Klinik Psikolog Serhat Uludemir

Klinik Psikolog Serhat Uludemir Bireysel Terapi
Aile/Çift Terapi
Çocuk-Ergen Terapi
05511599255

12/04/2026

Çocukluk herkes için “güzel anılar” demek değildir.
Bazı insanlar için çocukluk; yalnızlık, korku ve kimsenin gerçekten yanında olmadığı bir dönemdir. Açık söylemek gerekirse; eğer bir çocuğun hayatında onu koruyan, kollayan, duygusunu anlayan bir yetişkin yoksa, çocukluk onun için ağır bir yük haline gelir.

Bir çocuk tek başına baş edemez.
Korktuğunda birine yaslanmaya, üzüldüğünde anlaşılmaya, hata yaptığında cezalandırılmadan yön gösterilmeye ihtiyaç duyar. Bunlar olmadığında çocuk şunu öğrenir:
“Duygularım önemli değil.”
“Güvende değilim.”
“Kimseye güvenmemeliyim.”

Ve bu öğrenmeler çocuklukta kalmaz.

Bugün ilişkilerinde sürekli tetikteysen,
Sevildiğine inanmakta zorlanıyorsan,
En küçük bir mesafede terk edilecekmiş gibi hissediyorsan ya da tam tersi kimseye yaklaşamıyorsan…
Bunlar karakter meselesi değil.

Zamanında yanında kimse yokken geliştirmek zorunda kaldığın hayatta kalma yolları.

İnsanın zihni ilginç çalışır.
Geçmişte ne yaşadıysa, bugünde de benzerini arar. Tanıdık olanı tekrar eder. Bazen seni inciten ilişkilere çekilmen, bazen iyi giden bir şeyi sabote etmen bundan. Çünkü içten içe bildiğin şey şudur:
“Yakınlık tehlikeli olabilir.”
Ya da “Nasıl olsa sonunda yalnız kalırım.”

Bu yüzden birçok insan aslında bugünü değil, geçmişte yarım kalan bir hikâyeyi yaşamaya devam eder.

Ama şu kısmı çok önemli:
O zaman çocuktun ve gerçekten yalnızdın.
Bugün ise değilsin.

Bugün o çocuğun ne yaşadığını anlayabilecek bir tarafın var.
Onun korkusunu küçümsemeden, onun ihtiyacını görmezden gelmeden yanında durabilecek bir tarafın var.

İyileşme dediğimiz şey; geçmişi silmek değildir.
Geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.

Ve bu çoğu zaman ilk kez şunu fark etmekle başlar:
“Benim yaşadıklarım normal değildi.
Ve ben suçlu değilim.”

İşte tam bu noktada, insan kendine başka bir hikâye yazmaya başlar.

Merkezimiz, psikolojik danışmanlık ve psikoterapi alanında hizmet sunan bir özel sağlık meslek hizmet birimidir. Kurumum...
10/04/2026

Merkezimiz, psikolojik danışmanlık ve psikoterapi alanında hizmet sunan bir özel sağlık meslek hizmet birimidir. Kurumumuzda psikolojik destek hizmetleri; bilimsel temellere dayalı, etik ilkelere uygun ve danışan mahremiyetini esas alan bir anlayışla yürütülmektedir.

Hizmetlerimiz; bireylerin duygusal, bilişsel ve ilişkisel alanlarda yaşadıkları güçlüklerin değerlendirilmesi, psikolojik iyilik hâlinin desteklenmesi ve ruh sağlığının korunmasına yönelik psikoterapi uygulamalarını kapsamaktadır.

Merkezimizde görev yapan uzmanlar, ilgili mevzuata uygun şekilde yetkili ve alanında eğitimli sağlık meslek mensuplarından oluşmaktadır. Terapi süreçleri her danışanın ihtiyaçları ve klinik değerlendirme doğrultusunda bireysel olarak planlanmaktadır.

Kurumumuzda yüz yüze görüşmelerin yanı sıra, ilgili mevzuat kapsamında uzaktan sağlık hizmeti çerçevesinde online psikolojik destek görüşmeleri de gerçekleştirilebilmektedir.

