Klinik Psikolog Büşra Kuru

Klinik Psikolog Büşra Kuru Uzman Klinik Psikolog
Ergen | Yetişkin
Aile ve Çift Terapisi
Online | Yüz Yüze Terapiler

Toplumsal normlar sandığından daha güçlüÇoğu zaman “ben böyleyim” dediğimiz şeylerin bir kısmı,aslında içinde yaşadığımı...
11/04/2026

Toplumsal normlar sandığından daha güçlü
Çoğu zaman “ben böyleyim” dediğimiz şeylerin bir kısmı,
aslında içinde yaşadığımız toplumun bize öğrettikleri.
Ne zaman ağlayacağımız,
neye güleceğimiz,
nasıl seveceğimiz,
neye “ayıp” diyeceğimiz…

Bunların çoğu bize ait değil,
bize öğretilmiş.

Psikolojide buna kısaca normların içselleştirilmesi denir.
Yani dışarıdaki kurallar zamanla iç sesimiz hâline gelir.

Bu yüzden bazen gerçekten istemediğimiz hâlde
“öyle yapmam gerekiyormuş gibi” hissederiz.

Ama iyi haber şu:
Fark ettiğimiz anda seçim başlar.
Gerçekten ben ne hissediyorum?
Bunu ben mi istiyorum, yoksa bana mı öğretildi?

Kendine bunu sormak,
değişimin ilk adımıdır.

30/03/2026

Milgram Otorite Deneyi
1960’larda yapılan bu deneyde katılımcılardan,
yanlış cevap veren birine elektrik şoku vermeleri istendi.

Karşı odadan çığlıklar geliyordu.
Ama deney yöneticisi sadece şunu söylüyordu:
“Devam etmelisiniz.”
Sonuç?
Katılımcıların %65’i, karşısındakine ciddi zarar verdiğini düşünmesine rağmen durmadı.

Çünkü beyin şunu dedi:
“Bu benim sorumluluğum değil.”
Bu deney bize şunu gösterdi: İnsanlar çoğu zaman kötü oldukları için değil, sorumluluğu otoriteye devrettikleri için zarar verebilir. “Ben yapmadım, bana söylendi” düşüncesi devreye girer.
Milgram Deneyi hala şunu hatırlatıyor: En tehlikeli şey, sorgulamadan itaat eden bir zihin olabilir.

OTORITEYE BAKIŞ: NEDEN ZORLANIRIZ VE NASIL BAŞ EDEBİLİRİZ?Otorite figürleri; yönetici, ebeveyn, öğretmen ya da güç sahib...
27/03/2026

OTORITEYE BAKIŞ: NEDEN ZORLANIRIZ VE NASIL BAŞ EDEBİLİRİZ?
Otorite figürleri; yönetici, ebeveyn, öğretmen ya da güç sahibi biri olabilir. Otoriteyle kurulan ilişki çoğu zaman bugüne ait değildir; geçmiş deneyimlerin, öğrenilmiş duygusal tepkilerin ve erken ilişkilerin bir yansımasıdır. Bazı kişiler için otorite güven ve düzen çağrıştırırken, bazıları için baskı, kontrol ya da değersizlik hissini tetikleyebilir.Psikolojik olarak otoriteye verilen tepkiler, bireyin sınırlarının ne kadar görülüp görülmedigiyle yakından ilişkilidir. Eleştirici, cezalandırıcı ya da öngörülemez otorite deneyimleri, ilerleyen yaşamda ya aşırı boyun eğme ya da yoğun karşı gelme şeklinde ortaya çıkabilir. Kişi çoğu zaman bugünkü duruma değil, geçmişteki güç dengesizliğine tepki verir. Bu nedenle otoriteyle karşılaşıldığında bedensel gerilim, öfke, kaçınma ya da donakalma tepkileri görülebilir.Otoriteyle başa çıkmanın ilk adımı, verilen tepkinin bugüne mi yoksa geçmişe mi ait olduğunu ayırt edebilmektir. Duyguyu bastırmak yerine fark etmek, bedensel sinyalleri tanımak ve otomatik tepkiden önce durabilmek düzenlemeyi kolaylaştırır. Sağlıklı başa çıkma, kör itaat ya da sürekli çatışma değil; sınır koyabilen, ihtiyaçlarını ifade edebilen bir duruş geliştirebilmektir. Psikoterapi süreci, otoriteyle kurulan bu eski ilişki kalıplarını fark etmeye ve daha dengeli bir ilişki biçimi oluşturmaya yardımcı olur.

