Psikolog Onur ÇAKIR

Psikolog Onur ÇAKIR Psikolog Onur ÇAKIR, Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümünden mezun olmuştur.

Mezun olduktan sonra anaokulunda ve özel eğitim kurumunda çocuklar ve engelli bireylerle ayrıca danışmanlık merkezlerinde ise yetişkin ve ergenlerle çalışmaktadır.

10/04/2026

Çocuklar, aile içi şiddeti yalnızca “görmez”;
onu hem bedenlerinde hem sinir sistemlerinde hem de duygusal belleklerinde depolarlar.

Etkileri çok katmanlıdır:

🔹 Duygusal:
• Güvensizlik
• Kaygı bozuklukları
• Duygu düzenleme zorluğu
• Yüksek korku tepkisi
• Aşırı tetikte olma (hiper-uyanıklık)

🔹 Davranışsal:
• Agresif davranışlar
• Okul sorunları
• İçine kapanma
• Kaçınma davranışları
• Bağımlılık riskinde artış

🔹 Bilişsel:
• Konsantrasyon bozukluğu
• Öğrenme güçlükleri
• Sürekli “tehlike var” hissi

🔹 İlişki modelleri:
Aile içi şiddete maruz kalan çocuklar yetişkinlikte:
ya aynı döngüyü sürdürür
ya da aşırı kaçıngan, bağ kurmakta zorlanan bireylere dönüşebilir.

Şiddetin en büyük zararı fiziksel değil; çocuğun kendini güvende hissetme kapasitesini yok etmesidir.

06/04/2026

Uyuşturucu kullanımının etkisi sadece “zeka kaybı” ya da “bağımlılık” değildir.
Asıl etki sinir sisteminin yeniden yapılanmasıdır.

Beyinde ne olur?
• Dopamin sistemi aşırı uyarılır → doğal haz toleransı düşer
• Normal zevk kaynakları anlamsızlaşır (spor, yemek, ilişki)
• Beyin “sadece o maddeyle” ödül alabileceğine inanır
• Ön frontal korteks (karar verme, mantık) zayıflar
• Dürtü kontrolü bozulur
• Tehlike algısı küçülür → riskli davranışlar artar

Duygusal etkileri:
• Boşluk hissi
• Aşırı duygu dalgalanması
• Paranoid düşünceler
• Depresyon ve kaygı
• Öfke patlamaları
• Sosyal geri çekilme

Uzun vadede:
Kimlik dağılması, ilişki kayıpları, akademik başarı düşüşü, psikoz atakları ve ağır bağımlılık tablosu görülebilir.

Uyuşturucu kullanımı bedenin değil, zihnin ve kimliğin çöküşüdür.
En erken müdahale en güçlü korumadır.

Kumar bağımlılığı yalnızca “para kaybetme sorunu” değil;beynin ödül mekanizmasını derinden bozan davranışsal bir bağımlı...
03/04/2026

Kumar bağımlılığı yalnızca “para kaybetme sorunu” değil;
beynin ödül mekanizmasını derinden bozan davranışsal bir bağımlılıktır.

Neden bu kadar güçlü bir bağımlılık yaratır?
• Kumar “tahmin edilemeyen bir ödül” sunar; bu durum dopamini en çok tetikleyen sistemdir.
• Beyin, her kazanma ihtimalini gerçek kazanç gibi algılar.
• Kaybetmek bile bazen bağımlıyı oyuna yaklaştırır: “Bu sefer dönecek” yanılgısı.
• Beynin ödül–ceza sistemi tamamen yeniden programlanır.

Psikolojik etkileri:
• Gerçeklikten kopma
• Dürtü kontrolünün bozulması
• Yalan söyleme davranışı
• Aile ilişkilerinin yıpranması
• Yoğun suçluluk ve utanç
• Kaygı, depresyon, dürtüsellik
• Kumarı “kaçış stratejisi” olarak kullanma

Neden tehlikeli?
Çünkü kumar bağımlılığı kişinin yalnızca finansal hayatını değil;
zihinsel, duygusal ve sosyal yaşamını tamamen ele geçirebilir.

Yönetim: Profesyonel destek + aile desteği + davranışsal model değiştirme ile mümkündür.

Sosyal medya, gençlerin duygusal tepkilerini “anlık, hızlı ve yoğun” hale getiren bir ortam yaratıyor.Bu platformlar öze...
30/03/2026

Sosyal medya, gençlerin duygusal tepkilerini “anlık, hızlı ve yoğun” hale getiren bir ortam yaratıyor.
Bu platformlar özellikle öfkeyi tetikleyen içerikleri daha görünür kıldığı için gençlerin sinir sistemi sürekli alarmda kalıyor.

