Psikolog Onur ÇAKIR

Psikolog Onur ÇAKIR Psikolog Onur ÇAKIR, Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümünden mezun olmuştur.

Mezun olduktan sonra anaokulunda ve özel eğitim kurumunda çocuklar ve engelli bireylerle ayrıca danışmanlık merkezlerinde ise yetişkin ve ergenlerle çalışmaktadır.

Yalnızlık yetişkinlikte çoğu zaman fark edilmez, çünkü yetişkin hayatı duyguları saklamanın en kolay olduğu dönemdir.Sor...
14/01/2026

Yalnızlık yetişkinlikte çoğu zaman fark edilmez, çünkü yetişkin hayatı duyguları saklamanın en kolay olduğu dönemdir.
Sorumluluklar, iş temposu, ev düzeni ve sosyal roller; yalnızlığın üstünü “meşguliyet” adıyla örter.

• Yetişkinler yalnızlıklarını iş, sorumluluk ve tempo ile paketler.
Gün doldurulur, liste tamamlanır ama içsel boşluk giderilmez.

• Yalnızlık zamanla “alışkanlık” gibi hissedilir.
Kişi fark etmeden kendini geri çeker; sosyal bağlar giderek incelir ama bunun yalnızlık olduğunu kabul etmek zor gelir.

• Duygulara odaklanacak alan daralır.
Çocukluk ve gençlikte duygu daha görünürken, yetişkinlikte işlevsellik daha çok ön plana çıkar:
“Üzülsem de işe gitmeliyim”,
“Kırgın olsam da devam etmeliyim.”

• Yalnızlık bazen ‘özgürlük’ gibi giydirilir.
Kişi aslında bağlanmak ister ama kırılma korkusu nedeniyle mesafeyi “ben böyle daha iyiyim” diye rasyonalize edebilir.

• Yetişkin yalnızlığı sessizdir.
Çığlık atmaz, dramatik değildir; geceleri yatarken gelen o boşluk hissi ya da günün içinde küçük bir duraksamayla kendini belli eder.

Yetişkinlikte yalnızlık az değildir; sadece daha iyi gizlenir, daha sessiz yaşanır ve daha geç fark edilir.

Tükenmişlik sadece iş performansını düşürmez;kişinin tüm duygusal sistemini etkilediği için ilişkilerde de ciddi izler b...
12/01/2026

Tükenmişlik sadece iş performansını düşürmez;
kişinin tüm duygusal sistemini etkilediği için ilişkilerde de ciddi izler bırakır.
Çünkü tükenen kişi işini eve taşımaz; yorgun zihnini, gergin bedenini ve boşalmış duygusal depolarını taşır.

• Duygusal enerjisi azalan kişi ilişkide sabırsızlaşır.
Küçük meseleler büyür, tartışmalar daha sert olur.

• Empati kapasitesi azalır.
Tükenmiş biri dinlemek, anlamak ve çözüm üretmek konusunda zorlanır.

• Duyarsızlık başlayabilir.
Bu durum ilişkiyi değil, kişinin kendi duygusal sistemini koruma çabasını anlatır.

• İçe kapanma sık görülür.
Tükenen kişi sosyal çevreye, partnerine veya ailesine karşı mesafe koyabilir.

• Partner, tükenmişliği reddedilme gibi yorumlayabilir.
Oysa kişi sevgisiz değil; sadece duygusal olarak boşalmış durumdadır.

• İlişkide bağ zedelenir ama onarılabilir.
Tükenmişlik konuşuldukça, paylaşıldıkça ve destek alındıkça bağ yeniden güçlenir.

Tükenmişlik ilişkileri bitirmez;
konuşulmadığında ve fark edilmediğinde ilişkilerin sessizce aşınmasına neden olur.

Kontrol ihtiyacı çoğu zaman güven eksikliğinden değil, geçmişte yaşanan belirsizliklerden doğar. Bazı kişiler için ilişk...
09/01/2026

Kontrol ihtiyacı çoğu zaman güven eksikliğinden değil, geçmişte yaşanan belirsizliklerden doğar. Bazı kişiler için ilişkiyi kontrol etmek; terk edilmemeyi, hayal kırıklığını ve belirsizliği engellemenin bir yoludur. Ancak yetişkin ilişkilerinde bu ihtiyaç zamanla bağ zayıflatıcı bir davranışa dönüşebilir.

