11/02/2026
Bu kitap bana insanın en derin hâlini düşündürdü: Konuşamadığı zaman kim olur? Görmediği zaman neyi görür?
Yunanca Dersleri, sadece bir suskunluk hikâyesi değil; insanın iç âlemine doğru yaptığı mecburi bir yolculuk. Konuşma yetisini kaybeden bir kadın… Görme yetisini yitirmekte olan bir adam… Biri kelimelerden mahrum, diğeri görüntülerden. Ama kitabın asıl meselesi eksiklik değil; insanın acziyetle yüzleşmesi.
Travma insanı bazen parçalar bazende tam tersi istikamette derinleştirir. İnancımız ise aczi bir kapı olarak görüyor, hatırlatıcı olarak karşımıza çıkıyor çünkü insan sanırım en çokta yetersiz kaldığında,
kul olduğunu hatırlayabiliyor...
Bu kitapta sessizlik bir boşluk değil; bir iç muhasebe alanı. Bazen Allah insanı susturarak terbiye edermiş.
Ve gürültü azaldığında insan kendi hakikatini daha net duyarmış dedim içimden. Bugün modern dünyanın sürekli konuşan insanları olarak, biz sıklıkla kalbimizi dinlemeyi unutuyoruz. Gürültüden rahatsızlık duymak şöyle dursun sessizliğe tahammül becerimiz dahi asgari düzeyde.
Görme kaybı yaklaşan adamın yaşadığı kaygı, bana dünyanın faniliğini ve bedenin "emanetçisi" olduğumuzu hatırlattı . Sahip olduklarımızın geçiciliğini fark ettiğimizde, tutunduğumuz şeyleri yeniden sorguluyoruz. Sahi uğruna göz yaşı döktüğümüz, ömrümüzü adadığımız asıl kaynak, asıl hedefimiz bunlar mı olmalı ?
Ve son olarak şükredecek ne çok şeyimiz var ama şükrümüz ne az ...