Psikolog Edip Polat

Psikolog Edip Polat Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Lisans-Öğretmen
Zaim Üniversitesi Psikoloji Lisans-Psikolog

Günüm güzelleştiren….❤️
30/04/2026

Günüm güzelleştiren….❤️

Bir annenin en acı itirafı...
22/04/2026

Bir annenin en acı itirafı...

Son yaşanan olaydan sonra okullarda özellikle içine kapanık birçok öğrenciye akranları tarafından“sen de o çocuk gibi ya...
20/04/2026

Son yaşanan olaydan sonra okullarda özellikle içine kapanık birçok öğrenciye akranları tarafından
“sen de o çocuk gibi yapacaksın, sen de ona benziyorsun” şeklinde zorbalıkların arttığını görüyoruz.
Daha da kaygı verici olan ise bazı okul idarelerinin bu çocuklar için velileri baskı altına alarak farklı yönlendirmelere gitmesi.

Bakınız,
bir çocuğun içine kapanık olması, sakin olması ya da akranlarından farklı ilgi alanlarına sahip olması onu “riskli” yapmaz.
Ama onu hedef haline getiren şey; korku iklimi, bilgisizlik ve yetişkinlerin hatalı tutumlarıdır.

Bugün yapılması gereken; çocukları etiketlemek ya da aileleri yönlendirme adı altında sıkıştırmak değil,
zorbalığı açıkça görmek, durdurmak ve okulları güvenli alanlara dönüştürmektir.

Aksi halde,
korunması gereken çocuklar “sorun” gibi gösterilir,
zorbalık yapanlar ise görünmez olmaya devam eder.

Unutmayalım;
bir çocuğu tanıya değil, travmaya iten şey çoğu zaman akran zorbalığıdır.

Bakan Yusuf Tekin’in eğitime dair politikalarını zamanı geldiğinde en ağır şekilde eleştirenlerden biriyim. Fakat şu an ...
20/04/2026

Bakan Yusuf Tekin’in eğitime dair politikalarını zamanı geldiğinde en ağır şekilde eleştirenlerden biriyim. Fakat şu an durum, kişisel görüşlerimizi bir kenara bırakıp daha büyük bir sorumluluğa odaklanmayı gerektiriyor. Çünkü mesele artık yalnızca eğitim politikalarının doğruluğu ya da yanlışlığı değil; çocukların güvenliği, psikolojik iyi oluşu ve geleceğe dair umutlarının korunmasıdır.

Bugün yapılması gereken, eleştiri dozunu artırmak değil; aklıselimi, çözümü ve iş birliğini öne çıkarmaktır. Yanlış gördüğümüz her noktayı yine konuşuruz, yine sorgularız. Ama şu an, sistemin açıklarını kapatmaya, çocukların korkmadan okula gidebildiği bir ortamı birlikte inşa etmeye mecburuz. Çünkü bu meselede taraf olmak değil, sorumluluk almak belirleyici olacaktır.

Annesi haykırıyor Gülistan'ın;"Ben cahil kaldım, o cahil kalmasın diye okula gönderdim."Ey güzel ana bil ki asıl cahilli...
20/04/2026

Annesi haykırıyor Gülistan'ın;
"Ben cahil kaldım, o cahil kalmasın diye okula gönderdim."
Ey güzel ana bil ki asıl cahillik kötülükten beslenen bilginin kendisidir. Ve cehaletin pençelerinde can çekişen hiçkimse cahil olduğunun farkında bile değildir.
..Ve sana söz, ola ki bu cesur savcıya dokunan birileri çıkar o vakit ortalığı ayağa kaldırmak da boynumuzun borcu olsun!

Son yaşananlardan sonra bazı çocuklar okula gitmekten korkuyor…Ve bu korku, sandığınızdan daha gerçek.Değerli anne babal...
19/04/2026

Son yaşananlardan sonra bazı çocuklar okula gitmekten korkuyor…Ve bu korku, sandığınızdan daha gerçek.
Değerli anne babalar,
çocuğunuz “gitmek istemiyorum” dediğinde
bunu şımarıklık ya da bahane olarak görmeyin.
Bu bir sinyal.
“Güvende hissetmiyorum” diyen bir kalbin sesi.
Bugün yapmanız gereken;
ikna etmek değil, anlamak.
Bastırmak değil, yanında kalmak.
Ona şunu hissettirin:
“Seni duyuyorum, korkunu ciddiye alıyorum ve yanındayım.”
Unutmayın…
Bir çocuk korkusunu konuşabildiği yerde güçlenir,
susturulduğu yerde yalnızlaşır.
Ve bazen en büyük güvenlik,
bir ebeveynin sakin sesi ve yanında oluşudur.

14 yaşındaki bir çocuğun geldiği noktayı, dönüştüğü hali anlamaya çalışmak; sebepleri sorgulamak, sorumluluğu paylaşmak ...
17/04/2026

14 yaşındaki bir çocuğun geldiği noktayı, dönüştüğü hali anlamaya çalışmak; sebepleri sorgulamak, sorumluluğu paylaşmak ve bir daha yaşanmaması için neyi değiştirebileceğimizi konuşmak yerine, onun cansız bedeni üzerinden vicdan rahatlatmaya çalışan herkes şunu bilsin:

Süreci görmezden gelip sadece sonuca odaklandığınız sürece, bu hikâyeler tekrar eder.

