Uz. Dr. Mehmet Emre Beyaztaş - Anesteziyoloji ve Reanimasyon Mütehassısı

  • Home
  • Turkey
  • Gebze
  • Uz. Dr. Mehmet Emre Beyaztaş - Anesteziyoloji ve Reanimasyon Mütehassısı

Uz. Dr. Mehmet Emre Beyaztaş - Anesteziyoloji ve Reanimasyon Mütehassısı Uz. Dr. Mehmet Emre BEYAZTAŞ Resmi Facebook Sayfası

KARBONDİOKSİT (CO2) ABSORBANLARI:1915 yılında Dennis E. Jackson (1879-1980), karbondioksit absorbanlı kapalı bir halka s...
07/02/2026

KARBONDİOKSİT (CO2) ABSORBANLARI:
1915 yılında Dennis E. Jackson (1879-1980), karbondioksit absorbanlı kapalı bir halka sistemi ile volatil anestezi, azotprotoksit ve oksijen karışımı kullanarak hayvanlarda uzun süreli anestezi uygulaması yapmıştır.

Kapalı ve yarı-kapalı devrelerde CO2 absorbsiyonu gerekir. Absorban granülleri, bir tavan ve bir taban kısmından oluşan metal parçalar arasına sıkıca yerleşen bir veya iki adet kanisterin içine yerleştirilir. Çift kanisterin kullanımı, CO2 absorbsiyonunun iyi olmasını, absorbanın daha seyrek değiştirilmesini ve gaz direncinin daha az olmasını sağlar. Klinik uygulamada sodalaymdan yararlanma süresi taze gaz akımına bağımlı olarak değişmektedir. Kullanılan absorbanın her iş günü bitiminde atılması, ekolojik ve ekonomik nedenler sebebi ile terk edilmelidir. İnspire ve ekspire edilen karbondioksit konsantrasyonlarını izlemek koşulu ile, 1 litrelik absorban kanisteri kullanıldığında bile hasta güvenliği etkilenmeden absorbsiyon kapasitesinden sonuna kadar yararlanılır. CO2 izlemi yapılamıyorsa çift kanister yada büyük kanister kullanımı şarttır.

En sık kullanılan CO2 absorbanları sodalaym ve baralaymdır. Sodalayma silika eklenmesi ile sertliği artar, sodyum hidroksit tuzlarının inhalasyonu azalır. Baralaym, yapısında kristalizasyon suyu içerdiğinden silika eklenmeden de serttir. Her iki absorbana karbonik asit oluşumunda ideal şartları sağlamak için fazladan su eklenir. CO2, kimyasal olarak su ile birleşerek karbonik asit oluşturur. CO2 absorbanları (örn: sodalaym veya baralaym) karbonik asidi nötralize edebilen hidroksit tuzları içerir. Hidroksit tuzları cildi ve mukozayı tahriş eder. Reaksiyonun son ürünleri su ve kalsiyum karbonattır.

H+ konsantrasyonunun artması ile pH boya indikatörünün renginin değişmesi absorbanın etkisini kaybettiğini gösterir. Boya indikatörünün rengi kanisterlerin şeffaf çeperlerinden izlenebilir. Absorbanın %50-70’inin rengi değiştiğinde yenisi ile değiştirilmelidir.
Bekletildiklerinde orjinal renklerini yeniden kazansalar da, absorbsiyon kapasitelerinde düzelme olmaz. İndikatördeki renk değişikliği sodalaym tükeniminin çok güvenilir ölçütü değildir. İndikatör maddenin, yoğun ultraviyole ışığı ile etkinliğini kaybetme olasılığı vardır.
Yeni doldurulmuş kanisterdeki absorbanın, doldurulduğu tarih bir etikete yazılıp kanistere yapıştırılmalıdır. En geç haftada bir değiştirilmelidir.
Etil viyole, trifenilmetan boyasıdır. Kritik pH:10.3’tür. Sodalaym ve Baralaym ile etkileşince renksiz halden mor renge döner. Renk değişimi, CO2 emilimi ile pH’da azalmaya bağlıdır.

Alveoler gazın tekrar solunması ısı ve nemi korur. Hiperkapninin önlenmesi için ekshale edilen gazdaki CO2 elimine edilmelidir. Bu sebeple, absorbanın etkinliği renk değişimi dışında, hastada CO2 birikim bulguları ile de yakından izlenilmelidir. Hipertansiyon yada ardından gelişen hipotansiyon, taşikardi, pCO2’de artış, terleme ve yara yerinden sızıntı tarzında kanamalar uyarıcı olmalıdır.

ANESTEZİK AJANLAR / İNHALASYON GAZLARI Anestezide gerek hastanın yaşamsal gereksinimi olan temel gazın (oksijen) ve diğe...
07/02/2026

ANESTEZİK AJANLAR / İNHALASYON GAZLARI

Anestezide gerek hastanın yaşamsal gereksinimi olan temel gazın (oksijen) ve diğer anestezi etkili gazların kullanımında çelik silindirler / tanklar içinde yüksek basınç altında, depolandığı yerin volümünden çok daha fazla miktarda saklandığı fiziksel gaz kanun prensiplerine dayanmaktadır (boyle gaz kanunu)

