02/02/2026
“İlişkilerde bazen akıl ile kalp aynı masaya oturur ama aynı kararı vermez.”
Akıl masada dosyalarla oturur.
Yaşananları tek tek sıralar:
Üzüldüğün günleri, görmezden gelinmeleri, değişmeyen sözleri…
Ve der ki:
“Bu ilişki sana iyi gelmiyor.”
Kalp ise masaya geç gelir.
Ama geldiğinde sesi daha yüksektir.
Elinde hatıralar vardır;
ilk günler, güzel anlar, umutlar…
Ve fısıldar:
“Ama bağlandık…
Ama gidersek yalnız kalırız.”
Akıl geleceği düşünür,
kalp kaybı.
Bu yüzden ilişkilerde çoğu insan şunu yaşar:
“Aklım git diyor, kalbim kal.”
Burada kalbin kazandığı sanılır.
Oysa kalp kazanmaz, korumaya çalışır.
Sevgiyi değil, yalnız kalmama ihtiyacını…
Değersiz hissetmeme çabasını…
Bir daha sevilmeme korkusunu…
Kalp, tanıdığı duyguda kalmak ister.
Tanıdık olan bazen acıtır ama yabancı olmaktan daha güvenli gelir bize.
İyileşme, kendimize “bırak” demekle olmaz.
Çünkü kalp hazır değilse, aklın dediği yere gidemez.
Önce şu sorulara bakmalıyız:
• Bu ilişkide beni tutan ne?
• Sevgi mi, korku mu?
• Yalnız kalmaktan mı korkuyorsun, yoksa onu kaybetmekten mi?
Kalp bu soruların cevabını buldukça,
akıl ile kalp aynı yere bakmaya başlar.
O zaman ayrılık ya da kalmak,
bir savaş değil, bilinçli bir tercih olur.
̇