16/04/2026
Hep başkalarının başına gelir sanıyoruz.
O tabutun başındaki acılı ailelerden birinin
yarın biz olmayacağımızın garantisini kim verebilir?
Bu kadarını normalleştirmek…
bu kadarına susmak…
Ne zaman bu kadar alıştık?
Aklın sınırlarını aşan bu olaylara karşı
toplum olarak unuttuğumuz bir şey var:
İsyan.
Ama belki de asıl mesele şu:
Biz isyan etmeyi değil… alışmayı öğrendik.
Her gördüğümüz olayda biraz daha sustuk,
biraz daha kabullendik,
biraz daha ‘bize dokunmadığı sürece’ diyerek geri çekildik.
Ve fark etmeden şunu kaybettik:
Hak arama refleksimizi.
Çünkü bir toplum
acıya alıştığında…
adaletsizliği de normalleştirir.
Ve en tehlikelisi şu:
Artık şaşırmıyoruz.
Oysa şaşırmamız gerekiyordu.
Rahatsız olmamız gerekiyordu.
‘Bu normal değil’ diyebilmemiz gerekiyordu.
Peki şimdi ne yapacağız?
Sadece konuşmak yetmez.
Sadece üzülmek de yetmez.
Gerçek değişim;
Gördüğümüzü dile getirdiğimizde,
haksızlığa sessiz kalmadığımızda,
çocuklarımıza sınır koyabildiğimizde,
okulda, evde, sokakta sorumluluk alabildiğimizde başlar.
Çünkü bu sadece bir güvenlik meselesi değil.
Bu bir yetiştirme, bir değer, bir duruş meselesi.
İsyan dediğimiz şey…
sokaklarda bağırmak değil sadece.
İsyan;
yanlışı normalleştirmemektir.
İsyan;
susmamaktır.
İsyan;
‘bu böyle gitmemeli’ diyebilmektir.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey bu:
Hak aramak,
sadece mağdur olduğumuzda değil…
tanık olduğumuzda da sorumluluğumuzdur.
Çünkü bugün sessiz kaldığımız her şey…
yarın bizim hayatımıza dokunabilir.