Sık kullanılan ajanlar ;
AZOT PROTOKSİT
Renksiz kokusuz bir gazdır. Analjezik özelliğinden dolayı genellikle oksijen ile karıştırılarak % 50-66 konsantrasyonda uygulanır. Deneysel kullanımda myokard ( kalp kası ) depresyonu yapar. Pulmoner vasküler direnci arttırır. Kas gevşetici etkisi yoktur. Serebral (beyin) kan akımını minimal arttırır, karaciğer ve böbrek kan akımını diğer inhalasyon ajanlarına oranla minimal oranda azaltır. Uzun süre maruz kalınırsa kemik iliği depresyonu, pernisiyöz anemi yapabilir. Muhtemel teratojenik etkileri nedeniyle gebede ilk 3 ayda kullanılmamalıdır.
Lökosit kemotaksisini azalttığı için enfeksiyona direnci düşürür. Azot protoksit kanda nitrojen oranla 35 kat daha solübl = eriyebilirlik olduğundan boşlukları çıkan nitrojenden daha hızlı doldurur ve volüm artışına neden olur. Bu nedenle pnömotoraks, hava embolisi riski olan ameliyatlar, timpanoplasti, barsak obstrüksiyonu ( tıkanması ) gibi durumlarda kullanılmamalıdır.

SEVOFLURAN
Düşük kan/gaz partisyon değeri ve hoş kokusu nedeniyle maske ile indüksiyon için ideal bir ajandır. İsoflurana benzer şekilde direkt myokard depresyon etkisi azdır, ancak ciddi sistemik vazodilatasyon etkisi ile arter basıncı düşer. Kardiyak output ise önemli oranda etkilenmez. Kalp atım hızı genellikle stabildir. Koroner perfüzyon basıncı yanında myokardın oksijen tüketimini de azalttığından myokardiyal iskemiye yol açmaz. Myokardın adrenaline duyarlığını arttırmaz. Bronkodilatasyon yanında doza bağlı solunum depresyonu yapar. Kas gevşetici etkisi güçlüdür. Serebral kan akımını ve intraserebral basıncında önemli bir artışa neden olmaz.
Karaciğer ve böbrek kan akımını minimal azaltır. Malign hipertermiyi tetikleyebilir.Uzun süreli ve yüksek konsantrasyonda kullanımda serum flor düzeylerinin nefrotoksik düzeylere yaklaştığı bildirilmiştir. Bu nedenle böbrek hastalarında ajanın kullanımı sakıncalı olabilir. Sevofluran ayrıca desfluran gibi karbondioksit absorbanları (özellikle baralyme ile) ile reaksiyona girerek Compound A(Bileşik A) gibi toksik bileşik oluşturur.

DESFLURAN
Bir metil etil eterdir. İlk kez 1990’da kullanılmıştır. İndüksiyon ve uyanma hızlı, etkinliği ise azdır.Desfluran, keskin kokusu nedeniyle anestezinin indüksiyon döneminde salgı artışı, öksürük, nefes tutma ve laringospazm gibi solunum belirtilerine yol açarak indüksiyon hızını sınırlayabilir.Hemodinami üzerine tüm volatil anesteziklerde olduğu gibi desfluranın arteryal kan basıncını doza bağımlı azaltıcı etkisi belirgindir.

Günümüzde Metoksifluran, Enfluran, İsofluran ve Halotan ciddi yan etki potensleri nedeniyle insanlarda yaygın surette kullanılmamaktadır.

Non invaziv mekanik ventilasyon nedir?Potansiyel olarak ventilasyon desteğine ihtiyaç duyabilecek hastaların erken teşhi...
07/02/2026

Non invaziv mekanik ventilasyon nedir?

Potansiyel olarak ventilasyon desteğine ihtiyaç duyabilecek hastaların erken teşhisi, yoğun bakım destek programlarının temel hedeflerinden biri ve tüm hastane sağlık personeli için önemli bir beceridir. İnvaziv ventilasyonun başlatılması ve zamanlamasıyla ilgili kararlar zor olabilir ve yoğun bakım uzmanlarıyla erken görüşme şarttır. İnvaziv ventilasyon desteğinin uygunluğu, hastalar ve aileleriyle de önceden görüşmeyi gerektirebilir. Son 10-15 yılda, özellikle invaziv ventilasyonun doğasında bulunan komplikasyonları en aza indirme çabasıyla, non-invaziv ventilasyonun (NIV) rolü genişlemiştir. Nitekim, NIV artık bazı durumlarda (kronik obstrüktif akciğer hastalığı, pulmoner ödem, immün yetmezliği olan hastalarda hafif ila orta derecede hipoksemik solunum yetmezliği) birinci basamak tedavi olarak kabul edilmekte ve giderek daha geniş bir yelpazedeki nedenlerden kaynaklanan solunum yetmezliğinde sıklıkla 'NIV denemesi' düşünülmektedir. NIV'de, ortamın (ortam, izleme, personelin deneyimi) ve ileriye dönük planlamanın önemi asla abartılamaz. Standart endikasyonlar dışında kullanıldığında, invaziv ventilasyonun düşünülebileceği hastalarda, NIV (non-invaziv ventilasyon) yüksek bağımlılık gerektiren veya yoğun bakım ortamında uygulanmalıdır.

NIV'in invaziv metodlara göre hemodinamik instabilite, hastane enfeksiyonları ve ventilasyon kaynaklı akciğer hasarı riskinin daha düşük olması gibi birçok avantajı vardır. Bununla birlikte, NIV'in öncelikle IMV'nin gerekli olduğu durumlarda bir alternatif olmadığını açıklığa kavuşturmak önemlidir.

