Psikolog Duygu Kılınç

Psikolog Duygu Kılınç Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Psikolog Duygu Kılınç, Medical Service, Zuhuratbaba mahallesi Yücetarla Caddesi Birlik Apt. No:53/7 Bakırköy/Istanbul, Istanbul.

26/02/2026

Cinsel yönelim, kişinin kim olduğunun en derin ve en özgün parçalarından biridir. Ne tamamen aile tarafından belirlenir, ne çevre tarafından şekillendirilir; içsel bir yöneliş ve kendini tanıma sürecidir. Bu süreç özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha görünür hâle gelir.
Dinamik yaklaşıma göre cinsel yönelim keşfi; kimlik, aidiyet ve duygusal ihtiyaçların iç içe geçtiği bir dönemdir. Kişi çoğu zaman şu sorularla boğuşur:
👉 “Ben kimim?”
👉 “Beni kim anlar?”
👉 “Normal miyim?”
👉 “Bunu söyleyebilir miyim?”
👉 “Korkularım bana mı ait, yoksa bana öğretilenler mi?”

Pozitif ve Kültürlerarası Psikoterapi (Peseschkian) bu süreci “değerler çatışması” üzerinden açıklar:
Bir yanda kişinin kendi içsel gerçekliği,
diğer yanda aile kültürü, toplumsal normlar, öğretilmiş doğrular vardır.

Bu iki alan çatıştığında:
👉 kişi kendini ifade etmekte zorlanabilir,
👉 kimliğini bastırabilir,
👉 kendine yabancılaşabilir,
👉 ya da büyük bir suçluluk ve utanç döngüsüne girebilir.

Oysa yönelim keşfi bir “karar” değil; bir farkındalık sürecidir.
Ve bu süreç kişiye aittir; dışarıdan şekillendirilemez.

Bu süreçte en çok işe yarayan destekler:
✨ Yargısız bir dinleme alanı
✨ Güvenli ve kapsayıcı bir ilişki
✨ Duyguların isimlendirilebildiği bir ortam
✨ “Olman gereken” değil “olduğun kişi” üzerinden kabul edilmek
✨ Kişinin kendine karşı şefkat geliştirmesi

Peseschkian’ın yaklaşımında kimlik keşfi “ötekine rağmen” değil, “kendine rağmen değil” olacak şekilde dengelenmelidir.
Yani kişi başkaları uğruna kendini yok etmeden; kendini bulmak uğruna da dünyadan kopmadan ilerleyebilmelidir.

Cinsel yönelimi keşfetmek bir kriz değil; kişinin kendi içsel haritasını anlamaya çalıştığı bir gelişim sürecidir.
Bu süreçte en güçlü araç ise şudur: kendini duymak ve kendine dürüst olabilmek.

Ergenlik dönemi, kişinin hem kendisiyle hem dış dünyayla yeniden tanıştığı, içsel fırtınaların sık estiği bir dönemdir. ...
19/02/2026

Ergenlik dönemi, kişinin hem kendisiyle hem dış dünyayla yeniden tanıştığı, içsel fırtınaların sık estiği bir dönemdir. Bu nedenle “Okula gitmek istemiyorum” cümlesi çoğu zaman sadece okula dair bir şikayet değil; ergenin içsel çatışmalarının dışa yansıyan bir işaretidir.
Dinamik yaklaşım bu durumu “görünür davranışın altında görünmeyen bir duygu vardır” prensibiyle açıklar.
Okula gitmek istememe, ergen için şunların sesi olabilir:
👉 Sosyal kaygı
👉 Akran zorbalığı
👉 Başarısızlık korkusu
👉 Kendini yetersiz hissetme
👉 Aile içindeki baskının okul üzerinden görünmesi
👉 Kimlik karmaşası
👉 Uyum sorunları
👉 Öğretmenlerle yaşanan çatışmalar

Ergenin “istemiyorum” dediği şey aslında çoğu zaman zorlandığı duyguya yaklaşmak istememektir.

