Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi

Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi, Child Development, İstasyon Caddesi, Hallaç Hüseyin Sokak. Tatsu Pasajı, NO:4/57 Cevizlik Mahallesi Bakırköy, Istanbul.

25/04/2026

“Koşuyor, zıplıyor, itiyor, çekiyor…
Aslında sadece oyun oynamıyor.”
Bu videoda gördüğünüz tüm aktiviteler (halat çekme, zıplama, ağır taşıma, hayvan yürüyüşleri, basınç uygulamaları…) çocuğun duyusal sistemini düzenlemek için güçlü araçlardır.

Sinir sistemine gönderilen girdilerle beraber beyin bu bilgileri organize eder.
Bu da çocuğun sakinleşmesini, dikkatini toplamasını ve davranışlarını daha iyi kontrol etmesini sağlar.

Yani bazı çocuklar neden sürekli hareket etmek ister biliyor musunuz?
Çünkü bedenleri “daha fazla duyuya ihtiyacım var” der.

- Doğru duyusal aktiviteler = daha regüle bir çocuk
- Daha regüle çocuk = daha kolay öğrenme, daha az kriz

Bu davranışlar “yaramazlık” değil, çoğu zaman bir ihtiyacın dışa vurumudur.

“Çocuğum bensiz duramıyor…”Sabah kapıda yine aynı sahne…Bacağıma sarılıyor, bırakmıyor.Ağlıyor… ama öyle böyle değil.Her...
24/04/2026

“Çocuğum bensiz duramıyor…”
Sabah kapıda yine aynı sahne…
Bacağıma sarılıyor, bırakmıyor.
Ağlıyor… ama öyle böyle değil.

Herkes aynı şeyi söylüyor:
“Alışır.”
“Ayrılık kaygısı bu.”

Ama bazen mesele bu kadar basit değil.

👇

Birçok aile, çocuğun anneye yapışmasını “ayrılık kaygısı” olarak yorumluyor.
Ama bazı çocuklar için gerçek bambaşka.
Bu çocuklar;
- yüksek seste irkilir
- kalabalıkta huzursuz olur
- yeni ortamlarda donakalır
- ışık, ses gibi uyaranlardan çabuk yorulur

Ve böyle anlarda ne yaparlar?

- Kaçarlar
- Geri çekilirler
- Ve en önemlisi güvenli gördükleri kişiye yönelirler
Yani anneye.

Burada kritik fark şu:

“Senden ayrılamıyorum” değil “Bu dünyayla baş edemiyorum”

Bu çocukların ihtiyacı:! zorla koparılmak değil, “alıştırılmak” değil; “doğru desteklemek”

Çünkü yanlış etiket = yanlış yaklaşım.

Eğer çocuğunuz;
• sadece ayrılırken değil
• kalabalıkta, gürültüde, yeni ortamlarda da zorlanıyorsa

Bu durumu yeniden değerlendirmek gerekir.

23/04/2026

“Çocuğum kimseyle durmuyor… okula nasıl alışacak?”
Aslında cevap çok basit ama çoğu zaman gözden kaçıyor
Bir çocuğun sosyalleşmesi bir anda olmaz.
Kademe kademe gelişir.

📍 0–2 yaş
Çocuğun dünyası = anne & baba
Bağ burada kurulur. Güven burada oluşur.
Eğer çocuk babayla bile kalamıyorsa, bu aslında bize şunu söyler:
Sosyal gelişimin ilk basamağı henüz tam oturmamış.

📍 2–3 yaş
Daire genişler…
Artık anneanne, dede, teyze, amca girer devreye.
Ama dikkat
Çocuk bu insanlarla anne-baba sayesinde bağ kurar.

📍 3 yaş ve sonrası
Artık bambaşka bir dönem başlar.
Çocuk ilk defa kendi kurduğu bağlarla sosyalleşir.
- Öğretmen
- Akranlar

İşte okul süreci TAM OLARAK burada başlar.

Ama en kritik nokta şu:
Eğer çocuk önceki basamakları sağlam geçmediyse…

• Babayla kalamayan çocuk
• Anneannede ağlayan çocuk
• Annesiz hiçbir yerde duramayan çocuk

- Okula gittiğinde zorlanır.
- Oryantasyon süreci uzar.
- Okulu reddedebilir.

Bu bir “şımarıklık” değil.
Bu bir “alıştırılmamışlık”.

Çözüm ne?
Çocuğu bir anda koparmak değil, kademe kademe alıştırmak.