KOAH hastalarında akut tip II solunum yetmezliğinde NIV, kanıta dayalı yerleşik bir tedavi yöntemidir ve çoğu durumda ilk tercih edilen tedavidir. Akut pulmoner ödeme bağlı solunum yetmezliği gibi diğer klinik senaryolarda da NIV veya CPAP kullanımına dair güçlü kanıtlar mevcuttur. Bununla birlikte, bazı solunum yetmezliği nedenlerinde (örneğin pnömoni) NIV kullanımında dikkatli olunmalıdır.

Kritik durumdaki hastalarda, mekanik ventilasyonun (IMV) uygunluğunu ve kararını içeren acil durum planları, kıdemli hekim, yoğun bakım ekibi ve hasta/aile arasında erken istişare ve görüşmelerle birlikte, bireyin temel fonksiyonlarını da kapsayan kapsamlı bir klinik değerlendirme gerektirir.

Entübasyon ve invaziv mekanik ventilasyondan sonra, düşük hacimli ve düşük basınçlı ventilasyon (volütravmayı önlemek), 'izin verilen' hipoksi ve hiperkapni, genel yoğun bakım yönetimiyle (örneğin sedasyonun durdurulması ve erken dönemde uygun beslenme desteği) birlikte önemli ventilasyon stratejileridir.

Cumhuriyet tarihimizin ikinci büyük yersarsıntısı;06.02.2023 04:17 itibariyle  /Pazarcık meydana gelen M7.8 şiddetindeki...
06/02/2026

Cumhuriyet tarihimizin ikinci büyük yersarsıntısı;06.02.2023 04:17 itibariyle /Pazarcık meydana gelen M7.8 şiddetindeki felaketinde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralananlara şifalar dileriz. Aziz ve mukaddes Türk Milletinin başı sağolsun.

Negatif basınçlı yara tedavisi (NPWT-VAC) nedir?Negatif basınçlı yara tedavisi, yaranın daha iyi iyileşmesine yardımcı o...
05/02/2026

Negatif basınçlı yara tedavisi (NPWT-VAC) nedir?
Negatif basınçlı yara tedavisi, yaranın daha iyi iyileşmesine yardımcı olmak için yaradan sıvı ve bakterileri dışarı çeken bir tedavi yöntemidir. Bazı sağlık uzmanları buna vakum destekli tedavi de derler. Emme kuvveti oluşturarak çalışır. Bir uzman bu tedaviyi vücudunuzun birçok farklı bölgesindeki yumuşak dokuları iyileştirmek için kullanabilir.
Daha az sıvı, daha az ödem (şişlik) anlamına gelir . Negatif basınçlı yara tedavisi, yaranın sıkışmasını sağlayarak küçülmesine olanak tanır. Ayrıca temiz ve nemli bir ortamda yeni, sağlıklı doku oluşumunu teşvik eder.
Bir sağlık çalışanı, ameliyathanede yarayı temizleyip kapattıktan sonra negatif basınçlı yara tedavisi uygulayabilir. Daha sonra, sağlık çalışanı pansumanları değiştirmek ve yaranızın sıkıca kapalı olduğundan emin olmak için hastane odanıza gelebilir. Bu tedaviyi evde kullanıyorsanız, pansuman değişimleri için bir kliniği ziyaret edebilirsiniz.
Negatif basınçlı yara tedavisi, sağlık çalışanlarının yaralar için kullandığı çok yaygın bir tedavi yöntemidir. 1990'larda doktorlar tarafından icat edilmesinden bu yana, dünya çapında milyonlarca insan bu yöntemi kullanmıştır.

Negatif basınçlı yara tedavisi nasıl çalışır?
Negatif basınçlı yara tedavisi uygularken, bir sağlık uzmanı şunları yapacaktır:
1. Yarayı temizleyin ve kurulayın. Ameliyathanede bu, ölü veya enfekte olmuş dokuların çıkarılmasını da içerir.
2. Yaranın üzerine veya içine özel bir köpük ped yerleştirin ve sıvı geçişine izin veren bir filmle örtün.
3. Etrafını şeffaf bantla hava geçirmez şekilde kapatın.
4. Üstüne bir emme borusu yerleştirin ve sabitleyin.
5. Sıvı tahliyesini toplamak için emme borusunu bir kaba bağlayın.
6. Negatif basınç uygulamak için özel bir p***a kullanın.
Sağlık uzmanı , negatif basınçlı yara tedavisi yöntemiyle yaraya serum fizyolojik veya antibiyotik de uygulayabilir.

Negatif basınçlı yara tedavisi neden yapılır?
Negatif basınçlı yara tedavisinin endikasyonları veya kullanım nedenleri şunlardır:
* Karmaşık bir yaranız var.
* Yaranız iyileşmiyor veya iyileşmeme riski taşıyor.
* Yaranız akut (yeni oluşmuş), ancak sağlık uzmanınız enfeksiyon riski gibi nedenlerle onu kapatamıyor .
* Yaranız yeniden açıldı.
* Yaranız kronik (uzun süreli) bir yara.
* Sağlık uzmanınız sıvı birikimini azaltmak ve yaranızın iyileşmesine yardımcı olmak istiyor.

