebilmektir.

Bazı mekânlar vardır, içerde bir yerde bazı duygular canlandırır. Yerebatan Sarnıcı da tam olarak böyle bir yer. Yeraltı...
31/01/2026

Bazı mekânlar vardır, içerde bir yerde bazı duygular canlandırır. Yerebatan Sarnıcı da tam olarak böyle bir yer. Yeraltında, loş, nemli, ağır ve sessiz…

Psikanalitik açıdan bakıldığında bu atmosfer, zihnin bilinçdışı katmanlarını çağrıştırır. Bastırılmış olanın, henüz söze dökülmemiş olanın, temsil edilemeyen yaşantıların alanı...

Sarnıcın içinde ters duran Medusa başı ise güçlü bir simge sunar. Psikanalizde “gölge” kavramı benliğin kabul etmekte zorlandığı, çoğu zaman utanç, öfke, kıskançlık ya da ilkel arzularla yüklü parçaları temsil eder.

Gölge bastırıldığında yok olmaz; yalnızca yer/yön değiştirir. Bilinçdışına çekilir. Ve orada, karanlıkta, sessizce varlığını sürdürür.

Gölgeyle temas, insanın “daha iyi” olması için değil, daha bütün olabilmesi için gereklidir.

Yerebatan Sarnıcın’nın serinliği gibi: rahatsız edici ama canlı ve gerekli.
Çünkü psikanalizde dönüşüm, çoğu zaman aydınlıkta değil, yeraltında başlar.

29/01/2026

İnsan, birini severken ından ayrılabilir mi?
Zihin, sevgiyi kalıcılıkla; ayrılığı ise sevgisizlikle eşleştirmeye eğilimlidir. Oysa klinik gerçeklik bize daha karmaşık bir tablo gösterir.

Varoluşçu açıdan insan yalnızca ilişki kuran bir varlık değildir; aynı zamanda kendi varoluşunun sorumluluğunu taşıyan bir öznedir. İlişkide kalmak da, ayrılmak da birer özgürlük seçimidir. Ve her özgürlük seçimi, bir bedel içerir.

Seans odasında sıkça duyulan bir cümle vardır:
“Onu hâlâ seviyorum ama bu ilişkide kendim değilim.”

Bu cümle psikodinamik olarak önemli bir yere işaret eder. Çünkü sevgi her zaman olgun sevgi değildir. Bazen sevgi, erken dönem bağlanma ihtiyaçlarının yeniden sahnelenmesidir. Bazen terk edilme korkusunun kılık değiştirmiş halidir. Bazen de kişinin kendi boşluğunu öteki üzerinden doldurma çabasıdır.

Bu noktada temel soru şudur:
İlişkide kimi sürdürüyorsun?
Partneri mi, çocukluk nesnesini mi, yoksa tanıdık acıyı mı?

İnsan çoğu zaman iyiyi değil, tanıdık olanı tekrar eder.

Varoluşçu terapide ilişki, iki ayrı varoluşun yan yana gelmesidir. Birinin diğerinin içinde erimesi değildir. Otantiklik, ilişki içinde de kendine sadık kalabilmektir. Kendi değerlerini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını inkâr etmeden temas kurabilmektir.

Bazen kişi şunu fark eder:
“Bu ilişkide kalırsam, kendime yabancılaşacağım.”

İşte bu noktada ayrılık, sevgisizlikten değil; kendilik sadakatinden doğar.

Severek ayrılmak mümkündür.
Bu, “seni seviyorum” ile “burada kalamam”ın aynı anda var olabilmesidir.

Ayrılık her zaman bir kaçış değildir.
Bazen bir ruhsal olgunlaşmadır.

Bazen en dürüst sevgi biçimi, kalarak değil, kendini koruyarak gitmektir.

23/01/2026

İnsan her zaman mücadele ederek iyileşmez.
Bazen psikolojik olarak anlamlı olan şey, mücadeleyi bırakabildiği noktada başlar.

Sürekli baş etme çabası, bireyin içsel kaynaklarını zamanla tüketir. Dayanmak, kontrol etmek ve güçlü kalmak üzerine kurulu yaşam stratejileri bir noktadan sonra işlevini yitirir. Kişi artık yaşamla değil, kendi kırılganlığıyla savaşmaya başlar. Ortaya çıkan şey basit bir yorgunluk değil, derin bir varoluşsal çökkünlüktür.

Søren Kierkegaard, insanın en zor anlarını “umutsuzluğun içinden geçen benlik deneyimi” olarak tanımlar. Bu umutsuzluk, çoğu zaman bir bozulma değil; sahici benliğe yaklaşmanın ön koşuludur. Yıkılma, benliğin yanlış dayanaklar üzerinde kurulduğunun fark edildiği eştir.

Martin Heidegger ise insanın hayatla ilişkisinde “zorlanma” ve “sıkışma” anlarını varoluşun kaçınılmaz durakları olarak görür. Ona göre insan, ancak her şeyi taşıyamadığını fark ettiğinde kendisiyle daha sahici bir temas kurabilir. Mücadeleyi bırakmak, varoluştan çekilmek değil; onunla daha dürüst bir ilişkiye geçmektir.

Klinik pratikte yıkılma anları bu nedenle önemlidir. Çünkü savunmalar gevşediğinde, kişi ilk kez “olması gereken benlik”ten uzaklaşıp “olduğu haliyle benlik”le temas eder. Bu, patolojik bir çözülme değil; terapötik olarak çalışılabilir bir alandır.

Seans odası, güçlü olma zorunluluğunun askıya alındığı bir alandır.
Burada amaç yeniden ayağa kalkmak değil, yere düşmüş olanı birlikte anlamaktır. Yıkılmak, düzeltilmesi gereken bir hata değil; anlaşılması gereken bir deneyimdir.