Çünkü sosyal gelişim:
Bir çocuğun adım adım büyüttüğü bir dünyadır.

Bugün 23 Nisan.Sen bu günü çocuklara armağan ettin.“Gelecek onların” dedin.Ama bugün içimden ilk defa bu günü kutlamak g...
23/04/2026

Bugün 23 Nisan.
Sen bu günü çocuklara armağan ettin.
“Gelecek onların” dedin.
Ama bugün içimden ilk defa bu günü kutlamak gelmiyor.

Çünkü çocuklar değişti Atam…
Aslında çocuklar değil…
Onları büyüten dünya değişti.
Eskiden çocuk sokakta büyürdü.
Toprağa düşer, dizini kanatır, yine de gülerek ayağa kalkardı.
Mahallede oynardı, arkadaşlığı öğrenirdi, paylaşmayı öğrenirdi, sabretmeyi öğrenirdi.
Şimdi, ekranların içine sığdırıldı çocukluk.
Koşmadan yorulan, düşmeden korkan, beklemeyi bilmeyen çocuklar büyüyor.
Ama biliyor musun Atam…
Bu onların suçu değil.
Biz büyüttük bu dünyayı böyle.
Biz hızlı olduk, biz sabırsız olduk…
Ve çocuklarımız da bizim hızımıza yetişmeye çalıştı.
Ve daha acısı…
Bazı çocukları hiç duymadık.

Son günlerde haberlerde gördüğümüz o olay…
Bir çocuğun başka çocuklara zarar verdiği o korkunç an…

Herkes o çocuğa öfke duydu.
Ama kimse şunu sormadı:
O çocuk ne zamandır yardım istiyordu?

“Bu çocuk tedavi olmalı” denmiş…
Ama duyulmamış.
Görülmemiş.
Ciddiye alınmamış.

Atam…
Bir çocuk bir anda “canavar” olmaz.

Bir çocuk, görülmediğinde, anlaşılmadığında, sınır konulmadığında, duyguları taşacak yer bulamadığında, içinde birikenlerle baş başa kalır.

Ve biz fark etmediğimizde o birikenler bir gün taşar.

Bugün içimdeki burukluk biraz da bundan…
Çocukları sadece sevmek yetmiyor artık.

Onları gerçekten görmek gerekiyor.
Zorlandıklarında destek olmak, gerektiğinde yardım almak, sınır koymak, sorumluluk almak gerekiyor.

Çünkü ihmal de bir iz bırakır Atam…
Ve o iz bazen çok ağır olur.

Ama yine de ymutsuz değilim.

Çünkü hâlâ biliyorum ki bir çocuğun hayatına doğru dokunan bir yetişkin, bir nesli değiştirebilir.

Yeter ki biz sorumluluğumuzu hatırlayalım.
Çocuklara sadece bayram vermek değil, onlara sağlıklı bir ruh, güvenli bir dünya, gerçek bir çocukluk vermek…

İşte senin emanetin ancak o zaman yaşar.

23 Nisan kutlu olsun…
Ama sadece kutlamakla değil, çocukları gerçekten koruyarak.

21/04/2026

Bugün çok tartışılan bir konudan bahsediyoruz:
Çocuğa silah, kılıç gibi oyuncaklar almak zararlı mı?

Önce şunu netleştirelim…
Her “silah oyunu oynayan çocuk” saldırgan değildir.

Hatta literatüre baktığımızda; çocuklar bu tarz oyunlarla çoğu zaman içlerindeki enerjiyi dışa vurur, boşaltır ve oyunun içinde bitirirler.
Yani oyuncakla oynanan oyun, çoğu zaman çocuğun içinde var olan duygunun güvenli bir şekilde dışarı çıkmasıdır.
Ama burada çok kritik bir ayrım var
Bugünün çocukları sadece oyuncakla oynamıyor…
Ekranlardan sürekli saldırganlık izliyor.
Ve işte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü ekran, çocuğun içinde olanı boşaltmaz…
Çocuğun içinde olmayan bir davranışı öğretir.
Yani çocuk;
oyuncakla “oynar ve bırakır”
ama ekranda “görür, öğrenir ve tekrar eder.”
Bu yüzden biz merkezde şunu çok net görüyoruz:
Daha önce hiç silah oyuncağı tanımayan bir çocuk bile,
oyun ortamına girdiğinde direkt o oyuna yönelebiliyor.
Bu bir “içgüdü” olabilir evet ama çoğu zaman öğrenilmiş bir model olarakta çıkıyor karşımıza

Peki çözüm ne?
“Hiç alma” demek değil
“Oynama” demek de değil

Bilinci kazandırmak.