Bozulan tepki mekanizmalarının sebepleri:
• Sürekli karşılaştırma ve kıyas kültürü → yetersizlik hissi
• Kutuplaştırıcı içerikler → genç beynin impuls kontrolünü zorlar
• Anonim öfke boşaltımı → empati azalır, tepkiler sertleşir
• Anında haz kültürü → sabırsızlık ve tolerans düşüklüğü
• Siber zorbalık ve linç kültürü → gençlerde tehdit algısını artırır
• Duygusal aşırı yük → beyin regülasyon kapasitesini kaybeder

Sonuç olarak gençler “düşünme → değerlendirme → tepki” sürecini kaybedip
“tetik → tepki” otomatikleşmiş döngüsüne girer.

Bu da öfke patlamaları, hızlı kararlar, ani tartışmalar ve yoğun duygusal dalgalanmalara neden olur.

Dijital dünya gençlerin duygusal eşiğini düşürürken,
en kritik ihtiyaçları duygu düzenleme becerileri + sağlıklı dijital sınırlar olur.

Evet.Sessiz depresyon, kişinin dışarıdan “iyi”, “güleryüzlü”, “başarılı” hatta “keyifli” görünmesine rağmen iç dünyasınd...
18/03/2026

Evet.
Sessiz depresyon, kişinin dışarıdan “iyi”, “güleryüzlü”, “başarılı” hatta “keyifli” görünmesine rağmen iç dünyasında tükenmiş olmasıdır.

Bu kişiler:
• İçsel boşluk hisseder
• Gece uykuya dalmakta zorlanır
• Hayat anlamsızlaşır
• Aşırı sorumluluk alır
• “Ben iyiyim” demeyi alışkanlık hâline getirir
• Kendini yalnız hisseder
• Duygularını kimseye yük olmak istemediği için saklar

Dışarıdan hiçbir belirti görünmediği için çevre fark etmez,
bu da kişiyi daha da yalnızlaştırır.

Sessiz depresyon görünmezdir ama gerçektir.
Belirti vermeden ilerleyebilir çünkü kişi duygularını içeride sessizce taşımayı öğrenmiştir.

Çocuklar sözlerden çok, ebeveynin duygusal tonunu öğrenir.Bu yüzden bir ebeveyn korumaya çalışırken fazla kaygı taşıyors...
13/03/2026

Çocuklar sözlerden çok, ebeveynin duygusal tonunu öğrenir.
Bu yüzden bir ebeveyn korumaya çalışırken fazla kaygı taşıyorsa, çocuk korunduğunu değil tehdit altında olduğunu hissedebilir.

Kaygı çocuğa nasıl geçer?
• “Dikkat et!”, “Koşma!”, “Düşersin!” gibi aşırı uyarılar
• Her adımı kontrol etme
• Olumsuz senaryolarla yaklaşma
• Ebeveynin kendini sürekli stresli göstermesi
• Aşırı koruma → dünyayı tehlikeli algılatma

Çocuğun zihni şu mesajı alır:
“Dünya tehlikeli. Ben tek başıma yapamam.”

Korumak Kaygı aktarmak aynı şey değildir.
Gerçek koruma, çocuğa güven duygusunu miras bırakmaktır.

Çoğu kişi sınır koyamadığında “iyi niyetliyim” diye düşünür;oysa sınır koyamama çoğu zaman iyi niyetten değil, onay görm...
09/03/2026

Çoğu kişi sınır koyamadığında “iyi niyetliyim” diye düşünür;
oysa sınır koyamama çoğu zaman iyi niyetten değil, onay görme ihtiyacından kaynaklanır.

Neden?
• “Hayır dersem sevilmem” korkusu
• Karşı tarafın duygusundan sorumlu hissetmek
• Red edilmeye tahammül edememek
• Çatışmadan kaçınmak
• Değersizlik hissini bastırma çabası
• Çocuklukta öğretilen fedakâr roller

İyi niyet: Denge içerir.
Onay bağımlılığı: İnsanı yorar, tükenmişliğe sürükler.

Sınır koymak bencillik değildir;
kendini koruma refleksidir.

Sosyal medya, insanların en parlak anlarını, en güler yüzlü hâllerini paylaştığı bir alan. Gerçek hayatta yorgun hissetm...
06/03/2026

Sosyal medya, insanların en parlak anlarını, en güler yüzlü hâllerini paylaştığı bir alan.
Gerçek hayatta yorgun hissetmek ise çoğu zaman kimsenin görmediği perde arkası…
Bu iki hâlin arasındaki fark tesadüf değil; psikolojik bir mekanizmadır.
Sosyal medya:
• Dışarıdan onay almayı kolaylaştırır
• Anlık dopamin sağlar
• Kişiye “iyi görünme” baskısı yaratır
• Gerçek duyguları saklama alanı hâline gelir
Gerçek hayat:
• Yorgunluk, stres, tükenmişlik gibi duyguları görünür kılar
• İnsanı yüzleşmeye zorlar
• Sahici olanı ortaya çıkarır
Bu yüzden birçok kişi sosyal medyada mükemmel görünürken, iç dünyasında tükenmiş hissedebilir.
Sosyal medyadaki mutluluk filtreli;
gerçek hayattaki yorgunluk ise filtresizdir.

02/03/2026

Erteleme genellikle “tembellik” olarak görülür,
ama çoğu zaman tembellikle ilgisi yoktur.
Ertelemenin altında kaçınma ve kaygı vardır.

Kişi neden erteler?
• Hata yapmaktan korkar
• Mükemmel yapma baskısı vardır
• “Ya olmazsa?” düşüncesi işleri büyütür
• Başlamak fazla yük gibi hissettirir
• Zihinsel ve duygusal yorgunluk artmıştır

Erteleme işten kaçmak değil,
işle ilgili duygudan kaçmaktır.

Bu yüzden çözüm motivasyon değil;
kaygıyı tanımak ve duygusal yükü hafifletmektir.

25/02/2026

Evet.
Yüksek işlevli kaygı yaşayan kişiler çoğu zaman dışarıdan “başarılı, güçlü, kontrol sahibi” görünür.
Ama iç dünyada sürekli bir alarm hâli vardır.

Bu kişiler:
• Çok çalışır ama hiç rahatlamaz
• Detaylara aşırı odaklanır
• Hata yapmaktan korkar
• Hep bir adım sonrasını düşünür
• Övgü alsa bile iç huzuru yakalayamaz
• Yorgunluğunu saklamada çok iyidir

Başarı maskesi takıldığı için çevre bu kaygıyı fark etmez.
Kişi de kendi kaygısını “normal” sanır.

Yüksek işlevli kaygı dışarıdan alkış alırken,
içeride bedeni ve zihni tüketir.

Sürekli meşgul olmak modern dünyanın en gizli kaçış biçimlerinden biridir.Kişi dışarıdan “üretken” görünür; ancak içerid...
07/02/2026

Sürekli meşgul olmak modern dünyanın en gizli kaçış biçimlerinden biridir.
Kişi dışarıdan “üretken” görünür; ancak içeride çoğu zaman kendini duygularından uzak tutmaya çalışıyordur.

Sürekli meşgul olma hâli şu durumlarda duygudan kaçış olabilir:

• Durduğunda yüzleşeceği duygular ağır geliyorsa
Kişi kendini yorarak hissetmemeyi hedefleyebilir.

• Boşluk hissinden korkuyorsa
Zihinsel boşluk, bastırılmış duyguları yüzeye çıkarabilir.
Bu nedenle kişi kendine hiç alan bırakmaz.

• Kendini değerli hissetmek için sürekli üretmek zorunda olduğuna inanıyorsa
“Durursam işe yaramıyor olurum” düşüncesi meşguliyeti artırır.

• Sınır koymakta zorlanıyorsa
Herkese yetişmeye çalışmak, kişinin kendi iç sesini susturur.

• Kontrol ihtiyacı yüksekse
Meşguliyet, kontrol hissi sağlar ve belirsizlikle yüzleşmeyi geciktirir.

Sürekli meşgul görünen insanlar çoğu zaman en yorgun olanlardır.
Meşguliyetin ardında saklanan duygu fark edildiğinde, kişi ilk kez durup gerçekten dinlenebilir.

Gelecek kaygısı kişinin zihnini sürekli ileriye taşır.Zihin gelecekte yaşanma ihtimali olan senaryoları çözmeye çalışırk...
03/02/2026

Gelecek kaygısı kişinin zihnini sürekli ileriye taşır.
Zihin gelecekte yaşanma ihtimali olan senaryoları çözmeye çalışırken şimdiyi kaçırır.
Bu nedenle kişi ne yapsa odaklanamaz, keyif alamaz ve içinde hep bir tedirginlik hissi bulunur.

Gelecek kaygısı bugünü yaşatmaz çünkü:

• Zihin, ihtimalleri çözmeye çalışır.
“Ya olmazsa?” sorusu, yaşanılan anı gölgede bırakır.

• Belirsizlik tahammülsüzlüğü artar.
Kişi bilinmeyen bir durumla karşılaşmamak için her şeyi kontrol etmeye çalışır ve bu çaba çok enerji tüketir.

• Duygusal sistem sürekli alarmdadır.
Gelecek kaygısı bedenin stres tepkisini tetikler; kalp çarpıntısı, mide düzensizliği ve uyku sorunları ortaya çıkar.

• Beyin tehdide odaklanırken keyif merkezleri geri planda kalır.
Bu nedenle güzel bir anın içinde bile kişi rahatlayamaz.

• Erteleme döngüsü oluşabilir.
Geleceğe dair aşırı düşünmek, bugünün adımlarını atmayı zorlaştırır.

Gelecek kaygısı, geleceğin değil, şu anın kaybıdır.
Anı yaşamak, geleceği boş vermek değildir;
geleceği daha sağlıklı planlayabilmek için zihni “şimdiye” getirmektir.

Address

Izmir
35590

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Onur ÇAKIR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category