Klinik Psikolog Sümeyye TETİK

Klinik Psikolog Sümeyye TETİK Çocuk, Ergen ve Aile Danışmanlığı
Çift Danışmanlığı
Bireysel Danışmanlık

20/05/2026

Hayatında benzer ilişkiler, benzer kırılmalar, benzer hayal kırıklıkları yaşayan çok insan vardır.
Partner değişir, arkadaş değişir, ortam değişir…
Ama hikâye sanki hep aynı kalır:
Aynı his, aynı döngü, aynı yara.

Bu gerçekten tesadüf mü?
Çoğu zaman değil.

İnsan ilişkileri bir aynalar odası gibidir.
İçimizde çözülmemiş ne varsa, karşımıza çıkan insanlar onu tetikler.
Bu nedenle içsel olarak iyileşmemiş bir tema varsa:
• Hep benzer insanlara çekilebilirsin
• Aynı duyguyu farklı kişilerde yaşayabilirsin
• Farklı yüzler, aynı hikâyeyi tetikleyebilir

Bu tekrarların kökeni:
• Çocuklukta öğrenilmiş ilişki modelleri
• Bağlanma stilleri
• Eksik bırakılmış duygusal ihtiyaçlar
• Değer görme arayışı
• Onay alma ihtiyacı
• Yarım kalmış hikâyeler

Yaşanan her tekrar, “Neyi kaçırıyorum?” sorusuna verilmiş bir cevaptır aslında.
Döngü kırılmıyorsa, dışarı değil içeri bakma zamanı gelmiştir.

13/05/2026

Modern dünyada herkes “pozitif kal”, “iyi düşün”, “gülümse”, “enerjin yüksek olsun” mesajlarıyla boğuluyor.
İyi hissetmek neredeyse bir zorunluluk hâline geldi.
Ama bu beklenti, insanların duygularıyla bağlantısını koparan en tehlikeli baskılardan biri.

Gerçek şu:
Kimse sürekli iyi hissedemez.
Sürekli güçlü, sürekli neşeli, sürekli pozitif olmak insan doğasına aykırıdır.

Bu baskı neye yol açar?
• Gerçek duyguları bastırmaya
• İçsel yalnızlığa
• Sahte bir benlik oluşturmaya
• Duygusal tükenmişliğe
• Kaygı ve depresyon belirtilerine
• Kendini “bozuk” hissetmeye

İyi hissetmek bir hedef değil; duygulara alan açmanın yan ürünüdür.

Bazen iyi olmamak da çok insancıldır.
Ve çoğu zaman iyileşme, “iyi hissetmeliyim” baskısını bırakınca başlar.

Sürekli başkalarını düşünmeye alışan biri için kendine zaman ayırmak suçluluk yaratabilir.“Bencil miyim?”“İnsanları ihma...
09/05/2026

Sürekli başkalarını düşünmeye alışan biri için kendine zaman ayırmak suçluluk yaratabilir.
“Bencil miyim?”
“İnsanları ihmal mi ediyorum?”
“Ya kırılırlarsa?”

Ama gerçek şu:
Kendine alan açmayan bir insan, bir süre sonra kimseye alan bırakamaz.

Kendine alan açmak:
• zihni rahatlatır
• duyguları düzenler
• sinir sistemini sakinleştirir
• sağlıklı ilişkilerin zeminini oluşturur
• karar mekanizmasını güçlendirir

İnsan kendi ihtiyaçlarını bastırdığında:
• içten içe öfkelenir
• ilişkilerde tükenir
• kendini değersiz hisseder
• duygusal patlamalar yaşar

Kendine alan açmak bencillik değil; ruhun nefes alması için zorunlu bir kapıdır.
Sen nefes aldığında ilişkilerin de nefes alır.

Zihnindeki ses var ya…Sana sürekli “Yeterli değilsin”, “Daha iyi olmalıydın”, “Hata yapma”, “Sen zaten böylesin” diyen…O...
06/05/2026

Zihnindeki ses var ya…
Sana sürekli “Yeterli değilsin”, “Daha iyi olmalıydın”, “Hata yapma”, “Sen zaten böylesin” diyen…
O ses gerçekten sana mı ait?

Çoğu insanın iç sesi, kendi sesi değildir.
Çocukken duyduğu seslerin birleşimidir:
• Eleştiren bir ebeveyn
• Yargılayan bir öğretmen
• Alay eden akranlar
• Beklentisi yüksek bir aile
• Olumsuz otorite figürleri

İç ses böyle şekillenir.

Yetişkin olduğunda bunu kendi düşüncen zannedersin.
Ses o kadar içselleşir ki kimin söylediğini hatırlamazsın.

Ama iç ses her zaman gerçek değildir. Sadece geçmişin yankısıdır.