Çocuğa şunu öğretmek:
Silah kim kullanır?
Ne için kullanır?
Herkes kullanabilir mi?

Ve oyunu dönüştürmek…
“Vur, öldür” oyununu alıp
“koru, kurtar, savun” oyununa çevirmek.

Çünkü çocuk oyun oynayacak.
Ama nasıl oynayacağı, bizim rehberliğimizle şekillenecek.

Ve en önemli nokta: Ekran maruziyeti

Çocuğun saldırganlığı çoğu zaman oyuncaktan değil,
maruz kaldığı içerikten beslenir.

O yüzden tekrar söylüyorum:
Oyuncak tek başına sorun değildir…
Ama kontrolsüz ekran, çocuğun davranış dünyasını doğrudan etkiler.

Çocuğun neyle oynadığından çok neye maruz kaldığı önemlidir.

19/04/2026

“Bizim çocuk özgüvensiz…” cümlesi çoğu zaman yanlış yerden başlıyor. Çünkü ebeveynler özgüven eksikliği olarak yorumluyor ama aslında çocuk kendini yeterli hissetmiyor. Ortama hemen girmemesi, uzun süre gözlem yapması, hareketli çocuklardan uzak durması ya da oyuna girse bile sürdürememesi bize her zaman çekingenlik ya da özgüvensizlik göstermez.

Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu çocuk gerçekten yapabiliyor mu? Çünkü özgüven dediğimiz şey bir duygu değil, yapabildiğin şeylerin sonucudur. Eğer çocuk bedensel olarak zorlanıyorsa, koşarken dengesini kuramıyorsa, tırmanırken tereddüt ediyorsa ya da yeni bir ortamda bedenini organize edemiyorsa, içten içe “ben yapamam” duygusunu geliştirir. Bu duygu da sosyal ortamlarda kendini geri çekme olarak karşımıza çıkar.

Yani çocuk aslında iletişim kurmak istemediği için değil, başlatamadığı için geri durur. Oyuna girmek istemediği için değil, sürdüremediği için uzaklaşır. Emin olmadığı için sessiz kalır. Bu yüzden özgüven dediğimiz yapının altında çoğu zaman iki temel alan bulunur: çocuğun bedenini kullanabilme becerisi ve sosyal iletişimi sürdürebilme becerisi.

Bu alanlardan biri zayıf olduğunda çocuk özgüvensiz gibi görünür ama aslında sadece desteklenmesi gereken bir becerisi vardır. Bu nedenle etiketlemek yerine çocuğun gerçekten yapamadığı için mi geri durduğunu anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü doğru yerden bakıldığında hem çocuğu anlamak kolaylaşır hem de çözüm çok daha net hale gelir.

17/04/2026

“Çocuk daha… yapar… geçer…”
“Büyüyünce düzelir…”
“Biz de öyleydik…”

İşte tam olarak buradan başlıyor her şey.

Çocuk dediğimiz şey sadece küçük bir beden değil.
O, sınır öğrenmesi gereken bir birey.
Empatiyi, merhameti, durmayı, ‘hayır’ı öğrenmesi gereken bir insan.

Ama biz ne yapıyoruz?
Ağladığında susuyoruz,
yanlış yaptığında görmezden geliyoruz,
zarar verdiğinde “çocuktur” deyip geçiyoruz.

Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Sınır görmeyen çocuk, sınır tanımayan birine dönüşüyor.

Bugün “oyun” diye başlayan şey,
yarın bir cana zarar vermeye kadar gidebiliyor.

Ve en acı kısmı şu:
O noktaya gelene kadar herkes izliyor…
Ama kimse gerçekten müdahale etmiyor.

Eğitim sadece okulda başlamaz.
Eğitim; merhamet, vicdan ve sınır koyma ile evde başlar.

Çocuğunuza her istediğini vermek sevgi değil.
Onu hayata hazırlamak sevgidir.

Lütfen…
“Benim çocuğum yapmaz” demek yerine,
“Ben çocuğuma ne öğretiyorum?” diye sorun.

Çünkü bir çocuğun davranışı,
bir ailenin aynasıdır.

