Fzt. Furkan Sarıaydın

Fzt. Furkan Sarıaydın Kayropraktik Uzmanı

04/04/2026

Sakroiliak eklem disfonksiyonu, klinik dünyasında büyük taklitçi olarak bilinir. Birçok hasta ve maalesef bazen uzmanlar bu ağrıyı doğrudan bel fıtığı dosyasına hapseder. Oysa modern literatür, gerçek suçlunun genellikle bir kat aşağıda, leğen kemiği ile omurganın birleştiği o devasa köprüde saklandığını söylüyor.

Dutton ve arkadaşlarının (2021) yaptığı kapsamlı derlemeler, kronik bel ağrısı şikayetiyle başvuran hastaların ciddi bir oranında asıl sorunun bel fıtığı değil, sakroiliak eklem olduğunu doğruluyor. Eğer hasta daha önce bir bel operasyonu geçirdiyse, bu oranın çok daha yüksek seviyelere ulaştığı görülüyor.

Sizer ve ekibi tarafından (2022) yürütülen çalışma, bu eklem ağrısının özellikle radikülopatiyle birebir aynı haritayı takip edebildiğini gösteriyor. Kasık ağrısı, uyluk yan tarafı ve kalçanın derinindeki ağrıların bel fıtığı teşhisiyle maskelenmesi, yanlış tedavi süreçlerine yol açan en büyük delil karartma operasyonu olarak nitelendiriliyor.

Schneider ve diğerlerinin (2020) araştırmasına göre, tek bir testin suçluyu yakalamaya yetmediği açıkça görülüyor. Ancak beş farklı provokasyon testinden üçünün pozitif çıkması durumunda, sorunun sakroiliak eklemden kaynaklandığı kararı bilimsel olarak çok yüksek bir doğrulukla verilebiliyor.

24/03/2026

Maigne Sendromu, bel ağrısı çeken hastaların %1.6'sı ile %40'ı arasında değişen bir oranda görülmesine rağmen tıp literatüründe hala yeterince teşhis edilemeyen ve sıklıkla gözden kaçan bir klinik tablodur. Hastalar genellikle belin alt kısmında şiddetli ağrı hissettikleri için doğrudan lomber bölge MR ve CT görüntülemelerine yönlendirilir; ancak bu tetkikler genellikle alt beldeki fıtık veya kireçlenmeleri gösterir ki bu bulgular çoğu zaman hastanın asıl ağrısıyla klinik olarak örtüşmez. Bu durum, asıl sorunun daha yukarıda, sırt ve belin birleştiği torakolomber bölgede olmasına rağmen tedavinin yanlış anatomik bölgeye odaklanmasına ve dolayısıyla kronikleşen bir ağrı döngüsüne neden olabilir.

Tedavi yaklaşımında ise sadece semptomları baskılamak yerine, sorunun kaynağına yönelik hedefe odaklı yöntemler tercih edilmelidir. Tanının kesinleştirilmesinde, "triple block" adı verilen ve floroskopi eşliğinde gerçekleştirilen kontrollü lokal anestezi enjeksiyonları ağrının tam yerini belirlemede kritik bir rol oynar. İyileşme sürecinde ise omurganın derin destekleyici kasları olan multifidus ve rotatores kaslarını güçlendiren özel egzersiz protokolleri, manuel terapi ve doğru postür eğitimi en etkili sonuçları verir. Konservatif tedavilere yanıt vermeyen dirençli vakalarda ise, kalça kemiği üzerindeki tünellerde sıkışan sinirlerin cerrahi olarak serbest bırakılması kalıcı bir çözüm sunabilir.

18/03/2026

Roussouly sınıflaması, sakral eğim (SS) değerine ve bel kavisinin (lordoz) geometrisine dayanarak insan bel yapısını dört ana tipe ayırır. Bu sınıflama, belin şekli ile ileride oluşabilecek dejeneratif (yıpranmaya bağlı) sorunlar arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı olur.

Roussouly'ye göre dört bel tipi şunlardır:

Tip 1 (Kısa Hiperlordoz):

Sakral eğim düşüktür (SS < 35°).

