Psikolog Nazike Meşe

Psikolog Nazike Meşe Psikolog Ve Aile Danışmanı | Osmangazi, Bursa

Vajinismus, ülkemizde birçok kadının yaşadığı ancak çoğu zaman konuşulmayan bir durumdur.Bunun temel nedeni bedenle ilgi...
05/01/2026

Vajinismus, ülkemizde birçok kadının yaşadığı ancak çoğu zaman konuşulmayan bir durumdur.
Bunun temel nedeni bedenle ilgili bir sorun değil;
cinsellik hakkında öğrenilen yanlış bilgiler, korkular ve baskılardır.

İyi haber şu ki:
Doğru müdahaleyle vajinismus çözülebilen bir durumdur.
Vajinismus; cinsel ilişki, jinekolojik muayene ya da tampon kullanımı sırasında
vajinal kasların istemsiz olarak kasılmasıyla
penetrasyonun zor ya da imkânsız hale gelmesidir.

Bu kasılma bilinçli değildir.
Kadın istemese bile beden kendini korumaya alır.



Neden Ortaya Çıkar?

Vajinismus çoğu zaman:
• “Canı çok yanacak” düşüncesi
• Cinsellikle ilgili ayıp ve suçluluk duyguları
• İlk deneyim korkuları
• Kontrolü kaybetme kaygısı

gibi nedenlerle ortaya çıkar.

Zihin hazır olabilir,
ama beden henüz güvende hissetmiyor olabilir.



Bu Bir İsteksizlik midir?

Hayır.
Vajinismus isteksizlik değildir.
Aksine, çoğu kadın ilişkiyi ister ama bedeni buna izin vermez.

Bu durum bir zayıflık değil,
bedenin verdiği otomatik bir korunma tepkisidir.



Tedavisi Var mı?

Evet, vardır.
Vajinismus cinsel terapide adım adım çalışılan ve iyileşebilen bir durumdur.

Terapi süreci:
• Kaygıyı azaltmayı
• Bedeni tanımayı
• Güvenli temas deneyimini

kişinin hızına göre ele alır.
Zorlama yoktur.



Unutulmaması Gereken

Vajinismus bir kader değildir.
Doğru destekle çözülebilen bir durumdur.

Beden güvende hissettiğinde, gevşemeyi öğrenir.

Kadın orgazm bozukluğu; cinsel uyarılma olmasına rağmen orgazmın hiç yaşanamaması, çok zor yaşanması ya da belirgin şeki...
03/01/2026

Kadın orgazm bozukluğu; cinsel uyarılma olmasına rağmen orgazmın hiç yaşanamaması, çok zor yaşanması ya da belirgin şekilde gecikmesi durumudur.
Ancak bu durum, her orgazm yaşanmayan deneyimde “bir sorun var” anlamına gelmez.

Önemli olan, bu durumun sürekli olması,
kişide rahatsızlık yaratması
ve cinsel yaşamı olumsuz etkilemesidir.



Neden Olur?

Kadın orgazmı sadece bedensel bir refleks değildir;
zihin, beden ve duyguların birlikte çalıştığı bir süreçtir.

Bu nedenle nedenler genellikle çok boyutludur:
• Cinselliğe dair öğrenilmiş yanlış bilgiler
• Performans kaygısı ve kendini izleme hali
• Bedenle temas kurmakta zorlanma
• Kontrolü bırakmakta güçlük
• Suçluluk, ayıp ya da utanç duyguları
• İlişkisel güvensizlik veya duygusal mesafe
• Bastırılmış öfke ya da ifade edilemeyen duygular

Bazı kadınlar için orgazm,
“gevşemek” ve “bırakmak” anlamına gelir.
Bu da her zaman kolay değildir.



“Uyarılıyorum ama orgazm olamıyorum” Ne Anlama Gelir?

Bu durum sık görülür.
Beden uyarılabilirken, zihin hâlâ tetikte olabilir.
Düşünceler, beklentiler ya da kontrol ihtiyacı
orgazmın önünde durabilir.

Orgazm, zorlandığında değil;
beden kendini güvende hissettiğinde ortaya çıkar.



Tedavisi Var mı?

Evet.
Kadın orgazm bozukluğu cinsel terapide ele alınan,
üzerinde çalışılabilen bir durumdur.

Amaç “orgazm olmayı öğretmekten” çok;
bedenin gevşemesine, hazla temasına
ve kişinin kendini güvende hissetmesine alan açmaktır.



Unutulmaması Gereken Bir Nokta

Her kadın aynı şekilde orgazm olmaz.
Her cinsel deneyimin orgazmla bitmesi gerekmez.

Sorun, “nasıl olması gerektiği” fikrinin
kişiyi baskı altına almasıyla başlar.