Negatif basınçlı yara tedavisinin kullanım alanları nelerdir?
Negatif basınçlı yara tedavisinin kullanım alanlarına örnekler şunlardır:
* Ayak ülserleri
* Yanıklar
* Travmatik yaralanmalar
* Kapalı cerrahi kesiler

Negatif basınçlı yara tedavisinin faydaları nelerdir?
Negatif basınçlı yara tedavisinin faydaları şunlardır:

* İyileşme süreci hızlandırması
* Şişliğin (ödemin) azalması.
* Daha az iltihaplanma
* Daha iyi kan akışı, yaraya daha kolay oksijen taşınmasını sağlar.
* Pansuman (köpük veya gazlı bez gibi) değişim sıklığı azalır (48 ila 72 saatte bir).
* Cihaz taşınabilirliği
* Hastane yatış süresinin kısalması

Kaudal Blok Uygulaması nedir?Kaudal epidural anestezi, çocuklarda en sık kullanılan bölgesel tekniktir; ancak lomber ve ...
04/02/2026

Kaudal Blok Uygulaması nedir?
Kaudal epidural anestezi, çocuklarda en sık kullanılan bölgesel tekniktir; ancak lomber ve torasik epidural tekniklerine aşinalık arttıkça bu oran azalabilir. Kullanımı ilk olarak 1933'te tanımlanmış olmasına rağmen, kaudal anestezi ancak 1960'ların başlarında bir miktar popülerlik kazanmıştır. Kateter materyalindeki gelişmeler ve küçük çaplı iğne ve kateterlerin bulunabilirliği, çocuklarda bu tekniğe olan ilgiyi artırmıştır.

Çocuk, ön iliak çıkıntıların altına küçük bir rulo yerleştirilerek yan yatış veya yüzüstü pozisyona getirilir.Sakral açıklığın boynuzları, muayene eden kişi parmağını medialden laterale doğru hareket ettirdiğinde, yaklaşık 0,5 ila 1,0 cm aralıklı iki kemik çıkıntı olarak en kolay şekilde palpe edilir.Sakral boynuzlar belirgin değilse veya kolayca görülemiyorsa, orta hatta L4-5 intervertebral boşluğu palpe ederek ve ardından sakral açıklığa ulaşılana kadar kaudal yönde palpe ederek boşluğu bulmak daha kolay olabilir.Sakrum ve koksiks arasındaki boşluk sakral açıklıkla karıştırılabileceğinden, bu son teknik, işaret noktalarının belirlenmesini kolaylaştırabilir. Doğru yer genellikle, ancak her zaman değil, kalçaların kıvrımının hemen başlangıcında bulunur. Kısa eğimli, 22 G bir iğne kullanılmalıdır çünkü uzun eğimli bir iğne damar içine enjeksiyon riskini artırabilir . İğne başlangıçta deriye 45-75 derecelik bir açıyla sefalik yönde ilerletilir ve sakrokoksigeal bağdan geçerek epidural boşluğa bitişik olan kaudal kanala girer.Sakrokoksigeal bağdan önce kemikle karşılaşılırsa, iğne birkaç milimetre geri çekilmeli, deriyle olan açı yaklaşık 30 dereceye düşürülmeli ve iğne sakrokoksigeal bağ delinene kadar tekrar sefalik yönde ilerletilmelidir. İğne biraz daha ilerletildiğinde, kemikle karşılaşılır ve iğne daha fazla ilerletilmeden önce, çocuğun sırt düzlemine neredeyse paralel olacak şekilde yönlendirilmelidir.Kaudal-epidural boşluğa girildikten sonra, iğne birkaç milimetre daha ilerletilir.Hem kan hem de BOS için negatif aspirasyon doğrulandıktan sonra, lokal anestezik bir test dozu uygulanır. Test dozundan sonra hemodinamik veya EKG değişiklikleri görülmezse, tek doz kaudal anestezi için lokal anestezik dozunun geri kalanı birkaç dakika boyunca kademeli olarak yavaşça enjekte edilmelidir. Kaudal blokaj ile intravasküler enjeksiyon riski azalabilsede, iğnenin sakrumun intramedüller boşluğuna yanlış yerleştirilmesi de mümkündür.Blokaj, kısa cerrahi işlemler için postoperatif analjezi süresinde önemli bir azalma olmaksızın ameliyat başlamadan önce uygulanabilir.Bu yöntem, ihtiyaç duyulan genel anestezi miktarını azaltarak daha hızlı bir iyileşme sağlaması avantajına sahiptir. Ayrıca, bloğun oturması için yeterli zaman olduğundan, ağrısız uyanma şansı artar.
Blokajın düzeyi uygulanan ilaç hacmine bağlı olduğundan, lokal anestezik konsantrasyonu, istenen blokaj yoğunluğuna (ameliyat sonrası ağrı kesici için daha az yoğun, ameliyat içi anestezi için daha yoğun) ve toksisite riskine göre belirlenmelidir.

SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR NEDİR?Beyin damar hastalığı olarak da bilinen serebrovasküler hastalıklar (SVO), beyin damar...
04/02/2026

SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR NEDİR?
Beyin damar hastalığı olarak da bilinen serebrovasküler hastalıklar (SVO), beyin damarlarında kan akışının zayıflaması veya tamamen durması ya da beyin damarlarının yırtılması sonucu gelişen kanama nedeniyle ortaya çıkan hastalıklardır. Kan akışında yaşanan sorunlar, kan damarlarında daralma, pıhtı atması, atardamarlarda tıkanıklık ve kan damarlarının yırtılması en yaygın nedenleridir.

SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR NEDEN OLUR?
Hastalığın nedenleri arasında genetik faktörleri kadar yaşam tarzının etkili olduğu da düşünülmektedir. Durağan bir yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alırken; yaş, cinsiyet ve genetik faktörler değiştirilemeyen risk faktörleridir. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan serebrovasküler hastalıklarda ise daha ciddi tablolarla karşılaşılmaktadır.

SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Serebrovasküler hastalığın tanısı; hastanın şikayetleri, hikayesi, klinik muayenesi ve görüntüleme (beyin MR, beyin tomografisi ve beyin kan dolaşımını sağlayan ana damarların renkli doppler ultrasonografisi) sonuçlarına dayanarak konulur.

SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Serebrovasküler hastalığın medikal (konservatif- ilaçlarla), girişimsel ve cerrahi tedavisi mevcuttur. Tedavi seçeneklerine inmenin çeşidine, hastanın yaşına, hastaneye başvuru saatine, altta yatan başka hastalıkların varlığına göre karar verilir. Damar tıkanıklığı ile seyreden serebrovasküler hastalıklarda kan akışkanlığını arttıran, kan pıhtılaşmasını azaltan ilaçlara yanı sıra beyin ödemini azaltan, hastanın kan basıncını ve şekerini düzenleyen ve kolesterolünü azaltan ilaçlar uygulanır. Bazı durumlarda, inmeye eşlik eden epileptik nöbetler olabilmektedir. Bu durumda hastanın tedavisine antiepileptik ilaçlar eklenir.
Damar tıkanıklığına bağlı inme geçiren hastalar hastaneye hızlı başvurdukları sürece hastanın altta yatan hastalıkları açısından uygun koşullar sağlanırsa trombolitik denilen ilaçlarla pıhtıyı eritme tedavisi uygulanabilir. Bunun dışında hastalara mekanik yollarla (yani uygun cihazlarla) pıhtıyı damar yolundan çıkarma operasyonu yapılabilir.
Beyin kanaması geçiren hastalarda beyin şişmesini önlemek için ilaç tedavisi, kanamayı boşaltmak için ise beyin cerrahisi tarafından yapılan operasyon uygulanabilir.

KOAH NEDİR?Kronik obstrüktif akciğer hastalığının kısaltması olan KOAH, hava kesecikleri olan bronşların daralması sonuc...
04/02/2026

KOAH NEDİR?
Kronik obstrüktif akciğer hastalığının kısaltması olan KOAH, hava kesecikleri olan bronşların daralması sonucu akciğerde elastikiyet kaybı, nefes darlığı, öksürük ve hava akımının kısıtlanması ile karakterize kronik inflamatuar bir akciğer hastalığıdır. KOAH, amfizem ve kronik obstrüktif bronşiti de içerir. Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste görülen ve bu iki yılın en az üç ayında semptomları ilerleyici bir rahatsızlık olarak bilinir. Amfizem ise, kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinin esnekliğini kaybetmesine neden olan bir hastalıktır. Bunun sonucunda akciğerde elastikiyet kaybı ve nefes darlığı görülür.
KOAH yalnızca akciğerleri değil tüm vücut sistemini olumsuz etkileyen önemli bir hastalıktır. Diyabet, kemik erimesi, kalp damar tıkanıklıkları, kaslarda enfeksiyon dışı iltihaplar gibi sorunlar KOAH ile birlikte görülebilmektedir. KOAH akciğer yaşlanmasını hızlandıran önemli bir hastalıktır.

KOAH BELİRTİLERİ NELERDİR?
Fiziksel aktiviteler ile ortaya çıkan nefes darlığı, balgamlı öksürük, göğüste sıkışma ve rahatsızlık hissi, hırıltılı nefes alma, genel halsizlik ve enerji eksikliği, plansız kilo kaybı, akciğerlerde sık enfeksiyon yaşanması ve bacak ve ayaklarda şişlik (ödem) KOAH belirtileridir.
KOAH hastalığında görülen belirtiler şunlardır:
* Özellikle fiziksel aktiviteler sırasında nefes darlığı
* Balgamlı öksürük
* Göğüste sıkışma ve rahatsızlık hissi
* Hırıltılı nefes alma
* Solunum yolu enfeksiyonlarında artış
* Genel halsizlik ve enerji kaybı
* Ayak bilekleri ve bacaklarda şişlik oluşması
* Kilo kaybı
* Nefes alışverişte artış
* Ciltte mavimsi renk değişikliği (siyanoz)
Gençlerde, akciğer kapasitesinin yeterli olması nedeniyle günlük yaşamları bu belirtiler yüzünden olumsuz etkilenmemektedir. Oysa ki bu şikayetlerin iki sene üst üste en az 3 ay süreyle yaşanması, mutlaka doktora başvurmayı gerektirir. Eğer sigara içmeye devam edilirse ve hastalık ilerlerse öksürük şiddetlenir ve balgam miktarı gittikçe artar. Hastalar günün her saatinde balgam çıkarmaya başlar. Bazen boğulacak kadar şiddetle öksürükler oluşabilir.

KOAH NASIL TEDAVİ EDİLİR?
KOAH tedavisinde ilk yöntem bronşları genişleterek oksijen alımını artırmayı sağlayan bronkodilatör ilaç kullanımı olup, sigaranın bırakılması, tozlu ve dumanlı ortamlarda bulunmamak temel tedavi girişimleridir.
Sigara bırakıldığı zaman hava yollarında ve akciğerdeki hava keseciklerindeki bozulmaların şiddeti de yavaşlamaktadır. KOAH’ta ana tedavi var olan veya daralmış olan hava yollarını açan ilaçlardır. Ayrıca balgam sökücü bir takım ilaçlar, enfeksiyon oluşursa antibiyotikler tedavi kapsamında verilmektedir. İlaçlar düzenli kullanılmazsa hastalık ilerler, sürekli nükseder ve hastane yatışları artarak birçok yan etkiler gelişebilir. Son yıllarda özellikle KOAH’ın amfizem ve kronik bronşit formları bronkoskopik, volüm azaltıcı metotlarla tedavi edilebilmektedir.