Çünkü hiçbir çocuk bir günde o noktaya gelmez. Ve hiçbir toplum, sadece sonuçlara bakarak kendini iyileştiremez.

Bir çocuğun kaleminden çıkan bu satırlar, bir “bireyin hikâyesi” gibi okunursa büyük bir hata yaparız.Burada sadece bir ...
17/04/2026

Bir çocuğun kaleminden çıkan bu satırlar, bir “bireyin hikâyesi” gibi okunursa büyük bir hata yaparız.

Burada sadece bir yalnızlık yok.
Burada sadece “anlaşılmama” da yok.

Burada;
fark edilme ihtiyacının,
üstünlük algısıyla maskelenmiş kırılganlığın,
bağ kuramamanın,
ve en önemlisi erken dönemde gözden kaçırılmış bir çığlığın izleri var.

“Yalnızlık sebep değildir” diyor.
Evet, tek başına değildir.

Ama;
görülmeyen, duyulmayan, düzenlenmeyen bir yalnızlık,
zamanla kişinin kendi zihninde kurduğu bir gerçekliğe dönüşür.

Bu metinde en tehlikeli cümle:
“Varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler.”

Bu, bir insanın
“beni fark edin” demekten
“beni ancak zarar verince fark edersiniz” noktasına geldiğini gösterir.

Bu bir anda olmaz.
Bu; yıllar içinde, adım adım olur.

🔻 Erken kopuş
🔻 Eğitimden uzaklaşma
🔻 Aileyle bağın zayıflaması
🔻 Kendilik algısının bozulması
🔻 Üstünlük fantezileriyle kurulan sahte denge

Ve sonunda:
Gerçeklikten kopuş.

Bu olay üzerinden “suçlu kim?” tartışması yapmak kolay.
Ama asıl soru şu:

👉 Bu çocuk ne zaman gözden kaydı?
👉 Kim, neyi, ne zaman görmedi?

Çünkü hiçbir çocuk, bir sabah uyanıp “zarar vererek fark edilmek istiyorum” noktasına gelmez.

Bu bir birey meselesi değil.
Bu bir sistem meselesi.
Aile, okul ve toplum üçgeninin birlikte kaçırdığı bir süreç.

Bugün konuşmamız gereken şey öfke değil,
erken fark etme ve önleme kapasitemiz.

Çünkü fark etmediğimiz her çocuk,
bir gün kendini “zarar vererek” anlatmaya çalışabilir.

Bir çocuğun kaleminden çıkan bu satırlar, bir “bireyin hikâyesi” gibi okunursa büyük bir hata yaparız.Burada sadece bir ...
17/04/2026

Bir çocuğun kaleminden çıkan bu satırlar, bir “bireyin hikâyesi” gibi okunursa büyük bir hata yaparız.
Burada sadece bir yalnızlık yok.
Burada sadece “anlaşılmama” da yok.
Burada;
fark edilme ihtiyacının,
üstünlük algısıyla maskelenmiş kırılganlığın,
bağ kuramamanın,
ve en önemlisi erken dönemde gözden kaçırılmış bir çığlığın izleri var.

“Yalnızlık sebep değildir” diyor.
Evet, tek başına değildir.

Ama;
görülmeyen, duyulmayan, düzenlenmeyen bir yalnızlık,
zamanla kişinin kendi zihninde kurduğu bir gerçekliğe dönüşür.

Bu metinde en tehlikeli cümle:
“Varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler.”

Bu, bir insanın
“beni fark edin” demekten
“beni ancak zarar verince fark edersiniz” noktasına geldiğini gösterir.

Bu bir anda olmaz.
Bu; yıllar içinde, adım adım olur.

🔻 Erken kopuş
🔻 Eğitimden uzaklaşma
🔻 Aileyle bağın zayıflaması
🔻 Kendilik algısının bozulması
🔻 Üstünlük fantezileriyle kurulan sahte denge

Ve sonunda:
Gerçeklikten kopuş.

Bu olay üzerinden “suçlu kim?” tartışması yapmak kolay.
Ama asıl soru şu:

👉 Bu çocuk ne zaman gözden kaydı?
👉 Kim, neyi, ne zaman görmedi?

Çünkü hiçbir çocuk, bir sabah uyanıp “zarar vererek fark edilmek istiyorum” noktasına gelmez.

Bu bir birey meselesi değil.
Bu bir sistem meselesi.
Aile, okul ve toplum üçgeninin birlikte kaçırdığı bir süreç.

Bugün konuşmamız gereken şey öfke değil,
erken fark etme ve önleme kapasitemiz.

Çünkü fark etmediğimiz her çocuk,
bir gün kendini “zarar vererek” anlatmaya çalışabilir.

Address

Istanbul
34000

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Edip Polat posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Psikolog Edip Polat:

Featured

Share

Category