27/03/2026
“Ben evden çıkmaya hazırım baba…”
Bir Başkadır dizisinde Hayrunnisa’nın bu cümlesi, yalnızca bir kıyafeti değil; ait olduğu yerin ruhsallığını, kodlarını ve bağlarını da üzerinden çıkarıp bırakışının ilanıydı.
Aslında birçok gencin doğalında yaptığı, yapmaya çalıştığı şey bu.
Ergenlik çoğu kuramcı tarafından “ikinci doğum” olarak tanımlanır. İlki anne rahminden dünyaya çıkıştır; ikincisi ise çocukluktan yetişkinliğe…
Bu geçiş, sancılı bir ayrışma sürecidir. Çocukluk boyunca anne babaya yaslanan birey, artık kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını arar. Bazen sessizce, bazen çatışarak…
Öyle hassas bir süreçtir ki bu; ne bağımlılık kalıcı olmalı, ne de kontrolsüz çatışmalar onarılması zor kopuşlara dönüşmeli.
Çünkü ergenlik bir kriz değil, bir vedadır. Çocukluğa, masumiyete, anne babayla iç içe geçmiş o sıkı bağa…
Ve her veda gibi, bir yas barındırır içinde. Talat Parman’ın dediği gibi:
“Ergenlik bir yas sürecidir ve mutlu ergen yoktur.”
Bu dönemde genç; kim olduğunu anlamaya, kim olmayacağını fark etmeye çalışır. Duygular yoğun, beden değişken, sınırlar flu, ilişkiler karmaşıktır.
Çocukluğun konfor alanından çıkan birey, yetişkinliğe dair provalar yapar. Ve bu prova sürecinde aileyle ilişkisini yeniden tanımlar. Artık yalnızca “evde yaşayan bir çocuk” değil, “kendi olan bir birey”dir.
Ebeveynin rolü burada belirleyicidir: Onu kendi olmaya teşvik etmek, hata yapma hakkı tanımak ve en önemlisi şunu hissettirebilmek:
“Başıma ne gelirse gelsin, dönecek bir yerim var.”
Bu ihtiyaç sadece ergenliğe ait değildir. Hayatın, koşulların ya da ilişkilerin içinde ayrışmasını tamamlayamamış birçok yetişkin de hâlâ aynı güveni arar.
Bu desteğe gerçekten doyabilmiş “çocuklar”, bir gün hazır olduklarında şöyle diyebilir:
“Ben evden çıkmaya hazırım baba…”
Şamil Saribaş