TRİGEMİNAL NEVRALJİ NEDİR?Trigeminal nevralji, trigeminal sinirin beyin sapına bağlandığı yerin çevresinde yaşanan baskı...
04/02/2026

TRİGEMİNAL NEVRALJİ NEDİR?
Trigeminal nevralji, trigeminal sinirin beyin sapına bağlandığı yerin çevresinde yaşanan baskıdan kaynaklanan, yüzde ani ve şiddetli ağrılara yol açan sinirsel bir hastalık ve kronik bir ağrı bozukluğudur. Ağrı yüzün bir yarısında, ani, şiddetli ve elektrik çarpmasına benzer ataklar halinde kısa sürelidir. Bu ağrı atakları aynı zamanda acı, batma ve yan hissi de yaşatır. Ağrı ataklarının süresi birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar değişmekle beraber bu atakların sıklığı da hastadan hastaya değişkenlik gösterir.
Trigeminal nevraljinin çok şiddetli ağrılara yol açması ve rastgele ataklarla seyretmesi, bu hastalığı yaşam kalitesini etkileyen büyük bir rahatsızlık haline getirir. Genellikle diş ağrısıyla karıştırılan trigeminal nevralji yüzünden hastaların dişlerini gereksiz yere çektirdiği görülür.
Ağrı kesici ilaçlar hastalığın şiddetli ağrılarını dindirse de ağrıların geçmediği vakalarda cerrahi seçenekler de denenebilir.

TRİGEMİNAL NEVRALJİ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Yüzde elektrik çarpmasına benzer şiddetli, saplanır hissi veren veya zonklama tarzında ağrı atakları trigeminal nevraljinin en yaygın görülen belirtisidir. Bu ağrılar yüze dokunma, çiğneme, konuşma veya diş fırçalama ile tetiklenen ani ağrı ataklarıdır. Ağrı ile birlikte batma, yanma, acı ve yüz spazmları da belirtiler arasındadır.
Trigeminal nevralji belirtisi genellikle birkaç saniye süren, yüzün bir yarımında hissedilen ani ve şiddetli elektrik çarpması şeklinde bir ağrıdır. Trigeminal nevralji belirtileri arasında sayılan bu tür ağrıların ardından dakikalara yayılan zonklamalar hissedilebilir.
Ağrının çene, burun ve yanakta görülmesi tipik trigeminal nevralji belirtileri arasındadır. Ancak bazı durumlarda ağrı tüm yüzü kapsayabilir. Ağrıların sıklığı belirgin bir biçimde değişkenlik göstermektedir. Bazı hastalarda ağrı atakları her 10 dakikada bir tekrarlayabilirken bazı hastaların günler süren ağrısız dönemleri olabilir.

TRİGEMİNAL NEVRALJİ TEDAVİSİ NASIL OLUR?
Trigeminal nevraljide öncelikle ağrının dindirilmesi için ilaç tedavisi yapılır. Etkili olan ilaçlar epilepsi ilaçları olabilir. Pek çok hastanın ağrısı bu ilaçlarla yatışmaktadır. İlaç tedavisi ile hasta rahatlıyorsa, bu ilaçlar hayat boyu da kullanılabilir. Ancak trigeminal nevralji ağrı ataklarının geçtiği dönemlerde ilaçlara ara verilmekle birlikte ataklar başladığında ilaçlar yeniden kullanılmaktadır. İlaç kullanıldığı süre içerisinde olası yan etkiler uzman doktor kontrolünde periyodik olarak değerlendirilmelidir.
Zaman içerisinde birçok hastada ilaç etkinliği giderek azalır ve ilaca rağmen şiddetli ağrı olur. Cerrahi tedavi gerekliliği burada devreye girer. Cerrahi tedavi seçenekleri arasında mikrovasküler dekompresyon, foramen ovale ponksiyonu ile balon kompresyon, radyofrekans veya alkol uygulamaları bulunur. Mikrovasküler dekompresyon özellikle genç ve radyolojik olarak trigeminal sinire damar basısı gösterilmiş hastalarda öncelikle tercih edilmelidir.

Akut solunum yetmezliği sendromu (ARDS) nedir?Akut solunum yetmezliği sendromu (ARDS), akciğerlerinizdeki küçük hava kes...
02/02/2026

Akut solunum yetmezliği sendromu (ARDS) nedir?
Akut solunum yetmezliği sendromu (ARDS), akciğerlerinizdeki küçük hava keseciklerinde (alveollerde) sıvı birikmesi sonucu oluşan bir akciğer hasarıdır . ARDS, akciğerlerinizin hava ile dolmasını engeller ve kanınızda tehlikeli derecede düşük oksijen seviyelerine ( hipoksi ) neden olur. Sağlık uzmanları genellikle bir kişiye hafif, orta veya şiddetli solunum yetmezliği sendromu teşhisi koyarlar. Bu seviyeyi, kanınızdaki oksijen seviyesini, sağlıklı bir kan oksijen seviyesine ulaşmak için verilmesi gereken oksijen miktarıyla karşılaştırarak belirlerler .
ARDS, beyin, kalp, böbrekler ve mide gibi diğer organların işlevlerini yerine getirmek için ihtiyaç duydukları oksijeni almalarını engeller. ARDS tehlikelidir ve birçok ciddi ve yaşamı tehdit eden probleme yol açabilir.
ARDS genellikle bir kişi enfeksiyon, hastalık veya travma nedeniyle hastanede tedavi görürken ortaya çıkar.