Hizmet Alanlarımız

Kurumumuz bünyesinde aşağıdaki alanlarda psikoterapi hizmetleri sunulmaktadır:

• Yetişkinlere yönelik psikoterapi
• Çocuk ve ergenlere yönelik psikoterapi
• Çift ve aile terapisi
• Cinsel terapi
• Bağımlılık alanında psikoterapi çalışmaları

Uygulanan Terapi Yaklaşımları

Psikoterapi süreçlerinde bilimsel literatürde yer alan ve klinik uygulamalarda kullanılan çeşitli terapi yaklaşımlarından yararlanılmaktadır. Bunlar arasında:

• Dinamik yönelimli psikoterapi yaklaşımları
• EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)
• Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
• Şema Terapi
• Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
• Çift terapisi alanında psikobiyolojik yaklaşımlar (PACT)
• Duygu odaklı terapi yaklaşımları

Terapi süreci; danışanın ihtiyaçları, klinik değerlendirme ve terapötik hedefler doğrultusunda planlanmaktadır.

Uzmanlarımız hakkında ayrıntılı bilgiye aşağıdaki internet sitelerinden ulaşabilirsiniz. Randevu ve bilgi almak için 0551 159 92 55 numaralı telefondan bizimle iletişime geçebilirsiniz.

www.klinikpsikologserhatuludemir.com
www.klinikpsikologtugbaacikgoz.com
www.ahmetcanalkan.com
www.psikologmelikenurkutluyavuz.com

05/04/2026

İlişkilerde çoğu kavga aslında görünen konudan çıkmaz.

Birinin geç mesaj atması, ses tonunun değişmesi, unutulan bir plan… Bunlar çoğu zaman tartışmanın görünen yüzüdür. Asıl mesele genellikle daha derinde yatar: “Ben senin için önemli miyim?” sorusu.

İnsan sevdiği kişiyle ilişkideyken sadece bugünü yaşamaz. Farkında olmadan geçmişten getirdiği duygular, korkular ve beklentiler de ilişkiye dahil olur. Bu yüzden bazen partnerimizin söylediği küçük bir söz bile içimizde beklenenden çok daha büyük bir duygu yaratabilir. Çünkü o an sadece bugüne değil, geçmişte incindiğimiz yerlere de dokunur.

Güvenli işleyen ilişkilerde partnerler bunu anlamaya çalışır.
“Bu kadar büyütülecek ne var?” demek yerine, “Bu sende neyi tetikledi?” diye merak ederler.

Çünkü güçlü ilişkilerde taraflar birbirini rakip gibi görmez. Aynı takımda olduklarını bilirler. Tartışmanın amacı karşı tarafı yenmek değil, ilişkiyi korumaktır.

Birçok ilişkide insanlar kavga ederken aslında farkında olmadan birbirini tehdit olarak algılar. Beden gerilir, ses yükselir, savunma başlar. O an beyin ilişkiyi korumaya değil, kendini korumaya çalışır. İşte tam bu noktada güvenli ilişkilerle güvensiz ilişkiler arasındaki fark ortaya çıkar.

Güvenli işleyen ilişkilerde insanlar tartışma sırasında bile şunu hatırlar:
“Karşımdaki kişi düşmanım değil, benim insanım.”

Bu yüzden tamamen kopmadan, aşağılamadan, küçük düşürmeden konuşabilirler. Bazen mola verirler, bazen sakinleşirler ama ilişkiyi yıkacak şekilde saldırmazlar.

Sağlıklı ilişkilerde önemli olan hiç tetiklenmemek değildir. Hepimiz tetikleniriz. Hepimizin hassas olduğu yerler vardır. Önemli olan o anlarda birbirimize karşı nasıl davrandığımızdır.

Gerçek yakınlık, iki insanın da kırılgan yanlarını saklamak zorunda kalmadığı yerde oluşur. İnsan ancak kendini güvende hissettiğinde gerçekten yakın olabilir.

Bu yüzden iyi işleyen ilişkilerde insanlar sadece mutlu anları değil, zor anları da birlikte taşıyabilir. Çünkü bilirler ki mesele kimin haklı o

03/03/2026

Terapide sık gördüğüm bir şey var:
Kişi ailesini anlatırken tablo çok net görünür.
“Annem hep eleştirirdi.”
“Babam hiç yanımda değildi.”
“Evde kimse kimseyi gerçekten duymuyordu.”

