24/07/2019
“Eyvah, yerde yatıyor konuşamıyor!”, “Annemi uyandıramıyorum!”, “Babam, sağ kolunu oynatamıyor, seslenince hep sol tarafına bakıyor!”, “Eşimin gözüne aniden perde indi!”, “Annem peltek konuşmaya başladı, söyledikleri anlamsız!”, “Yataktan kalkamıyor!”, “Yemek yiyince boğazına kaçmaya başladı.”
Evet, bu tip cümleler sarfetmeye başladıysanız tabi ki başka başka yüzlerce soruna bağlı olabilir ama %85-90 ihtimalle, yakınınız beyin damarlarından birinin veya birkaçının tıkanmasına bağlı “akut inme” geçiriyordur.
Böyle bir durumda yapmanız gereken tek şey vakit geçirmeden 112’yi aramaktır. O arada evde tansiyon aleti varsa tabi ki tansiyonunu ölçebilirsiniz ama yüksek bulursanız şaşırmayın ve kesinlikle hastanın varsa kullanmış olduğu tansiyon ilaçlarından daha fazla doz verip de tansiyonu düşürme çalışmayın. Yine tansiyonu düşürür diye sarmısaklı yoğurt vesaire sakın vermeyin çünkü yutma fonksiyonları bozulduğundan ağızdan alınacak her türlü besinin akciğerlere kaçarak solunumu tehdit etme ve uzun dönemde akciğer enfeksiyonuna yol açma riski vardır. 112’yi olası tanı hakkında bilgilendirmek, onların da hastayı hangi sağlık merkezine ulaştıracağı konusunda size gelirken plan yapmalarına yardımcı olacaktır (Örnek olarak: Babam galiba felç geçiriyor…)
Sağlık ekipleri yoldayken, siz de en son yakınınızı ne zaman sağlıklı gördüğünüzü hatırlamaya çalışın. Çünkü damar tıkanıklığı meydana geldiğinde aniden bulgu verir ve tedavi planı açısından tıkanıklığın hangi saatte kaynaklandığının büyük önemi vardır. Hasta sizin yanınızda ise saati kesin belirlemeniz kolaydır ama onu o halde bulduysanız, o zaman en son sağlıklı gördüğünüz saati belirtmenizde yarar var. Örnek olarak en son 3 saat önce tuvalete giderken gördüyseniz ve artık uyandıramıyorsanız veya yukarıda bahsedilen bulgular varsa bu hadisenin son 3 saat içinde geliştiği anlamına gelir. Kesin bir zaman tayini için yeterli değil ama en azından tahminde bulunmayı kolaylaştırır.
Son yıllara kadar böyle bir hasta başvurduğunda öncelikle beyin tomografisi gibi görüntüleme yöntemleri yapıldıktan sonra beyin kanaması gibi durumlar ekarte edilir ve yoğun bakımda kan inceltici ilaçlar başlanırdı. Ancak, artık özellikle ABD ve diğer batı ülkeleri başta olmak üzere damardaki pıhtıyı eriten veya çıkartan tedavi yöntemleri gittikçe önem kazanmaktadır.
İlk 3-4.5 saat içinde bir sağlık merkezine başvuran hastalar eğer bir takım kriterleri karşılıyorlarsa o zaman bir nörolog denetiminde damardan pıhtı çözücü ilaçlar kullanılabilir. Doktorunuz böyle bir tedavinin avantajlarını, dezavantajlarını, risk ve komplikasyon olasıklarını sizinle mutlaka paylaşmalıdır. İlk 6-8 saat içinde başvuran uygun hastalar için ise bir diğer yöntem anjiyografik yolla tıkalı damara ulaşarak pıhtının çıkartılması veya pıhtıyı eriten ilaçların direk olarak pıhtının içine verilmesidir. Bu tedavi yönteminin avantajları ise damarın açıldığını anjiyografik yolla anında görüntüleyebilmek, dolayısıyla daha etkin sonuç ve daha az kanama riskidir. Ancak bu ikinci yöntemin en büyük dezavantajı deneyimli girişimsel nöroradyologlar tarafından yapılması ve bu nedenle ülkemizde çok az sayıda hekim tarafından güvenli ve başarılı bir şekilde uygulanabilmesidir. Yine de şunu söyleyebiliriz ki, şansınız yaver gider ve bu zaman diliminde hastanızın damarı başarılı bir şekilde açılırsa, ömrünün geri kalan kısmını felçli olarak geçirmeyebilir.
NOT: Bu yazının ilk halini geçen sene paylaşmışım. Sağlıktaki en büyük eksikliğimiz sağlık hizmetlerinin standardizasyonu yani memleketin her köşesinde aynı standartlarda uygulanabilir olmasıdır. Bu pek sağlanamadığı için bugün İstanbul'un göbeğinde bile iş işten geçtikten sonra ancak hastanın doğru hekime ulaşması sorununu yaşıyoruz.
Doç. Dr. Başar Sarıkaya
Nöroradyoloji
Yeditepe Üniversitesi, İstanbul