12/12/2025
“Bunalım/çökkünlük/depresyon olarak adlandırdığımız ve boşluk, ruhsal yoksullaşma korkusu, yalnızlık olarak duyumsanan halin -kökü daima çocukluğa uzanan- benlik yitimi, dolayısıyla kendine yabancılaşma olduğuna hep yeniden tanık oluyorum. Uygulamada bu rahatsızlıkların çeşitli şekillerine, ara tiplerine ve nüanslarına rastlıyoruz; fakat açıklamalarımın daha net olabilmesi için uçlarda yer alan ve “birinin diğerinin arka yüzünü” oluşturduğunu düşündüğüm iki şeklini anlatmaya çalışacağım. Bunlar büyüklük tutkusu/grandiöz saplantı ve bunalımdır. Kişide açığa çıkmış olan “büyüklük tutkusunun” ardında bunalım her zaman pusuda bekler, bunalımlı/depresif ruh halinin ardında da çoğu zaman trajik öykümüzün karşı koyduğumuz sezinlemeleri saklanır. Aslında “büyüklük tutkusu” gerçeğin inkar edilmesinin bir sonucu olan benlik yitiminin verdiği acıya karşı bir savunmadır.
•
Büyüklük tutkunu her yerde hayranlık uyandırır ve bu hayranlığa ihtiyacı vardır; insanların hayranlığı olmadan yaşayamaz. Yaptığı her iş parlak bir başarı ile sonuçlanmalıdır ve gerçekten de bütün yaptıkları parlak başarılarla sonuçlanır (böyle başarılar getirmeyen işlerle zaten uğraşmaz). Kendisi de kendine olağanüstü özelliklerinden (güzelliğinden, aklından, yeteneklerinden, başarılarından ve performansından) dolayı hayrandır. Fakat bu parlaklığın bir parçasını bile yitirince ani bir çöküşle ağır bir bunalımın eşiğine gelir.
•
Büyüklük tutkusu içindeki insan, hayranlığın sevgi anlamına geldiği, onunla eş değer olduğu şeklindeki yanılsamasından terapi görmeden vazgeçemez. Bütün ömrünü bu tür “telafi” işlevi gören bir yanılsama uğruna harcayanların sayısı az değildir. Sevginin sembolü uğruna verilen bu savaş, geçmişteki çocuğun saygı, anlayış, ciddiye alınma gibi ihtiyaçlarının anlaşılmasına ve bilinçli olarak yaşanmasına izin verilmediği sürece sürüp gider…”
Alıntı pasajlar: Yetenekli Çocuğun Dramı/Alice Miller