• Kontrol, ilişkiyi güvenli kılmaz; gergin yapar.
Karşı taraf, sürekli izleniyormuş gibi hisseder ve rahat davranamaz.

• Aşırı kontrol, sevgi değil kaygıdan beslenir.
Kişi sevilmek için kontrol eder; ama paradoksal şekilde bu davranış zamanla mesafe yaratır.

• “Kontrol bende olsun” düşüncesi ilişkide eşitliği bozar.
Bir taraf düzenler, diğer taraf uyum sağlar; denge kaybolur.

• Kontrol eden kişi sürekli tetiktedir.
Mesajlara anında cevap beklemek, partnerin ne yaptığıyla aşırı ilgilenmek, geleceği garanti altına almaya çalışmak sinir sistemini yorar.

• Gerçek yakınlık ancak özgürlük alanı olduğunda ortaya çıkar.
İnsan ancak kendisi olabildiği ilişkide gerçekten bağ kurar.

Kontrol ihtiyacı bir karakter sorunu değil; güvende olma arzusunun yanlış öğrenilmiş bir biçimidir.

İş yerinde sürekli baskı altında hissetmek, sadece iş yüküyle ilgili değildir. Beden ve zihin, görünenden çok daha karma...
05/01/2026

İş yerinde sürekli baskı altında hissetmek, sadece iş yüküyle ilgili değildir. Beden ve zihin, görünenden çok daha karmaşık sinyaller gönderir. Bu his; geçmiş deneyimlerin, kişilik yapısının, kurum kültürünün ve duygu düzenleme becerisinin bir araya geldiği bir psikolojik tabloyu anlatır.

• Sürekli baskı hissi, tehditle değil beklentiyle de oluşabilir.
Kişi kendisinden beklenen performansı “hayatta kalma görevi” gibi algıladığında, normal bir görev bile tehdit gibi hissedilir.

• Çocuklukta yüksek beklentilere maruz kalan kişiler iş hayatında daha çabuk strese girer.
Hata yapmanın tolere edilmediği ortamlar, yetişkinlikte baskıya karşı aşırı hassasiyet yaratır.

• Personele değil sonuca değer veren kurum kültürü psikolojik baskıyı artırır.
“Her zaman daha fazla” istemek, insanın sınırlarını yok sayabilir.

• İç ses sertleştiğinde dış baskı iki katı hissedilir.
Kişi kendini sürekli eleştiriyorsa, iş yerindeki en ufak geri bildirim bile ağır gelir.

• Zihin tehdit algıladığında verimlilik düşer.
Baskı altında çalışan biri daha çok hata yapar, odaklanamaz ve tükenmişlik riski artar.

Sürekli baskı altında hissetmek, işin ağırlığından çok, kişinin taşıdığı duygu yükünün ifadesidir.

Bir ilişkide “beni kaybetmekten korkmuyor” düşüncesi ortaya çıktığında, çoğu zaman asıl eksik olan şey sevgiden çok değe...
29/12/2025

Bir ilişkide “beni kaybetmekten korkmuyor” düşüncesi ortaya çıktığında, çoğu zaman asıl eksik olan şey sevgiden çok değer hissidir.
Bu düşünce size ilişkinin tek taraflı ilerlediğini, sizin çabanızın görünmediğini veya karşı tarafın bağ kurma biçiminin sizin ihtiyacınızla örtüşmediğini düşündürebilir.

• Bu his, genellikle şu alanlardan beslenir:
– Partnerin duygularını açık şekilde ifade etmemesi
– Emek ve ilginin dengesiz olması
– Küçük ayrıntılarda kendinizi yalnız hissetmeniz
– Güvence cümlelerinin eksik kalması
– Sizin gösterdiğiniz hassasiyetin karşılık bulmaması
– İlişkinin geleceğiyle ilgili belirsizlik

• Böyle bir durumda kişi çoğu zaman “sevilmiyorum” değil,
“yerim garanti değil” hissine kapılır.
Bu hissin kökeni de çoğu zaman bağlanma ihtiyaçlarıyla ilişkilidir.