Kadın cinselliği bir performans değil,
bir deneyim alanıdır.

Birçok kadın “isteğim yok” dediğinde mesele sadece cinsellik değildir.Çoğu zaman sorun bedenin değil, sistemin kendisidi...
02/01/2026

Birçok kadın “isteğim yok” dediğinde mesele sadece cinsellik değildir.
Çoğu zaman sorun bedenin değil, sistemin kendisidir.

Bunu bir bilgisayar gibi düşünelim:
Donanım çalışıyor olabilir ama arka planda çok fazla program açıksa sistem yanıt vermez.
Kadın cinselliği de tam olarak böyledir.

Psikodinamik açıdan baktığımızda, kadın cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğu sıklıkla:
• Bastırılmış öfke
• İfade edilemeyen kırgınlık
• Görülmeme, anlaşılmama hissi
• Yakınlıkla ilgili çatışmalar
• “İyi kız / talep etmeyen kadın” rolleri

gibi duygularla ilişkilidir.

Kadın bedeni, güvende hissetmediği bir yerde uyarılmayı bilinçli olarak değil, otomatik olarak kapatır.
Bu bir arıza değil, bir koruma mekanizmasıdır.

Cinsel istek;
“istersem olur” ya da “kendimi zorlayayım” meselesi değildir.
İstek, ancak zihin–beden–duygu sistemi aynı anda çevrimiçiyse ortaya çıkar.

Bu yüzden birçok kadın:
• Gün boyu zihinsel olarak yorgunken
• Duygusal olarak yalnız hissederken
• Sınırları ihlal edilmişken
• Yakınlıkta talep baskısı varken

bedeniyle temasa geçemez.

Ve bu normaldir.

Cinsel terapide odak noktamız çoğu zaman isteği “arttırmak” değil;
isteği kapatan içsel süreçleri fark etmek ve regüle etmektir.

Çünkü kadın cinselliği, performansla değil;
güvenle, temasla ve duygusal açıklıkla çalışır.

Her isteksizlik bir bozukluk değildir.
Bazen beden sadece “şu an hazır değilim” diyordur.

Kendimizi sevmediğimizde sınır koymak içsel olarak “tehlikeli” hissettirir.Çünkü zihnin derin bir yerinde sınır; ayrılık...
10/12/2025

Kendimizi sevmediğimizde sınır koymak içsel olarak “tehlikeli” hissettirir.
Çünkü zihnin derin bir yerinde sınır; ayrılık, yalnızlık ve terk edilme ile eşleşmiştir.

Bu yüzden kişi;
acı çizildiği hâlde kalır,
istemediği temaslara katlanır,
kırıldığı yerde susar,
ve her seferinde buna “uyum sağlamak” adını verir.
Oysa bu bir uyum değil, kendilikten geri çekilmedir.

Psikodinamik açıdan sınır ihlallerinin altında çoğu zaman şunu görürüz:
Sevilmek için kendinden vazgeçmeyi öğrenmiş bir çocukluk örgütlenmesini.

Ve yetişkinlikte kişi farkında olmadan şunu tekrarlar:
“Giderlerse ben yok olurum.”
Bu fantazi olduğu sürece, sınır koymak her zaman suçluluk üretir.

Kendini sevmek;
artık sevilmek için eksilmeyi bırakmaktır.
Ve terapötik olarak bu, sadece biriyle mesafe kurmak değil,
ilk kez kendinle temas kurmaktır.

İlişkilerde biri uzaklaşıyor, diğeri yapışıyor gibi görünse de, psikodinamik açıdan ikisinin de kökünde aynı ihtiyaç var...
01/12/2025

İlişkilerde biri uzaklaşıyor, diğeri yapışıyor gibi görünse de, psikodinamik açıdan ikisinin de kökünde aynı ihtiyaç vardır:
Güvende hissetmek.

Sadece yolları farklıdır.
• Kaçan, yakınlık arttığında tetiklenen eski korkudan korunmak için mesafe koyar.
Yakınlık = kayıp, boğulma ya da kendi benliğini yitirme tehdidi gibi algılanır.
• Yapışan, aynı korkuyu regüle edebilmek için daha fazla temas ister.
Yakınlık = sakinleşme, güven alma ve terk edilmemeyi garanti altına alma çabasıdır.

Yani dışarıdan zıt gibi görünen bu iki davranış, aslında aynı yaranın iki savunmasıdır.
Biri duygudan kaçarak, diğeri duygunun içine düşerek başa çıkmaya çalışır.

İşin ilginç kısmı şu:
Bu iki savunma da kendi içinde yanlıştır demiyoruz; sadece tamamlanmamış bir ihtiyaçtan doğar.