Kendine “Ben gerçekten böyle düşünüyor muyum, yoksa biri böyle düşündürdü mü?” diye sormak, içsel dönüşümün en önemli adımlarından biridir.

İçimize attığımız şeyler yok olmaz…Sadece görünmez olur.Ama görünmez olan her duygu bir yol bulur:Bir bakışa, bir susmay...
02/05/2026

İçimize attığımız şeyler yok olmaz…
Sadece görünmez olur.
Ama görünmez olan her duygu bir yol bulur:
Bir bakışa, bir susmaya, bir öfke patlamasına, bir geri çekilişe.

Bastırılan duyguların davranışlara sızma şekilleri:
• Fazla alınganlık
• Beklenmedik öfke
• Aşırı fedakârlık
• Kaçınma davranışları
• İnsanlara güvenememe
• Gereksiz kıskançlık
• Kendini sabote etme
• Tükenmişlik ve motivasyon kaybı

Çünkü ifade edilmeyen her duygu, bedende ve davranışta yaşamaya devam eder.

Bastırmak güç değildir; güç, o duyguyla yüzleşebilme cesaretidir.

Duygular kelime bulmadığında davranış bulur.
Ve davranışlar bazen bize, içimizde unuttuğumuz bir hikâyeyi hatırlatır.

Bazen en güçlü görünen insanlar, en çok yorulan insanlardır.Çünkü “güçlü görünmek” bir tercih değil, çoğu zaman bir savu...
29/04/2026

Bazen en güçlü görünen insanlar, en çok yorulan insanlardır.
Çünkü “güçlü görünmek” bir tercih değil, çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır.

Her şeyi halletmeye çalışmak, kimseye yük olmamak, zayıf görünmemek…
Dışarıdan kararlılık gibi görünür ama içeride incinmiş bir hikâye olabilir.

Sürekli güçlü kalmanın altında:
• Yardım istendiğinde reddedilme korkusu
• Zayıflık gösterince cezalandırılma deneyimleri
• Çocuklukta erken büyümek zorunda kalmak
• “Duygular yük olur” inancının yerleşmesi
• Sevilmek için güçlü olmak gerektiğine inanmak
• Kontrolü kaybetme korkusu

yatar.

Gerçek güç; duyarsız olmak değil, doğru insanın yanında yumuşayabilmektir.

Sürekli güçlü görünmek seni koruyor sanırsın…
Oysa bazen tam da seni yalnız bırakan şeydir.

22/04/2026

Cezasızlık, bir davranışın hiçbir sonuç doğurmaması anlamına gelir. Psikolojide davranışın pekişmesine neden olan en güçlü faktörlerden biridir.
• Bir kişi bir şiddet davranışı sergilediğinde karşılığında hiçbir sınır, yaptırım veya geri bildirim almıyorsa beyin bu davranışı “tehlikesiz, sorun yaratmayan ve işe yarayan” bir yöntem olarak kaydeder.
• Zamanla kişi şiddeti bir iletişim stili, hak arama yöntemi veya güç kazanma aracı olarak görmeye başlar. Bu durum hem çocuklarda hem yetişkinlerde geçerlidir.
• Cezasızlık özellikle gençlerde tehlikeli etkiler yaratır:
Empati zayıflar
Sorumluluk duygusu gelişmez
Davranış sonuçlarını öngörme kapasitesi düşer
Sınır algısı kaybolur
• Cezasızlık yalnızca şiddeti artırmakla kalmaz; toplumda “normalleşme” etkisi yaratır. Şiddet ne kadar çok karşılıksız kalırsa, o kadar çok kişi için uygulanabilir bir davranış haline gelir.
• Sağlıklı sınırlar, tutarlı ebeveynlik ve hukuki-sosyal yaptırımlar şiddetin psikolojik olarak pekişmesini engeller.

15/04/2026

Evet, dönüşebilir. Çünkü çocukluk dönemi, insanın duygusal temelinin atıldığı en kritik dönemdir.
• Bir çocuk sevgi, ilgi, güven, değer görme, anlaşılma ve korunma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamazsa ruhsal bir boşluk oluşur.
• Bu boşluk zaman içinde öfke, kırgınlık, değersizlik hissi, reddedilme korkusu ve duygusal bastırma davranışlarına yol açar.

• Gençlik dönemine gelindiğinde bu karşılanmamış ihtiyaçlar farklı şekillerde kendini gösterebilir:
Agresif davranışlar
Kendine zarar verme
Şiddet eğilimleri
Risk alma davranışları
Zorbalık eğilimleri

• Çünkü bilinçdışı düzeyde genç şunu hisseder: “Kimse beni korumadı, o zaman ben kendimi sertleştirerek korumalıyım.”
• Duygusal ihtiyaçları görülmeyen çocukların duyguları da görülmez; bu nedenle empati zayıflar, öfke daha kolay tetiklenir ve genç kendi acısıyla baş edemediği için dışa vurum davranışlarına yönelebilir.
• Fakat bu döngü çözülemez değildir. Güvenli ilişkiler, terapi, düzenli ilgi ve duyguları ifade etmeyi öğrenme süreci gençteki agresyonu dönüştürür.

Bağımlılık sadece madde kullanımına bağlı değildir; sosyal medya, yemek, alışveriş, oyun, pornografi gibi birçok davranı...
10/04/2026

Bağımlılık sadece madde kullanımına bağlı değildir; sosyal medya, yemek, alışveriş, oyun, pornografi gibi birçok davranış da bağımlılık döngüsüne dönüşebilir.

• Bağımlılığın merkezinde dopamin sistemi vardır. Dopamin, motivasyon, haz ve ödül duygusunu yöneten nörotransmitterdir.
• Davranış bağımlılığında kişi aynı hazzı almak için davranışı daha sık, daha yoğun ve daha kontrolsüz biçimde yapmaya başlar. Beyin doğal ödül sistemini kaybeder ve dışsal uyaranlara bağımlı hale gelir.

• Uzun vadede:
Karar verme becerisi zayıflar
Duygular düzenlenemez hale gelir
Konsantrasyon bozulur
İçsel boşluk hissi oluşur
Bağımlılık davranışı yaşamın merkezi haline gelir

• Beyin zamanla kendi dopamin üretim kapasitesini azaltır. Böylece kişi normal aktivitelerden keyif alamaz; keyif almak için bağımlılık davranışına yönelir.
• Bağımlılık, irade zayıflığı değil; beyinde oluşan bir işleyiş bozukluğudur. Yönetim mümkün ama profesyonel destek şarttır.

Kendini sabote etmek, kişinin fırsatları, başarıları ve ilişkileri bilinçsizce kendi eliyle bozmasıdır. Bu davranışın al...
06/04/2026

Kendini sabote etmek, kişinin fırsatları, başarıları ve ilişkileri bilinçsizce kendi eliyle bozmasıdır. Bu davranışın altında çoğu zaman özgüven eksikliği, başarısızlık korkusu, kendini değersiz görme ve çocuklukta öğrenilen olumsuz inançlar yatar.
• “Ya başaramazsam?”, “Benden olmaz”, “Herkes beni terk eder”, “İyi şeyler bana göre değil” gibi inançlar kişi farkında bile olmadan harekete geçer.

• Beyin, bu inançları korumak için kişiyi riskli davranışlara yönlendirebilir:
Son anda işleri bırakmak
İlişkileri bozmak
Tehlikeli kararlar almak
Uyuşturucu/alkol kullanımı
Dürtüsel eylemler

• Bu davranışlar kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede kişiyi daha büyük sorunlara iter.
• Kendini sabotede temel mekanizma şudur: kişi kendini değerli hissetmiyorsa içten içe “iyi şeyleri hak etmediğine” inanır. Bu inanç düzeltilmedikçe başarı ve mutluluk sürekli sabote edilir.
• Terapide bu döngünün nedenleri keşfedilir ve kişi sağlıklı seçimler yapmayı öğrenir.

Duygusal bağımlılık, kişinin ilişki içinde kendi benliğini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını ikinci plana atarak partnerinin...
04/04/2026

Duygusal bağımlılık, kişinin ilişki içinde kendi benliğini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını ikinci plana atarak partnerinin onayına ve ilgisine aşırı bağımlı hale gelmesidir.
• Bu durumda kişi terk edilme korkusuyla yaşar; bu korku zamanla kontrol ihtiyacını doğurur. “Onu kaybedersem ben kim olurum?” düşüncesi, partnerin davranışlarını kontrol etmeye, aşırı kıskançlığa, hesap sormalara ve manipülatif davranışlara yol açabilir.
• İlişki bu noktada bir sevgi alanından çıkar, psikolojik baskı ve huzursuzluk ortamına dönüşür.

• Duygusal bağımlılığın temeli çocuklukta gelişir:
Değersizlik hissi
Yetersiz görülen ilgi
Aşırı kontrollü ebeveynlik
Güvenli bağlanma eksikliği

• Kontrol ihtiyacı ise duygusal güvensizliğin ve terk edilme kaygısının dışa vurulmuş hâlidir.
• Bu döngü fark edilmezse ilişki hem duygusal açıdan hem psikolojik açıdan yıpranır. Çözüm; sağlıklı sınır koymayı öğrenmek, bağımlılık döngülerini fark etmek ve bireysel terapi desteğiyle benlik değerini yeniden inşa etmektir.

Address

Camikebir Mahallesi Dere Sokak No:27 Daire:11 Kat 3 GEYVE
Geyve
54700

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00
Saturday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog Sümeyye TETİK posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Klinik Psikolog Sümeyye TETİK:

Share

Category