• Fakat şunu da unutmamak gerekir:
Birinin “kaybetme korkusunu göstermemesi”, sizi değersiz bulduğu anlamına gelmez.
Bazı insanlar duygularını göstermekte zorlanır, bazıları kaybetme korkusunu saklar, bazıları ise ilişkide güvensizliğe karşı savunma olarak mesafe geliştirir.

✔ “Beni kaybetmekten korkmuyor” düşüncesi, ilişkinizde eksik olan bağlanma sinyallerini işaret eder; bu his sizin yetersizliğinizle değil, görünmek ve değer görmek isteyen yanınızla ilgilidir.

“Ben yetersizim” dediğin o ses…Gerçekten sana mı ait, yoksa bir yerlerden sana mı yüklendi?Çocukken duydukların,görmezde...
28/12/2025

“Ben yetersizim” dediğin o ses…
Gerçekten sana mı ait, yoksa bir yerlerden sana mı yüklendi?
Çocukken duydukların,
görmezden gelinişlerin,
kıyaslanmalar,
“abartıyorsun”, “yetmez”, “daha iyisi olmalı” cümleleri…
Bazen değersizlik hissi içimizden doğmaz.
Zamanla içimize yerleştirilir.
Ve insan, kendisine ait olmayan bir yükü
“benliğim” sanarak taşımaya başlar.
Şunu ayırt etmek iyileştiricidir:
✨ Sen gerçekten değersiz olduğun için mi böyle hissediyorsun?
✨ Yoksa birileri kendi eksiklerini sana mı bıraktı?
Değersizlik bir gerçeklik değil,
çoğu zaman öğrenilmiş bir duygudur.
Ve öğrenilen her şey…
yeniden öğrenilebilir.

Bazen ne yapmanız gerektiğini çok iyi bilirsiniz…Plan bellidir, hedef açıktır, çözüm ortadadır.Ama bir türlü adım atamaz...
26/12/2025

Bazen ne yapmanız gerektiğini çok iyi bilirsiniz…
Plan bellidir, hedef açıktır, çözüm ortadadır.
Ama bir türlü adım atamazsınız.
Bu durum, sanıldığından çok daha yaygındır ve çoğu kişi bu hissi “tembellik” olarak etiketlese de, psikolojik olarak arkasında bambaşka mekanizmalar bulunur.

• “Biliyorum ama yapamıyorum” hissi genellikle üç ana kaynaktan oluşur:

Zihinsel yük:
Zihniniz çok dolu olduğunda, küçük bir adım bile dağ gibi gelebilir.
Duygusal bariyerler:
Korku, kaygı, mükemmeliyetçilik veya başarısızlık ihtimali, hareket etmenizi engelleyebilir.
Enerji–motivasyon dalgalanmaları:
Bedeniniz yorgun olduğunda, zihninizin bilgisi harekete dönüşmeyebilir.

• Bu hissi sürdüren içsel cümleler genellikle şöyle olur:
– “Ya yapamazsam?”
– “Tam başlayacakken bir şey oluyor.”
– “Önce mükemmel olmalı.”
– “Biraz daha iyi hissedeyim, öyle başlarım.”
Bu cümleler, eylem alanınızı daraltır ve sizi bekleme döngüsünde tutabilir.

• Yapamama hâli, bilgi eksikliğinden değil; duygusal blokajlardan kaynaklanır.
Zihnin doğruyu biliyor olması, duyguların adım atmaya hazır olduğu anlamına gelmez.

✔ Bu his, sizin yetersizliğinizin değil; duygusal olarak hangi noktada sıkıştığınızın göstergesidir.
Bilmek ile yapabilmek arasındaki köprü çoğu zaman duygusal enerjiniz tarafından kurulur.