26/03/2026

Daha iyi hissetmek sandığın şey değil.
“Daha iyi hissetmek”, çoğu kişinin düşündüğü gibi tüm sorunların bir anda çözülmesi, sürekli mutlu olmak ya da güçlü görünmek değildir. Psikolojik olarak daha iyi hissetmek; duygularını bastırmak değil, onları taşıyabildiğini fark etmektir. Günün tamamının mükemmel geçmesi değil, bazı anlarda nefes alabildiğini hissetmektir.Zihnin tamamen susması değil, düşünceler geldiğinde eskisi kadar sarsılmamaktır.Bazen bu, sabah biraz daha hafif uyanmak, akşam daha az tükenmiş olmak, dün ertelediğin bir şeyi bugün yapabilmek ya da kendine karşı biraz daha şefkatli davranmaktan ibarettir. Daha iyi hissetmek büyük bir sıçrama değil; küçük, sessiz ama gerçek adımların birikmesiyle oluşan bir dengedir. Değişim çoğu zaman gürültü çıkarmaz; ama fark ettiğinde çoktan başlamış olur.

Travma Tetiklenmesi: Geçmişin Bugünde Yeniden HissedilmesiTravma tetiklenmesi, geçmişte yaşanan bir olayın duygusal ve b...
05/03/2026

Travma Tetiklenmesi: Geçmişin Bugünde Yeniden Hissedilmesi
Travma tetiklenmesi, geçmişte yaşanan bir olayın duygusal ve bedensel izlerinin, bugünde bir uyaranla yeniden aktive olmasıdır. Bu uyaran bir koku, ses, görüntü, cümle, tarih ya da beden hissi olabilir. Kişi “şu an güvendeyim” diye bilse bile bedeni ve duyguları sanki tehlike yeniden oluyormuş gibi tepki verir.Van der Kolk’un tanımladığı gibi travma, anıdan çok bir tepkidir.
Beyin travmatik anıları, zaman damgası koymadan saklayabilir. Bu nedenle tetiklenme anında kişi olayı hatırlamaktan çok, onu yeniden yaşıyor gibi hisseder. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, donakalma, öfke patlamaları, ani kaygı ya da yoğun kaçma isteği sık görülen tepkilerdir. Bu tepkiler bilinçli değil; sinir sisteminin otomatik savunma yanıtlarıdır.
Travma tetiklenmesi bir zayıflık değildir. Bu, bedenin geçmişte hayatta kalmasını sağlayan mekanizmaların bugünde de çalışmaya devam etmesidir. Sorun, tehlike geçmesine rağmen sistemin bunu fark edememesidir. Psikoterapi, tetiklenmeleri tanımayı, bedeni yeniden regüle etmeyi ve “şimdi ve burada”ya dönmeyi öğretir. Travma iyileşmesi, geçmişi silmek değil; onun bugünü yönetmesine gerek kalmadığını sinir sistemine yeniden öğretmektir.

27/02/2026

Herkesin doğru bildiği o psikoloji bilgisi…
belki de bir mitten ibaret.

Psikolojide doğru sandığın bazı şeyler aslında en büyük yanılgın olabilir. Duyduğun her bilgi ‘bilimsel’ değildir.