Pozitif ve Kültürlerarası Psikoterapi (Peseschkian) bakış açısıyla ergenlik; dört alanın çok hızlı değiştiği bir dönemdir:
🟦 Beden alanı: Fiziksel değişimler, yorgunluk, uyku düzensizliği
🟩 İlişkiler alanı: Arkadaş çevresi, aidiyet duygusu, ilk ilişkiler
🟨 Başarı alanı: Sınavlar, beklentiler, rekabet
🟪 Anlam alanı: “Ben kimim?”, “Nereye aitim?”, “Ne istiyorum?”

Bu alanlardan birindeki zorluk okul motivasyonuna direkt yansır.

Ergeninize “Neden gitmiyorsun?” demek yerine şu sorular daha çok kapı açabilir:
✨ “Son zamanlarda seni en çok yoran şey ne?”
✨ “Okulda hangi anlarda kendini kötü hissediyorsun?”
✨ “Seni anlamamı istesen nereden başlardın?”
✨ “Gitmek istememek hangi duygunun sesi?”

Çünkü ergenler duygularını davranışlarla anlatır. Eğer davranışı anlamaya çalışırsanız, ergen zaten konuşmaya başlar.

Ergenlikte “okula gitmek istememek” bir isyan değil; çoğu zaman yardım çağrısıdır.

Tatil bazen bir kaçış, bazen bir nefes, bazen de kendine yaklaşmanın bir fırsatıdır. Ancak tatili iyi değerlendirmek, “m...
16/02/2026

Tatil bazen bir kaçış, bazen bir nefes, bazen de kendine yaklaşmanın bir fırsatıdır. Ancak tatili iyi değerlendirmek, “mükemmel bir program yapmak” demek değildir. Aslında tatilin değerini belirleyen şey, dışarıda ne olduğu değil, içeride neye izin verdiğinizdir.
Dinamik bakış açısında tatil, kişinin iç dünyasıyla kurduğu mesafeyi yeniden ayarladığı bir dönemdir. Günlük karmaşa içinde ertelenen hisler, tatil döneminde kendini daha net gösterir: “Gerçekten neye ihtiyacım var?” sorusunun cevabı açığa çıkar.

Pozitif ve Kültürlerarası Psikoterapi’de tatil, dört temel alanı dengelemek için bir fırsattır:
🟦 Beden alanı — dinlenmek, uyku düzeni, spor, doğayla temas
🟩 İlişkiler alanı — aile, partner, çocuklar veya sosyal bağlantılar
🟨 Başarı alanı — beklentiyi azaltmak ve zihinsel yükleri hafifletmek
🟪 Gelecek/Anlam alanı — kendini yeniden yönlendirmek, farkındalık kazanmak

Tatilin iyi değerlendirilmesi bunların hepsini aynı anda yapmak demek değildir; önemli olan kişisel dengeye en çok ihtiyaç duyulan alanı fark edip ona alan açmaktır.

Tatilin kalitesi, programın yoğunluğunda değil; şunları yapabildiğiniz anlarda gizlidir:
✨ Bir sabah alarm olmadan uyanmak
✨ Kendinle kısa bir temas kurmak
✨ Hız yerine dinginliği seçmek
✨ “Ne yapmalıyım?” yerine “Ne bana iyi gelir?” diye sormak
✨ Kendine yük değil, izin vermek

Tatil aslında “başka bir yere gitmek” değil, “kendine biraz daha yaklaşmak”tır.
Ne kadar yaklaştığın ise tatilin ne kadar iyi geçtiğinin en güçlü göstergesidir.

12/02/2026

Takıntılar çoğu insanın zaman zaman deneyimlediği zihinsel uğraklardır; fakat bazı dönemlerde o kadar baskın hâle gelir ki kişi kendi düşüncesinin mahkûmu gibi hisseder. Takıntılar genellikle “mantıksız olduğunu bilinen ama zihinden çıkmayan” düşüncelerdir. Dinamik yaklaşıma göre bu düşünceler, bilinçdışında çözümlenmemiş çatışmaların yüzeye çıkma biçimleridir. Yani görünen taktir, görünmeyen içsel bir gerginliktir.
Pozitif ve Kültürlerarası Psikoterapi (Peseschkian) takıntıları kişinin içsel dengesini kaybettiği noktalardan biri olarak yorumlar. Belirli alanlarda aşırıya kaçmanın nedeni, başka bir alanın ihmal edilmesidir.
Örneğin:
👉 Mükemmeliyetçiliğin aşırısı → sabır ve esneklik alanındaki eksiklikleri hatırlatır
👉 Kontrollü olma çabası → belirsizliğe tahammülde zorlanışı gösterir
👉 “Ya şöyle olursa?” kaygıları → güven ihtiyacının gölgede kaldığını işaret eder