Benim kınalı kuzum,dönem başında geldi. Dikkat eksikliği vardı. Ayrıca hareket arayışı ve planlama bozukluğu vardı. Heme...
16/04/2026

Benim kınalı kuzum,dönem başında geldi. Dikkat eksikliği vardı. Ayrıca hareket arayışı ve planlama bozukluğu vardı. Hemen dikkat eksikliği müdahale programına başladım, Rabia da ergoterapiye başladı.Kısa sürede o kadar güzel yol aldık ki,öğretmeni bile değişim için teşekkür etti.Bizim seanslarımız bitti ve Azra’yı yolcu ettik.
FAKAT
2. dönemde anne tekrar kapımızı çaldı.”Hocam yine derse odaklanmıyormuş, hoca benzer problemlerin tekrarlandığını söyledi” dedi. Önce Rabia değerlendirme seansına aldı.”bu çocukta gerileyen hiçbir şey yok o yüzden tekrar Ergoterapiye ihtiyacınız yok” dedi.Ben değerlendirdim. Baktım dikkatle ilgili sorunu yok.Başka bir problem var dedim.
Bakın, öğretmen dikkatini toparlayamıyor diyor, anne dikkat eksikliği tekrarlamış diye getiriyor.İki uzman olarak böyle bir durumun olmadığını görüyoruz.”dikkat değil ama farklı bir problem var” diyorum anneye.Ve biz seanslara tekrar başlıyoruz.
Bu süreçte ortaya çıkan ne?
- Azra, okulda sevdiği bir arkadaşı tarafından akran zorbalığına uğruyor.
-anne Sağlıkçı olduğu için nöbetlere kalıyor,yoğun bir çalışma sürecine giriyor bir müddet uzak kalıyorlar.
-okuldaki öğretmene sığınmaya çalıştıkça, öğretmen “yerine otur” tarzı dönüşler veriyor.
Azra o kadar mutsuz ki, arkadaşı ona zorbalık yaptıkça, o, arkadaşına yaranmaya çalışıyor,derste gözü hep onda,ona hediyeler alıyor,derste kalkıp kalemler vs veriyor ki arkadaşının sevgisini kazansın…Anneye çok yoğun nöbet yazıyorlar ve anneyle geçirdiği vakit kısıtlanıyor.Bu dönemde öğretmene sarıyor.Kalkıp sarılmak ve öpmek istiyor sürekli. Öğretmen anlam veremeyip gitgide kızmalara başlıyor.Bu yakınlığı anlamlandıramıyor.Azra bu psikoloji ile tabii ki de derslerine odaklanamıyor.
Peki biz anneyle bu nasıl ilerledik?
-anne sınıfta uyumlu bir çocuğun annesi ile görüşüp dışarda bu çocukla görüşmesini ve bağ kurmasını sağladı. Arkadaşının zorbalıklarından kurtulması için başka biri ile bağ kurması şarttı.
- anne ile bir takvim aldık.Duvara astık.Anne çalıştığı günlere kırmızı ile çarpı attı. Boş olduğu günleri maviyle yuvarlak içine aldı ve bugünlerde ne yapmak istiyorsan yazalım dedi. Bu da çocuğu gereksiz beklenti yerine, somutlaştırmayla kabul sürecine soktu.

Savaş, dövüş oyunubağımlısı çıkan caniler…. Ama bu bir “oyun kötü” ya da “video izlemek zararlı” yazısı değil.Bu bir gör...
15/04/2026

Savaş, dövüş oyunubağımlısı çıkan caniler…. Ama bu bir “oyun kötü” ya da “video izlemek zararlı” yazısı değil.

Bu bir görmezden gelme yazısı.

Çünkü mesele hiçbir zaman“herkes oynuyor” olmadı.

Mesele,hangi çocuğunneyle baş başa kaldığı,neye maruz kaldığıve bunu nasıl işlediği.

Aynı içerik,bir çocuk için sadece birkaç dakikalık eğlenceyken,bir başka çocuk içinkaygı, öfke, taklit ya da bağımlılık haline gelebilir.
Ve en kritik nokta şu:Bu süreçler sessiz ilerler.
Çocuk size gelip“Ben bundan etkileniyorum” demez.Ama davranışları değişir.Toleransı değişir.Gerçeklik algısı yavaş yavaş kayar.
Kahramanmaraş’ta ve Şanlıurfa’da yaşananlarbir anda olmadı.
Bu, uzun süre gözden kaçan bir sürecin sonucuydu.
Ve biz çoğu zamano sessiz süreci değil,sadece sonucu görüyoruz.
Sonra da dönüp“Abartıyorsunuz” diyoruz.
Hayır.
Artık abartmıyoruz.Artık görmezden gelmememiz gerekiyor.
Çünkü her çocuk aynı değil.
Ve “çoğu etkilenmiyor” demek,etkilenen çocuğu yok saymak demektir.