İlişkide dönüşüm, savunmaları kırmaya çalışmakla değil, şunu fark etmekle başlar:
“Ben şu anda neyi korumaya çalışıyorum?”

O korunan şey görüldüğünde hem kaçan yumuşar, hem yapışan sakinleşir.
Çünkü ikisi de en sonunda aynı yere dönmek ister:
Temasa.

Sosyal medyada gördüklerimizle kurduğumuz ilişki herkes için farklı…Kimi ilham aldığını söylüyor, kimi sürekli kendini y...
13/09/2025

Sosyal medyada gördüklerimizle kurduğumuz ilişki herkes için farklı…
Kimi ilham aldığını söylüyor, kimi sürekli kendini yetersiz hissediyor, kimileri ise artık “duyarsızlaştım” diyor.

Psikodinamik açıdan bakıldığında bu tepkilerin her biri aslında içsel yaralarımızla temas halinde:
• İlham alan kişi, kendi gelişim arzusunu dışarıda gördükleriyle besliyor.
• Yetersizlik hisseden kişi, erken dönemden taşıdığı “yeterince iyi miyim?” sorusunun tetiklenmesine tanık oluyor.
• Duyarsızlaşan kişi ise fazla hissetmenin yarattığı yükten korunmak için duygusal mesafe koyuyor.

Gördüğümüzle yaşadığımız arasındaki fark bize sadece başkalarının hayatını değil, kendi iç dünyamızdaki çatışmaları da gösteriyor. 🌿

Sosyal medya aslında bir ayna… Baktığında gördüğün şey çoğu zaman seninle ilgili.
Peki sen bu aynada kendini nasıl görüyorsun?

Aslında bu davranışın psikodinamik kökeninde çoğunlukla ‘ötekiyle’ sağlıklı bir bağ kuramamak var. Sessizlik, görmezden ...
24/08/2025

Aslında bu davranışın psikodinamik kökeninde çoğunlukla ‘ötekiyle’ sağlıklı bir bağ kuramamak var. Sessizlik, görmezden gelme ya da iletişimi kesme gibi pasif-agresif davranışlar, kişinin kendi öfkesini ve kırgınlığını doğrudan ifade edememesinden kaynaklanır. Çocuklukta çoğu kez ihtiyaçları görülmeyen ya da duyguları duyulmamış birey, yetişkin ilişkilerinde ‘sessizliği’ hem bir savunma mekanizması hem de kontrol aracı olarak kullanır.

Bu noktada sessizlik, aslında bilinçdışı bir ‘cezalandırma’ ve ‘kaybetme korkusunu’ maskeleme işlevi görür. Kişi, benlik bütünlüğünü tehdit altında hissettiğinde konuşmak yerine geri çekilmeyi seçer. Fakat bu geri çekilme, ilişkinin bağını onarmak yerine, ötekini görünmezleştirmek ve üzerinde güç kurmak anlamına gelir.

Yani dinamik düzeyde baktığımızda: kişinin sessizliği, kendi içsel çatışmalarını yönetemediğinin; nesne ilişkileri düzeyinde ise partnerini, kendi ihtiyaçlarına uyum sağlayana kadar ‘yok sayma’ çabasıdır.”


Özgüven sandığınız kadar basit değil.Kimimiz için özgüven; başarmak, üretmek, risk almakla kendini gösterir. Kimimiz içi...
19/08/2025

Özgüven sandığınız kadar basit değil.
Kimimiz için özgüven; başarmak, üretmek, risk almakla kendini gösterir. Kimimiz içinse “hayır” diyebilmek, sınır koymak, yapmamayı seçmekle… Peki aslında hangisi?

Psikodinamik açıdan özgüven; sadece dışarıya karşı güçlü görünmek ya da içimizde bir cesaret duygusu hissetmek değildir. Çocuklukta içselleştirdiğimiz bakım veren figürlerle kurduğumuz ilişkiler, bize yeterince görülüp görülmediğimiz, hatalarımıza nasıl karşılık verildiği özgüvenimizin temelini oluşturur.

O yüzden özgüven bazen “yapabilmekte”, bazen de “yapmamayı seçebilmekte” gizlidir. Kimi insan, sürekli “çok şey yapmak zorundayım” diyerek aslında değersizlik duygusunu telafi etmeye çalışır. Kimi insan ise “geri durmayı” seçerek pasifliğini özgüven gibi göstermeye çalışır. İkisi de özünde kırılgan bir tarafı gizleyebilir.

Gerçek özgüven, başardığında şişinmeden; hata yaptığında da küçülmeden durabilmektir. Hem “evet” derken hem de “hayır” derken kendini taşıyabilmektir.

