Uzman Klinik Psikolog Feyza Gizem Öğrük

Uzman Klinik Psikolog Feyza Gizem Öğrük Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Uzman Klinik Psikolog Feyza Gizem Öğrük, Psychologist, 75. Yıl Mahallesi 5306 Sokak No:41 Kat:2 Daire: 4, Manisa.

Bazı ilişkilerde acı bağırarak değil, sessizce birikir.Ne kavga vardır ne tartışma;ama içten içe büyüyen bir uzaklaşma, ...
18/03/2026

Bazı ilişkilerde acı bağırarak değil, sessizce birikir.
Ne kavga vardır ne tartışma;
ama içten içe büyüyen bir uzaklaşma, bir kırgınlık, bir eksilme hissi vardır.

Sessiz acı genellikle şöyle başlar:
• Söylemek istediklerini ertelemek
• “Zaten anlamaz” diye susmak
• İhtiyaçlarını dile getirirken suçluluk duymak
• Küçük kırılmaları içe atmak
• Duyguların yerini görevlerin alması

Zamanla iletişim görünürde devam eder ama derinliği kaybolur.
Gülüşler kalır, yakınlık kaybolur.

Sessiz acı en tehlikeli acıdır;
çünkü fark edilmediği için kimse onu tamir etmeye çalışmaz.
Süren ilişki değil, alışkanlıktır artık.

Oysa ilişkide iyileşme, konuşulamayanı konuşmaya cesaret etmekle başlar.
Sessizlik duvar örer;
konuşmak ise kapı açar.

Reddedilme, yalnızca duygusal bir deneyim değildir.Beyin, reddedilmeyi fiziksel acıyı işleyen merkezlerde işler.Bu yüzde...
13/03/2026

Reddedilme, yalnızca duygusal bir deneyim değildir.
Beyin, reddedilmeyi fiziksel acıyı işleyen merkezlerde işler.
Bu yüzden “kalbim acıyor” cümlesi bir metafor değil, gerçek bir sinir sistemi tepkisidir.

Neden böyle olur?
İnsanın tarihsel olarak hayatta kalma şansı, bir gruba bağlı olmaktan geçiyordu.
Dışlanmak = tehlike demekti.
Bu nedenle beyin, reddedilmeyi tehdit olarak algılar ve acı alarmı verir.

Bu yüzden kişi reddedildiğinde:
• Göğüs sıkışması
• Mide ağrısı
• Boğaz düğümlenmesi
• Yüzde yanma
• Kalp çarpıntısı

gibi fiziksel belirtiler yaşayabilir.

Reddedilme korkusunu büyüten şey reddedilme değil,
reddedilmeye yüklenen anlamdır:
“Değerli değilim.”
“Yetersizim.”
“Benimle ilgili bir sorun var.”

Oysa reddedilme kişisel bir kusur değil;
iki insanın, iki durumun, iki ihtiyacın kesişmemesidir.

Ama beyin buna rağmen, acı çeken bir organ gibi tepki verir — çünkü kodları böyle yazılmıştır.

Şiddet bazen bir ses tonunda, bazen bir bakışta, bazen bir “hak etmiştin zaten” cümlesinde başlar.Ve en tehlikelisi, şid...
09/03/2026

Şiddet bazen bir ses tonunda, bazen bir bakışta, bazen bir “hak etmiştin zaten” cümlesinde başlar.
Ve en tehlikelisi, şiddetin ilk anda değil, zamanla normalleşerek görünmez hâle gelmesidir.

İnsan, sürekli maruz kaldığı şeye alışır.
İster sözlü şiddet olsun, ister duygusal manipülasyon, ister fiziksel baskı…
Beyin “yeniden tekrarlandığı için” tehdidi küçültmeye başlar.
Kişi zamanla kendi duygusunu bastırır:
“Abartıyorum galiba.”
“Herkes yaşıyor.”
“O da sinirle söyledi.”

Şiddetin en büyük gizemi budur:
Kendini sıradanlaştırır.

Normalleşen şiddetin işaretleri:
• Özürlerin savunma cümlesine dönüşmesi
• “Bir daha olmaz” sözünün tekrarlanması
• Kişinin kendini suçlu hissetmeye başlaması
• İçten içe bir utanç ve sessizlik oluşması

Şiddet bir davranış değil, bir döngüdür.
Ve o döngü fark edilmedikçe kendini tekrar eder.

Şiddetin normalleşmesi, şiddetin olmadığı anlamına gelmez;
sadece kişinin artık dayanmayı öğrendiği anlamına gelir — ki bu çok daha yıkıcıdır.

Bazı ilişkilerde kontrol; “ilgi”, “koruma” veya “sevgi” gibi algılanır.Oysa kontrol, sevginin değil kaygının ve güvensiz...
06/03/2026

Bazı ilişkilerde kontrol; “ilgi”, “koruma” veya “sevgi” gibi algılanır.
Oysa kontrol, sevginin değil kaygının ve güvensizliğin dışa yansımış hâlidir.

Peki neden karıştırılır?

Çünkü birçok kişi sevgiyle ilk kez çocuklukta tanışır.
Ve çocuklukta sevgi bazen sınır koyma, bazen müdahale, bazen de aşırı koruma davranışlarıyla iç içe sunulur.
Çocuk zihni şunu öğrenir:
“Beni düşünüyorsa kontrol eder.”
“İlgileniyorsa karışır.”
“Seviyorsa her adımımı bilmek ister.”

Yetişkinlikte bu öğrenme kalıbı devam eder.
Partnerin telefon bakması, nerede olduğunu sürekli sorması, kararlarına müdahale etmesi “beni önemsiyor” hissi yaratabilir.
Oysa kontrol, ilişkide yakınlık değil, alan daraltma anlamına gelir.

Sevgi: Özgürlük alanı açar.
Kontrol: Özgürlük alanını kapatır.

Ama zihnin öğrendiği sevgi modeli karışıksa, kişi bunun farkına varmakta zorlanır.
Bu nedenle kontrol, sevgi değil, alışıldık olanın güvenli gelmesi durumudur.

02/03/2026

Bazı çocuklar “çocuk” olamaz;
çünkü aile içinde duygusal olarak yetişkin rolüne çekilirler.
Anne babasının dert ortağı, sırdaşı, taşıyıcısı olurlar.

Bu durum dışarıdan sevgi gibi görünür:
“Sen akıllısın, sana her şeyi anlatabilirim.”
“Sen güçlüsün, seninle konuşunca rahatlıyorum.”
“Sen olmasan kime anlatacağım?”

Ama aslında bu çocuk için ağır bir yüktür.
Çocuğun duygusal kapasitesi, yetişkin problemlerini taşımaya uygun değildir.

Bu çocuklar büyüdüklerinde:
• Herkesin yükünü taşımaya alışkın olur
• Kendi ihtiyaçlarını geri plana atar
• “Hayır” demekte zorlanır
• Yüksek sorumluluk hissiyle yaşar
• Terk edilme ve onaylanmama kaygısı geliştirebilir

Çocuğu sırdaşa dönüştürmek, ona güven vermek değil;
duygusal ebeveynlik yükü bindirmektir.

Çocuk, çocuk kalabildiği evde gelişir.
Yetişkinleşmeye zorlandığı evde yorulur.

25/02/2026

Bu cümle bir soru değil, bir yaşam tarzına dönüşebilir.
Hata korkusu, insanın adım atmasını değil, adım atmaktan kaçınmasını öğretir.

Çünkü “hata” bazı kişiler için sadece yanlış bir davranış değildir;
değer kaybı, kusurlu görünmek, reddedilmek, yargılanmak anlamına gelir.

Bu korku nereden gelir?
• Çocuklukta aşırı eleştirilmek
• Büyük beklentilerle büyümek
• Hata yapmanın “ayıp”, “kusur” veya “zayıflık” olarak görülmesi
• Başarının sevgiyle eşleştirilmiş olması

Bu kişiler için hata yapmak, bir eylem değil bir kimlik hâline gelir:
“Hata yaptım = Ben kötüyüm.”

Bu yüzden ya hiç başlamazlar ya da başladıkları işi mükemmelleştirme çabasıyla tükenirler.

Oysa hata insanın gelişim mekanizmasıdır.
Deneme olmadan öğrenme olmaz.
Ama zihinde “hata = tehlike” olarak kodlandıysa, kişi sürekli tetikte yaşar.

“Ya hata yaparsam?”
Belki yapacaksın.
Ve insan tam da orada büyür.

16/02/2026

Birçok insan yardım istemenin zayıflık olduğuna inanır.
Aslında bu inanç gerçeklikten değil; öğrenilmiş korkulardan gelir.