Ve bir süre sonra anlatı şöyle şekillenir:
Ailem hastalıklıydı.

Ama terapide durduğumuz yer tam da burasıdır.

Çünkü çoğu zaman mesele sadece “onların nasıl olduğu” değildir.
Asıl mesele, o evin içinde senin nasıl hissettiğindir.

Bir çocuk için aile; dünyadır.
Sevilme biçimi, değer görme biçimi, öfke ile karşılaşma şekli…
Hepsi içselleşir.
Ve yıllar sonra kişi ilişkilerinde aynı duyguların izini taşır.

Terapide amacımız aileyi yargılamak değildir.
Ama o evin içinde öğrenilmiş duygusal dili fark etmektir.

Belki gerçekten zor bir ortam vardı.
Belki de kimse kötü değildi ama kimse duygusal olarak hazır değildi.
Bazen “hastalıklı” dediğimiz şey, kuşaktan kuşağa taşınan işlenmemiş acılardır.

İyileşme, aileyi tamamen suçlamakla da, tamamen aklamakla da olmaz.
İyileşme;
“Ben o evde ne öğrendim?”
“Bugün hâlâ neyi tekrar ediyorum?”
sorularıyla başlar.

Çünkü terapi, geçmişi değiştirmek değildir.
Ama geçmişin bugünkü ilişkilerimizi nasıl şekillendirdiğini anlamaktır.

Ve o an, aile hikâyesi bir suçlama dosyasından çıkar…
Bir farkındalık alanına dönüşür.
̇le

02/03/2026

Boşanma kimsenin hayal ettiği bir şey değildir.
Hiç kimse bir aile kursun diye yola çıkıp, sonra ayrılmak istemez.

Elbette ki sağlıklı bir evliliğin sürmesi, sorunların konuşularak çözülmesi ve ilişkinin onarılması çocuk için en besleyici olanıdır.
Bir çocuk için en güzel şey; anne ve babasının birbirine saygı duyduğu, konuşabildiği ve yanında huzur hissedilen bir evde büyümektir.

Ama bazen çiftler sadece “çocuk için” bir arada kalmaya çalışır.
Dışarıdan bakınca aile devam ediyor gibi görünür…
Fakat evin içinde uzun süredir konuşulmayan kırgınlıklar, bitmeyen tartışmalar, soğukluk ya da sürekli bir gerginlik vardır.

Çocuklar söyleneni değil, hissedileni yaşar.

Anne babanın birbirine bakışını, ses tonunu, mesafesini, çözülemeyen çatışmaları fark ederler.
Ve çoğu zaman anlamlandıramadıkları bu duyguları içlerinde taşımaya başlarlar.

Bu yüzden mesele sadece boşanmak ya da boşanmamak değildir.
Mesele, çocuğun nasıl bir ilişki ortamının içinde büyüdüğüdür.

Boşanma da zor bir süreçtir.
Yanlış yaşandığında çocuk için gerçekten yaralayıcı olabilir.

Özellikle şu hatalar çocukta kalıcı izler bırakabilir:

Çocuğu taraf olmaya zorlamak,
Diğer ebeveyni kötülemek,
Onu aradaki mesajları taşıyan kişi haline getirmek,
Kendi öfkesini çocuğun yanında yaşamak,
Çocuğu bir yetişkin gibi dert ortağı yapmak…

Çocuk şunu ister:
“Annemle babam birlikte olmayabilir…
Ama ben onların kavgasının içinde değilim.
İkisini de sevmek zorunda kalmadan seçmek zorunda değilim.”

Bazen ilişki destekle yeniden kurulabilir.
Bazen de yetişkinler yollarını daha sakin ve saygılı bir şekilde ayırmayı seçer.
Her iki durumda da çocuğu koruyan şey aynı kalır:

Çatışmanın değil, güvenin hissedildiği bir ilişki düzeni.

Evlilik sona erebilir.
Ama anne-baba olmak hayat boyu devam eder.

25/02/2026

Bazı yaralar vardır, insan onları konuşarak değil… hissederek taşır.
Ama o hisler bir noktada o kadar ağır gelir ki, zihin başka bir yol bulur:
Duyguları kısmayı.

