12/01/2026
🌸Bir bebeği ya da çocuğu anlatırken çoğu zaman farkında olmadan “biz” dilini kullanırız:
“Biz çişimizi yaptık.”
“Biz mamamızı yedik.”
🌸Bu ifadeler ilk bakışta sıcak, şefkatli ve bağlı bir ilişkiyi çağrıştırıyor gibi görünür. Oysa psikolojik açıdan bu dil, çocuğun öznel dünyasıyla ilgili önemli bir mesaj taşır.
🌸“Biz” dili, çocuğun bedensel ve duygusal deneyimlerinin ebeveynle henüz ayrışmamış olduğunu ima eder. Yani çocuğun yaptığı, hissettiği ya da yaşadığı şeyler, bilinçdışı düzeyde ebeveynin de deneyimi gibi sunulur. Bu durum, özellikle erken çocukluk döneminde ebeveyn-çocuk ilişkisinin doğası gereği anlaşılabilir olsa da, süreklilik kazandığında çocuğun bireyselleşme sürecini gölgede bırakabilir.
🌸Bu mesaj açıkça söylenmez; ama çocuk ilişkisel düzlemde bunu hisseder. Zamanla bu durum, çocuğun sınır algısını bulanıklaştırabilir. Nerede ben bitiyorum, nerede diğeri başlıyor sorusu netleşmekte zorlanabilir.
🌸Ebeveyn açısından “biz” dili, çoğu zaman çocuğa yakın olma isteğinden çok yükü birlikte taşıma ihtiyacından doğar. Çocuğun yemeği, uykusu, tuvaleti ya da davranışı; ebeveynin zihninde kendi yeterliliğinin bir göstergesine dönüşebilir.
“Biz” demek, bu sorumluluğu paylaşılmış gibi hissettirir ve kaygıyı geçici olarak regüle eder.
🌸Aynı zamanda bu dil, ayrışmaya karşı bilinçdışı bir tutunma biçimidir. Çocuk ayrı bir özne olarak değil, hâlâ ebeveynin uzantısı gibi tutulur. Bu durum ebeveyni rahatlatırken, çocuğun “bu bana ait” deneyimini zayıflatabilir.
🌸“Sen” dili ise ebeveyne şunu hatırlatır: Çocuğun yaşantısı onun sorumluluğunda ama ona ait değildir. Bu farkındalık, hem çocuğun bireyselleşmesini destekler hem de ebeveynin her şeyi üstlenme yükünü azaltır.
🌸Elbette burada kastedilen, ebeveynin çocuğuyla mesafeli ya da soğuk bir dil kurması değildir. Çocuk, biz değil sen dili kullanıldığında ebeveyn tarafından görülür; ama onun yerine konuşulmaz. Böylece çocuk, varoluşunun merkezinde bir “ben” olduğunu yavaş yavaş içselleştirir.