20/01/2026
Fransız Le Monde gazetesi İstanbul’da hızla yayılan genç çeteleri mercek altına almış.
Yoksulluk, göç ve uyuşturucu trafiğinin beslediği bu yapıların mahalleleri kontrol altına aldığı, şiddetin sıradanlaştığı vurgulanıyor.
İstanbul’un Latin Amerika’ya benzetilmesi yalnızca bir benzetme değil; Türkiye’nin uluslararası prestijine vurulan ağır bir darbe.
Le Monde:
🔹 İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük kentlerinde, çoğu ergen ve genç yetişkinlerden oluşan ultra şiddet yanlısı suç çeteleri son yıllarda hızla büyüdü.
🔹 Bu çetelerin yükselişi, özellikle sentetik uyuşturucu ticaretindeki patlamayla doğrudan bağlantılı görülüyor.
🔹 “Dalton davası” olarak bilinen büyük soruşturmada 362 sanık yargılandı; sanıkların ortalama yaşı 20, yaklaşık üçte biri reşit değildi.
🔹 Dava sırasında sanıkların mahkeme görevlilerine sandalye fırlatması ve çıkan arbede, çetelerin şiddet kapasitesini gözler önüne serdi.
🔹 Çete liderleri Bahadır Akdağ ve Zafer Boyun’a çok sayıda suçtan 12’şer kez müebbet hapis cezası verildi.
🔹 Çeteler, İstanbul’un yoksul mahallelerinden çıkarak kentin merkezlerine ve siyasi açıdan hassas bölgelere yayıldı.
🔹 Güvenlik ve yargı verilerine göre ülkede faaliyet gösteren çete sayısı 49’a ulaştı; devam eden soruşturmalarda adı geçen genç sayısı yaklaşık 5 bine yaklaştı.
🔹 Son 10 yılda suça karışan çocuk sayısı iki katından fazla artarak 202 bine yükseldi.
🔹 Kasım 2025 itibarıyla cezaevlerinde tutulan çocuk sayısı 4.682 olarak kaydedildi.
🔹 Okul terk oranları keskin biçimde arttı; 2023-2024 eğitim yılında 218 binden fazla çocuk eğitimi bıraktı.
🔹 Uyuşturucuya başlama yaşı 2010’da 15–16 iken bugün 14’e kadar düştü; özellikle bonzai ve metamfetamin öne çıkıyor.
🔹 Çeteler, sosyal medya, taraftar grupları ve cezaevleri üzerinden çocukları kolayca devşiriyor; reşit olmayan üyeler “ön saflarda” kullanılıyor.
🔹 Uzmanlara göre bu eğilim devam ederse, Türkiye uzun vadede Brezilya ve Meksika benzeri bir şiddet döngüsü riskiyle karşı karşıya kalabilir.
🔹 Yetkililer ve araştırmacılar, sorunun yalnızca güvenlik değil; yoksulluk, eğitim, istihdam ve uyuşturucu politikalarıyla bağlantılı yapısal bir kriz olduğunu vurguluyor.