Peseschkian der ki: Her davranışın arkasında olumlu bir niyet vardır; ama bu niyet abartıya kaçtığında çatışma oluşur.
Takıntılar da böyle çalışır.
Aslında kişi kendini korumaya, kontrol etmeye, güvende tutmaya çalışır…
Ama yöntem aşırılığa kaydığında düşünce bir zincire dönüşür.

Takıntılarla baş etmek için ilk adım, o düşünceyi susturmaya çalışmak değil; o düşüncenin neden o kadar ısrarcı geldiğini anlamaktır.
• Hangi duyguyu örtüyor?
• Hangi korkuyu temsil ediyor?
• Ne zaman daha belirginleşiyor?
• İçsel hangi ihtiyacın karşılanmadığını gösteriyor?

Takıntı, zihnin düşmanı değildir—çözümlenmemiş bir çatışmayı işaret eden bir “haberci”dir.
Fark edildiğinde, üzerine çalışıldığında ve denge yeniden kurulduğunda baskınlığını kaybeder.

“Onu o kadar çok seviyorum ki…” diye başlayan birçok cümle aslında sevgi değil, bağımlı bağlanmanın bir yansıması olabil...
09/02/2026

“Onu o kadar çok seviyorum ki…” diye başlayan birçok cümle aslında sevgi değil, bağımlı bağlanmanın bir yansıması olabilir. Saplantılı sevgi, kişinin karşı tarafa duyduğu yoğun arzunun, bir noktadan sonra kendi benliğini eritmesiyle ortaya çıkar. Sevginin yerini kaybetme korkusu, kontrol etme çabası ve zihinsel işgaller alır.
Pozitif ve Kültürlerarası Psikoterapi’ye göre saplantılı sevgi, iki temel çatışmanın birleşiminden beslenir:
👉 bağlanma & özgürlük
👉 sevgi & kontrol

Yani kişi hem bağlanmak ister…
hem de kaybetmemek için fazla bağlanır.
Aşırı bağlanma ise “sevginin gücü” değil, sevginin dengesinin bozulmasıdır.

Saplantılı sevgi nasıl hissedilir?
👉 Zihnin sürekli karşı tarafla meşgul olması
👉 Onu kaybetme korkusunun yoğunluğu
👉 Onun duygularından sorumluymuş gibi hissetmek
👉 Mesafe isteğini “terk edilme” gibi yorumlamak
👉 İlişkinin küçük değişimlerine aşırı tepki vermek
👉 Kendi ihtiyaçlarını geri plana atmak

Peseschkian’a göre böyle ilişkilerde kişi aslında karşı taraftan çok, kendisinin eksik kalan tarafını sevmeye çalışır. Sevgi bir ihtiyaçtan doğabilir, ama saplantı—içsel çatışmalardan.

Pozitif Psikoterapi’nin temel ilkesi şudur:
İnsan davranışları bir ihtiyaçtan doğar, ancak bu ihtiyaç karşılanmadığında davranış aşırılığa evrilir.
Saplantılı sevgi de sevginin aşırılığa dönmüş hâlidir.

Peki çözüm?
✨ Öz değer alanını yeniden güçlendirmek
✨ Duygusal bağımlılığı fark etmek
✨ Sevginin “tutunmak değil, akmak” olduğunu hatırlamak
✨ Kişisel sınırları ve benlik alanını yeniden kurmak
✨ “Sen olmadan yapamam” inancını “Ben varım ve seni seviyorum” noktasına taşımak

Saplantılı sevgi, aslında sevgiye değil; kendi içsel yarasına tutunan bir kalbin hikâyesidir.
Denge kurulduğunda sevgi boğmaz; iyileştirir.