Belki de sorun yıkılmak değil, bunu tek başımıza taşımaya çalışmaktır.

Seans odasında, her zaman daha güçlü olmak hedeflenmez.
Bazen, artık savaşmamanın da mümkün olduğu bir alan açar.

Psikolojik Zorluklara Varoluşçu Yaklaşım Atölyesi (Online)Psikolojik zorluklar çoğu zaman “bozukluk”, “hastalık” ya da “...
20/01/2026

Psikolojik Zorluklara Varoluşçu Yaklaşım Atölyesi (Online)

Psikolojik zorluklar çoğu zaman “bozukluk”, “hastalık” ya da “aşılması gereken bir problem” olarak ele alınır.
Oysa yaşam, hepimize kaçınılmaz olarak acı ve tatlı deneyimler sunar.

Varoluşçu yaklaşım, psikolojik zorlukları patolojik etiketlerle sınırlamak yerine;
onları insan olmanın doğal bir parçası olarak ele alır ve “Bu yaşantı bana ne anlatıyor?” sorusunu merkeze alır.

Bu online atölyede, varoluşçu terapiler perspektifinden psikolojik zorluklara farklı bir yerden bakmayı, onları anlamlandırmayı ve içerdikleri mesajları birlikte keşfetmeyi amaçlıyoruz.

🧠 Psikolojik Zorluklara Varoluşçu Yaklaşım
📌 Psikolojik Problemlerimiz Bize Ne Anlatıyor?
📅 28 Ocak 2026 | Çarşamba
⏰ 20.00

Atölye İçeriği

• Acı çekmenin neden insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olduğunu ele alacağız.
• Psikopatolojiyi bir “bozukluk” mu yoksa bir “mesaj” olarak mı okumamız gerektiğini tartışacağız.
• Psikanalitik yaklaşım ile varoluşçu bakışın nerelerde kesiştiğini ve bunun gündelik yaşamımıza nasıl yansıdığını konuşacağız.

📄 Katılım ücretsizdir.
📜 Katılım belgesi verilecektir.

📲 Kayıt için aşağıda ve profilde yer alan formu doldurabilirsiniz.

👉Kayıt Formu:
https://forms.gle/MGwm5ES7H23DS7Sv8

Özgür olmak istiyoruz.Ama biri “seçimini sen yap” deyince duraksıyoruz.Çünkü özgürlük;istediğini yapmak değil,yaptığının...
16/01/2026

Özgür olmak istiyoruz.
Ama biri “seçimini sen yap” deyince duraksıyoruz.

Çünkü özgürlük;
istediğini yapmak değil,
yaptığının sorumluluğunu üstlenmektir.

Yanlışsa da “ama ben seçtim” demek zorunda kalmak…

O yüzden bazen özgürlük yerine
alışkanlıkları, “böyle gelmiş böyle gider”leri seçiyoruz.

Özgürlük hafif bir şey değil.
Ama fark ettim ki, özgürlüğün sorumluluğu taşınmadığında da insanın içinde bir ağırlık kalıyor.

12/01/2026

İnsan, kendi bilincinin içinden çıkamaz.
Ne kadar konuşursa konuşsun, ne kadar anlatırsa anlatsın, yaşadığı şeyi olduğu gibi bir başkasına aktaramaz.
Bu yüzden yalnızlık, sosyal bir eksiklik değil; varoluşsal bir gerçekliktir.

Ama insanın asıl acısı yalnız olmak değildir.
Anlaşılmadığını hissetmektir.

Seans odasında çoğu zaman gördüğümüz şey şudur:
Danışan kalabalıklar içindedir, ilişkileri vardır, konuşuyordur…
Ama kimse onun iç dünyasına gerçekten temas etmemiştir.
Sözleri duyulmuş, ama anlamı karşılanmamıştır.

Anlaşılmak, birinin seni düzeltmeye çalışmadan sana bakabilmesidir.
Savunmalarını aşarak, korkularını, çelişkilerini ve çırpınışlarını görebilmesidir.
İnsan böyle bir bakışla karşılaştığında yalnızlığı yok olmaz, ama taşınabilir hale gelir.

Yalnızlık geçmez.
Ama biri seni gerçekten gördüğünde, artık o yalnızlığın içinde tek başına kalmazsın.

Kln. Psk. Arda Uzan

08/01/2026

Terapi ne zaman işe yarar?
Kişi, kendini olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi görmeye cesaret ettiğinde.

Güçlü, olgun, sakin, “artık böyle hissetmemeliyim” versiyonunu değil.
Kıskanan, korkan, kaçan, çelişen halini masaya koyabildiğinde.

Terapi bir “iyi hissettirme” işi değil.
Bir ideali yakalama uğraşı da değil.
Daha çok şu anlama geliyor:
“Kendimle ilk kez dürüstçe karşılaşıyorum.”

Ve evet, bu genelde rahatsız edici.
Ama işe yarayan yer de tam burası.

İnsan kendini inkâr ederek iyileşmez.
Ancak kendini görerek dönüşür.

Klinik psikoloji tarafı bunu söyler.
Felsefe tarafı da ekler:
“Hakikat, kaçtığın yerde durur.”
Terapi de burada başlar.

Address

İhsaniye, Kartallar Sokak, No:4/B Blok, Daire:2 Ni̇lüfer/Bursa
Bursa
16000

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00
Saturday 09:00 - 18:00

Telephone

+905444905311

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Kl. Psikolog Arda Uzan posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Uzm. Kl. Psikolog Arda Uzan:

Share