26/02/2026
Türkiye’de yaşayan 23 yaşında bir genç, üç yıl önce kendi vücuduna telafisi imkânsız bir zarar veriyor. Tuvalette cinsel organını kesiyor, te**islerini parçalıyor! Ailesinin kanlar içinde bulduğu genç adam üç ay yoğun bakımda yatıyor.
Modern psikolojinin “cinsiyet disforisi” diye tanımladığı gençlerden biriydi o. İnternet ortamlarında, “erkekliğinden” kurtulursa tüm psikolojik sıkıntılarının biteceğine inandırılmıştı. Bu genç, bir üniversite hastanesinde “kadın olabileceği” söylenerek sürece ikna edilmeye çalışılıyor. Ailesinin dirayetiyle başka bir merkeze gidiliyor ve evlatlarının fikri değişiyor. Cinsiyet disforisi geriliyor, “yoğun pişmanlık” günleri başlıyor.
Ailesi ile Üroloji Profesörü Zeki Bayraktar’ın kapısını çalıyorlar. Yanıt sarsıcı oluyor: “Tıbben mümkün değil, sadece silikon te**is protezi yerleştirebileceğimi söyledim. Te**is kaybından sonra testosteron üreten doku kalmadığı için kemik ve kas kütlesi zayıflamıştı.”
Binlerce genç, sosyal medyanın etkisiyle böyle cinsiyetlerinden edildi. Yarım bırakıldılar.
Benzer bir süreci, “İNSAN 3.0” belgeselinde de izledik. Bir genç kızımız, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hormon tedavisi sürecini başlatmış, asistanların “olur” raporuyla ameliyata kadar sürüklenmişti. Şükür ki o, ailesinin desteğiyle uçurumun kenarından döndü ve şimdilerde nişan telaşesi yaşıyor.
Prof. Dr. Zeki Bayraktar’ın tespiti hayati önemde: “25 yaşına kadar cerrahi müdahale düşünülmemeli. Çünkü beynin yönetimle ilgili merkezi ancak 25 yaşlarında gelişiyor ve takip bu yaşa kadar sürdürüldüğünde cinsiyet disforisi büyük oranda kendiliğinden geriliyor.”
Adalet Bakanlığı’nın çalışmasına göre Türkiye’deki cinsiyet ameliyatlarının yaşı 18’den 25’e çıkarılacak. Teklif gençliğimizi hatalı tıbbi yönlendirmelerden koruyacak.
Reşit olma yaşı hukuken 18 olsa da biyolojik gerçeklik, hayati kararların çok daha ileri safhalarda verilebileceğini söylüyor.
Bir insanın 18 yaşında verdiği ve 25 yaşına dek derin pişmanlıklarla uyandığı o “yarım kalmış hayatın” vebali sadece o gencin omuzlarında mı kalmalı?
Yoksa devlet ve toplum; akli muhakeme yeteneği tam olgunlaşmayan gençleri böylesine ağır bir yükten kurtarmalı mı?