Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi

Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi, Child Development, İstasyon Caddesi, Hallaç Hüseyin Sokak. Tatsu Pasajı, NO:4/57 Cevizlik Mahallesi Bakırköy, Istanbul.

Paylaşmıyor diye kızdığımız çocuklar var ya…Aslında paylaşmıyor değiller, henüz yapamıyorlar.2–3 yaş çocuğundan empati b...
27/01/2026

Paylaşmıyor diye kızdığımız çocuklar var ya…
Aslında paylaşmıyor değiller, henüz yapamıyorlar.
2–3 yaş çocuğundan empati beklemek, henüz gelişimini tamamlamamış bir beynin yapamadığını istemek gibidir.
Ne kadar kitap okunursa okunsun,mne kadar anlatılırsa anlatılsın…

Çünkü paylaşma; ezberlenen bir kural değil, beynin olgunlaşmasıyla ortaya çıkan bir beceridir.

Empati, dürtü kontrolü ve mantıklı düşünme;
beynin ön bölgesinde yer alan frontal lobla ilişkilidir.
Bu bölgenin olgunlaşması 4 yaş civarında belirginleşir
ve gelişim ergenlik dönemine kadar devam eder.

Bu nedenle 2–3 yaş döneminde görülen
oyuncağını vermeme, çekip alma, ağlama krizleri
bir davranış problemi değil,
gelişimsel olarak beklenen durumlardır.

Beklentilerimizi çocuğun gelişim düzeyine göre ayarladığımızda çocuk da rahatlar, ebeveyn de…
Bu bir inat meselesi değil,
bu bir beyin gelişimi meselesidir…

Son yıllarda özellikle küçük çocuklarda görülen bazı gelişimsel belirtiler, sıklıkla “otizm” ile karıştırılmaktadır. Bu ...
24/01/2026

Son yıllarda özellikle küçük çocuklarda görülen bazı gelişimsel belirtiler, sıklıkla “otizm” ile karıştırılmaktadır. Bu tabloda yer alan dört kavram; sanal otizm, uyaran eksikliği, atipik otizm ve otizm (OSB), birbirine benzer belirtiler gösterebilse de nedenleri, seyirleri ve müdahale süreçleri açısından birbirinden farklıdır.

“Sanal otizm” ve uyaran eksikliği, tıbbi bir tanı değildir. Bu kavramlar; çocuğun yeterli sosyal, dilsel, duyusal ve hareket temelli uyarana maruz kalmaması veya aşırı ekran kullanımı sonucunda ortaya çıkan, otizmi taklit eden gelişimsel gecikmeleri tanımlamak için halk arasında kullanılmaktadır. Bu çocuklarda göz teması azalması, konuşma gecikmesi ve sosyal etkileşimde zorlanma görülebilir; ancak uygun çevresel düzenlemeler ve doğru destekle belirgin düzelme beklenir.

Atipik otizm, otizm spektrumu içinde değerlendirilir ancak belirtiler klasik otizm tanı ölçütlerini tam olarak karşılamaz. Belirti şiddeti daha hafif olabilir, bazı alanlar korunmuşken bazı alanlarda zorluklar görülebilir. Bu nedenle değerlendirme süreci dikkatli ve çok yönlü yapılmalıdır.

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ise doğuştan gelen, nörogelişimsel bir farklılıktır. Sosyal iletişim, dil gelişimi ve davranış örüntülerinde kalıcı farklılıklar görülür. Erken tanı ve erken müdahale çocuğun potansiyelini en iyi şekilde ortaya koymayı sağlar; ancak bu durum çevresel faktörlerle ortaya çıkan geçici bir tablo değildir.

Bu tablo; tek bir belirtiye bakarak tanı koymanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini, değerlendirmede çocuğun uyaran geçmişi, ekran maruziyeti, oyun becerileri ve sosyal etkileşimlerinin mutlaka birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamak amacıyla hazırlanmıştır.

📌 Unutulmamalıdır:
Ekran çocuğu otistik yapmaz.
Ancak ekran ve uyaran yetersizliği, otizmi andıran bir gelişim tablosu oluşturabilir.

Bu nedenle tanı ve yönlendirme süreci mutlaka uzman değerlendirmesi ile yapılmalıdır.