Kişi farkında olmadan şunu öğrenir:
“Hissetmezsem incinmem.”

Ve gerçekten de bir süre işe yarar.
Acı azalır.
Öfke uzaklaşır.
Kırılganlık görünmez olur.

Ama zamanla sadece zor duygular değil, iyi olanlar da silikleşir.
Hiçbir şey eskisi kadar sevindirmez.
İnsan anlatamadığı bir boşluk hissiyle yaşamaya başlar.
Sanki hayat devam ediyordur ama kişi tam olarak içinde değildir.

Çünkü yaşananlar sadece geçmişte kalmaz.
Yaşanan her şey, insanın içinde iz bırakır.
Anlaşılmamış, anlamlandırılmamış duygular donup kalır.
Zihin onları bastırdığını sanır…
Ama aslında sadece askıya alır.

Bugün yaşanan bazı tepkiler, bazen o eski yüklerin yankısıdır.
Nedenini bilmeden uzaklaşmak, donakalmak, hiçbir şey hissetmemek…
Bunlar çoğu zaman bir sorunun değil, bir zamanlar geliştirilmiş bir çözümün devamıdır.

İyileşme ise “neden böyleyim?” diye kendini suçlamakla değil,
o donmuş yerlerin yavaş yavaş çözülmesine izin vermekle olur.

İnsan kendini güvende hissettikçe,
geçmişte yarım kalmış duygular anlam bulmaya başladıkça,
beden yeniden gevşer, zihin yeniden bağ kurar.

Ve hissizleşme yerini şuna bırakır:
Daha çok hissetmeye değil,
Artık taşıyabildiği kadar hissedebilmeye.

Çünkü mesele her şeyi yeniden yaşamak değil,
Yaşanmış olanın artık bugünü yönetmesine gerek kalmamasıdır.

İnsan o zaman anlar…
Sadece acıya değil, hayata da yeniden temas edebildiğini.

23/02/2026

Bazı insanlar vardır; hayatın içindeki olaylara değil, o olayların içlerinde uyandırdığı eski duygulara tepki verirler. Sürekli olumsuzu düşünmeleri, her ihtimali kötüye yormaları, bir türlü rahatlayamamaları bundan olur. Siz dışarıdan baktığınızda “abartıyor” gibi görünebilir, oysa onların zihni bugünü değil, çok daha eskiden öğrenilmiş bir tedirginliği yaşamaya devam ediyordur. Böyle biriyle ilişki kurmak zamanla insanı çaresiz hissettirebilir. Çünkü ne kadar anlatırsanız anlatın, ne kadar güven vermeye çalışırsanız çalışın, söyledikleriniz akılla duyulur ama o eski duygu değişmeden kalır. İşte bu noktada çoğu kişi farkında olmadan iki uçtan birine savrulur: Ya sürekli düzeltmeye, ikna etmeye çalışır… ya da tamamen uzaklaşır. Oysa asıl ihtiyaç olan şey, ne öğretmek ne de kaçmaktır. Önce anlamaya çalışmak, sonra kendi sınırını kaybetmeden ilişki içinde kalabilmektir. Çünkü birinin içindeki o karamsar ses, susturuldukça değil, gerçekten duyulabildiğinde yavaş yavaş gücünü kaybeder. Ve siz, onun duygusunu taşımak zorunda olmadığınızı fark ettiğinizde, ilişki ilk kez daha sağlıklı bir mesafe bulur.

21/02/2026

Her ailede kendini ait hissetmeyen biri vardır.

Genelde ona “farklı”, “uyumsuz”,
hatta bazen “problemli” denir.

Oysa çoğu zaman mesele uyum sağlayamaması değildir.
Mesele, ailenin görmemeyi seçtiği şeyleri görüyor olmasıdır.

Konuşulmayanı hisseder.
Üstü örtülen kırgınlıkları fark eder.
Herkes “iyiyiz” derken, içerde dolaşan gerilimi taşır.

Bazı ailelerde huzur vardır.
Ama bu huzur, yaşanmışlığın ardından gelen bir sakinlik değil,
hiç konuşulmamış duyguların yarattığı sessizliktir.

İşte o kişi…
Bu sessizliği bozan kişidir.

Sorular sorar.
Neden böyle olduğunu anlamaya çalışır.
Hislerini bastırmak yerine anlamlandırmak ister.

Ve bu yüzden çoğu zaman yalnız kalır.

Psikolojide buna bazen “kara koyun” denir.
Ama bu, dışlanan kişi olduğu anlamına gelmez.

Çoğu zaman o kişi,
ailenin taşıyamadığı duyguları taşıyan,
sistemin inkâr ettiği gerçekliği dile getiren,
değişimin ilk sinyalini veren kişidir.

Yani sorun olan değil,
çoğu zaman fark eden kişidir.

Aidiyet hissetmemek bazen kopukluk değildir.
Bazen, eski bir düzenin artık sana uymadığını fark etmektir.

Ve fark etmek…
Her zaman kolay değildir.
Ama çoğu dönüşüm tam da orada başlar.

18/02/2026

“Her şey yolundayken neden içim rahat etmiyor?”

Bazen hayat gerçekten sakindir.
Ama insanın içi o sakinliğe eşlik edemez.
Dışarıda bir sorun yoktur, içeride ise açıklaması zor bir huzursuzluk dolaşır.
Sanki görünmeyen bir şey olacakmış gibi…
Sanki bu kadar yolunda gitmeye güvenilmezmiş gibi…

Çünkü insan sadece bugünü yaşamaz.
İçinde, geçmişten kalan duygusal izlerle birlikte yaşar.

Zamanında nasıl ayakta kaldıysak, bugün de çoğu zaman aynı yolları kullanırız.
Bir dönem işe yarayan o içsel düzen — fazla düşünmek, kontrol etmek, tetikte olmak, kendini geri çekmek —
artık gerekmese bile kendini tekrar eder.

İç dünyamız değişimi hemen kabul etmez.
Tanıdık olanı sürdürmek ister.
Bu tanıdık hal bazen kaygının kendisi bile olabilir.

Bu yüzden zihin şöyle çalışır:
Her şey iyi giderken bile bir açık arar.
Rahatlayacak gibi olduğunda hemen bir ihtimal üretir.
Sanki eski bir hikâye yeniden yaşanacakmış gibi hazırlık yapar.

Aslında bu, bugünü bozmak isteyen bir taraf değil;
bir zamanlar incinmemek için öğrenilmiş bir korunma biçimidir.

Ama geçmişte işe yarayan bu içsel alarm, bugün hayatın akışını yaşamayı zorlaştırabilir.
Kişi kendini sürekli hazırlık halinde bulur.
Yaşamak yerine, olacakları önceden kontrol etmeye çalışırken yakalar kendini.

Oysa insanın ruhsal dünyası sadece korunmaya değil, deneyimlemeye de ihtiyaç duyar.
Bazen iyi giden bir şeyin içinde kalabilmeyi öğrenmek,
onu analiz etmekten daha dönüştürücüdür.

İçsel değişim çoğu zaman yeni bir şey eklemekle değil,
eskiden kalan bu otomatik düzeni fark etmekle başlar.

Fark ettikçe şunu ayırt etmeye başlarız:
Bu his şu ana mı ait,
yoksa geçmişten tanıdık bir duygu mu yeniden sahneye çıktı?

O zaman zihin yavaş yavaş şunu öğrenebilir:
Her huzur, ardından gelecek bir kırılmanın habercisi değildir.
Bazen iyi hissetmek gerçekten sadece iyi hissetmektir.

10/02/2026

Toplum içindeki “ben” ile evdeki “ben” neden bu kadar farklı olabilir?

Günlük hayatta çoğumuz, farkında olmadan bir rol taşırız. İşte, sosyal ortamlarda, hatta aile büyüklerinin yanında daha kontrollü, daha güçlü, daha uyumlu bir taraf devreye girer. Çünkü insan, ait olmak ve kabul görmek ister. Bu yüzden duygularını ayarlar, bazı tepkilerini bastırır, bazı yönlerini öne çıkarır.

Ev ise genellikle bu rollerin gevşediği yerdir. Yorgunluk, kırılganlık, öfke, çocukluk tarafımız… Hepsi daha rahat ortaya çıkar. Bu bir “ikiyüzlülük” değil; ruhsal bir denge kurma çabasıdır.

Ama sorun şurada başlar:
Eğer kişi toplumda taşıdığı kimlikle evdeki kimliği arasında çok büyük bir uçurum yaşıyorsa, bu uzun vadede içsel bir gerilim yaratır.
“Dışarıda güçlü, evde tükenmiş”,
“Herkese anlayışlı, en yakınlarına tahammülsüz” hissetmek tesadüf değildir.

Çoğu zaman bu farkın kökeni çok eskilere gider:
– Küçükken “uslu” olmak zorunda kalmak
– Duyguların görülmemesi
– Güçlü olmanın ödüllendirilmesi
– Zayıflığın eleştirilmesi

Zihin şunu öğrenir: “Bazı hallerim kabul görmez.”
Ve o haller güvenli alanlara saklanır.

Sağlıklı olan, toplumda takılan maskeyi tamamen atmak değil; evde ortaya çıkan tarafla barışmak ve onu yavaş yavaş hayatın diğer alanlarına da taşıyabilmektir.
Çünkü insan, tek parça hissedebildiğinde gerçekten rahatlar.

Kendine şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir:
“Evde ortaya çıkan hangi tarafım dışarı çıkmaktan korkuyor?”

Bu sorunun cevabı, çoğu zaman bugünkü hayatımızdan çok daha eski bir hikâyeye dayanır.

08/02/2026

Kaygı bozukluğu sadece “çok endişelenmek” değildir.
Bu, beynin tehlike geçmiş ama bitmemiş gibi çalışmasıdır.

Beynin hayatta kalmaktan sorumlu sistemi, bir dönem gerçekten risk altında kaldığında öğrenir:
“Gevşemek güvenli değil.”
Tehlike geçse bile bu bilgi silinmez, bedende ve sinir sisteminde kalır.

Bu yüzden kaygı yaşayan birinin bedeni hep tetiktedir.
Kalp daha hızlı atar, nefes yüzeyselleşir, kaslar fark etmeden kasılır.
Zihin sürekli olasılıkları tarar çünkü beyin şunu yapmaya çalışır:
Kontrol edersen güvende kalırsın.

Ama işin asıl kısmı şurada başlar:
Bu alarm sistemi çoğu zaman bugünkü hayattan değil, geçmişte yaşanmış duygusal deneyimlerden beslenir.

Çocuklukta ya da gençlikte:
• duygularının yeterince görülmediği,
• yalnız baş etmek zorunda kaldığın,
• hata yapmanın bedeli olduğu,
• güvende hissetmenin garanti olmadığı

bir ortamda büyüdüğünde, beyin şunu öğrenir:
“Tehlikeyi önceden sezmeliyim.”

Kaygı tam olarak budur.
Bir şey olmasın diye sürekli tetikte kalma hali.

Bu yüzden kaygı yaşayan biri sadece “çok düşünen” biri değildir.
O kişi çoğu zaman:
• çevresinin duygularını çok iyi okur,
• sorumluluğu erkenden alır,
• kontrolü bırakmakta zorlanır,
• “ya bir şey olursa” diye dinlenemez.

Çünkü dinlenmek, bilinçdışı için riskli hissettirebilir.

Burada kaygıyı bastırmak, yok saymak ya da sadece mantıkla susturmaya çalışmak işe yaramaz.
Çünkü beyin ikna olmaz; anlaşılmak ister.

Asıl ihtiyaç şudur:
Bu alarmın ne zaman, neden devreye girdiğini fark etmek.
Hangi duygunun yıllardır tutulduğunu,
hangi ihtiyacın hep ertelendiğini görmek.

Kaygı bir düşman değil.
Zamanında işe yaramış ama artık bedeni yoran bir koruma biçimidir.

Ve bu koruma, doğru şekilde ele alındığında
yavaş yavaş gevşemeyi öğrenebilir.

Address

İstiklal Mahallesi Şaiir Fuzuli Caddesi Özkal İş Merkezi No:36/6
Eskisehir
26010

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Wednesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00
Saturday 10:00 - 20:00

Telephone

+905511599255

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog Serhat Uludemir posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Klinik Psikolog Serhat Uludemir:

Share