06/03/2026
Son zamanlarda seni zorlayan o içsel yaşantıyı hatırla.
O an tam olarak ne oldu?
Boğazında bir düğüm, göğsünde ağır bir taş ya da karnında bir çalkantı mı hissettin?
Peki, o an ne yaptın?
Çoğu zaman yaptığın gibi o histen kurtulmak için telefonuna mı sarıldın, işlerine mi gömüldün yoksa zihnindeki eleştirel seslerle kavgaya mı tutuştun?
Bir duyguyla gerçek anlamda “kalabilmek” dünyanın en zor işlerinden biridir.
Zihnimiz bizi korumak için tasarlanmıştır ve acı veren her deneyimden bizi kaçırmaya çalışır.
Ancak şunu fark ettin mi: Duygudan kaçmak için denediğin yollar —yok saymak, bastırmak veya kavga etmek— uzun vadede işe yaradı mı?
Yoksa o duygu, kapıdan kovulup bacadan giren davetsiz bir misafir gibi daha güçlü mü geri döndü?
Duyguyla kalabilmek ne demektir?
•Duyguyu sevmek zorunda değilsin.
•Onu haklı bulmak zorunda değilsin.
•Sadece ona zihninde ve bedeninde yer açabilirsin.
Fark et, bedeninde nasıl hissediyorsun?
O zorlandığın duyguyu nasıl deneyimliyorsun? Deneyimlerken hangi sesler zihninde ona eşlik ediyor?
Kurtulmak için çabalamayı bıraktığında kaçtığın acının ızdırabını da duymayacaksın.
Bugün kendine şu soruyu sor: Akan bir nehri durdurmak gibi zorlandığım duygudan kurtulmaya çalışmak yerine bu duyguya yer açıp değerli adımlar atmaya harcasaydım hayatım nasıl değişirdi?