Bende yıllarını özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine vermiş bir öğretmendim zamanında. Her zaman kendimi çok farklı g...
14/04/2026

Bende yıllarını özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine vermiş bir öğretmendim zamanında. Her zaman kendimi çok farklı gördüm. İşe ilk başladığımda 2 battal çöp torbası materyal ile gitmiştim kuruma. Müdür şaşırmıştı. “İlk defa böyle birini görüyorum” demişti. Birsürü annenin duasını aldım. Çalışmaya aşıktım. Ama öyle böyle suistimale uğramadı bu aşkım. Herkesten gizli bu hesabı açtım. Paylaşımlara başladım. O zamanlar tabi özel eğitmdeyim. Paylaşımlarım çok beğenildi. Dm den sohbete başladığım aileler, önerilerde bulunduğum anneler doldu taştı. O döne tutturdum “bir gün kendi yerimi açacağım” diye. O dönen Bim’e gelen oyuncakları toplardım. Başta ailem “kızım bu kadar oyuncağı be yapacaksın balkon oyuncak doldu taştı” desede kendime o kadar inanıyordum ki kendime ait bir yerim olacağına. Param mı? Sadece asgari ücretim vardı. Tabi o dönem bilmiyordun vergisini stopajını falan… sadece kendi yerini kurma hayalindesin. Ne kadar dillendirdiysem, bi baktım annemde artık çarşıdan pazardan elleri oyuncaklarla geliyor eve… “yer açıcam diyip duruyorsun bari alalım” diyordu. Annemin gözünde bana olan o inancı görünce hemen müdürün karşısına geçtim “ istifa vermek istiyorum” dedim. Tabii ki asgari ücretle köpek gibi çalışan, tüm ailelerden güzel dönüşler aldıkları uzmanı kaybetmek ister ki? Başladılar dil dökmeye sen bizim canımızsın cicişimizsin… yapma etme… direkt yüzlerine “ ben kendi yerimi açıcam istifa vermek istiyorum” dedim. Herkes çok.
kredi çektim, yerimi tuttum, öyle döküntü bir yerdi ki… ilk danışanlarım okursa bilirler ve anarlar:) yine de orayı adam etmeye çalıştım… o kadar oyuncak alıyordum ki annem “ kızım oranın eksiği hiçbir zaman bitmeyecek kendini bu kadar hırpalama” derdi ama benim oyuncak savaşım hiç bitmedi. O harabe yerden tam 6. ayımda randevularımı yetiştiremediği ve bekleme alanı bile olmadığı için taşımak durumunda kaldım. Bugün kendi kliniğimde beşinci yılım ve inanır mısınız hala eksikleri bitmiyor. Ben o oyuncak alma savaşından çıkamadım :))
Bugün şükürler olsun gün sonunda Seanslar bitince şöyle cokup baktığımda hiçbir zaman tam olmayacak ama her zaman ilerleyecek bir yerim var…
❤️

13/04/2026

“Hocam bizimki isterse saatlerce lego oynar ama ders olunca yerinde duramıyor…”
Bu cümleyi o kadar çok duyuyorum ki…
Ve çoğu zaman şu yanılgı oluyor: “Demek ki dikkat problemi yok.”
Ama aslında mesele dikkat var mı yok mu değil.
Mesele şu:
Çocuk dikkatini neyle sürdürüyor?
Çünkü dikkat tek tip değildir.
Bir çocuk;
- hoşuna giden,
-keyif aldığı,
- beyninde “haz” yaratan bir şeyle saatlerce ilgilenebilir.

Ama iş;
- zorlayıcıysa,
- çaba gerektiriyorsa,
- dış yönlendirme istiyorsa…
orada gerçek dikkat devreye girer.
İşte çoğu çocuk tam bu noktada zorlanır.
Yani mesele:
“Benim çocuğum çok iyi odaklanıyor” değil…
“Gerçek dikkat gerektiren durumlarda ne yapıyor?” sorusu.

Sürekli ayağa kalkıyor mu?
Bahane mi üretiyor?
Kaçınma mı gösteriyor?
Sürdüremiyor mu?

Bunlar bizim için çok daha anlamlı veriler.
“Hocam bizimki isterse saatlerce lego oynar…
ama ders olunca yerinde duramıyor…”

Bu cümleyi o kadar çok duyuyorum ki…

Ve çoğu zaman şu yanılgı oluyor:
“Demek ki dikkat problemi yok.”