ADHD: Dikkat Eksikliği Değil, Farklı Çalışan Bir ZihinADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), yalnızca odakl...
21/02/2026

ADHD: Dikkat Eksikliği Değil, Farklı Çalışan Bir Zihin
ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), yalnızca odaklanamamak ya da yerinde duramamak değildir. Beynin dikkat, dürtü kontrolü ve zaman yönetiminden sorumlu sistemlerinin farklı çalışmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle ADHD’li bireyler istemedikleri için değil, nörobiyolojik nedenlerle odaklanmakta ve düzeni sürdürmekte zorlanırlar.
Bilimsel olarak ADHD’de dopamin ve noradrenalin sistemlerinin işleyişi farklıdır. Bu durum, dikkatin sürdürülebilmesini, motivasyonun devamını ve görevler arasında geçişi etkiler. Kişi ilgi çekici bir konuya aşırı odaklanabilirken, rutin ya da zorunlu işlerde ciddi zorlanma yaşayabilir.
Unutkanlık, erteleme, zaman algısında bozulma ve duygusal tepkilerin hızlı yükselmesi sık görülür.ADHD çocuklukta başlasa da birçok bireyde erişkinlikte de devam eder. “Potansiyelini kullanamama” hissi, özgüven sorunları ve tükenmişlik bu süreçte eşlik edebilir. ADHD bir tembellik ya da irade sorunu değildir. Uygun terapi yaklaşımları, beceri geliştirme ve gerektiğinde medikal destekle kişinin yaşam kalitesi belirgin biçimde artabilir. ADHD, eksiklik değil; doğru destekle yönlendirildiğinde güçlü yönleri de olan farklı bir bilişsel profildir.

Bağımlılık: İrade Eksikliği Değil, Beynin Öğrenilmiş DöngüsüBağımlılık, çoğu zaman “kendini tutamamak” ya da “irade zayı...
05/02/2026

Bağımlılık: İrade Eksikliği Değil, Beynin Öğrenilmiş Döngüsü
Bağımlılık, çoğu zaman “kendini tutamamak” ya da “irade zayıflığı” olarak görülse de bilimsel olarak beynin ödül ve öğrenme sistemleriyle ilişkili bir durumdur. Kişi bağımlı olduğu maddeye, davranışa ya da alışkanlığa yalnızca keyif için değil; rahatlamak, kaçmak ya da duygusal bir boşluğu doldurmak için yönelir. Zamanla beyin bu yolu hızlı bir rahatlama stratejisi olarak öğrenir.Bağımlılıkta dopamin sistemi belirleyici rol oynar. Beyin, kısa sürede haz veya rahatlama sağlayan uyaranı tekrar tekrar ister ve alternatif baş etme yollarını geri planda bırakır. Bu nedenle kişi zararlarını bilse bile davranışı sürdürür. Stres, kaygı, travma ve duygusal yoksunluklar bu döngüyü güçlendirebilir.Bağımlılık yalnızca maddelerle sınırlı değildir; teknoloji, sosyal medya, kumar, yeme davranışı ya da ilişki örüntüleri de benzer mekanizmalarla bağımlılığa dönüşebilir. Ortak nokta, davranışın kişinin kontrol alanını daraltması ve yaşam kalitesini düşürmesidir.İyileşme, yalnızca bağımlı olunan şeyi bırakmakla değil; onun yerine neyin geçtiğini anlamakla mümkündür. Bağımlılık bir zayıflık değil, beynin zorlanmaya verdiği bir uyum çabasıdır. Doğru destek ve terapiyle bu öğrenilmiş döngü değiştirilebilir.