Regresyon çok sık karşılaştığımız bir durum.Maalesef ebeveynlerin günlük hayatta yorgunlukları, koşturmaları, yetememele...
23/01/2026

Regresyon çok sık karşılaştığımız bir durum.
Maalesef ebeveynlerin günlük hayatta yorgunlukları, koşturmaları, yetememeleri; çocuklarına küçük yaşta ekran vermelerine sebep oluyor.

Küçük yaşta ekrana maruz kalan çocuklarda ileride gördüğümüz en sık durumlar otizm ve DEHB’dir.
Tamamen beyin bağlantıları ile alakalı durumlardır.

Burada anlattığım anne bana geçen sene gelmişti.
Bunun üzerine bugün bir baktım randevu defterinde adı var.

Bir sene önceki raporları incelediğimde, sanal otizm notunu almışım…
Bugün karşımda oturan anne eğitimle ilgili hiçbir şey yapmamış, tam altı tane doktor gezmiş, hepsinden “bu çocukta bir şey yok” cümlesini beklemişti.

Tabii ki kimi otizm demiş, kimi uyaran eksikliği…
Ama hiçbiri istediği cevabı vermemiş.

Bugün çocuğu aldığımda çocuğun sosyal farkındalığı tamamen yok olmuştu.
Anne ağlayarak hemen eğitime başlamak istediğini söyledi.
Kocaman bir sene boşa gitti.
Ve çocuğun derecesi artmıştı.

Bugün benden rica bu satırları sizinle paylaşmam oldu.
“Lütfen paylaşın hocam, yazınızı okuyan ve bizimle aynı kaderi paylaşan bir kişiye bile ulaşırsa ve benim yaptığım aptallığı yapmazsa ne mutlu bize…” dedi.

Tanıştırayım…Minnak kardeşimin eşi Hümeyra.Ailemizin gelini.Aynı zamanda ailemizin bir parçası; adı, yeri, değeri net ol...
19/01/2026

Tanıştırayım…
Minnak kardeşimin eşi Hümeyra.
Ailemizin gelini.
Aynı zamanda ailemizin bir parçası; adı, yeri, değeri net olan biri.
Dubai turuna üç kadın çıktık: annem, Hümeyra ve ben.
Ve orada tuhaf ama tanıdık bir tabloyla karşılaştım. Turdaki çoğu kişi Hümeyra’yı annemin kızı sandı, beni de gelin. Güldüm geçtim. (Çünkü onlar birbirlerine daha çok benziyor 🤪) Ta ki “Hümeyra gelin” dediğimiz ana kadar.
O anda yüzlerde bir şaşırma oldu.
“Gelin mi?”
“Bu kadar yakın olmanız şaşırtıcı…”
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Toplumda “gelin” kelimesi hâlâ bir mesafe, bir sınır, bir geri çekilme çağrışımı yapıyor.
Seviliyorsa tuhaf,
Merkezdeyse garip,
Kabul görüyorsa mutlaka bir bedeli var sanılıyor.
Annemle Hümeyra kol kola önde yürüyor.
Annem bir onu bir beni öpüyor.
Ve o cümle tekrar geliyor:
“Kız gelini de öpüyorsun ne güzel…”
Yıl olmuş 2026.
Ama biz hâlâ “erkek analığı” denen o tuhaf rolü konuşmak zorundayız.
Bir de buna “erkek ablası” meselesi eklendi mi, tablo daha da netleşiyor.
Bu sıfatlar sevgi anlatmıyor aslında;
Güç, üstünlük ve kontrol anlatıyor.
“O BİZİM ERKEĞİMİZ!!!!” savaşı🤮
Kendi kızına “idare et” demeyi öğreten,
Ama oğluna dokunulmazlık zırhı giydiren,
Gelinini potansiyel tehdit gibi gören bir bakış açısı bu.
Sonra da neden aileler huzursuz,
Neden kadınlar sürekli diken üstünde,
Neden gelin-kaynana ilişkileri hep problemli diye soruyoruz.
Çünkü daha en baştan yanlış yerden bakıyoruz.
Sevgi bölüşülmez, paylaşılır.
Bir kadını sevmek, diğerini eksiltmez.
Bir annenin gelinine sarılması, kızından çalmaz.
Ama toplum, gelinin ezilmesine o kadar alışmış ki;
Yan yana duran iki kadını görünce şaşırıyor.
İyiliği “istisna”, mesafeyi “kural” sanıyor.
Hümeyra ailemizin içinde.
Yanımızda değil, arkamızda değil, önümüzde hiç değil.
Tam ortasında.
Belki de asıl mesele şu:
Biz iyi örneği görünce afallıyoruz.
Çünkü kötüyü normalleştirmişiz.
Evet, yıl 2026.
Ve bazı kalıpları hâlâ kırmak zorundayız.
Ama kırılıyor.
Biz böyle anlattıkça, gösterdikçe, yaşadıkça…
Çünkü aile dediğin şey,
Kadınları yarıştırarak değil,
Yan yana durdurarak kurulur.

(Seni çok seviyoruz ❤️ )

Tek bir problemle gelen yüzlerce aile…Ama seansların sonunda gördüğüm tablo neredeyse hep aynı.İyi niyetle yapılan birço...
19/01/2026

Tek bir problemle gelen yüzlerce aile…
Ama seansların sonunda gördüğüm tablo neredeyse hep aynı.

İyi niyetle yapılan birçok davranış,
zamanla çocuğun yükü oluyor.

Sınır koymaktan korkmak,
ağlamayı hemen susturmak,
“kıyamamak”,
“nasıl olsa geçer” demek…

Bunların hiçbiri kötü ebeveynlik değil.
Ama fark edilmezse,
çocuğun otokontrolünü,
duygu düzenlemesini
ve dış dünyaya karşı dayanıklılığını zayıflatıyor.

Çocuklar sınırla büyür.
Sınır, sevginin karşıtı değildir.
Aksine, güvenin temelidir.

Her krizi açıklayarak çözemezsiniz.
Her davranışı kontrol edemezsiniz.
Ama çocuğunuza,
hayatla baş edebileceği bir zemin bırakabilirsiniz.

Bu paylaşımlar yargılamak için değil,
durup birlikte düşünmek için.

Çünkü erken fark edilen her şey,
ileride çok şeyi değiştirir.

Bunu söylerken kimseyi kırmak istemiyorum ama artık içimizden geçeni dürüstçe konuşmamız gerekiyor.“Çocuk” deyip geçiyor...
18/01/2026

Bunu söylerken kimseyi kırmak istemiyorum ama artık içimizden geçeni dürüstçe konuşmamız gerekiyor.
“Çocuk” deyip geçiyoruz.
Vurduğunda, zarar verdiğinde, başkasını incittiğinde…
“Anlamaz”, “küçük”, “zamanla düzelir” diyoruz.

Ama gerçek şu:
Düzelmeyen çok şey var.

Çocuk yaşta görülen saldırgan davranışlar hafife alınacak şeyler değil.
Bunlar karakterin, sınır algısının, empati becerisinin şekillendiği en kritik dönemde verilen alarm sinyalleri.
Ve biz bu sinyalleri susturmayı seçiyoruz.

Bence ülkemizde bu noktada çok net olunmalı.
Saldırgan davranış gösteren çocuklar için yaptırım uygulanmalı.
Ve evet, bunu açıkça söylüyorum:
Ailelerin de sorumluluk alması, gerekirse cezai yaptırımlarla karşılaşması gerekiyor.

Çünkü çocuk tek başına büyümüyor.
Sınırı kim koymadıysa,
davranışı kim durdurmadıysa,
“aman üzülmesin” deyip kim görmezden geldiyse
bu sürecin ortağıdır.

Bu bir intikam meselesi değil.
Bu, daha büyük acıların önüne geçme meselesi.

Çocuk yaşta fark edilip durdurulmayan şiddet
ileride sadece büyüyor, sertleşiyor ve geri dönülmez hale geliyor.
Ve sonunda yine çocuklar zarar görüyor.

Belki artık şunu kabul etmeliyiz:
Sınır koymak kötü ebeveynlik değil.
Yaptırım uygulamak sevgisizlik değil.
Asıl ihmâl, “çocuk” deyip susmak.