Şimdi düşün:
Sen özgüvenini daha çok yaptıklarınla mı, yoksa yapmadıklarınla mı inşa ediyorsun?

Herkese iyi davranmak, herkese yetişmek, herkesi memnun etmek…Adına “fedakârlık” diyorsun.Ama aslında çoğu zaman bunun a...
17/08/2025

Herkese iyi davranmak, herkese yetişmek, herkesi memnun etmek…
Adına “fedakârlık” diyorsun.
Ama aslında çoğu zaman bunun adı korku.

Kaybedilme korkusu.
Sevilmeme korkusu.
“Bencil” sanılma korkusu.

Kırılmasınlar diye kendini susturuyorsun.
Ama farkında mısın?
Kırılmayan onlar, kırılan sensin.

Sınır çizemeyen insan, görünmez bir mesaj verir:
“Benim üzerimden geçebilirsin.”
Ve insanlar da, çoğu zaman bunu yapar.

Sonra öfkeleniyorsun.
“Ben bu kadar verdim, karşılığı yok.”
Ama asıl mesele şu:
Kimse senden istemedi ki bu kadarını. Sen verdin.
Çünkü inanıyorsun: Ne kadar verirsem, o kadar değerliyim.

Halbuki gerçek tam tersi.
Değerin, ne kadar verdiğinle değil; kendini ne kadar koruyabildiğinle belli olur.

Unutma:
Sınır, mesafe koymak değildir.
Sınır, kendini kaybetmeden ilişki kurabilmektir.

Değişim, çoğu zaman sessiz başlar.Bir düşünceyle, bir fark edişle ya da bir ‘artık böyle devam edemem’ hissiyle.Psikoloj...
14/08/2025

Değişim, çoğu zaman sessiz başlar.
Bir düşünceyle, bir fark edişle ya da bir ‘artık böyle devam edemem’ hissiyle.
Psikolojik destek sürecinde en önemli adım, yaşadığın duygulara dürüstçe bakabilmektir.
Bazen bu duygular karmaşık, bazen yorucu olabilir.
Ama unutmamak gerekir ki; sorunları fark etmek, çözümün ilk kapısını aralamaktır.

Terapi, yalnızca geçmişte yaşananları konuşmak değil; bugününü anlamak ve geleceğini daha sağlıklı inşa etmektir.
Burada yargı yoktur, hız baskısı yoktur.
Sadece senin hikâyen, senin ihtiyaçların ve senin sınırların vardır.

Terapi, kişisel farkındalıkların arttığı, duygusal süreçlerin yoğunlaştığı, zaman zaman zorlayıcı ama dönüştürücü olabil...
18/07/2025

Terapi, kişisel farkındalıkların arttığı, duygusal süreçlerin yoğunlaştığı, zaman zaman zorlayıcı ama dönüştürücü olabilen bir yolculuktur. Bu süreçte:

• Zamanla Güven Oluşur: İlk görüşmelerde terapiste karşı mesafeli hissetmek doğaldır. Ancak zamanla bu ilişki derinleşebilir ve daha güvenli bir bağ kurulabilir.

• Duygular Yoğunlaşabilir: Bastırılan duygular yüzeye çıkabilir; öfke, hüzün, kaygı gibi duygular dalgalanabilir. Bu, sürecin işlediğinin bir göstergesidir.

• Zihinsel Dirençler Ortaya Çıkabilir: Zihnimiz bazen değişime direnç gösterebilir. Seanslara gelmek zorlaşabilir ya da terapiye karşı eleştirel düşünceler gelişebilir.

• İyileşme Doğrusal Olmayabilir: Bazen kendinizi iyi hissederken bazen yeniden zorlandığınız dönemler olabilir. Bu iniş çıkışlar, sürecin doğal bir parçasıdır.

• Terapi Dışında Farkındalık Artar: Seanslar dışında da düşünceleriniz, ilişkileriniz ve davranışlarınız üzerine daha çok düşünmeye başlayabilirsiniz.

• Terapiste Yönelik Duygular (Aktarım): Terapist ile kurulan ilişki, geçmiş ilişkileri yansıtabilir. Örneğin, terapiste kızmak ya da ona çok bağlanmak gibi duygular gelişebilir. Bunlar da sürecin doğal ve çalışılması gereken parçalarıdır.

Her danışan farklıdır; bu nedenle bu durumlar herkes için geçerli olmayabilir. Ancak bunları bilmek, sürecin çeşitli yüzlerine hazırlıklı olmanıza yardımcı olabilir.

Address

Kükürtlü Mahallesi, Oulu Caddesi, Oylum Gökberk Sit. F/Blk. K:2 D:12
Bursa
16080

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 15:00

Telephone

+905539119498

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Nazike Meşe posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram