12/04/2026
Çocukluk herkes için “güzel anılar” demek değildir.
Bazı insanlar için çocukluk; yalnızlık, korku ve kimsenin gerçekten yanında olmadığı bir dönemdir. Açık söylemek gerekirse; eğer bir çocuğun hayatında onu koruyan, kollayan, duygusunu anlayan bir yetişkin yoksa, çocukluk onun için ağır bir yük haline gelir.
Bir çocuk tek başına baş edemez.
Korktuğunda birine yaslanmaya, üzüldüğünde anlaşılmaya, hata yaptığında cezalandırılmadan yön gösterilmeye ihtiyaç duyar. Bunlar olmadığında çocuk şunu öğrenir:
“Duygularım önemli değil.”
“Güvende değilim.”
“Kimseye güvenmemeliyim.”
Ve bu öğrenmeler çocuklukta kalmaz.
Bugün ilişkilerinde sürekli tetikteysen,
Sevildiğine inanmakta zorlanıyorsan,
En küçük bir mesafede terk edilecekmiş gibi hissediyorsan ya da tam tersi kimseye yaklaşamıyorsan…
Bunlar karakter meselesi değil.
Zamanında yanında kimse yokken geliştirmek zorunda kaldığın hayatta kalma yolları.
İnsanın zihni ilginç çalışır.
Geçmişte ne yaşadıysa, bugünde de benzerini arar. Tanıdık olanı tekrar eder. Bazen seni inciten ilişkilere çekilmen, bazen iyi giden bir şeyi sabote etmen bundan. Çünkü içten içe bildiğin şey şudur:
“Yakınlık tehlikeli olabilir.”
Ya da “Nasıl olsa sonunda yalnız kalırım.”
Bu yüzden birçok insan aslında bugünü değil, geçmişte yarım kalan bir hikâyeyi yaşamaya devam eder.
Ama şu kısmı çok önemli:
O zaman çocuktun ve gerçekten yalnızdın.
Bugün ise değilsin.
Bugün o çocuğun ne yaşadığını anlayabilecek bir tarafın var.
Onun korkusunu küçümsemeden, onun ihtiyacını görmezden gelmeden yanında durabilecek bir tarafın var.
İyileşme dediğimiz şey; geçmişi silmek değildir.
Geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.
Ve bu çoğu zaman ilk kez şunu fark etmekle başlar:
“Benim yaşadıklarım normal değildi.
Ve ben suçlu değilim.”
İşte tam bu noktada, insan kendine başka bir hikâye yazmaya başlar.