Bel kavisinin en uç noktası (apeks) çok aşağıda, L5 seviyesine yakındır.

Alt kavis (distal ark) neredeyse yoktur; lordoz kısa bir hiperlordoz şeklindedir ve üstünde uzun bir torako-lomber kamburluk (kifoz) bulunur.

Genellikle düşük pelvik insidans (PI) değerine sahip bireylerde görülür.

Tip 2 (Düz Bel - "Flat Back"):

Sakral eğim yine düşüktür (SS < 35°).

Alt kavis sığ ve uzundur, bel neredeyse düz bir çizgiye yakındır.

Bu tipte diskler üzerine binen basınç maksimumdur ve erken yaşta fıtık riskini artırabilir.

Genellikle düşük PI ile ilişkilidir.

Tip 3 (Dengeli Bel):

Ortalama bir sakral eğime sahiptir (35° < SS < 45°).

Lordozun alt ve üst kavisleri birbiriyle dengelidir.

Düzenli ve uyumlu bir bel yapısı olarak kabul edilir ve belirli bir dejenerasyon türü için spesifik bir risk taşımaz.

Tip 4 (Belirgin Kavisli Bel - "Hypercurved Back"):

Sakral eğim yüksektir (SS > 45°).

Bel kavisi hem uzunluk hem de eğim olarak artmıştır.

Bu tipte stres daha çok omurganın arka elemanlarına (faset eklemleri) biner; bu da faset eklemi kireçlenmesine veya kaymalara (spondilolistezis) yatkınlık yaratabilir.

Genellikle yüksek PI değerine sahip bireylerde görülür.

Bu sınıflama, her bireyin anatomik yapısına uygun cerrahi veya tedavi stratejilerinin belirlenmesinde kritik rol oynar; çünkü bir hastanın orijinal bel tipi (örneğin Tip 4), yaşlanma veya hastalık sonucu Tip 2 gibi görünebilir ("sahte Tip 2") ve tedavinin hastanın özgün yapısını geri kazandırmayı hedeflemesi gerekir.

11/03/2026

Kaynaklara göre, sırt ve boyun ağrısının nedenleri çalışılan meslek grubuna ve çalışma koşullarına göre değişiklik göstermektedir:

Ofis Çalışanları İçin Nedenler:

Uzun süreli hareketsiz davranışlar ve yetersiz ergonomik düzenlemelere sahip ev ofis ortamları.

Uzun süreli bilgisayar kullanımı, kötü tasarlanmış çalışma istasyonları, yanlış monitör ve klavye yerleşimi.

Duruş bozuklukları, özellikle öne eğik baş duruşu ve yuvarlak omuzlar.

Uzun süre mola vermeden çalışma, statik duruşlar ve tekrarlayan hareketler.

Sağlık Çalışanları İçin Nedenler:

Ağır kaldırma (hastaları kaldırmak veya yeniden konumlandırmak gibi), tekrarlayan hareketler ve uzun süre ayakta kalma.

Zorlayıcı vücut duruşları; örneğin cerrahların ameliyat sırasında saatlerce aynı pozisyonda kalması, eğilmesi veya kollarını/omuzlarını gergin bir şekilde tutması.

08/03/2026

Siyatik, modern toplumun en çok yanlış anlaşılan ama en sık tecrübe edilen ağrı fenomenlerinden biridir. Literatürde genellikle bel fıtığı ile özdeşleştirilse de, aslında siyatik bir hastalık değil; vücudun en uzun siniri olan nervus ischiadicus boyunca yayılan bir semptomlar topluluğudur. BMJ (2007) ve NEJM (2015) gibi tıp literatürünün temel taşlarından süzülen bilgilere göre, gerçek siyatik ağrısı sadece bir "bel sızısı" değildir. Vücudun en kalın sinirinin geçtiği rotayı, yani belden başlayıp kalçayı aşarak ayağa kadar uzanan o "elektrikli hattı" doğrudan etkileyen bir durumdur.