Akut solunum yetmezliği sendromuna (ARDS) ne sebep olur?
ARDS'nin nedenleri şunlardır:
* Sepsis : Sepsis, ARDS'nin en yaygın nedenidir. Akciğerlerinizde ( zatürre ) veya diğer organlarınızda yaygın iltihaplanma ile birlikte ciddi bir enfeksiyon olduğunda ortaya çıkabilir.
* Aspirasyon pnömonisi : Mide içeriğinin akciğerlere kaçması ciddi akciğer hasarına ve ARDS'ye (Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu) neden olabilir.
* Kan transfüzyonları : Kısa bir süre içinde 15 üniteden fazla kan alırsanız ARDS riski altındasınız.
* Pankreatit : Pankreasınızda meydana gelen şiddetli iltihaplanma.
* Ciddi travma veya yanıklar: Kazalar ve düşmeler akciğerlerinize veya vücudunuzdaki diğer organlara doğrudan zarar verebilir ve akciğerlerinizde şiddetli iltihaplanmaya neden olabilir.
* Solunum yolu yaralanması: Yüksek konsantrasyondaki kimyasal duman veya buharlara maruz kalma ve bunları soluma.
* Uyuşturucu doz aşımı: Kokain ve opioidler gibi uyuşturucuların aşırı dozda alınması .
* Boğulma veya boğulmaya yakın durum: Boğulma, suyun akciğerlerinize kaçmasına ve hasara neden olmasına yol açar.

Akut solunum yetmezliği sendromu (ARDS) nasıl tedavi edilir?
ARDS tedavisi, organ yetmezliğini önlemek için kandaki oksijen seviyesini artırmayı içerir. ARDS'li kişiler, kan oksijen seviyelerini iyileştirmek için mekanik ventilatöre ve/veya oksijen tedavisine ihtiyaç duyarlar
* Ağrıyı kontrol altına almak için sakinleştirici ilaçlar kullanılır ve bunlar rahatlamanıza yardımcı olur.
* Solunum testlerinin amacı, tüpün ve ventilatörün ne zaman güvenli bir şekilde çıkarılabileceğini belirlemektir.
* Kan sulandırıcılar, pıhtılaşmayı önlemek için kullanılır.
* İdrar söktürücüler, vücudunuzdaki fazla sıvıyı atmaya yardımcı olur.
* Akciğerlerinizde sıvı birikimini en aza indiren ilaçlar.
* Enfeksiyonu önlemek veya tedavi etmek için kullanılan antibiyotikler .
* Kas zayıflığını önlemek için aktif hareketlilik ve fizik tedavi .
* Akciğerlerinizi güçlendirmeye ve akciğer kapasitenizi artırmaya yardımcı olan akciğer rehabilitasyonu

Nöroleptik Malign Sendromu Nedir?Nöroleptik malign sendromu, psikoz tedavisinde kullanılan antipsikotik ilaçlar alan bir...
02/02/2026

Nöroleptik Malign Sendromu Nedir?
Nöroleptik malign sendromu, psikoz tedavisinde kullanılan antipsikotik ilaçlar alan bireylerde görülen ve potansiyel olarak hayatı tehdit eden bir reaksiyondur. Nöroleptik malign sendrom bulguları, yüksek ateş, kas sertliği, bilinç değişiklikleri ve otonom sinir sistemi dengesizlikleri gibi semptomları içerir. Bu sendrom, hemen tanınıp tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara ve hatta ölüme yol açabilir. NMS, özellikle dopamin reseptörlerini bloke eden ilaçların kullanımıyla ilişkilidir.

Nöroleptik Malign Sendrom Tanı Kriterleri
Yukarıda bahsedilmiş olan klinik bekirtilerin yanı sıra Nöroleptik Malign Sendrom tanı kriterlerini belirleme sürecinde hastanın antipsikotik ilaç geçmişi de önemli bir rol oynar. NMS, genellikle dopamin reseptörlerini bloke eden antipsikotik ilaçların kullanımıyla ilişkilidir. Bu ilaçların kullanımı, hastalığın gelişme riskini artırır ve dolayısıyla hastanın ilaç geçmişi dikkatlice değerlendirilir.
Ek olarak, laboratuvar testleri de Nöroleptik Malign Sendrom (NMS) tanısına yardımcı olur. NMS'de kas hasarının bir göstergesi olarak kreatin fosfokinaz (CPK) seviyelerinde belirgin bir artış görülür. Normalde düşük olan bu seviyeler, NMS'de 1000 IU/L'nin üzerine çıkabilir, bu da kasların zarar gördüğünü gösterir. Ayrıca, beyaz kan hücresi (lökosit) sayısında artış da sıkça gözlemlenir. Bu artış, vücudun strese ve olası bir enfeksiyona verdiği yanıtın bir işaretidir.
Böbrek fonksiyon testleri de NMS tanısında önemli bir rol oynar. Serum kreatinin ve kan üre nitrojeni (BUN) seviyelerindeki artış, böbrek fonksiyonlarının bozulduğunu gösterir. Bu durum, kas hasarı sonucu açığa çıkan proteinlerin böbreklerde birikmesiyle ilgili olabilir. Bu laboratuvar testleri, hastanın klinik belirtileriyle birlikte değerlendirildiğinde, NMS tanısının doğrulanmasına yardımcı olur. Bu nedenle, hem klinik gözlemler hem de laboratuvar testleri, doğru ve hızlı bir tanı koymada hayati öneme sahiptir.