̇çinadalet

Dubai beni gerçekten çok şaşırttı.Ve en çok da,ne kadar at gözlüğüyle baktığımızı fark ettirdi.Araplara karşı hep çekinc...
17/01/2026

Dubai beni gerçekten çok şaşırttı.Ve en çok da,ne kadar at gözlüğüyle baktığımızı fark ettirdi.Araplara karşı hep çekincem vardı.Uzak olmak bana daha mantıklı gelirdi.Ama buradaki gözlemlerim,bakış açımı sorgulattı.
Öncelikle şunu söylemeliyim:Araplar mis gibi kokuyor.Yanımızdan geçen o beyaz ikramlı beyler,çarşaflı hanımefendiler…Çiçek gibi,baharat gibi kokular.Hepsi parfüm.Temizlik sadece mekânlarda değil,insanlarda da hissediliyor.Nereye gidersek gidelim,tuvaletler tertemiz.1 tane p*s tuvalete girmedim.Kurallar burada sadece yazılı değil,yaşanıyor.Karşıdan karşıya geçmek için insanlar mutlaka yaya geçidine yöneliyor.Polis bekliyor ama asıl ilginci şu:Polis olmasada insanlar birbirini uyarıyor.Yanlış yerden geçeni nazikçe yönlendiriyorlar.Kimse “bana ne” demiyor.Her yerde sıra var.Ve o sıralar bozulmuyor.
Burada çalışanların büyük kısmı Hindistanlı ve Pakistanlı.Ve inanılmaz kibarlar, inanılmaz yardımseverler.Güler yüzleri ezber değil, gerçekten içten.
Burası o kadar güvenli ki;kadınlar tuvalete girerken alışveriş poşetlerini kapının önüne bırakıyor.Yarım saat gözlemledim.Kimse dönüp bakmadı bile.Kadın çıktı, poşetlerini aldı,yoluna devam etti.Burada bir ay dursa, yine kimse dokunmazmış…
Suudi Arabistan insanlarına da ciddi önyargılarım vardı,kadınların geri planda kalmasından dolayı…
Burada öğrendik ki;başlarındaki örtü beyazsa Birleşik Arap Emirlikleri,kırmızıysa Suudi Arabistanlı olduklarını anlıyormuşsun.Safariye çıktığımızda şoförümüzün kırmızı başlığını görünce içimden “eyvah” dedim.
Birde sert duruşu vardı…Ne söylese tersinden algladım.
Ama çölde yaşananlar herşeyi değiştirdi.Yanımızdaki araçlardan birinin tekerleği patladı.Şoförümüz arabayı durdurdu,50 dk boyunca araçla ilglendi.Biz arabada sabırszlkla delirirken, o hiç yüksünmeden yardım etti.
Üstelik sadece o araç değil,yolda kalan birkaç kişiye daha durdu,yön gösterdi,destek oldu.
Sonra gülmeler başladı.Sertlk yerini samimiyete bıraktı.Ve yine bir önyargım daha sessizce kırıldı.
Milliyetçi biri olarak,Türkiye’nin ne kadar zor durumda olduğunu bir kez daha gördüm.
Canım Türkiye’m
Seni mahveden şey kesinlikle yanlış insanların sende barınması.Keşke çok daha iyi olsak.
Çünkü yinede en güzeli sensin❤️

Düşünsenize…Anne olarak kötü olan siz oluyorsunuz.Hem de “dışarıdan biri” değil; canınız, kanınız.Anneniz, kayınvalideni...
14/01/2026

Düşünsenize…
Anne olarak kötü olan siz oluyorsunuz.
Hem de “dışarıdan biri” değil; canınız, kanınız.
Anneniz, kayınvalideniz, aile dediğiniz insanlar…

Bir yanda çocuğunuz var.
Onu korumaya, ritmini bozmamaya, güvenli alanını ayakta tutmaya çalışıyorsunuz.
Diğer yanda size “yardım ettiğini” düşünen ama aslında sınırları aşan bir büyük.

Ve siz tam o noktada ikiye bölünüyorsunuz.

Bir şey deseniz;
“Ne var canım, biz de büyüttük.”
“Bir lokmadan bir şey olmaz.”
“Çocuk aç kalır mı?”