Yardım istemeyi zorlaştıran sebepler:
• “Yetersiz görünürüm” korkusu
• “Rahatsız ederim” düşüncesi
• “Güçlü olmalıyım” şartlanması
• Çocuklukta duyulmayan ihtiyaçlar
• Eleştirilme ya da reddedilme korkusu
• Kontrolü kaybetmekten çekinmek
• Başkalarının gözünde “mükemmel” görünme isteği

Gerçek güç; her şeyi tek başına halletmek değildir.
Gerçek güç, zorlandığında bunu fark edebilmek ve ihtiyaç duyduğunda destek istemeyi seçebilmektir.

Yardım istemek:
• İnsan olduğunun kabulüdür,
• Sınırlarının farkında olmaktır,
• Yalnız olmadığını hatırlamaktır,
• Duygusal yükü paylaşmaktır,
• Kendine şefkat göstermekten ibarettir.

Zayıflık değil,
cesaretin en sakin hâlidir.

Duygusal ihmal, çoğu zaman fark edilmeyen bir çocukluk deneyimidir.Çocuk fiziksel olarak güvende olabilir, beslenmiş ola...
09/02/2026

Duygusal ihmal, çoğu zaman fark edilmeyen bir çocukluk deneyimidir.
Çocuk fiziksel olarak güvende olabilir, beslenmiş olabilir, bakılmış olabilir…
Ama duyguları görülmemişse, ihtiyaçları fark edilmemişse, hisleri ciddiye alınmamışsa yetişkinlikte görünmeyen yaralar bırakır.

Yetişkinlikte duygusal ihmal şu şekillerde ortaya çıkabilir:

✔ Duygularını ifade etmekte zorlanma
Çünkü çocukken “hissetmek” karşılık bulmamıştır.

✔ Sürekli güçlü görünme isteği
Zayıflık değil; duygunun tehlikeli olduğunu öğrenmenin sonucudur.

✔ Yakın ilişkilerde mesafe
İlişki ister ama “fazla yakınlık” rahatsız eder.

✔ Kendi ihtiyaçlarını fark edememe
“Herkesi düşünürüm ama sıra bana gelince kilitleniyorum” hissi.

✔ Hep destek olan ama destek istemekte zorlanan kişi
Çocukken ihtiyaçları duyulmadığı için yetişkinlikte ihtiyacını tanımlamak zor gelir.

✔ Nedenini bilmediği boşluk hissi
Duygusal yoksunluk beton gibi ağır bir his yaratabilir.

Duygusal ihmal “kötü ebeveynlik” değil;
çoğu zaman nesiller boyu aktarılan farkında olunmayan kopukluk kalıplarıdır.
Yetişkinlikte bu döngüyü fark etmek, geçmişten gelen yükü hafifletmenin en güçlü adımıdır.

Kendini başkalarıyla kıyaslamak, çoğu insanın istemeden yaptığı ama en çok yıpratan düşünce alışkanlıklarından biridir.K...
06/02/2026

Kendini başkalarıyla kıyaslamak, çoğu insanın istemeden yaptığı ama en çok yıpratan düşünce alışkanlıklarından biridir.
Kıyas bir “eksiklik” göstergesi değil; beynin sosyal dünyada yerini anlamaya çalışmasının doğal yansımasıdır.
Ama sorun şu: Kıyas çoğu zaman gerçeklikle değil, zihnimizdeki mükemmel bir versiyonla yapılır.

Kıyasladığımız insanlar genelde:
• En başarılı anlarıyla,
• En mutlu halleriyle,
• En parlak dönemleriyle,
• Filtrelenmiş sosyal medya görüntüleriyle
karşımıza çıkar.
Ve biz kendi iç dünyamızdaki tüm karmaşayı o vitrindeki tek bir kareyle karşılaştırırız.

Kıyaslama kişiyi nasıl etkiler?
• Değer duygusunu zayıflatır
• Sürekli eksik hissettirir
• Motivasyonu düşürür
• Sahip olduklarını değersizleştirir
• Hayatın temposunu başkalarının ritmine göre ayarlamana neden olur

Oysa gerçek özgürlük şurada başlar:
“Benim yolum, benim hızım, benim hikâyem.”
Kıyasın bıraktığı yer başkasının yolu;
kendi yolunu bulduğun yer içsel huzurdur.