Kumar bağımlılığı çoğu zaman sadece “para kaybı” olarak görülür; ama aslında kişi fark etmeden hayatının en önemli alanl...
05/02/2026

Kumar bağımlılığı çoğu zaman sadece “para kaybı” olarak görülür; ama aslında kişi fark etmeden hayatının en önemli alanlarını masaya koymaya başlar: ilişkilerini, sağlığını, işini, benlik saygısını… İşte bu yüzden bu başlık çarpıcıdır; çünkü kumar, gerçekten de kişinin hayatıyla oynadığı bir döngüye dönüşebilir.
Pozitif ve Kültürlerarası Psikoterapi’nin (Peseschkian) bakış açısında her davranışın iki yüzü vardır: niyet ve sonuç.
Kumar oynayan biri çoğu zaman kötü niyetle değil, bir “çözüm denemesi” ile başlar:
👉 Stresini azaltmak
👉 Birkaç saatliğine zihni susturmak
👉 Umudunu diri tutmak
👉 Kendini başarılı hissetmek
👉 Hızlı bir tatmin yakalamak

Ancak bu pozitif “niyet” zamanla olumsuz sonuçlara dönüşür.
Dopamin sisteminin etkisiyle kişi kısa süreli kazançlarda kendini güçlü hisseder; kaybettikçe “telafi etme” dürtüsü devreye girer. Bu döngü psikolojik bir kontrol yanılsamasına dönüşür:
“Bir sonraki elde döner.”
“Bu kez olacak.”
“Bu oyunu çözmeye yaklaştım.”

Peseschkian’ın yaklaşımında kumar davranışının altında çoğu zaman şu alanlarda bir dengesizlik bulunur:
👉 Sabır kapasitesi
👉 Kendini kontrol
👉 Gerçeklik değerlendirmesi
👉 Bağ kurma ihtiyacı
👉 Başarı ve değer görme arzusu

Bu nedenle kumar bağımlılığı bir “ahlaki zayıflık” değil, kişinin içsel dengesini kaybettiği bir çağrıdır.
Kumar, bireyin hayatındaki boşluğu doldurma çabasıdır.
Ama o boşluk doldurulmak yerine daha da büyür.

“Hayatınla kumar oynamak” aslında kaybedilen paradan değil, yavaşça kaybolan kendilik değerinden bahseder.
Çıkış yolu ise kontrol değil; fark etme, yardım alma ve denge kurma ile başlar.

31/12/2025

Anne ve babamızdan miras kalan yalnızca genetik DNA’mız değildir. Bazen en çok fark ettiğimiz miras, hayatı nasıl karşıladığımızdır.
Çocukken evde nasıl sevgi gösterildiğini, nasıl öfkelendiğini, başarının nasıl tanımlandığını görürüz. Ve bunlar, farkında olmadan bizim “otomatik” kalıplarımız haline gelir.

🌿Bir danışanım vardı; “Çok çalışmazsam değersiz olurum” derdi. Bu cümlenin kökenine indiğimizde, babasının yıllarca aynı mesajı verdiğini fark ettik. Bir başkası “Herkese güvenilmez” inancını annesinden almıştı. Tarafta başka miraslar da vardı: dayanıklılık, misafirperverlik, yardımseverlik… Güçlü tarafları korumak, zorlayıcı olanları dönüştürmek gerekiyordu.

🌿Seanslarda sık sık “Bu düşünce sana ait mi, yoksa ailenden mi geldi?” diye sorarım. Kökenini bulduğunda, üzerine çalışmak çok daha kolay olur.
Bazen bir aile ağacı çıkarırız. Nesiller boyunca hangi duygular, hangi inançlar aktarılmış? Hangi hikâyeler güç katmış, hangileri sınırlamış?
Bunu görmek, kendi hikâyeni yeniden yazmanın ilk adımıdır.