Gerçek bir siyatik tablosunu ayırt etmek için literatürün bize sunduğu en önemli kriter, ağrının dağılımıdır. Klasik bir siyatikte, bacakta hissedilen ağrı şiddeti beldeki ağrıdan çok daha fazladır. Eğer beliniz ağrıyor ama bacağınızdaki o çekme ve yanma hissi belinizi unutturuyorsa, işte o zaman sinir kökü üzerindeki bir baskıdan şüphelenmeye başlarız. Özellikle Jensen ve ark. (2019) tarafından vurgulanan kritik bir sınır vardır: Ağrının diz altına, hatta ayak bileği veya parmaklara kadar yayılması. Siyatik siniri bir ağaç gibi düşünürsek, kökteki bir sorun en uçtaki yaprağı, yani ayak parmağınızı bile sızlatabilir.

Buradaki en belirleyici bilimsel kanıt ise "sinir gerginlik testleri"dir. Sinir sistemi, vücudumuzda kesintisiz bir kablo ağı gibi hareket eder. Siyatik sinirinde bir baskı veya inflamasyon olduğunda, bu ağ artık esnekliğini yitirir. Bacağınızı dümdüz yukarı kaldırmaya çalıştığınızda ya da ayağınızı kendinize doğru çektiğinizde oluşan o dayanılmaz "gerilme" ve "kopacakmış gibi olma" hissi, sinirin mekanik olarak bir yere takıldığını veya kimyasal olarak tahriş olduğunu bize kanıtlar. Bu sinirsel gerginlik, sadece kas ağrısı yaşayan birinden sizi ayıran temel farktır.

01/03/2026

Kaynaklara göre, evde herhangi bir özel ekipman (kayış veya kaldıraç gibi) gerektirmeden uygulanabilecek en etkili kalça abdüktör güçlendirme egzersizleri dört farklı pozisyonda gerçekleştirilen bacak açma (abdüksiyon) hareketleridir. Aboufazeli ve arkadaşlarının (2021) çalışmasında bel ağrısını azaltmada ve bel kaslarını (multifidus) büyütmede geleneksel egzersizlerden daha başarılı olduğu kanıtlanan bu yöntemler şunlardır:

Yan Yatarak Bacak Açma (Side-lying Hip Abduction): Sol veya sağ yanınıza yatarak bacağınızı yaklaşık 30 derecelik bir açıyla yukarı kaldırın. Çalışmada bu pozisyonda bacağın havada tutulduğu izometrik kasılmalar uygulanmıştır.

Ayakta Bacak Açma (Standing Hip Abduction): Ayakta dururken bacağınızı yana doğru açın. İdeal açıyı yakalamak için iki bacak arasındaki yatay mesafenin, bacak boyunuzun yaklaşık %50'si kadar (bu da yaklaşık 30 dereceye denk gelir) olması önerilir.

Sırtüstü Bacak Açma (Supine Hip Abduction): Sırtüstü yatarken bacaklarınızı yana doğru açarak aynı 30 derecelik açıyı koruyun.

Yan Denge ve Hareket (Side Balance): Diğer bir kaynakta belirtilen bu egzersizde yan yatarak her iki bacağı hafifçe yerden kaldırın; üstteki bacağınızı nefes alırken öne doğru uzatıp nefes verirken başlangıç pozisyonuna getirin.

Uygulama Prensipleri (Bilimsel Protokol): Bu egzersizlerin evde en yüksek verimi sağlaması için şu kurallara dikkat edilmelidir:

Yoğunluk: Hareketleri yorulmadan yapabileceğiniz maksimum tekrar sayısının %80'i kapasiteyle (genellikle 2 set, 7-9 tekrar) yapın.

Tempo: Her tekrardan sonra 5 saniyelik bir duraklama yapın ve setler arasında 2 dakika dinlenin.

Süreklilik: Bu programın haftada 3 kez, toplam 8 hafta boyunca uygulanması multifidus kas boyutunda ve ağrıda anlamlı iyileşme sağlamıştır.

Bu egzersizler, bacaklarınızı hareket ettirirken lumbar omurganızı stabilize etmek için bel kaslarınızın otomatik olarak kasılmasını sağladığı için bel sağlığı açısından oldukça kritiktir.