Ama aslında mesele dikkat var mı yok mu değil.

Mesele şu:
👉 Çocuk dikkatini neyle sürdürüyor?

Çünkü dikkat tek tip değildir.

Bir çocuk;
✔️ hoşuna giden,
✔️ keyif aldığı,
✔️ beyninde “haz” yaratan bir şeyle saatlerce ilgilenebilir.

Ama iş;
❌ zorlayıcıysa,
❌ çaba gerektiriyorsa,
❌ dış yönlendirme istiyorsa…
orada gerçek dikkat devreye girer.

İşte çoğu çocuk tam bu noktada zorlanır.

Yani mesele:
“Benim çocuğum çok iyi odaklanıyor” değil…
👉 “Gerçek dikkat gerektiren durumlarda ne yapıyor?” sorusu.

📌 Sürekli ayağa kalkıyor mu?
📌 Bahane mi üretiyor?
📌 Kaçınma mı gösteriyor?
📌 Sürdüremiyor mu?

Bunlar bizim için çok daha anlamlı veriler.

O yüzden çocuğunuzu değerlendirirken sadece
“neleri uzun süre yapabiliyor” kısmına değil,
👉 “zorlandığında nasıl davranıyor” kısmına bakın.

Çünkü gelişim tam da orada başlar.
O yüzden çocuğunuzu değerlendirirken sadece “neleri uzun süre yapabiliyor” kısmına değil, “zorlandığında nasıl davranıy

12/04/2026

“Eskiden 2 yaşında bırakıyorduk… şimdi neden zorlanıyoruz?”
Son zamanlarda ailelerden en sık duyduğum şey şu:Her şeyi denedik ama olmuyor…
Ve evet, doğru.
Artık çocuklar tuvalet eğitimini daha geç kazanabiliyor.
Ama bu şu demek değil:
“4 yaşına kadar hiç müdahale etmeyin”
“Çocuğu tamamen kendi haline bırakın”
Hayır.
Bilimsel çalışmalar bize şunu söylüyor:
📌 American Academy of Family Physicians (2019)
-Çocukların büyük çoğunluğu tuvalet kontrolünü 4 yaşa kadar kazanır.
📌 CMAJ (Kiddoo, 2012)
- Tuvalet eğitimi yaşı tek başına yaşla belirlenemez, her çocuk kendi gelişim hızında ilerler.
📌 Frontiers in Pediatrics (2023)
- Modern yaşam, bez kullanımı ve çevresel faktörler nedeniyle tuvalet eğitimi daha geç başlama eğilimindedir.
📌 Turkish Journal of Pediatrics (2015)
- Son 50 yılda tuvalet eğitimi yaşı belirgin şekilde gecikmiştir.
Peki bu ne demek?
Eğer siz: düzenli deniyorsanız, çocuğu gözlemliyorsanız, baskı kurmadan süreçteyseniz ama buna rağmen ilerleme yoksa 3 yaşında hâlâ zorlanıyor olması anormal değil. Hatta bu süreç 4 yaşa kadar uzayabilir.
Ama en kritik nokta:
Sorun “geç olması” değil. Sorun, sürecin savaşa dönüşmesi.
Çünkü biz şunu çok net görüyoruz: Çocuk baskı gördükçe ya tamamen bırakıyor ya da tam tersi tutmaya başlıyor Ve tuvalet artık bir gelişim süreci değil,bir güç savaşına dönüşüyor.
Neden artık daha zor?

Çünkü çocuklar artık:
-daha fazla ekrana maruz kalıyor
-daha az bedensel uyarı alıyor
-daha az doğal ritimde büyüyor
-ebeveyn kaygısı çok daha yüksek
Ve bunların hepsi; sinir sistemi regülasyonunu etkiliyor.
O yüzden sevgili aileler; Eğer çocuğunuz 3 yaşında ve hâlâ zorlanıyorsa: yalnız değilsiniz,yanlış yapıyor değilsiniz
Ama şunu unutmayın:
!! Zorlamak süreci hızlandırmaz
!! Doğru zaman + doğru yaklaşım süreci kolaylaştırır
Tuvalet eğitimi bir “yaş meselesi” değil,
bir hazır oluş meselesidir. Ve çocuğun hazır olması için bazen biraz daha zamana ihtiyacı vardır.

Address

İstasyon Caddesi, Hallaç Hüseyin Sokak. Tatsu Pasajı, NO:4/57 Cevizlik Mahallesi Bakırköy
Istanbul
34142

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Featured

Share