Öfke Problemleri: Kontrol Kaybı Değil, Düzenlenemeyen Bir DuyguÖfke, insanın temel ve sağlıklı duygularından biridir; an...
03/02/2026

Öfke Problemleri: Kontrol Kaybı Değil, Düzenlenemeyen Bir Duygu
Öfke, insanın temel ve sağlıklı duygularından biridir; ancak düzenlenemediğinde sorun hâline gelir. Öfke problemleri, çoğu zaman “çok sinirli olmak”tan ziyade, duygunun yoğunluğunu yönetememekle ilgilidir. Beyin tehdit algıladığında savunma sistemleri hızla devreye girer; bu da düşünmeden tepki verme, sabırsızlık ve ani patlamalarla sonuçlanabilir.Bilimsel olarak öfke, limbik sistemin hızlı tepkileri ile ön beyin bölgelerinin düzenleyici işlevleri arasındaki dengenin bozulmasıyla ilişkilidir. Stres, birikmiş duygular, bastırılmış sınırlar ve geçmiş deneyimler bu dengeyi daha da zorlar. Kişi çoğu zaman öfkesinin altında yatan kırgınlık, hayal kırıklığı, değersizlik ya da çaresizlik duygularının farkında değildir.
Öfke problemleri karakter zayıflığı değildir. Uyarılmak, bastırılmak ya da “sakin ol” denilmesi çoğu zaman duyguyu daha da yükseltir. Sağlıklı düzenleme; duyguyu tanımak, bedensel sinyalleri fark etmek ve tepkiden önce durabilmeyi öğrenmekle mümkündür. Psikoterapi, öfkenin altında yatan duygusal yükleri anlamada ve daha dengeli ifade yolları geliştirmede etkili bir destektir.

Tikler: Kontrol Edemediğimiz Hareketler Değil, Sinir Sisteminin SinyalleriTikler; ani, hızlı, tekrarlayıcı ve istemsiz g...
29/01/2026

Tikler: Kontrol Edemediğimiz Hareketler Değil, Sinir Sisteminin Sinyalleri
Tikler; ani, hızlı, tekrarlayıcı ve istemsiz görünen hareketler ya da seslerdir. Göz kırpma, omuz silkme, yüz buruşturma, boğaz temizleme veya ses çıkarma gibi biçimlerde ortaya çıkabilir. Çoğu kişi tikleri “alışkanlık” ya da “isteyerek yapılan” davranışlar sanır; oysa tikler, beynin motor kontrol ve dürtü düzenleme sistemleriyle ilişkilidir.Bilimsel olarak tikler, beynin özellikle bazal gangliyonlar ve frontal bölgeler arasındaki iletişimindeki farklılıklarla açıklanır. Stres, kaygı, yorgunluk ve duygusal yük arttığında tikler belirginleşebilir; kişi sakin ve güvende hissettiğinde ise azalabilir. Tik öncesinde çoğu bireyde rahatsız edici bir “gerilim” hissi oluşur ve tik, bu gerginliği kısa süreliğine rahatlatır.Tikler çocukluk döneminde daha sık görülse de her yaşta ortaya çıkabilir. Çoğu tik geçicidir ve zamanla azalır. Ancak uzun süren, yoğunlaşan ya da işlevselliği etkileyen durumlarda profesyonel değerlendirme önemlidir.Tikler bir irade sorunu değildir. Uyarılmak, bastırılmaya çalışılmak ya da eleştirilmek çoğu zaman tikleri artırır. Destekleyici bir yaklaşım, stresin azaltılması ve gerekli durumlarda terapi, sinir sisteminin yeniden dengelenmesine yardımcı olur.

26/01/2026

Herkes duygular,düşünceler, davranışlar hakkında konuşabilir…
Ama bu, herkesin psikolojiyi bildiği anlamına gelmez.
Psikoloji, sadece fikir değil… BİR BİLİMDİR.
Psikoloji;
“Bence” ile değil, kanıt ile konuşur.
Duyguları ölçer, davranışı analiz eder.
Deney yapar, veri toplar, test eder.
Çünkü psikoloji, insanı anlamaya çalışan bir yorum değil…
İnsanı çözmeye çalışan bir bilimdir.
“Ben de psikolojiye ilgi duyuyorum” demek güzeldir…
Ama unutma: İlgi başka, bilimsel bilgi başkadır

Address

Istanbul
34000

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog Büşra Kuru posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Klinik Psikolog Büşra Kuru:

Featured

Share