Psikolojik miras bilince taşındığında, sadece “ben böyleyim” demekten çıkarsın; “Ben böyleyim çalışkan, ama bu kaygı geçmişten geliyor” diyebilirsin. İşte o zaman değişim başlar.

24/12/2025

Biten bir ilişkiden sonra, bazı insanlar için ayrılık bir kapının kapanmasıdır. Bazıları içinse, kapanmayan bir pencereden sürekli aynı manzarayı görmek gibidir.
Eski sevgiliyle bağ sürüyorsa, çoğu zaman o kişi sadece “o kişi” değildir; onun temsil ettiği duygular, değerler ve hayat parçalarıdır.

🌿Psikolojik danışmanlık sürecinde bu bağın iplerini yavaşça tutarız. “O ilişki sana ne veriyordu?” diye sorarım. Güven? Heyecan? Ait olma? Kendini değerli hissetme? Cevap neyse, işte unutmamanın asıl sebebi odur. Çünkü o değer başka yerde karşılanmıyorsa, zihnin onu tutar.

🌿Ve sonra yavaşça yeni yollar ararız: O güven duygusunu başka nerelerde yaşayabilirsin? O heyecanı hangi deneyimler yaratabilir? Burada, kendi hayatına yeni renkler katmaya başlarsın.
Bazen danışan geçmişle vedalaşmak için bir ritüel yapar. İçinden geçenleri yazar, hiç söylemediklerini kâğıda döker, o kâğıdı kaldırır veya yakar. Bu, zihinde yerleşmiş sahneleri yavaşça çözer.

Elveda kelimesi çoğu zaman acıdır. Ama elveda, kapıyı tamamen kapatmak değil, manzarayı değiştirmek de olabilir. O kişi başrolden çıkar, sen kendi hayatında yeniden başrol olursun.

21/12/2025

SESSİZLİKTEN SÖZE

Bazı insanlar, sadece güvende hissettiklerinde, yargılanmadıklarını anladıklarında ve dinlendiklerini fark ettiklerinde açılırlar.
Birinin yanında sessiz kalan birini gördüğümüzde şunu sormalıyız:
“Bu kişi gerçekten içine kapanık mı, yoksa burada kendini ifade edecek kadar güvende hissetmiyor mu?”
Bu tip sorular kişinin hem kendini ifade edecek bir ortam bulmasına hem de rahatlamasına katkı sağlar. İşte burada da karşınıza gerçekten güvenilir ve anlayışlı bir kişi çıktığında kendinizi uzun zamandır rahatsız hissettiğiniz bir durumdan anlaşılır hissettiğiniz bir durumda bulabilirsiniz. 🌸

güven sessizlik travma reelsfarkındalık terapi özşefkat anlaşılmak güvendehissetmek terapi kesfettengelenler kesfetedüş fypage fy

Bazen bedenimiz birden fazla defa aynı sinyali verir. Sanki “ben buradayım” der gibi… Önce hafif bir yorgunluk, sonra ba...
17/12/2025

Bazen bedenimiz birden fazla defa aynı sinyali verir. Sanki “ben buradayım” der gibi… Önce hafif bir yorgunluk, sonra baş ağrısı, bir süre sonra mide krampları. Doktora gidersin, tahliller normal çıkar. Ama beden hâlâ konuşur.
İşte o noktada, biz danışmanlık odasında bununla ilgileniriz. Çünkü çoğu zaman bu, bedenin kelimelerle anlatamadığını başka bir dille söyleme girişimidir.

🌿Seanslarda fark ettiğimiz ilk şey, bedenin hafızası olduğudur. Bir gerginlik, yıllar önce bitmemiş bir tartışmadan kalabilir. Bir ağrı, çocukken yaşadığın bir korkunun bedende tuttuğu kayıt olabilir. O kasılmayı fark ettiğinde ve ona alan açtığında, başka bir şey ortaya çıkar: duygular. Üzgünlük, öfke, özlem, belki çok önceden bastırılmış bir hayal kırıklığı…

🌿Bazen bunu fark etmek için sadece sessizce dinlemek gerekir. Danışanım omuzlarındaki ağırlığı tarif ederken, ona “O ağırlığın sana ne söylemeye çalıştığını hayal et” derim. Cevaplar bazen şaşırtıcı olur: “Kendime zaman ayırmıyorsun.” “Bir şeyleri hep sırtında taşıyorsun.”
Farkındalık o anda başlar. Ve beden rahatlar.

🌿Beden taraması ya da bölgelerden tek tek haberdar olma çalışmaları, aslında o farkındalığı büyütür. Zihnin ve bedenin yeniden uyumlanır. Ve bu, kendine hoşgörünü artırır.

Bedenin dilini öğrenmek, cümleleri çözmek gibidir. Başta karmaşık gelebilir ama dinlemeye başladığında, beden sana çok net şeyler söyleyecektir.

🌿 Hep sorulur: “Kaygı kötü bir şey mi?”Benim cevabım şu olur: Doğru dozda ise hayır. Kaygı seni korur, dikkati artırır, ...
15/12/2025

🌿 Hep sorulur: “Kaygı kötü bir şey mi?”
Benim cevabım şu olur: Doğru dozda ise hayır. Kaygı seni korur, dikkati artırır, hazırlıklı olmana yardım eder. Ama fazlası yaşam alanını daraltan bir zincire dönüşür.

Kaygı, çoğu zaman bilinçdışı bir gerilimdir; geçmişte yaşanmış ve çözülememiş belirsizlik anları bugünde yankılanır.
Ayrıca kaygıyı değerlerin ışığında yorumlarız. Kaygı bazen güven değerini korur, bazen mükemmellik arayışını… Farklı kültürler bu değerleri farklı yaşatır. Ama kaygı kontrolü ele geçirirse, değerini korumak yerine özgürlüğünü kısıtlar.

📌 Psikolojik destek süreçlerinde:

Dost yönünü ortaya çıkarırız: seni hangi noktalarda koruyor?
Düşman yönünü zayıflatırız: hangi sınırları aşınca hayatını zorlaştırıyor?
Mindfulness, düşünce yeniden yapılandırma, nefes çalışmalarıyla bedeni ve zihni dengeleriz.

Kaygı ile savaşmak değil, onu yönetmek… işte o zaman kaygı sana eşlik eden, rehberlik eden bir dost olur.

10/12/2025

Panik atağı tarif eden danışanlarım hep benzer cümleler kurar:
“Durduk yere oldu, kalbim yerinden çıkacak gibiydi… ölüm gibi bir korku geldi.”

Oysa panik atak durduk yere değildir. Dinamik yaklaşım bize bunun geçmişte çözülemeyen çatışmaların ani bir bedensel tepkiye dönüşmesi olduğunu söyler. Yıllar önce yaşanmış bir korku, bir reddedilme ya da kontrol kaybı anısı, bugün tetiklenerek ‘tehlike var’ sinyali verir.

Panik atağa şu gözle bakarız: Bu, “korunma” ihtiyacının aşırı uyarılmış halidir. Bazı kültürlerde ‘her an hazır ol’ öğretilir. İyi niyetli bu öğreti bazen bedeni sürekli tetikte tutar. Ve o an, yanlış alarm çalar.

📌 Panik Atak ile ilgili yaklaşımda:

Önce döngüyü anlamayı öğretirim: “Bedenin alarmı abartılı çalışıyor”.
Nefes ve gevşeme tekniklerini uygularız; bedene “güvendesin” mesajı veririz.
Tetikleyici geçmiş anıları çalışırız.
Kaynak listesi yaparız: panik geldiğinde hangi güçlü yanlarını hatırlayabilirsin?

Panik anı, aslında bedeni eğitmek için bir davettir. Yanlış alarmı tanırsak, ona kapılıp gitmek yerine yön verebiliriz.

Address

Zuhuratbaba Mahallesi Yücetarla Caddesi Birlik Apt. No:53/7 Bakırköy/Istanbul
Istanbul
34140

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Wednesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00
Saturday 10:00 - 20:00
Sunday 10:00 - 20:00

Telephone

+905076493323

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Duygu Kılınç posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Psikolog Duygu Kılınç:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram