29/10/2023
Ben çocukluğumu Atatürk sevgisinin ve Cumhuriyet değerlerinin daha ana okulundan başlayarak eğitim sistemi içinde verildiği yıllarda yaşadım. O’na ve ilkelerine, devrimlerine tüm ulusun aynı derecede saygı ve bağlılık gösterdiği (sanılan) zamanlardı. Yine de Atatürk’ü gerçekten anlamam dördü de Cumhuriyet’in kuruluşuna, ilk yıllarına tanıklık etmiş olan büyük ebeveynlerim sayesindedir. Bana yoksul, yorgun ve umutsuz bir halkın sürüp giden bir baskı ve sömürü sistemini yıkarak tebaa ve ümmet olmak yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür vatandaşı olma hayalini nasıl kurabildiğini, insanların bu uğurda canlarını nasıl feda edebildiklerini anlattılar. Atatürk’ün cesaretini, halkın O’na güvenini, sevgisini, birlik olup imkansızı nasıl başardıklarını kitaplardan önce onlardan öğrendim. Önceleri hikâye gibi dinlerdim; anneannemin Ata’nın önünde şiir okuyup “aferin” aldığı anısını heyecanla ve gözleri dolarak anlattığı, benim de defalarca dinlemiş olmama rağmen “bir daha anlat” diye tutturduğum günler hala aklımda. Anlatılanların, savaşın, devrimlerin geçekliğini kavradıkça küçücük aklımda sorular belirdi. Bu nasıl olurdu? İnsanlar ulaşılması bu denli zor bir hedefe nasıl inanır, nasıl ölümü göze alarak savaşabilirlerdi? Atatürk’ü anladıkça, onun eşitlik, demokrasi ve laiklik ideallerinin nasıl karakterinin ve yaşamının içine işlemiş olduğunu, halkına sadece önder değil örnek de olduğunu kavradım. Bu müthiş zekaya, inanılmaz ölçüde yenilikçi düşünüşe ve insan sevgisine bugün de hayranım. İnsan, hekim ve kadın olarak hayattaki yerimi, sahip olduğum değerleri her şeyden önce Cumhuriyet’e ve onun kurucusu Atatürk’e borçlu olduğumu düşünüyorum. Yaşam tarzımızın, değerlerimizin, inançlarımızın her gün saldırıya uğradığı, dünya düzeninin mağduru ezmek, güçsüze, farklı olana yaşam hakkı tanımamak olduğu şu günlerde Cumhuriyet’imizin 100. yılını “her şeye rağmen” değil, tam da bu “şeyler” yüzden coşkuyla kutlayalım. Yaşasın Cumhuriyet 🇹🇷