Hiçbir şey demeseniz;
Kaşık peşinden koşuluyor,
Çocuk sinyallerini kaybediyor,
Sizin kurmaya çalıştığınız düzen sessizce dağılıyor.

Sonra bir bakıyorsunuz…
Kötü anne siz olmuşsunuz.

Çocuğunuz için sınır koyduğunuzda bu sefer tablo değişiyor:
“Bizi çocuğundan korumaya çalışıyorsun.”
“Biz torunumuza zarar mı veriyoruz?”
“Çok abartıyorsun.”

Aslında siz kimseyi korumaya çalışmıyorsunuz.
Sadece çocuğunuzun alanını savunuyorsunuz.

Ama bu cümleyi anlatabilir misiniz?
Çoğu zaman asla.

Çünkü burada konuşulan şey yemek değil.
Burada konuşulan şey kaşık değil.
Burada konuşulan şey:
- sınır
- kontrol
- kuşak farkı
- ve annenin yalnızlığı

Anne olmak bazen tam olarak bu demek:
İki uç arasında sıkışmak.

Bir tarafta “saygısız evlat” olmamak için susmak,
Diğer tarafta “çocuğum zarar görüyor” hissiyle içten içe parçalanmak.

Ve en acı kısmı şu:
Anne, ne yaparsa yapsın yalnız kalıyor.

Sessiz kalırsa çocuğun ihtiyacı görünmez oluyor.
Ses çıkarırsa “abartılı anne” oluyor.

Oysa gerçek şu:
Anne sezgisi abartı değildir.
Anne sınırı nankörlük değildir.
Anne “dur” dediğinde bu, kimseye karşı değil; çocuk içindir.

Ama bunu en zor anlatacağınız kişiler…
En sevdikleriniz oluyor.

Ve işte tam bu yüzden bu anneler çok yoruluyor.
Çünkü hem çocuğu taşıyorlar,
Hem aileyi idare ediyorlar,
Hem de sonunda suçlu hisseden taraf yine kendileri oluyor.

Anne olmak bazen sevgiyle değil,
sınır koyabilme gücüyle ölçülüyor.

Ve bu, sandığımızdan çok daha ağır bir yük.

“Artık gelmenize gerek yok…”Bu cümleyi bu hafta bir aileye kurdum.Bir uzman için en kıymetli cümlelerden biri…Oysa tam 6...
10/01/2026

“Artık gelmenize gerek yok…”
Bu cümleyi bu hafta bir aileye kurdum.
Bir uzman için en kıymetli cümlelerden biri…
Oysa tam 6 ay önce aynı aile, kapıdan içeri büyük bir kaygıyla girmişti.
Anne endişeliydi, baba sessizdi.
“Hocam çocuğumuz bizi duymuyor gibi,
gözümüze bakmıyor,
oyuna girmiyor…”

Yapılan değerlendirmede tablo netti.
Çocukta otizm belirtileri vardı.
Açık ve dürüst konuştuk.
“Beklemek yerine şimdi başlarsak çok şey değişebilir” dedim.

Ve başladık.
Her seans mucizeyle değil,
küçük ama anlamlı adımlarla ilerledi.
Önce bakışlar uzadı,
sonra tepkiler anlamlandı,
derken oyunlar paylaşıldı.

Bazen bir bakış için,
bazen adını duyduğunda dönmesi için
defalarca aynı şeyleri çalıştık.

Bugün geldiğimiz noktada
çocuk iletişime açık,
oyun kurabilen,
çevresiyle bağ kuran bir yerde.
Artık destek ihtiyacı kalmadı.

Ve bu yüzden bu hafta o aileye
“Artık gelmenize gerek yok” dedim.

Bugün kapım çaldı.
Karşımda aynı aile vardı…
Ellerinde kocaman bir buket.

Bu çiçek benim başarım değil.
Bu çiçek;
vazgeçmeyen bir annenin,
sabırla sürece eşlik eden bir babanın
ve zamanında atılan doğru adımın sembolü.