Bazen aç olan midemiz değil, kalbimizdir.Ama çoğu zaman bunu duygusal açlık sanır, aslında ilgi ihtiyacını doyurmaya çal...
26/12/2025

Bazen aç olan midemiz değil, kalbimizdir.
Ama çoğu zaman bunu duygusal açlık sanır, aslında ilgi ihtiyacını doyurmaya çalışırız.
Duygusal açlık,
yalnızken, stresliyken, üzgünken bir şeylere yönelme halidir.
Yemek, alışveriş, sosyal medya, mesaj atma isteği…
Ama doyum kısa sürer. Sonrasında suçluluk ve boşluk gelir.
İlgi ihtiyacı ise,
“Görülmek, duyulmak, fark edilmek istiyorum” demenin daha sessiz bir yoludur.
Birinin mesaj atması, sorması, yanında olması rahatlatır.
Buradaki ihtiyaç bir şey değil, biridir.
Ayırt etmenin ipucu şudur:
➡️ Bir şey mi istiyorum, biri mi?
➡️ Doyunca rahatlıyor muyum, yoksa boşluk devam mı ediyor?
Kendini yargılama.
Duygusal açlık da ilgi ihtiyacı da “zayıflık” değil, karşılanmamış bir ihtiyacın işaretidir.
İhtiyacı doğru yerden tanımak, iyileşmenin ilk adımıdır.
kendinianlamak ruhsalsağlık terapiyolculuğu kaygı bağlanma

Kaygı çoğu zaman “ya olursa?” diye başlar.Ama mesele tek bir düşünce değildir.Beyin, olası tehlikeleri sürekli taramakla...
25/12/2025

Kaygı çoğu zaman “ya olursa?” diye başlar.
Ama mesele tek bir düşünce değildir.
Beyin, olası tehlikeleri sürekli taramakla görevli olduğu için “ya olursa” sorusunu sorduğunda kısa süreli bir kontrol hissi yaşatır.
Sanki düşünürsek, senaryoları kurarsak, hazırlıklı olursak kötü bir şeyi engelleyebilirmişiz gibi…
İşte bağımlılık tam burada başlar.
“Ya olursa” dediğinde kaygı azalıyor gibi olur.
Beyin bu geçici rahatlamayı öğrenir ve tekrar ister.
Her seferinde biraz daha fazla senaryo, biraz daha fazla düşünme, biraz daha fazla tetikte olma…
Ama paradoks şudur:
Düşündükçe rahatlamazsın,
rahatlayamadıkça daha çok düşünürsün.
Zamanla zihin şu mesajı verir:
“Düşünmezsem güvende değilim.”
Oysa kaygıyı azaltan şey tüm ihtimalleri düşünmek değil,
belirsizliğe rağmen anda kalabilmeyi öğrenmektir.
Her “ya olursa” dediğinde kendine şunu sorabilirsin:
“Şu an gerçekten olan ne?”
Kaygı gelecekte yaşar.
Hayat ise hep şimdide.

overthinking belirsizlik kontrolihtiyacı
psikoloji psikolog ruhsağlığı duygusaldüzenleme
farkındalık andakalmak terapi

Güven kaybolduğunda ilişki bitmiş gibi hissedilir. Çünkü güven; “Beni incitmeyeceğini biliyorum” demekten çok, “İncitirs...
24/12/2025

Güven kaybolduğunda ilişki bitmiş gibi hissedilir. Çünkü güven; “Beni incitmeyeceğini biliyorum” demekten çok, “İncitirsen bunu birlikte onarabiliriz” diyebilmektir.
Bir ilişkide güven sarsıldığında asıl soru şudur:
Taraflar olanı konuşabiliyor mu, kaçmadan kalabiliyor mu, savunmaya geçmeden sorumluluk alabiliyor mu?
Güven; sözlerle değil, tekrarlanan davranışlarla yeniden kurulur.
Şeffaflık, tutarlılık, sabır ve zaman ister. Ve evet, bazen de profesyonel destek.
Bazı ilişkiler güven kaybıyla biter.
Bazıları ise, doğru şekilde ele alındığında, daha gerçek bir yerden yeniden başlar.
Önemli olan “devam edelim mi?” değil,
“Bu ilişkide yeniden güven inşa etmek mümkün mü?” sorusuna dürüstçe bakabilmektir.
psikoloji duygusaliyilik

İnsanlar çoğu zaman sevgiyi verdikleri gibi almak ister.Ama herkes sevgiyi aynı yerden hissetmez.Kimi için sevgi; sözler...
23/12/2025

İnsanlar çoğu zaman sevgiyi verdikleri gibi almak ister.
Ama herkes sevgiyi aynı yerden hissetmez.
Kimi için sevgi; sözlerle ifade edilir.
Kimi için ilgilenilmek, birlikte zaman geçirmek ya da yardım görmektir.
Kimi ise sevgiyi dokunuşta ya da somut davranışlarda hisseder.
Sevgi dili farklı olduğunda şu döngü sık yaşanır:
“Ben seviyorum ama o anlamıyor.”
“O da seviyor ama bana sevgisiz geliyor.”
Aslında sorun sevgisizlik değil, çeviri hatasıdır.
Bir taraf sevgisini gösterirken, diğer tarafın anlayacağı dili kullanmaz.
Bu da zamanla kırgınlık, uzaklık ve “beni önemsemiyor” düşüncesini doğurur.
Sevgi dili farklı olan insanlar bu yüzden sık sık:
• soğuk
• ilgisiz
• bencil
• ya da aşırı talepkâr
olarak etiketlenir.
Oysa çoğu zaman iki taraf da elinden geleni yapıyordur;
sadece aynı yerden konuşmuyorlardır.
İlişkilerde gerçek yakınlık,
“Ben nasıl seviyorum?”dan çok
“Karşımdaki nasıl sevildiğini hissediyor?” sorusuyla başlar.
Sevgi dili fark edildiğinde,
anlaşılmak mümkün hale gelir.


iletişim yakınlık empati
psikoloji bağlanma duygular

“Değer görmüyorum” hissi, çoğu kişinin hayatının belirli dönemlerinde yaşadığı ama kaynağını anlamakta zorlandığı bir du...
22/12/2025

“Değer görmüyorum” hissi, çoğu kişinin hayatının belirli dönemlerinde yaşadığı ama kaynağını anlamakta zorlandığı bir duygudur.
Bu his, yalnızca başkalarının size davranışlarıyla ilgili değildir; çoğu zaman içsel bir inançtan, geçmiş deneyimlerden veya tekrar eden ilişki örüntülerinden beslenir.

• Bu hissin kökenleri genellikle aşağıdaki alanlarda bulunur:
– Çocuklukta duyguların görülmemesi:
İhtiyaç duyduğunuz ilgi, onay veya şefkat düzenli olarak karşılanmadıysa, bu duygu yetişkinlikte “ben önemli değilim” inancına dönüşebilir.

– Koşullu sevgi deneyimi:
Sadece başarılı olduğunuzda, uyum sağladığınızda ya da “iyi çocuk” olduğunuzda sevildiyseniz, değer görmeyi davranışa bağlamış olabilirsiniz.

– Sürekli kendini feda etmek:
İlişkilerde hep veren tarafta olmak, karşılık bulmadığında değersizlik hissini tetikleyebilir.

– Yanlış kişilere tekrar tekrar yönelmek:
Değer görme ihtiyacı karşılanmadıkça, “tanıdık olan ama iyileştirici olmayan” ilişkiler seçilebilir.

• “Değer görmüyorum” hissi, aslında içinizde bir yerlerin uzun süredir görülmek, duyulmak ve önemsenmek istediğini gösterir.
Bu his, size bir şeylerin eksik kaldığını anlatmaya çalışan içsel bir işarettir.

✔ Değersizlik duygusu, gerçekliğin değil; geçmişten kalan içsel bir inanç sisteminin sesi olabilir.
Bu sesi fark etmek, yerini daha gerçekçi bir öz-değer algısına bırakması için önemli bir başlangıçtır.

Address

Izmir
35590

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Onur ÇAKIR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category