14/02/2026

Psoas major, T12 ile L5 vertebraların korpus ve transvers proseslerinden köken alıp pelvis içinden geçerek femurdaki trochanter minor'a tutunan, vücudun en derin ve stratejik kas yapısıdır. Sadece insanda pelvise doğrudan temas eden bu yapı, bipedal lokomosyon ve dik duruşun primer dinamosu olmasının ötesinde, Panjabi’nin stabilizasyon teorisinde omurganın en kritik lokal stabilizatörü olarak tanımlanır. Anatomik vektörü gereği segmental bir işleyişe sahip olan psoas, alt lifleriyle lumbal omurgaya ekstansiyon yönünde bir kuvvet uygularken, üst lifleriyle fleksiyon desteği sağlayarak omurganın dinamik stabilitesini yönetir. Bu biyomekanik karmaşıklık, psoasın diyaframın crus yapılarıyla medial arkuat ligament üzerinden kurduğu fasyal süreklilikle birleşerek, solunum mekaniği ile core stabilitesi arasında fonksiyonel bir köprü oluşturur.

Bu fonksiyonel zincir, psoasın retroperitoneal boşluktaki visseral komşuluklarıyla daha da karmaşık bir hal alır; bağırsak segmentlerine olan yakınlığı nedeniyle, İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) gibi kronik inflamatuar süreçler visserosomatik refleks mekanizması üzerinden psoasta patolojik bir hipertonusa yol açabilir. Bu durum, kasın sadece mekanik bir yapı değil, iç organ sağlığı ile postüral denge arasında bir dengeleyici olduğunu kanıtlar. Aynı zamanda merkezi sinir sisteminin sempatik aktivasyonuna en hızlı yanıt veren kaslardan biri olması, psoası kronik stresin yarattığı nöral deşarjın doğrudan hedefi haline getirir. Sonuç olarak psoas; nöral uyarılar, visseral sağlık ve biyomekanik stabilizasyonun kesişim noktasında yer alarak, lumbopelvik bölgenin bütünsel fonksiyonunu belirleyen eşsiz bir entegratör görevi görür.

04/02/2026

Kronik bel ağrılarının %16-30'unun kaynağı olan sakroiliak eklem (SİE) bozukluğu; genellikle ani rotasyonlar, pelvik makaslama stresi ve sporculardaki asimetrik yüklenmeler sonucunda gelişir. Bacak boyu farkı gibi biyomekanik anormallikler ile özellikle gluteal kasların zayıflığı ve iliopsoas gerginliğinden kaynaklanan kas dengesizlikleri, eklemin yük transferi sağlayan hassas yapısını bozarak ağrıyı tetikleyebilir.

Kaynak 1: Peebles, R. ve Jonas, C. E. (2017). "Sacroiliac Joint Dysfunction in the Athlete: Diagnosis and Management". Current Sports Medicine Reports.

Kaynak 2: Vanelderen, P., Szadek, K., Cohen, S. P. ve ark. (2010). "13. Sacroiliac Joint Pain". Pain Practice

28/01/2026

Günlük hareketlerin diz kapağınıza (patellofemoral eklem) ne kadar büyük bir "reaksiyon kuvveti" bindirdiğini biliyor musunuz? Bilimsel araştırmalara göre dizleriniz:

🚶 Yürürken: Vücut ağırlığınızın 0.9 katını, 🪜 Merdiven çıkarken: 3.2 katını, 🏃 Koşarken: Tam 5.2 katını göğüslüyor!.

Diziniz ne kadar çok bükülürse, kuadriseps kaslarınız diz kapağınızı uyluk kemiğine o kadar sert iter. Eklemler, vücudun diğer yapılarına göre daha az kanlandığı için hasar gördüklerinde iyileşmeleri çok daha yavaştır.

Diz sağlığınızı korumak için hareketlerinizi bilinçli yapın.

Not: Derin squatların meta-analizlere göre diz sağlığına zararı yoktur.