Öfke patlamaları genellikle “ani” gibi görünür ama aslında öfke ani değildir.Öfke patlaması, uzun süre bastırılan duygul...
02/02/2026

Öfke patlamaları genellikle “ani” gibi görünür ama aslında öfke ani değildir.
Öfke patlaması, uzun süre bastırılan duyguların, söylenemeyen ihtiyaçların, ifade edilemeyen kırgınlıkların bir anda dışarı taşmasıdır.
Bu yüzden patlamayı durdurmak yerine, patlamayı oluşturan birikimi anlamak çok daha değerlidir.

Öfke patlamalarının altında neler olabilir?
• Görülmeme, duyulmama hissi
• Sürekli fedakârlık yapıp karşılık alamama
• Bastırılmış incinmişlik
• Kontrol kaybı korkusu
• Sürekli eleştirilme
• Çocukluktan kalan korku ve öfke kayıtları
• Yorgunluk ve tükenmişlik
• İhtiyaçların ifade edilememesi

Öfke patlaması aslında bedenin şu mesajıdır:
“Bu yük artık taşınamıyor.”

Öfke bir düşman değildir; yanlış ifade edildiğinde zarar verir, doğru anlaşıldığında ise ihtiyacın nerede olduğunu gösterir.

Öfkeyi bastırmak değil, öfkenin kökenini anlamak ve ihtiyacı fark etmek duygusal kapasiteyi güçlendirir.

Dışarıdan bakıldığında sakin, kontrollü, “hiçbir şey etkilemez” görünen bazı insanlar iç dünyalarında büyük bir fırtına ...
30/01/2026

Dışarıdan bakıldığında sakin, kontrollü, “hiçbir şey etkilemez” görünen bazı insanlar iç dünyalarında büyük bir fırtına taşıyabilir.
Çünkü duyguları bastırmak kısa vadede sessizlik yaratır; uzun vadede ise duygusal bir birikim ve içsel çöküş oluşturur.

Bastırılan duygu şunlara dönüşebilir:
• Kas sertliği, boyun–çene ağrısı
• Sürekli yorgunluk
• Patlamaya hazır bir öfke
• “Hiçbir şey hissetmiyorum” hâli
• Duygusal donukluk
• Uyku sorunları
• Ani sinir patlamaları
• Duygusal kopukluk

Duyguları bastıran kişi sakin görünür, hatta çevresi tarafından “çok güçlü” olarak etiketlenir.
Ama içte olan şudur:
Duygu beden tarafından tutulur, zihinden değil.
Bu nedenle bastırılan tüm duygular bir yerden dışarı sızar; ya davranıştan ya bedenden ya da ilişkilerden.

Sakinlik, duyguyu yok etmek değil; duyguyla güvenli şekilde temas edebilmektir.

26/01/2026

Bazı insanlar için güçlü görünmek sadece bir tercih değildir; öğretilmiş bir zorunluluktur.
Çocukluğunda “duygunu belli etme”, “sert ol”, “ağlama”, “her şeyi sen çözmelisin” mesajları alan biri, yetişkinlikte de aynı rolü sürdürür.
Ancak bu rolün görünmeyen bir bedeli vardır: ruhsal yorgunluk.

Güçlü görünme zorunluluğu zihni nasıl yorar?
• Her durumda kontrolü kaybetmeme çabası
• İçte fırtına koparken dışarıya sakin görünme isteği
• Yardım istemekten çekinmek
• Hata yapmaktan korkmak
• Herkese yetişmeye çalışma
• “Ben hallederim” cümlesinin bir süre sonra büyük bir yük hâline gelmesi

Dışarıdan güçlü görünmek kolaydır;
zor olan, iç dünyayı sürekli bastırmaktır.
Çünkü zihnin en çok yorulduğu an, başka birini değil, kendi duygusunu taşımaya çalıştığı andır.

Gerçek güç, her şeye dayanmak değil;
dayanamadığın yerde kendine dürüst olabilmektir.

Address

75. Yıl Mahallesi 5306 Sokak No:41 Kat:2 Daire: 4
Manisa
45030

Opening Hours

Monday 13:00 - 21:00
Tuesday 09:00 - 20:00
Wednesday 11:00 - 21:00
Thursday 09:00 - 20:00
Friday 11:00 - 21:00
Saturday 10:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzman Klinik Psikolog Feyza Gizem Öğrük posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share