Biz sadece eşlik ettik.
Şükürler olsun… 🤍🌿

07/01/2026
Okuldan üç farklı aile…Üçünde de cümle aynı:“Arkadaşlarına vuruyor.”Ama üç çocuk da aynı nedenle vurmuyor.Ali vuruyor çü...
05/01/2026

Okuldan üç farklı aile…
Üçünde de cümle aynı:

“Arkadaşlarına vuruyor.”

Ama üç çocuk da aynı nedenle vurmuyor.

Ali vuruyor çünkü gücünü ayarlayamıyor, vücudunu hissetmeye ihtiyacı var.

Metin vuruyor çünkü aklına gelen davranışı durdurmakta zorlanıyor.

Can vuruyor çünkü vurmanın bir oyun, bir iletişim yolu olduğunu öğrenmiş.

Aynı davranış…
Ama nedenler bambaşka.

Bu yüzden her “vuruyor” şikâyetinin çözümü:
-ceza değil
-etiketlemek değil

Önce neden.

Nedeni gördüğümüzde ve gerekeni yaptığınızda, vurmak zaten yavaş yavaş azalıyor.

Rabia hoca seansta. Ben kendi odamdayım. Sabahki MOXO testinin raporunu hazırlıyorum. Kapım çalıyor, Rabia hoca odama gi...
05/01/2026

Rabia hoca seansta. Ben kendi odamdayım. Sabahki MOXO testinin raporunu hazırlıyorum. Kapım çalıyor, Rabia hoca odama giriyor. “ hocam sizin bana yönlendirdiğiniz aileyle yollarımı ayırdım bilginiz olsun” diyor. Allah Allah… o aile ilk bana gelmişti. Çocuğu değerlendirdiğimde benlik değil, tamamen Ergoterapi ile iyileşeceği durumlar vardı. Dokunsal hassasiyet, uykuya dalmada zorluk, yemekte seçicilik, tırmanamama… yolları uzundu. çünkü bunlara bağlı olarak çocukta duygusal regülasyon sıfırdı. Nasıl bir ayda bitmişti? Sorgular bakışlarıma karşın, kendini karşımdaki koltuğa attı ve kocaman nefes verdi.
“ hocam baba beni çok yoruyor. Ben çok geriliyorum” dedi ve devam etti “ dört haftada dokunsal hassasiyeti neredeyse sıfıra indirdik ve anne son bir haftadır uykuda sorun yaşamadıklarından bahsetti. Bunun üzerine baba ‘heh ergoterapi ile olduğuna inanıyorsun bunların değil mi’ diye alaycı bir karşılık verdi. Sürekli neden geldiklerini sorguluyor baba. O kadar detaylı açıklama yapıyorum ki. ‘Evet haklısınız’ diyor sonra tekrar çürütebilmek için o kadar saçma şeylere giriyor ki… çocukla Seantayken kapim çaldı anne girdi içeri. Ergoterapiden çok memnun olduğunu, çocuğunda çok güzel ilerlemeler olduğunu ama kocasının bu tarz şeylere karşı olduğunu söyledi. Ben de seans bitince başka bir uzmanla çalışmalarını söyledim. Zoruma ne oldu hocam? Sanki zorla getiriliyorlar. İstemiyorum böyle ailelerle çalışmak…”
O gözleri dolu dolu anlatıyor ama ben de kocaman bir gülümseme oldu. İşte bile “yoran insandan uzak dur” olan hayat mottom onda da şükür işlemeye başlamış…
Ama maalesef o kadar haklı ki. Neden gelirsin BİZlere? Terapi neden alınır? Hadi geliyorsun neden sürekli muhalefet olma çabasındasın? Kim sizi zorluyor? Bizlere bunları sorgulatan o kadar kişiyle karşı karşıya geliyoruz ki… lütfen bir danışmanlık merkezine “ailece” gidecekseniz tutarlı bir şekilde yol alın. Diğer türlüsünden emin olun mutlak iyileşme görmeniz çok zor olacaktır. Terap*stle savaş halinden çıkın. Ve süreçte kafanızda “acaba” oluşturan durumlar varsa da o terap*st ile yolları ayırın.. ne siz yorulun, ne terap*st..

Address

İstasyon Caddesi, Hallaç Hüseyin Sokak. Tatsu Pasajı, NO:4/57 Cevizlik Mahallesi Bakırköy
Istanbul
34142

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram