14/02/2026
“Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan”
diyor İsmet özel şiirinde.
Şiir duygularıma tercüman olmuş, yoruldum ben de biraz. Ama yine de vazgeçmiyorum anlamaya çalışmaktan.
Bazen bir şey yaşarsın. Yaşarken mücadele etmekten tam ne olduğunu anlayamazsın. Gücünü mücadeleye kullanırsın. Bir yardım gelir. Bir çözüm, bir kolaylık. Zorluk azalır. Bir boşluk. Hafiflik. Sonra derin bir nefes alırsın. Etraftaki sesleri duymaya başlarsın. Kuşlar, ağaçlar, insanlar. Hayat yaşanmaya devam ediyormuş, duran senmişsin. Boğazındaki o yumrunun geçtiğini, gerçek bir nefes alınca anlarsın.
Ne yaşadım ben? Anlam vermeye çalışırsın. Zordu evet. Yine de geçti. Peki şimdi ne yapabilirim? Bu anlama çabasını önemli buluyorum. Bulmak da şart değil belki ama aramak mühim. Arayışın bize kattıkları, ararken yaşadıklarımız, değerli.
Kabul ve Kararlılık Terapisine göre acıya temas etmemek ıstırapla sonuçlanır. Acıyı yaşamak gerekiyor, o karanlıktan kaçmadan. Acı ateşten bir çemberse o çemberin içine girmeden dışına çıkılmıyor.
Bu yazıyı, geçmeyen ateşle hasta geçen günlerimin bir apse sebebiyle olduğunu öğrendikten sonra yazıyorum. Benim bahsettiğim zorluk buydu. Okurken sizi hangi zorluğunuza götürdü sizi bilmiyorum. Çağrışımın güzelliği de burada galiba.
Ve şiir şöyle bitiyor :
“Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.”
Yaşadığımın nasıl bir şey olduğunu, hastane bahçesinde otururken anladım.
Anlamadığım yerlere dönüp baktım.
Kitabın başından, önce hayatı yaşayarak başlayacağız.
Çemberinden içinden dışına doğru.
Detay detay planladığım 9 günümün, sadece yatarak geçmesine bakıyorum. Her seferinde bu kadar planlama, yaşa diyorum kendime ama başaramıyorum. Benim yapamadığımı Rabbim bir sebeple önüme seriyor; hayretteyim, hayranım.
Mehmet Akif’in dediği gibi
“Girdâbe-i hayretde kalır ‘akl nihâyet
Hayret, yine hayret, yine hayret, yine hayret”
(Hayret burgacında kalır akıl sonunda,
Hayret, yine hayret, yine hayret, yine hayret)