21/01/2026

Ayak bileğindeki kısıtlılık yukarı çıktıkça sorunlar büyür. Düşük dorsifleksiyon açısı; kalça ekstansiyonunu azaltır, kalça adduksiyonunu artırır ve pelvisin (leğen kemiği) düşmesine yol açar. Sonuç mu?

• Kalça eklemine binen yükün artmasıyla kalça osteoartriti (kireçlenme) riski.

• Pelvis rotasyonunun bozulması nedeniyle bel bölgesi yaralanmaları,.

• İleriye doğru itiş gücünün (GRF) azalmasıyla yürüme hızının yavaşlaması,.

Kısıtlı bir hareket alanı sadece mekaniği bozmaz, kronik ağrıları da beraberinde getirir. Kaynaklara göre yetersiz dorsifleksiyon; Aşil tendinopatileri, topuk dikeni, stres kırıkları ve kronik ayak bileği instabilitesi (gevşekliği) ile doğrudan ilişkilidir.

Üstelik, ayak bileği burkulmaları en yaygın kas-iskelet sistemi yaralanmalarından biridir ve bir kez burkulma yaşadıysanız, tekrar burkulma riskiniz 3.5 kat daha fazladır,. Eğer bu süreç iyi yönetilmezse, bireylerin %70'inde kronik instabilite ve ilerleyen yıllarda posttravmatik osteoartrit (travma sonrası kireçlenme) gelişebilir.

PMID: 28258176

PMID: 40557305

PMID: 31135209


16/01/2026

İnsan vücudu kusursuz bir simetri üzerine kurulmamıştır. Omuz yüksekliği farkı, bacak uzunluk farklılığı veya baş–çene asimetrileri çoğu zaman postür bozukluğu değil, insan anatomisinin doğal bir sonucudur. Bu videoda postür, asimetrik vücut yapısı, omuz eşitsizliği, bacak uzunluk farkı ve fonksiyonel denge kavramlarını bilimsel temelleriyle ele alıyorum.
Fizyoterapide amaç aynaya bakınca simetrik görünen bir duruş değil; günlük yaşamda ağrısız, dengeli ve verimli hareket edebilen bir vücut oluşturmaktır. Eğer siz de sürekli “postürüm bozuk mu?” sorusunu soruyor, küçük asimetrileri kafanıza takıyorsanız bu video bakış açınızı değiştirebilir.

13/01/2026

Çoğu zaman sadece kafamızın içinde hissettiğimiz o zonklayıcı ağrı, aslında boyun omurlarımızdaki bir problemden kaynaklanıyor olabilir. Literatürde “servikojenik baş ağrısı” olarak bilinen bu durum; boyun kemikleri, diskler veya yumuşak dokulardaki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkar.
Peki, neden boynumuz ağrıyınca başımızda hissediyoruz? Bunun sebebi, vücudumuzdaki büyüleyici bir sinirsel ağ olan trigeminocervical yakınsama mekanizmasıdır. Boyun bölgesinden gelen ağrı sinyalleri, yüzün duyusunu alan sinirlerle aynı merkezde buluşur ve beynimiz bu sinyalleri bir “baş ağrısı” olarak yorumlar. Özellikle C2 omuru, beyni ve omuriliği çevreleyen dural membran ile olan özel bağlantısı nedeniyle bu süreçte kritik bir rol oynar

Migren ile Karıştırmayın! Servikojenik baş ağrısı; bulantı, ışık ve ses hassasiyeti gibi belirtiler nedeniyle sıklıkla migrenle karıştırılsa da aslında ayırt edici bazı işaretlere sahiptir:
• Ağrının genellikle tek taraflı ve sabit olması.
• Boyun hareketlerinde kısıtlılık hissedilmesi.
• Ense köküne yapılan baskıyla ağrının tetiklenmesi.
İlaçlara dirençli olabilen bu ağrı türünde fizik tedavi uygulamaları, spesifik egzersizler ve uzman muayenesi yaşam kalitesini artırmanın anahtarıdır. Baş ağrınızın kaynağını doğru tespit etmek, doğru tedaviye giden ilk adımdır.

Address

Kemeraltı, Hasan Işık Caddesi
Marmaris

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Fzt. Furkan Sarıaydın posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share