Nöroleptik Malign Sendrom Tedavisi Nasıl Olur?
Sendromun tedavisi, ilaçların hemen kesilmesi ve yoğun tıbbi destek sağlanmasını içerir. Bu tedavi aşağıdaki adımları kapsar:
* Antipsikotik İlaçların Kesilmesi:Sendromun tetikleyicisi olan antipsikotik ilaçların derhal kesilmesi gerekir.
* Yoğun Bakım: Hasta, vital bulguların izlenmesi ve destekleyici tedavinin sağlanması için yoğun bakım ünitesine alınır.
* İlaç Tedavisi: Dopamin agonistleri (bromokriptin) ve kas gevşeticiler (dantrolen) gibi ilaçlar kullanılabilir.
* Soğutma Tedavisi: Vücut sıcaklığının kontrol altına alınması için soğutma tedavileri uygulanabilir.

Pulmoner Emboli Nedir?Emboli; damar içinde oluşan pıhtının kan akışı yoluyla bulunduğu bölgeden ayrılarak farklı vücut d...
02/02/2026

Pulmoner Emboli Nedir?
Emboli; damar içinde oluşan pıhtının kan akışı yoluyla bulunduğu bölgeden ayrılarak farklı vücut dokularına iletilmesi ve burada damar tıkanıklığına yol açması durumudur. Emboli eğer akciğer damarlarında tıkanmaya yol açarsa, bu duruma pulmoner emboli adı verilir.
Sağlıklı bir vücutta kan dolaşımı temelde iki ana dolaşım sistemi üzerinden sağlanır. Bunlar; vücuttan toplanan oksijensiz kanın, kalbin sağ yarısına gelip buradan akciğere gönderildiği küçük dolaşım (pulmoner dolaşım) ve akciğerden kalbin sol yarısına iletilen oksijenli kanın vücuda gönderildiği büyük dolaşımdır.
Akciğer damarlarına ulaşan bir pıhtı, oksijenle beslenmesi gereken kanın akciğere ulaşmasını engeller. Eğer vücuttan toplanan oksijensiz kan, akciğer tarafından oksijenle beslenmeden kalbin sol tarafına geçerse, vücuttaki oksijen seviyesi hayatı tehdit edecek derecede düşebilir. Bu durum da vücuttaki beyin, böbrekler ve kalp gibi birçok organın zarar görmesine neden olabilir. Bu zararın seviyesi, oluşan pıhtının kan akışını ne derecede engellediğine bağlıdır.
Klinikte pulmoner emboli vakalarının en sık karşılaşılan sebebi, bacaktaki toplardamarlardan kaynaklanan damar içi pıhtılaşmalardır. Derin ven trombozu adı verilen bu durum, erken dönemde tedavi edilmediği takdirde pulmoner emboliye neden olarak hayatı tehdit edici bir hâl alabilir. Bunun yanında, farklı nedenler vasıtasıyla da pulmoner emboli meydana gelebilir.

Pulmoner Emboli Belirtileri Nelerdir?
Pulmoner embolinin klinik belirtileri, damarlarda meydana gelen tıkanıklığın boyutu ve şiddetine bağlı değişiklik gösterir. Emboli ile ulaşan pıhtıların büyüklüğüne göre damarlara olan etkisi farklılık arz ettiğinden, hafif emboli durumunda hastada herhangi bir belirti ortaya çıkmayabilir. Daha büyük embolilerin oluşturduğu tıkanıklığın akciğer dokusundaki etkisi daha fazla olduğu için, klinik tablo belirginleşmeye başlar. Bazı vakalarda ise ilk emboli durumunda büyük akciğer damarları tıkanabildiğinden; ani gelişen, şiddetli bir tablo ortaya çıkabilir. Bu doğrultuda, aşağıdaki belirtiler pulmoner embolinin seyrinde genellikle izlenebilir:
* Ani başlangıçlı veya kademeli gelişen nefes darlığı
* Öksürük
* Göğüs ağrısı
* Solunum hızında artış
* Kalp atışında hızlanma veya zayıflama
* Ağıza kan gelmesi
* Çarpıntı
* Halsizlik, yorgunluk veya bayılma hali
* Yüzde ve parmaklarda morarma

Pulmoner Emboli Tedavisi Nasıl Yapılır?
Pulmoner emboli tedavisi, hastada gelişen klinik durumun ciddiyeti ve şiddetine göre belirlenir. Hastada hafif belirtilerle seyreden ve küçük damarları etkileyen emboli olgularında ilaç tedavisi yeterli olabilirken; tekrarlayan ve şiddetli emboli tablosuyla izlenen hastalarda girişimsel yöntemler tercih edilebilir. Bu anlamda, aşağıdaki yöntemler pulmoner emboli tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır:
İlaç tedavisi: kan sulandırıcı antikoagülan ilaçlar
Vena kava filtresi, Katater yoluyla pıhtının eritilmesi veya açık operasyon uygulamaları

Address

Mutlukent, Yenikent Mahallesi, Merkez Prime Kavşağı, 2424. Sokak No: 25. PK: Gebze/KOCAELİ
Gebze
41400

Opening Hours

Monday 08:30 - 18:00
Tuesday 08:30 - 18:00
Wednesday 08:30 - 18:00
Thursday 08:30 - 18:00
Friday 08:30 - 18:00
Saturday 08:30 - 14:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uz. Dr. Mehmet Emre Beyaztaş - Anesteziyoloji ve Reanimasyon Mütehassısı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Uz. Dr. Mehmet Emre Beyaztaş - Anesteziyoloji ve Reanimasyon Mütehassısı:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram