09/01/2026
Madde ya da ekran bağımlılığını çoğu zaman sadece “fazlalık” diye tanımlayabiliriz. Fazla telefon, fazla oyun, fazla kullanım… Oysa çoğu bağımlılıkta bir şeyin fazlasını yapmamızın sebebi bir şeyin eksikliğinden kaynaklanabilir. Kimi zaman bu eksiklik dinlenememek, kimi zaman anlaşılmamak, kimi zaman da duygularla baş başa kalacak bir iç alanın olmayışı olabilir. Bağımlılık, bu anlamda bir kaçıştan çok, dayanma biçimi olabilir. Kişi, zorlayıcı duygularla temas etmek yerine, dikkatini başka bir yere sabitlemeye çalışabilir.
Bu dönemlerde ekranlar ya da maddeler, duyguları tamamen yok etmezler; sadece seslerini kısabilir. Kaygı, boşluk, öfke ya da yalnızlık bir süreliğine arkaya itilebilir. Ancak bastırılan her duygu gibi, bu hisler de kaybolmaz; uygun bir an kollayarak geri dönebilir. Bu yüzden bağımlılık döngüsü genellikle kısa bir rahatlama ve ardından daha yoğun bir huzursuzlukla devam edebilir. Kişi çoğu zaman neye bağımlı olduğunu değil, neden onsuz kalamadığını fark etmekte zorlanabilir.
Bu açıdan bakıldığında bağımlılıkla mücadele, yalnızca “bırakmak” meselesi olmayabilir. Asıl soru şudur: Kişi, o maddeye ya da ekrana tutunmadan önce hangi ihtiyacını orada karşılıyordu? Sakinleşmek mi, oyalanmak mı, görülmek mi, düşünmemek mi? Bu soruya verilen cevaplar, bağımlılık konusunda öğretici olabilir.
İyileşme de tam burada başlar. Kişi, kaçtığı duygularla yavaş yavaş temas kurabildiğinde; zor olanı tolere edebilecek iç kaynaklar geliştirdiğinde, bağımlılık bir zorunluluk olmaktan çıkabilir. Çünkü insan, ancak kendisiyle kalabildiği ölçüde, dışarıdaki tutunacaklara daha az ihtiyaç duyabilir. Ve bazen en büyük adım, ekranı kapatmak ya da maddeyi bırakmak değil; ilk kez gerçekten ne hissettiğini fark edebilmektir.
✍️ :